IŞİD sonrası Irak'ta muhtemel Sünni isyanı

IŞİD sonrası Irak'ta muhtemel Sünni isyanı

Irak, IŞİD’in Musul’un kontrolünü kaybetmesi sonrası bir Sünni direnişiyle daha karşı karşıya kalabilir.
Mepa Haber Merkezi
ABD'li askeri kurumlara istihbarat ve saha analizi desteği sağlayan Washington merkezli düşünce kuruluşu Institute for the Study of War'dan Emily Anagnostos, Jessica Lewis McFate, Jennifer Cafarella, ve Alexandra Gutowski'nin kaleme aldığı analiz Mepa News okurları için tercüme edildi.

Analizde IŞİD sonrası Irak'ta Nakşibendi Ordusu veya El Kaide liderliğinde ikinci bir Sünni isyanının patlak verebileceği ileri sürülüyor ve ABD'nin bu konuda önlemler alması gerektiği belirtiliyor. ABD ve İran destekli siyasi ve askeri grupların ortaklığı ile yönetilen Irak'ta mevcut düzen devam edebilecek mi? 

"Anticipating Iraq’s Next Sunni Insurgency" başlığı ile yayınlanan analiz:

Giriş:

ABD merkezli Operation Inherent Resolve (ABD'nin IŞİD'e karşı başlattığı operasyonun adı), 2012-2013 yıllarında Sünni Arapların şiddet içermeyen protesto hareketlerine neden olan siyasi koşulları henüz çözemedi. IŞİD'in elinden alınan bölgelerdeki Sünni Arapların Irak merkezi hükümeti ile de mutabık olacakları pek sanılmıyor. 2016 yılında IŞİD’e karşı yapılan başarılı operasyonlar, hükümet karşıtı silahlı Sünni grupların tekrar canlanması için iyi bir fırsat olacak. Koalisyon güçleri Musul'u ele geçirip güvence altına alacak olursa yerinden edilen Sünni Arap sayısı artacak. İran destekli Şii milisler ise, kuzey Irak'ta bulunan Sünni çoğunluğun yaşadığı köyleri ve Musul'un batısındaki Sünni muhalifler ile El Kaide'nin tarihi kalesi Telafer'i temizlemek için yaşanan mağduriyetleri daha da artırıyor. Şii milisler, bölgedeki nüfusa karşı uyguladığı yargısız infaz, etnik temizlik ve çeşitli şiddet biçimlerini sürdürerek IŞİD'den alınan diğer şehirlerindeki Sünni Arap nüfusunu da yabancılaştırdı. IŞİD’den alınan tüm bu alanlarda, El Kaide de dahil olmak üzere tüm diğer aktörlerin 2017'de ortaya çıkarabileceği bir Sünni isyanı için elverişli bir ortam oluşmaktadır. 

Musul Düşmeden Önce Muhalif Sünni Gruplar ve IŞİD

2013 yılında IŞİD bölgede bir çok yeri ele geçirmeden önce Irak bir Sünni ayaklanmanın eşiğine gelmiş durumdaydı, bu duruma sebep olan da eski Başbakan Nuri el Maliki. Maliki önceki ABD liderliğindeki koalisyonun 2008'de Sünni Arapları Irak politikasına bağlamak ve yeniden bütünleştirmek için tüm yapılanları ve kazançları tersine çevirdi. Maliki, Sünni politikacıları marjinalize etmek ve ABD kuvvetleri çekildiğinde Irak’taki askeri kontrolünü pekiştirmek için oldukça mezhepsel bir politika başlattı. Onun siyasi eylemleri, 2012 yılının Aralık ayında ılımlı Sünni Maliye Bakanı Rafi el-Issawi'nin tutuklanmasını ve ardından Ocak 2013'te patlak veren ve bir yıl sürecek olan Sünni hükümet karşıtı protesto hareketini ateşledi.


Sünni siyasi ittifak dağıldı

Çatışmalar, 2013 yılında oluşan Sünni siyasi ortamı sakatlayarak, büyüyen Sünni hoşnutsuzluğu bir isyana doğru yaklaştırdı. Maliki'nin manevraları da bu iç çatlakları derinleştirdi ve 2012 yılının başında Sünni siyasi ittifakı olan Irakiye'nin dağılmasına yol açtı. Irakiyye, Maliki yönetimine yaklaşımı konusunda ayrıldı: Issawi, Ocak 2013'te hükümete karşı yapılan protesto gösterileri ile paralel olarakMaliki kabinesinin boykot edilmesine öncülük etti fakat birkaç Sünni lider bu duruma katılmayarak Mart ayında yapılan müzakerelerin lehine döndü. Sonuç olarak, Sünni siyasi ittifak, Haziran 2013'te Ninova ve Anbar vilayetlerinde yapılacak olan bölge seçimlerinden önce dağıldı. 


