Batı'nın "dil terörü"

Batı'nın "dil terörü"

11 Eylül sonrası Batı'nın savaş propagandası amacıyla kullandığı korku ve dehşet oluşturan dil "terörizm"den daha büyük bir tehdit mi?
Mepa Haber Merkezi

George W Bush 11 Eylül’den sonra teröre karşı savaş ilan ettiğinde bazı yorumcular bunun gerçekte ne anlama geldiği hakkında endişelenmeye başlamışlardı. Bir ulusa karşı savaş ilan edebilirisiniz fakat bir stratejiye karşı nasıl savaş açabilirsiniz? Bu savaşı fiili olarak nasıl kazanabilirsiniz?

Bush tabiî ki de ne yaptığını biliyordu. Teröristler herhangi bir yerde ortaya çıkıp herhangi bir yere saldırabilirlerdi. Tanımı gereği terörizm orduyu değil sivilleri hedefler. Teröristler Amerika’ya karşıt bir politik veya dini hareketi temsil eder.

Bize şunu söylediler: Kork Amerika, mütemadiyen kork ve bırak istediğimiz yere saldıralım. Evet, terörizmin spesifik bir coğrafyası olmayabilir bu sebeple istediğimiz yere gideriz.

11 Eylül’den 15 yıl sonra terör kelimesi anlamı genişlemiş bir silaha dönüştü. Korkuyu, öfkeyi, ırkçılığı ve dine duyulan nefreti arttırmak için; bombalı saldırıları, yağmalamaları, ölümcül drone’ları meşrulaştırmak için; askeri alana yeni yatırımlar yapılmasını teşvik etmek için; teröristlere karşı zayıf kaldığı iddia edilen siyasetçileri devirmek için başvurulan bir yol oldu.

Terörizm, dünyanın son birkaç yılda yaşadığı her silahlı ve bombalı saldırıya atfedildi. Nice trajedisinden sonra Cumhurbaşkanı Hollande’ın ağzından çıkan ilk kelimelerden biri terörizmdi. Orlando’daki silahlı saldırı veya Nice olayı olsun fark etmez Donald Trump’ın ilk sözleri her zaman terörizm oluyor.

Terörün arkasında her zaman düşman bir örgüt olduğu düşünülür. Ve son günlerde her olayda düşmanın Müslüman olduğu düşünülüyor.

Asıl rahatsız edici olan terörizmin daima mesuliyetli gazetelerin manşetlerine taşınması. CNN’in kalınca yazılmış başlıklarında olduğu gibi. Bu sadece Birleşik Devletler ile sınırlı değil. The Guardian geçtiğimiz cumartesi şöyle bir başlık attı; Münih terörünün ardından Almanlar endişelerini gidermek için Merkel’e bel bağladılar.

Faili terörist olarak etiketlemek için bir örgüt ile bağlantısının kanıtlamasına gerek yok. Bağlantılı olduğunun düşünülmesi yeterlidir. Bu kişinin ailesi özellikle Tunus, Fas, Afganistan, İran gibi ülkelerden olursa.

Münih saldırganının hiçbir siyasi ilgisinin olmadığı ortaya çıktı. Nice saldırısındaki kamyon şoförünün veya Orlando saldırganının mücahidlerle veya IŞİD ile bağı olup olmadığı belirsiz.

Amerika’nın kendi içinde korku tacirleri bulunmakta. Fakat İngiltere ve Avrupa’nın da pastada payı var. İngiltere’nin yeni dış işleri bakanı ve eski Londra belediye başkanı Boris Johnson Münih saldırısından sonra şu açıklamalarda bulundu; “Bu bir başka terör saldırısıysa,ki öyle gözüküyor, bir kez daha kanıtlandı Ortadoğu’da ve dünyanın diğer bölgelerinde üreyen kanser ile kaynağında mücadele etmemizi gerektiren küresel bir hastalığımız var.”

Tabii istisnalar dışında. Genç beyaz bir adam geçen sene Güney Caroline’da bir kilisede dokuz Afro-Amerikan vatandaşı öldürdüğünde terörizmden hiç bahsedilmedi. Failler koyu tenli, göçmen veya Müslüman ise olay terörizme evriliyor. Fakat failler beyaz ve sağ kanadın ırkçı taraftarlarıysa akla terörizm bile gelmiyor.

Terör kelimesinin korku aşılamak, önyargı ve göçmen karşıtı tutum oluşturmak adına kullanılan bir silah olduğunu idrak etme vakti geldi artık.

Başkan Obama korkunç bir olay olduğu zaman bunu dile getirmemek için kendini frenliyor. Fakat medya ve muhalif siyasetçiler kelimenin kasıtlı olarak kötü kullanımını kınamalılar. Boris Johnson kışkırtıcı mübalağaları yüzünden İngiltere’de kınandı. Ama basın birçok Amerikalı siyasetçinin kaygısızca konuşmasına müsaade ediyor.

Medya kendini sansürleyerek işe başlamalı. Gerçek sebeplerini anlamadığımız sürece bu olayların önüne geçemeyiz. Sosyolog Farhad Khosrokhavar bu tür saldırıları “taklitçi şiddet” veya “hassas insanların taklit edebileceği model” olarak adlandırıyor. Ana sebep genellikle kötü ekonomik durum ve toplumsal yabancılaşma ile körüklenen akli dengesizlik oluyor. Bu son iki mesele ise dikkatimizi yöneltmemiz gereken noktadır.

Medya ve ekonomi alanında ABD'nin nabzını tutan ve birçok kitap ile analizin altında imzası bulunan Feff Madrick'in "The Century Foundation" için kaleme aldığı bu analiz Mepa News okurları için tercüme edildi.