Musab Dönertaş

Musab Dönertaş

Gazeteci.

Ahrar-Tahrir gerginliği Suriye'de yeni bir dönemin habercisi

Suriye’deki en etkili iki silahlı muhalif grup arasında yaşanan çatışma karşılıklı anlaşma ile sona erdi. Anlaşmaya göre Bab’ul Hava sınır kapısı sivil yönetime devredilecek ve tutuklular karşılıklı olarak serbest bırakılacak.

Dört gün boyunca süren bu çatışmanın kaybedeni, başta çatışan taraflar sonra ise devrime umut bağlayan Suriye halkı ve tüm İslam dünyasıdır. Sorunun asıl kaynağı ve bahsi geçen grupların varoluş gerekçesi olan Esed rejimini hedef almayan her eylemin nihayetinde rejimin çıkarına olduğu kolaylıkla söylenebilir.

Yakın döneme kadar Suriye muhalefetinin en önemli iki müttefiği konumunda olan Ahrar’uş Şam ve Tahrir’uş Şam arasında yaşanan bu çatışmayı dikkatli değerlendirmek gerekiyor.

Çatışmayı Ahrar’uş Şam açısından değerlendirirsek, en önemlisi, yaşananlar Ahrar'ın son bir yılda askeri anlamda ciddi ölçüde zayıfladığını gösterdi. İlk olarak Halep kuşatmasını kırma operasyonunda ardından da Kuzey Hama'daki savaşta gözlemlenen bu durum o dönemde İdlib’teki IŞİD varlığı, Bab'ul Hava'nın güvenliği ve Ahrar’uş Şam’daki iç karışıklığa bağlanmıştı. Hama operasyonunda Ahrar'ın varlık gösterememesinin en önemli nedenlerinden birinin Tahrir’uş Şam tarafından operasyona davet edilmemesi olduğuna da değinmeden geçmeyelim. Ancak Suriyeli muhalif grup, Tahrir’uş Şam’la 3-4 gün boyunca süren çatışmalar sırasında, ilk şoku atlattıktan sonra dahi orta büyüklükteki bir grup kadar direnç gösteremedi.

Ahrar'ın en büyük kaybı ise uzun süredir kontrol ettiği Bab'ul Hava sınır kapısının sivil yönetime devredilmesi oldu. Grup, kuzey Suriye’de, muhaliflerin kontrolündeki bölgede yer alan ekonomik, stratejik ve siyasi açıdan en değerli noktayı elden çıkarmak zorunda kaldı.

Ahrar’uş Şam’ı siyasi açıdan zorlayan başka bir konu da Astana anlaşmasına katılan muhalif gruplar. Şubat ayında, muhalifler arasında yaşanan çatışmalar sırasında Ahrar’ın kendi himayesine aldığı Astana grupları ile grubun ana gövdesi arasında doku uyuşmazlığı yaşıyor. Bu grupların [Tecemmu Festakim, Sukur’uş Şam, Ceyş’ul Mücahidin] çoğunun askeri açıdan kontrol edilememesi Ahrar’uş Şam içinde yönetim zafiyetine neden oluyor. Uluslararası medyaya “Ahrar’uş Şam ile sadece askeri ittifak kurduklarını, onlarla [Ahrar] aynı siyasi görüşü paylaşmadıklarını” ifade eden bu gruplar birçok alanda bağımsız karar alıyor. Örneğin, Şubat ayında muhalifler arasında yaşanan çatışmalarda en ön safta yer alan, Sukur'uş Şam lideri Ebu İsa bu çatışmanın da ana aktörlerindendi. Hatta gerginliğin, silahların da kullanıldığı çatışma boyutuna dönüşmesinde Sukur’uş Şam’ın tetikleyici rol oynadığı öne sürüldü. Astana'ya katılmayan Ahrar'uş Şam Hareketi’nin Astana gruplarını bünyesinde barındırması siyasi açıdan büyük bir açmaz. Bu grupların başına buyruk eylemleri atılacak adımlar noktasında Ahrar'ı kısıtlıyor.

Ahrar'uş Şam’ın hala etkin olarak kullanabildiği en önemli güç medya. Muhalif grup geçmişe oranla çok daha fazla kamuoyu oluşturma gücüne sahip. Tahrir’uş Şam’la yaşanan çatışmalar sırasında grubun kullandığı en etkin unsur da bu oldu. Ancak çatışmalar sırasında kullanılan dilin sertliği, servis edilen görseller Ahrar'ın hanesine yazılan en önemli eksiler. Diğer alanlardaki zayıflığı perdeleme amacıyla yürütülen bu medya kampanyası iki grup arasında telafisi zor sorunlara yol açabilir. Ahrar’uş Şam lideri Ebu Ammar’ın Tahrir’e karşı ön cephede savaşı takip ederken çekilen fotoğraflarının servis edilmesi ve bazı Ahrar liderlerinin Tahrir’uş Şam liderlerinden Ebu Cabir ve Cevlani’ye “hain, köpek, devrimin düşmanı” şeklindeki ifadeleri kolay unutulacağa benzemiyor.