IŞİD'in yükselişi

Hükümet ve protestocular arasındaki çatışmalar, artan ayaklanmayı ateşledi ve nihayetinde IŞİD’in Ocak 2014'te Felluce’yi ele geçirmesine ortam hazırladı. Protesto hareketlerine karşı hükümetin vahşetleri yaşandı, örneğin Nisan 2013’te Havice oturma protestosu kampında yaşanan katliam gibi. (Bugün Havice kenti kuşatma altında olmasına rağmen hala IŞİD kontrolündedir. Bunda halkın hükümet birliklerine olan güvensizliğinin etkisi büyüktür.)

Birden fazla hükümet karşıtı örgüt Sünni davanın lideri olmak için ve isyanın tam anlamıyla  başarılı olup sonuca varması için birbirleriyle yarıştılar. Daha sonra IŞİD, hükümet karşıtı protesto hareketine paralel olarak yeniden gelişti ve 2012-2013 yılları arasında Şii sivilleri harekete geçirerek (kışkırtarak) mezhepsel bir iç savaş başlatmak amacıyla hükümeti hedef alan bombalı araç saldırılarına başladı. 


Hükümet düşmanlığı IŞİD'i besledi

IŞİD'in kara bayrakları Ramadi'deki protesto kamplarında Ekim 2013'ten itibaren yerini almış durumdaydı. Irak'ın Sünni Arap nüfusunun, daha önce Irak El Kaidesi'ni tasfiye etmelerine rağmen onların ortasından doğan IŞİD'in varlığına tahammül etmeye istekli hale gelmesi de onların hükümete karşı duygularının ne kadar şiddetli bir düşmanlık içerdiğini gösteriyor. Protestolardaki IŞİD varlığı ise, IŞİD'in Irak’taki protesto kamplarında bulunan diğer anti-devlet isyan gruplarıyla bir miktar iş birliği yaptığını öne çıkardı. 


Nakşibendi Ordusu ve Ensar el İslam

Nakşibendi Ordusu, hükümet karşıtı protesto hareketini devrimci söylemler ve geleneksel Baasçı damarıyla başlattı.  IŞİD muhtemelen protesto kamplarına sızmak için alacağı desteğe güveniyordu. Aralık 2013’ten önce ortaya çıkan diğer eski devrimci gruplar; Aralık 1920 Tugayları, başka bir neo-Baasçı grup ve Sünni Kürt bir grup olan Ensar el İslam'dı. Saddam dönemi Irak Ordusu subayları, Nakşibendi Ordusu ve 1920 Tugayı'nın insan gücünü oluşturdu ve gruplara askeri bilgi birikimi ve liderlik kazanımı sağladı. Askeri örgütlenme ve arazi bilgisi ile ilgili bu deneyim, her neo-Baasçı grubu IŞİD'e karşı güçlü bir rakibe dönüştürdü. 


Protestolara müdahale ve isyanın kıvılcımı

Aralık ayında Maliki'nin Irak Güvenlik Gücü (ISF)’ye verdiği oturma-protesto kampını kaldırma emri, örgütlü bir Sünni isyanın gelişimine yol açtı. Ramadi'de protestocularla ISF arasında 30-31 Aralık 2013'te yaşanan büyük çaplı çatışmalar bir isyanın başlangıcının işaretleriydi. Irak Devrimcileri Genel Askeri Konseyi (IDGAK) Ocak 2014'te Anbar, Felluce, Musul, Salahaddin, Kerkük, Bağdat ve Diyala'nın da bulunduğu Sünni çoğunluğun yaşadığı bölgelerde yakın zamanda kurulmuş olan yerel askeri konseyleri sindirme çatı birliği olarak kuruldu. Bir başka çatı örgüt olan Anbar Kabileleri Devrim Konseyi (AKDK), Ramadi protesto kampına yapılan müdahaleye cevaben Ocak 2014'te de kuruldu.

