Tahriru'ş Şam'ın kuruluşu ve ŞFC'nin Astana refleksi

Tahriru'ş Şam'ın kuruluşu ve ŞFC'nin Astana refleksi

Astana görüşmelerinde alınan kararlar, muhaliflerin hiç olmadığı kadar geniş bir birlikteliğe kavuşmasının önünü açtı.
Mepa Haber Merkezi
ANALİZ | Mepa News

Suriye Devrimi 2011'in Mart ayında popüler protestolar ile halk tabanlı bir hareket olarak başlamış, herhangi bir örgüt desteği olan bir çatışma olarak ön plana çıkmamıştı. Ancak halk protestolarının Esed rejimi tarafından şiddetle bastırılmasının ardından, Suriye halkı ordudan ayrılan subayların öncülüğünde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nu kurdu.

Özgür Suriye Ordusu güçleri dağınık, bir biri arasında entegrasyonu olmayan ve düzensiz birlikler halinde rejime karşı direnişi yürütmekteydiler. 2012 yılı Ocak ayı itibariyle Özgür Suriye Ordusu ilk etkin eylemlerini gerçekleştirdi. Ancak ÖSO’nun kuruluşu 2011'in sonlarına doğru, Temmuz sonlarında ilan edilmişti. 

O dönemde Albay Hüseyin Harnuş ve Riyad Esed tarafından kurulan Özgür Suriye Ordusu'nun tek tip bir ordu haline getirilmesi ve farklı gruplar arasındaki bağlantının sağlanması yönünde çeşitli çalışmalar yapıldı. Bu dönem aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri ve Batı’nın Suriye Devrimi’nin engellenemeyeceği ve devrime destek vererek masada olmanın en iyi siyaset olacağı yönünde ikna olduğu dönemdir. Amerika Birleşik Devletleri ve Batı bu dönemde Beşar Esed'in iktidarı bırakması gerektiği yönünde çağrıda bulundular. Aynı zamanda Özgür Suriye Ordusu'nun desteklemeye başladılar. 

Batı ÖSO'dan 'güvence' istiyor

Batı’nın ÖSO’yu desteklemesi sürecinde çeşitli şartları vardı ki, bu şartların en önemlisi ÖSO’nun gelecekte kurulacak Suriye yönetiminin nasıl olacağı konusunda Batı’ya güvence vermeseydi. Bu anlamda Suriye Ulusal Konseyi (SUK) ve Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) isimli Suriye Devrimi’nin siyasi organları ile sıkı görüşmeler yapıldı. Yapılan toplantılar ve işbirliği neticesinde, SUK ve SMDK liderleri giderek daha fazla laiklik söylemleri geliştirdiler.

Batı ülkelerinin Suriye'de devrimcilerinden talepleri açık ve netti. Yeni yönetim laik olacak, azınlıklara veya Alevilere yönelik intikam saldırılarına girişilmeyecek, açık pazar ekonomisi kabul edilecek, uluslararası kurallar ve normlar kabul edilecek ve İsrail'in güvenliği garantilenecek. Suriye Devrimi'nin siyasi organlarının bu yöndeki açıklamaları Suriye içerisinde ideolojik kamplaşmalara neden oldu ve süreç içerisinde muhalifler arasında farklı yönden bir bölünmeye de neden oldu. 

Afganistan ve Irak tecrübesi Suriye ile buluşuyor

ÖSO grupları hızla ikiye bölünmeye ve daha İslami ve prensip merkezli hareket eden grupların kendilerini genel ÖSO ağından ayırmalarına neden oldu. Bu gruplar diğerlerine oranla daha az yozlaşmıştı ve daha iyi savaşçılardan oluşmaktaydı. Özellikle yurt dışından gelen ve Afganistan, Bosna gibi yerlerde savaş tecrübesi edinmiş olan kıdemli savaşçıların cazibesi, motivasyonu ve savaş tecrübeleri, İslami grupları diğerlerine göre eşitleri arasında ön plana çıkarıyordu. Sonuç olarak Suriye Devrimi içerisinde ılımlılardan ve ılımlı olmayanlardan oluşan iki güçlü direniş kanadı oluşu verdi. Ancak ılımlı olmayanlardan oluşan direniş gruplarının çeşitlilik arz ettiğini de belirtmek lazım. Bunun pek çok sebebi sıralanabilir. Bunların en önemlisi, El Kaide ile birlikte anılmak istemeyen grupların, kendilerini Nusret Cephesi isimli El Kaide'nin Suriye yapılanmasından ayırma girişimleriydi.

