John  Campbell

John Campbell

Foreign Affairs yazarı, ABD'nin eski Nijerya büyükelçisi.

Zimbabve’de diktatör gitti, diktatörlük sürecek

Perşembe günü Zimbabve’de gerçekleşen askeri darbeyle birlikte Cumhurbaşkanı Robert Mugabe ve eşi Grace ev hapsine alındı. Böylece Afrika’nın en eski ve en kötü liderlerinden biri iktidardan devrildi. Ne var ki bu, zorba bir lidere karşı girişilen bir halk darbesi de değildi. Aksine iktidardaki ZANU-PF Partisi’nin içinde meydana gelen bir saray darbesiydi. Zimbabve’nin müteakip başkanı da (eski başkan yardımcısı Emmerson Mnangagwa veya ona vekalet eden birinin olması muhtemel) Mugabe’nin tiranlığını sürdürecektir. 

Mugabe, Zimbabve’de 1980 yılında biten beyaz azınlık iktidarından sonra ülkenin gördüğü tek başkan. Ülke bağımsız olduktan sonra iç siyaset etnik rekabet üzerine tesis edildi. Mesela Shona kökenli olan Mugabe kendi etnik grubuyla içli dışlıyken muhalefet ise Ndebele etnisitesi etrafında birleşmiş. Ülkedeki küçük, beyaz bir zümre verimli toprakları elinde tutan taraf oldu. Mugabe, iktidarının ilk on yılında beyazlarla uzlaşma aradığı için dünya kamuoyunun övgülerine mazhar olsa da rakiplerini siyasi güçlerinden sistematik şekilde mahrum bırakan da, insan hakları ihlallerinde dahli olan da, etnik çatışmalara da sebep olan da Mugabe’nin kendisiydi.    

1993 yılı Zimbabve’nin tarihinde bir dönüm noktası oldu. Kendisine muhalefetin gittikçe arttığı bir atmosferde, ki onu da beyazların finanse ettiğini iddia etmişti, Mugabe emekli askerleri beyazların sahibi olduğu arazilere çökmesi için teşvik etti. Bu hamle, ülkede hukukun üstünlüğüne olan zerre kadar güveni de bitirdi ve ülkenin demokratik kurumlarını iyice zayıflattı. Mugabe bu hareketiyle kitlelerin (bilhassa taşranın) sevgisini ve hayranını; Batı’nın ise nefretini kazandı. 

Mugabe’nin takip ettiği ve Marksizm ile Leninizm’in abuk sabuk bir karışımı olan politikalar Zimbabve’de önce ziraatı, sonra da bir vakitler gayet iyi işleyen diğer sektörleri yerle bir etti. Öyle ki kıtlığı andıran şartlar mutat hale geldi. Ekonominin altını üstüne getiren hiper-enflasyona sonra bir noktada hükümet Amerikan dolarını para birimi olarak kullanmaya başladı. Birçok Zimbabveli iş bulma ümidiyle ülkeden kaçıp diğer Afrika ülkelerine dağıldı. Ülkenin elmas sektörü Çinli  şirketler ile Mugabe’yle irtibatlı politikacıların tekeline geçti. O noktadan itibaren de Çin, Zimbabve’nin en büyük ticari partneri ve rejimin en sadık müttefiki oldu (gerçi Çin, Güney Afrika ile birlikte son darbeye desteğini verdi.) 2001 yılından başlayarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, Mugabe’nin şişen insan hakları ve hukuk ihlalleri karnesi nedeniyle Zimbabve’ye yaptırımlar uyguladı. Mugabe’nin de dili gittikçe Batı karşıtı hale geldi. 

Bir yandan seçimler de yapılmaya devam etti. Muhalefetten aleyhindeki sesler yükseldiği nispette Mugabe de konumunu sağlamlaştırmak için şiddete ve sindirmeye daha çok başvurdu. Kendisine verdiği destek karşılığında ordudaki üst rütbeli subayları zengin eden Mugabe’nin zamanla etrafında sadık bir asker kliği oluştu. Hepsi birden ZANU-PF’yi yönetip diğer partileri elimine ettiler. 93 yaşına gelen Mugabe yaşlandıkça daha da despotlaştı ve son yıllarda, kendisinden 40 yaş genç olan karısı Grace’e daha bağımlı hale geldi. Ordunun, 14-15 kasım gecesi yaptığı müdahalenin hedefi aslında Grace’di.

ZANU-PF, her zaman şahıslar etrafında örgütlenen hiziplerin yoğun olduğu bir hareket olmuştur. Son yıllarda ise öne çıkan iki fraksiyon var. İlki, darbeyi de tertipleyen ve Mnangagwa’ya yakın olan ekip (Mnangagwa, 6 kasımda başkan yardımcılığından azledilmişti.) Bu ekip, 1980’deki beyaz azınlığı iktidardan deviren hem eski ve hem de muvazzaf askerleri ihtiva ediyor. G-40 ismiyle bilinen ve Grace’in liderlik ettiği taraf ise daha genç ve daha sivil mahiyette. Bu ekibin birçok mensubu bağımsızlık savaşına katılmadı. Mesela Grace’in kendisi, beyaz iktidarı bittiğinde 15 yaşındaydı. Hem Grace hem de Mnangagwa kötü bir şöhrete sahip. İki hizip arasında da siyaseten kayda değer farklılıklar yok. Tek meseleleri, Mugabe öldüğünde veya devre dışı kaldığında halefinin kim olacağı... 

Cunta, Mugabe’nin siyasi ve ekonomik ajandasını değiştirme yahut Mugabe’yi cumhurbaşkanlığından azletme yönünde bir açıklama yapmadı. Mugabe rejiminin payandası olan Savaş Gazileri Birliği (War Veterans League) veya ZANU-PF Gençlik Birliği (ZANU-PF Youth League) gibi unsurlar bu darbeyi destekliyor. Darbe, faillerinin gözünde başarılı olmuş olabilir ama Zimbabve halkı için aynı şey geçerli değil. Çünkü günlük hayatlarına kayda değer bir değişiklik getirmeyecek. 

Şu an itibariyle Mnangagwa yahut ordudan ülkenin yeni liderinin kim olacağına dair bir ima gelmiş değil. Haliyle Zimbabve’yi gelecekte nelerin beklediği muamma. Dikkate alınabilecek bazı söylentilere göre ZANU-PF içinde bir geçiş hükümeti için pazarlıklar sürüyor. Ülkedeki ahvali daha da karmaşık hale getiren bir detay ise geçen yıldan beri rejim aleyhine gösteriler düzenleyen Hristiyan din adamları. Mugabe’nin karşılığı göstericileri tutuklatmak olmuştu. Muhtemel ki bu tutuklamalar Mugabe olsun veya olmasın sürecek. Yine de, Mugabe’ye bir saray darbesiyle bile olsa iktidardan el çektirilmesi belki daha çok muhalif halk hareketinin ortaya çıkmasını mümkün kılabilir ki bu, Mugabe’nin halefleri için ciddi bir problem teşkil edecektir. Zimbabve, geçiş hükümetiyle beraber kayda değer değişiklikler yaşayabilir. Ancak Zimbabve siyaseti ve ekonomisinde daha adamakıllı değişiklikler ZANU-PF’den değil, sokaktan gelecektir.

Kaynak: Foreign Affairs

Tercüme eden: Mustafa Doğan / Dünya Bülteni için