Nakşibendi Ordusu, IŞİD'i destekledi

Nakşibendi Ordusu, IŞID'in hükümet karşıtı mücadeleyi ilerletebileceğine inandığı için IŞİD'in yükselişini destekledi. Nakşibendi Ordusu ve IDGAK lideri Izzet el-Duri, kendisi Saddam dönemi üst düzey milletvekilidir. 17 Temmuz 2014'te, IŞİD'in ilk kuzey saldırısından sonra, "IŞİD'in devrimcilere hedeflerine ulaşmasında yardım ettiğini ve onlarla yarı yarıya paralel olduğunu" kabul etti. Bununla birlikte, bu liderler, IŞİD'in hükümet karşıtı fakat Irak milliyetçisi direniş gruplarına olan bağlılığına dikkatli olmaları gerektiğini belirtiyor. Örneğin, AKDK lideri Şeyh Ali Hatem, cihat yanlılarını 3 Ocak 2014'te yayımladığı bir bildiride devrimden yararlanma konusunda uyarıyor. 


İttifaktan rekabete

İsyan ve ayaklanma yüzünden IŞİD ve Nakşibendi Ordusu arasındaki işbirliği, 2014 sonbaharına kadar sona ermiş, bu noktada IŞİD, Nakşibendi Ordusu'nu vahşice marjinalize etmeye ve bastırmaya başlamıştır. Nakşibendi Ordusu IŞİD’i desteklemeyi bıraktı. Nakşibendi Ordusu'nun baskın bir rol oynadığı IDGAK, IŞİD'i Sincar'da Yezidileri hedef almasından sonra Ağustos 2014'te açık bir şekilde eleştirdi. IŞİD’i devrim hareketini yolundan çıkarıp kuzeyde devam ettirdikleri için ve sapmalara yol açtıkları için de ağır bir şekilde eleştirdi. Buna karşılık, IŞİD Nakşibendi Ordusu'nu kendine rakip olarak görmeye başladı, özellikle de Nakşibendi Ordusu yönetiminin IŞİD ile çakıştığı bölgelerde bu durum kendini gösterdi. Buna cevap olarak IŞİD, Nakşibendi Ordusu’nun bünyesine kattığı emekli Irak ordu subaylarını katletmeye başladı. IŞİD'in askeri baskınlığı Nakşibendi Ordusu'nun direncini düşürerek onları geriletti. 

2016 Sonlarında Sünni İstikrarsızlığın Artması

2016'da IŞİD'i geriletmek için ABD tarafından yönetilen koalisyon operasyonları, IDGAK, Nakşibendi Ordusu ve diğer küçük gruplarla başlayan Sünni ayaklanmanın kilidini açabilir. Irak’taki Sünni Arapların sorun ve şikayetleri gözardı edilmeye devam edildikçe bu sorun ortaya çıkabilir. Koalisyon, Sünni topluluklara yerel bir güvenlik yapısı sağlamayı amaçlayan Ulusal Muhafız Yasası da dahil olmak üzere Bağdat’ta siyasi olarak Sünni uzlaşmayı sürdürmeye çalıştı. Fakat, bu çabalar İran vekilleri ve İran yanlısı siyasi grupların çabaları yüzünden başarısızlığa uğradı.

ABD ve Irak Hükümetleri, 2016'daki mağduriyetleri ele alacak gibi görünmüyor ve aynı zamanda Başbakan Haydar el İbadi hükümeti de mevcut Şii hâkim statükonun korunması adına mezhepçi siyasi ve milis liderlerden baskı görmeye devam ediyor. Bu liderler hükümette Sünnilere güvensizlik yaşatabilir. Irak parlamentosu, çoğunluğu Şii milislerden oluşan Haşdi Şabi'yi ISF'nin (ulusal ordu) bir parçası olarak kurumsallaştıran tartışmalı Popüler Seferberlik Yasasını 26 Kasım'da onayladı. Sünni siyasi liderler, yasanın ulusal uzlaşma çabalarına zarar verdiğini iddia ederek oylamayı boykot ettiler. Yasanın dili açık kalacak şekilde Sünniler de yerel Sünni güvenlik güçlerine kurulacak yeni yapıda eşit derecede entegre olduklarının garantisini alarak destek verebilir. Bu arada, eski Başbakan Maliki, Irak'taki Sünni Arapları merkezi hükümetten daha da uzaklaştıracak başbakanlığa dönmek için bir yol aramakta. 25 Ağustos tarihinde Sünni Savunma Bakanı Halid el Ubeydi'nin görevden alınmasının da dahil olduğu bir çok hareketi Sünnileri yok sayan ve marjinalleştirme hareketi olarak görülebilir. Obedi’nin görevden alınması hükümette Sünni partiler arasındaki bölünmeyi derinleştirdi ve potansiyel Sünni siyasi birliği daha da zayıflattı. 