Irak kaynaklı IŞİD’in de zaman içerisinde küresel cihatçı yapılanmayı bölmesi, o kanatta da bir çeşitliliğe neden oldu. Ayrıca değişik ülkelerin ve değişik ülkelerden bağışçıların farklı grupları destekliyor olması da Suriye içerisinde cihatçı gruplar arasında bir farklılığa ve çeşitlenmeye neden olmuştu. Elbette aşiret Bağları kişisel nedenler de gruplar arasında farklılığa neden oluyordu.

2012 yılı sonunda -2013 yılının başına doğru- muhalifler IŞİD sorunuyla yüzleşmek zorunda kaldılar. IŞİD sorunu pek çok muhalif grubun bir araya gelmesi yönündeki fikirleri güçlendirmişti. Ancak muhalifler IŞİD krizini kısa bir sürede atlattı. 2015 yılının Eylül ayına kadar rejime ağır darbeler indirmeye ve sürekli güçlenmeye başladılar. 2015 yılında Rusya'nın da sahaya dâhil olması muhalifler arasında, bir arada olmak, birlik olmak ve düzenli bir ordu haline gelme yönünde kaygı ve talepleri arttırmıştı. 6 yıllık savaştan yorulan halkında talepleri bu yöndeydi.

Birleşme talepleri ve El Kaide'den kopuş

Suriye halkı kısa bir süre içerisinde pek çok camide eşgüdümlü olarak protestolar gerçekleştirerek muhalif grupların birleşmesini talep etti. Muhalif gruplar arasındaki birleşme çabaları aslında daha gerilere dayanıyordu. Uzun bir süre boyunca Nusret Cephesi örgütünün El Kaide’ye biat etmiş olması muhalif grupların birleşmesi önünde en büyük engeldi. Pek çok muhalif grup El kKaide yükünü sırtlarına yükleyerek birleşmenin gerçekleşmeyeceğini, bunun Suriye Devrimi’ne zarar vereceğini ve devrimin meşruiyetini uluslararası arenada bitireceğini açık bir şekilde ifade ettiler. 

Süreç ilerleyen dönemlerde Nusret Cephesi örgütünün El Kaide’den bağını koparmasını beraberinde getirdi. Ancak bu süreç neredeyse bir buçuk-iki yılı aldı. Görünürde kolay olan bu ayrılık süreci aslında sancılı bir kriz dönemini de besliyordu. Zira El Kaide'nin merkez örgütünün bu ayrılığı kabul edip etmeyeceği, bu ayrılığa bir meydan okumaydı. Aynı şekilde Suriye sahasında güçlü bir ağırlığı olan ve tüm muhalif grupları düşman olarak gören IŞİD’in, gelecekte El Kaide varlığının olmadığı bir sahada daha rahat hareket ederek muhalif safları parçalayabileceği iddiası da ayrı bir meydan okumaydı. Ayrıca böyle bir ayrılmanın ilan edilmesinin yabancı savaşçı akışının azalmasına neden olması ve IŞİD yanlılarının sürekli ağır eleştirileri sonucu direnişçilerin saflarında bölünmelere neden olabileceği de ayrı bir tartışma ve endişe konusuydu. Dolayısıyla böyle bir talebin El Kaide'nin kendisinden gelmesi daha akıllıcaydı. 2016 yılında yaptığı açıklamalarla El Kaide lideri Eymen Ez Zevahiri, Suriyeli muhaliflerin bir araya gelmesi durumunda böyle bir birlikteliği destekleyeceğini ilan etmesi, Nusret Cephesi örgütüne gereken yeşil ışığı yaktı anlamına geliyordu. 

Zevahiri yaptığı açıklamada, söz konusu sorunun El Kaide’yle ile ilgili olmadığını, bunun muhaliflerin kimliği ile alakalı bir sorun olduğunu ve hangi değerleri terk ederlerse etsinler, hangi ismi kullanılırsa kullansınlar Batı'yı memnun edemeyeceklerini de bir not olarak düştü. Mısır'daki Muhammed Mursi yönetimini, Tunus'taki Gannuşi yönetimini ve diğer örnekleri de göstererek bunların El Kaide ile bağı olmamasına rağmen uluslararası toplumun, demokratikliği ile öne çıkmış bu yönetimlerden bile razı olmadığına dikkat çekmekteydi.


Ebu Muhammed el Cevlani, El Kaide'den ayrıldıklarını beyan ettiği video kaydında ilk defa yüzünü göstermişti

Kısa bir süre sonra Zevahiri'nin Irak'taki sorumlusu Ebul Hayr el Mısri bir ses kaydı açıklama yayınlayıp, tek taraflı olarak Nusret Cephesi örgütüyle bağlarını kopardıklarını ilan etti. Açıklamanın hemen ardından Ebu Muhammed el Cevlani -Nusret Cephesi örgütünün lideri- ilk defa yüzünü de kameralara göstererek El Kaide ile artık bir bağlarının kalmadığını ilan etti.