Sünni siyasi çekişme, il seçimleri öncesinde il düzeyinde de ortaya çıktı. Bu seçimlerin Nisan 2017’de yapılması planlanıyor ancak yaşanan finansal kriz, bu seçimin 2018 parlamento seçimleriyle birleşmesine neden olabilir. Anbar Eyaleti Hükümeti, yolsuzluk iddiaları ile ve Ülke İçinde Yerinden Olmuş Kişilerin (YYEP) geri dönüşünü yanlış organize etmesiyle devrilen valisini geri almak için teşebbüslerine devam etmekte. Anbar Eyalet Mahkemesi, 16 Ekim'de Ahmed Ebu Rişa hakkında tutuklama emrini yayınladı. Bu kişi Anbar'daki Sünni Uyanış ya da Sahva'nın lideri olarak ABD'nin Irak El-Kaidesi'ni yenmesine yardımcı olan lider olarakta bilinir. Eski Sahva unsurları, daha sonra, IŞİD'in Ramadi'yi Ocak 2014'te tekrar ele geçirme girişimine direndi. Benzer bir dinamikte Salahaddin Eyaletinde yeniden ortaya çıkıyor: Sünni Jubur kabilesi yerel siyasete egemen oluyor, politikalar kabilenin bölünmesine sebep oluyor üstelik Şii milislerle iyi ilişkileri olmasına rağmen. Bölünme, valiliğin Jubur kabilesinin rakip kolları arasında değişmesine neden oldu. Yönetişim ve güvenlik düzenlemeleri üzerindeki bu sürekli itici güç ilde istikrarsızlığa neden olabilir. Bu bölünme federal politikada da görülüyor; yakın zamanda bir Jubur parlamento üyesi, parlamento sözcüsü Salim el-Juburi'nin görevden alınması çağrısında bulundu. Ninova Eyaletinde, Sünni Araplar, anti-IŞİD operasyonları sırasında yerlerinden edildi ve daha sonra Kürt güçlerinin güvenliği sağladığı köylerine geri dönüşleri engellendi. Bunlar neticesinde, güvenli, istikrarlı ve etkili bir yerel yönetim yaratma başarısızlığı, Sünni nüfusları kendilerini korumak ve mağduriyetlerini gidermek için alternatif yollar aramaya yönlendirebilir, bu durumda isyancı grupları harekete geçirebilir. 

2017’de IŞİD Sonrası Nakşibendi Ordusu ve Irak El Kaidesi'nin dönüşü

Nakşibendi Ordusu’nun retorik dirilmesi yeniden başlamış durumda. Sünniler üzerinde IŞİD’e veya Irak hükümetine göre en etkili grup olduklarını gösterme peşindeler. Bu sebeplerden Nakşibendi Ordusu şehri ve ağlarını geri kazanmak için IŞİD'in Musul'u kaybetmesinden hemen yararlanmak için şartlar üzerinde çalışmakta. 17 Ekim’de yayınladıkları bir bildiride, Koalisyon güçlerinin Musul'da IŞİD aleyhinde operasyonlar başlattıkları gün kendilerinin de IŞİD’e saldırdıklarını ve onlara karşı bir direniş başlattıklarını ilan ettiler. IŞİD, kendilerine canlı kalkan olarak davranmayı reddeden sivilleri ve emekli Irak Ordusu subaylarını sistematik bir şekilde hapse atıyor veya öldürüyor, bu durum IŞİD’e karşı direnişin arttığının bir göstergesi olabilir. Nakşibendi Ordusu ve müttefikleri, Şii hakimiyetinde bulunan Irak hükümeti bünyesinde yaşayan Sünniler için en iyi alternatif olduğu düşüncesini yaymakta kararlı görünüyor. Nakşibendi Ordusu'nun 15 ve 17 Ekim tarihli bildirilerinde ise, Şii milislerin kentlerdeki varlığı reddedildi ve İran'ın Irak'taki varlığı eleştirildi ve Nakşibendi Ordusu'nun kendisini IŞİD'in hükümete karşı Sünni direniş mantığını devralmaya yönlendirdiğini belirtti. IDGAK, Nakşibendi Ordusu dahil tüm silahlı gruplar adına, 16 Ekim’de benzer bir bildiri yayınladı; İran’ın Ninova’yı işgali ve bölgede demografik bir değişim yaratma çabası eleştirildi. 1920 Tugayları Musul’daki IŞİD karşıtı operasyonlarda Şii milislere karşı dikkatli olunması hususunda uyardı. Fakat, Nakşibendi Ordusu ve diğer ayaklanma yanlısı grupların yaptığı bu uyarılar Irak Hükümeti'nin Sünnileri Şii milislerden veya IŞİD'den koruyamayacağı endişelerinin altını çiziyor. 

El Kaide, Sünni ayaklanmanın 'sessiz öncüsü' olmak istiyor

Bir diğer yandan, Suriye'deki El Kaide ise (Suriye'deki El Kaide grubu örgütten bağını kopararak, Şam'ın Fethi Cephesi adı altında yeni bir yapılanmaya gitse de analizde 'Suriye'deki El Kaide' olarak sunuluyor.)  Irak'taki farklı Sünni Arap gruplarını birleştirmek ve IŞİD sonrasında halk desteğini kazanmak için yer kolluyor. El Kaide, Sünni ayaklanmaların sessiz öncüsü olma rolünü yerine getirmeye çalışıyor ve aynı zamanda koalisyonun radarına takılmadan Irak’a sızmaya çalışıyor. El Kaide'nin Şii milislere karşı uyarıları da bulunuyor. El Kaide lideri Eymen el Zevahiri, 25 Ağustos 2011'de yayınlanan bir konuşmada Sünnileri "Irak'taki 'Safevî Haçlı Seferi' işgaline karşı küresel olarak direnişe başlama" çağrısında bulunmakta. Zevahiri, Irak Sünnilerini toprak kayıpları karşısında "uzun bir gerilla savaşı" başlatması konusunda uyarıyor ve Suriye'deki El Kaide'yi Irak'taki bu yeniden inşa sürecini desteklemeye ve Bağdat'a karşı bir Sünni isyanını yeniden canlandırma ve yeniden inşa etme konusunda öncü olmaya davet ediyor. Zevahiri'nin sınırların ötesine yaptığı bu çağrıda, El Kaide’nin 2014 yılında IŞİD'le ayrışma yaşamadan önce yapmaya çalıştığı şekilde Irak ve Suriye arasında birleşik, tek bir örgütlenme çabalarını yeniden başlatacağı görülüyor. 

El Kaide'nin 'uyuyan' hücreleri

El-Kaide muhtemel ağlarını, Anbar Vilayeti ve Ninova Eyaleti'ndeki Musul’u da içine alan Fırat Nehri Vadisi boyunca önceden var olan hücrelerin üzerine kurmaya çalışacak. Özellikle Fırat Nehri Vadisi ve Diyala Vilayeti'ndeki yerinden edilmiş kişilerin kamplarına yapılan saldırılar, El Kaide veya Nakşibendi Ordusu'nun kamplara sızdığını ve işe yeni başlayanlar aradığını gösterir vaziyette. El Kaide mümkünse dini okullar açarak, altyapı ve kamu hizmetleri sağlayarak, hükümetsiz Sünni Arap nüfusa ulaşmayı deneyecektir. Bu noktada, örgüt kendisini varolan El Kaide markasını kullanmaktan ziyade yerel bir Sünni direniş olarak tasvir edecektir. Ancak El Kaide’nin Irak’taki yeniden doğuşu ile devam eden aktif Sünni direnişi yer yer birbirine karışabilir. Direnişçi Sünnilerin arasında yeni örgütlü grupların kurulması, El Kaide uyanışının sürmekte olduğunu gösteren bir işaret olarak görülebilir. El Kaide’nin hedef kitlesi arasında büyük şehirlerin dağılmış bölgelerinde kurulan yerlerinden edilmiş Sünnilerin barındığı kamplarının yanı sıra siviller de olacak. Örgüt Suriye içlerinde bulunan gizli bağlantılara sahip olması nedeniyle, Fırat Nehri Vadisi boyunca uzanan bölge onlar için ana hat olabilir. 