Handikaplar

Muhammed El Cevlani’nin yaptığı ilan muhalifler arasında birlik ve dirliğin yeniden sağlanacağı yönünde umutları da arttırmıştı. Ancak Suriyeli muhalifleri destekleyen Türkiye ve Katar gibi ülkeler, birleşmeye yönelik projeye karşıt durdular. Buna binaen destek verdikleri bir takım ÖSO grupları ve Ahrar-uş Şam gibi grupların Nusret Cephesi ile tam bir birleşme sağlamalarını engelledikleri sıklıkla iddia edildi. Ahrar-uş Şam, Sukur-uş Şam ve diğer bazı gruplar da geçmişte El Kaide ile bağları olmuş, ABD'nin hâla tehdit olarak gördüğü bir grupla birleşmenin Suriye Devrimi’ni tamamen bitireceğini ve muhaliflerin mali kaynaklarını ortadan kaldıracağını söylemekteydiler. Çeşitli görüşmeler ve oturumlar yapılmasına rağmen, nihayetinde bu görüşmeler Halep kuşatması sürecinde daha da artmasına rağmen başarısızlık ile sonuçlandı. Bu görüşmelerin başarısızlık ile sonuçlanmasının hemen ardından Halep'in muhalifler tarafından kaybedilmesi görüşmeler sırasında sürekli çeşitli şartlar ileri sürerek, birleşme projesini reddeden Ahrar-uş Şam başta olmak üzere diğer gruplara karşı tepkiyi arttırdı.

Tahriru'ş Şam hamlesi

Muhaliflerin yeniden birlik olma ve tek çatı altında birleşme yolundaki projeleri, daha güçlü bir ayrılık ve daha derin çatlaklara da neden olmuştu. Fakat hem Ahrar-uş Şam’ın hem de Şam'ın Fethi Cephesi'nin diğer gruplarla birleşme yönünde çeşitli projeleri vardı. Nihayetinde 2017 yılı başları itibariyle Liva-ül Hak, Nureddin Zengi Hareketi, Şam’ın Fethi Cephesi ve pek çok grup kendilerini feshederek, Ahrar-uş Şam’dan ayrılan ve grubun ilk kurucu liderlerinden olan Ebu Cabir liderliğinde,  Ahrar-uş Şam’ın ilk kurucu liderleri arasında hayatta kalan son isimler olan Ebu Taha ve grubun eski müftüsü Muhammed Sadık’ın yanı sıra Abdullah Muhaysini, Muslih el Ulyani, Abdurrezzak el Mehdi gibi pek çok tanınmış bağımsız ismin de katılımıyla Şam'ın Özgürleştirilmesi Heyeti’ni (Heyetü Tahrir-uş Şam) ilan ettiler.

Ancak Şam'ın Özgürleştirilmesi Heyeti’ni ilan edilmesinin hemen öncesinde Şam'ın Fethi Cephesi’nin Astana’ya giden muhalif gruplara saldırması, Ahrar-uş Şam ile arasındaki ihtilafları güçlendirmişti. Astana'daki grupların Şam'ın Fethi Cephesi’ne karşı birtakım kararlara imza attıkları ve devrimin hedefinden saptıracak birtakım anlaşmaları kabul etmeleri de büyük endişe ve tepkilere neden olmuştu.  

Astana'ya mesaj

Şam’ın Fethi Cephesi bu gruplara saldırarak, bu grupların aslında Suriye sahasında bir karşılıklarının ve güçlerinin olmadığını buna binaen Astana'da alınan kararların uygulanamayacağı, zira sahadan etkinliği olmayan gruplar tarafından bu anlaşmaların imzalandığı mesajını vermek istedi. Bu süreçte büyük can kayıpları yaşandığı yönünde suçlamalar ile beraber Ahrar-uş Şam ile bağlantılı güçler Şam'ın Fethi Cephesi’ne ağır itham ve eleştirilerde bulunmuştu. Ayrıca Şam'ın Fethi Cephesi grubu içerisinde pek çok can kayıpları olmasına rağmen, Şam'ın Fethi Cephesi muhalif gruplar arasında sadece bir kişinin bile ölmesini ve gerçekte bir çatışma istemediğini ve bu grupları Ahrar-uş Şam çatısı altına almayı tercih ettiğini gösterdi. Nitekim Şam'ın Fethi Cephesi bu süreçte, çatışmalar devam ederken, yaptığı açıklamada amaçlarının sahadaki pek çok bağımsız grubun aza indirilmesi ve Astana’daki grupların tedip edilmesi olduğunu ayrıca bu grupların Ahrar-uş Şam’a geçmeleri durumunda çatışmaların sona ereceğini ve saldırılarını durduracaklarını da bildirmişti.

Kaynak: Mepa News
ETİKETLER