Sonuç Olarak

IŞİD karşıtı kurulan koalisyonun bir görevi de El Kaide ve Nakşibendi Ordusu tarafından koordine edilecek bir diğer Sünni isyanını önlemektir. Çünkü hem Nakşibendi Ordusu hem de El Kaide, Irak'ta ABD çıkarlarına aykırı bir sonuç istiyorlar ve bunun için uğraşıyorlar. IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlar ise, El Kaide ve Nakşibendi Ordusu için fırsat olabilir. Ancak Koalisyon, askeri ve siyasi önleyici tedbirleri alırsa, başka bir Sünni ayaklanmayı önleyebilir. Bu önlemleri şu üç grubu hazırlayarak alabilirler: Irak Ulusal Ordusu (IUO), yerlerinden edilen halk ve Irak Hükümeti. Koalisyon IUO'yu, Musul’da IŞİD sonrası durum için ve hem de El Kaide ve Nakşibendi Ordusu gibi yeniden dirilen isyancı gruplara karşı hazırlaması gerekir. Koalisyonun kara kuvvetlerinden sorumlu Tümgeneral Gary Volesky, 24 Ekim’de yaptığı açıklamada IUO’nun IŞİD’e karşı başlatacağı yeni bir mücadeleye hazırlanmak için eğitim faaliyeti başlattıklarını ifade etti. Koalisyon ayrıca, Musul çevresindeki yerlerinden edilmiş halka yönelik kampları, Şii milisler ya da IUO birimleriyle değil, uygun güvenlik güçleriyle güvence altına alınmasını sağlamalıdır. Son olarak, Koalisyon bölgede IŞİD'in ya da başka bir isyancı bir grubun kök salmasına ortam oluşturan siyasi sorunları çözüme ulaştırması gerekir. Koalisyon amacı, uzlaşmaya varan ulusal uzlaşma çabalarını yeniden canlandırmak olmalıdır. IŞİD neden Irak'taki Sünnilerden destek buldu? Çünkü başlangıçta birçok Sünni, baskı gördüğü hükümete karşı çözüm olarak IŞİD’i gördü. Nakşibendi Ordusu ve El Kaide de aynı stratejiyi izliyor. Koalisyon Sünni haklarını güvenceye alarak onları hükümete karşı koruyacak önlemleri hayata geçirmelidir. 

ABD, Musul'un yeniden ele geçirilmesinden sonra Irak'ta kalmaya devam edip etmeyeceğini ve bunun nasıl olacağına karar vermesi gerekecek ve bu muhtemelen yeni Başkan Donald Trump'ın kararıyla belli olacak. Irak Hükümeti, Musul Harekâtı'ndan sonra ABD'nin Irak'tan çekilmesi için uygun bir ortam oluşturabilir, ancak bu durumda ABD ve Koalisyon askeri güçlerin kendilerini derhal tasfiye etmeye çalışmaları doğru olmayacaktır. Doğrudan ve hızlı bir çekilme, ABD'nin 2011'de tamamen çekilmesinden sonra 2012 ve 2013 yıllarında gelişen benzer bir kaotik durumla sonuçlanabilir. Bunun yerine, ABD’nin isyancı grupların yeniden yapılandırılmasını önlemek ve Irak'ın egemenliğini korumak için IUO'yu eğitmek ve onlara danışmanlık yapması daha doğru olacaktır. Ayrıca ABD ve uluslararası ortaklarının, yerlerinden edilen halkın yeniden yerleşimine ve kentlerin ve yerel yönetim yapılarının yeniden yapılandırılmasına aracılık etmesi gerekir. Nüfusun Irak hükümetine olan güvenini kazanmak için başarıyla yeniden yerleşim ve yeniden yapılanma çabaları Selefi cihat yanlısı grupların yeniden canlanma için uygun ortam bulmalarını da engelleyecektir. ABD, Sünni ayaklanmayı tetikleyen ve Irak'taki siyasi uzlaşma çabalarını şekillendirmede ve kapsayıcı yönetimi teşvik etme yönündeki çalışmalarını artırmalıdır. Son olarak, ABD Irak’ın geleceği konusunda Irak yönetim ve halkına güven vererek sorunların üzerine gitmeye devam etmelidir. 

Kaynak: Mepa News