Özetle; Ahrar’uş Şam Hareketi Tahrir’uş Şam’la yaşanan çatışmaların ardından siyasi, ekonomik, askeri, idari ve stratejik olarak oldukça güç bir döneme girdi. Muhalif grup tarihinde ikinci kez varoluşsal bir krizle karşı karşıya. Liderliğinin tamamını kaybettiği ilk kriz sürecinde sorun büyük oranda idariydi, diğer alanlardaki gücü sayesinde kısa sürede toparlanabildi. Ancak bu kez durum çok daha ciddi.

Yedinci yılına giren Suriye devrimi Liva Tevhid, Faruk Tugayları v.s. gibi nice büyük grupların dağılışına tanık oldu. Halep’i büyük oranda tek başına kontrol eden Liva Tevhid bugün dağılmış durumda... Eğer acilen kritik kararlar alınmazsa Ahrar'uş Şam'ın sonu da diğerlerinden farklı olmayacak gibi görünüyor.

Çatışmayı Tahrir’uş Şam Heyeti (HTŞ) açısından değerlendirdiğimizde benzer bazı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Ahrar'ın zaaflarının büyük çoğunluğunu Tahrir'de de görmek mümkün ancak Tahrir’uş Şam etkili askeri gücü sayesinde durumu dengeleyebiliyor.

Çatışmanın başında, her iki taraf da meşru müdâfa yaptığını savunuyordu ancak Tahrir’in bir ‘acil eylem planına’ göre harekete ettiği çok açık. HTŞ yeni duruma çok hızlı cevap vererek doğrudan önemli noktalara yöneldi. Anlık tepkilerden ziyade önceden planlanmış şekilde hareket etti. Tahrir’uş Şam liderliğinde Afganistan ve Irak'tan tecrübeli liderler bulunmasının farkı bu noktada ortaya çıkıyor. Grup, kriz yönetiminde Ahrar’uş Şam’a göre çok daha başarılı. Kritik zamanlarda profesyonel davranabiliyor.

Çatışma sadece askeri açıdan değerlendirilecek olsa Tahrir'in üstünlüğü ile sona erdiği rahatlıkla söylenebilir ancak HTŞ 'kalpleri kazanma' açısından bir hafta öncesine göre çok daha güç bir noktada. Çatışma öncesinde Suriye’nin sadece belirli bölgelerinde görülen HTŞ karşıtı protestolar, çatışmalar sırasında, bu kez çok daha geniş bir alanda gözlemlendi. HTŞ benimsediği medya söylemiyle durumu daha da zorlaştırmaktan kaçınmasına rağmen bazı bölgelerde imaj kaybına uğradı.

Tahrir’uş Şam Heyeti’nin en büyük kaybı ise grubun en önemli bileşenlerinden olan Nureddin Zengi Hareketi’nin ayrılışı oldu. Bu ayrılığın grubun askeri gücüne etkisi olmayacaktır ancak HTŞ’nin ‘kucaklayıcı’ söylemine gölge düşürdü. Bölgedeki en etkili eski ÖSO gruplarından biri olan Zengi Hareketi Tahrir’uş Şam’ın daha geniş bir kitleye hitap etmesini sağlıyordu. Yeni birleşmeler olmazsa bundan sonra Tahrir'uş Şam Heyeti'nin, "Nusra" veya "Feth'uş Şam" etiketlerinden kurtulması pek mümkün görünmüyor.

Öte yandan, Zengi Hareketi’nin ayrılışı HTŞ'yi oluşturan grupların hala varlığını sürdürdüğünü gösterdi. Oysa Heyet kurulurken bileşenlerin tamamının kendini feshettiği duyurulmuştu. Ancak bileşenler arasında grup içi iletişimin devam ettiği görülüyor. Bu durum, Tevfik Şihabuddin’in karizmatik liderliğinden dolayı Zengi’ye özgü de olabilir. Zira grubun askeri lideri ‘ayrılma olmadığını’ açıklamıştı. Ancak Nureddin Zengi Hareketi, lideri Tevfik Şihabuddin ile özdeşleşmiştir. Grup üyelerinin tamamı HTŞ’de kalsa dahi Tevfik Şihabuddin’in ayrılması Zengi Hareketi’nin ayrıldığı anlamına gelir. Bu durum da Ahrar’uş Şam’dakine benzer şekilde Tahrir’uş Şam’da da yönetim zaafiyeti yaşandığını gösteriyor.

Nureddin Zengi Hareketi’nin ayrılma gerekçelerine bakıldığında birçok noktada haklılık payı olduğu söylenebilir. Bunlar, Tahrir’uş Şam kurulurken alınan başka gruplarla savaşmama kararı ve Şer’i meclisin karar alma şekline yönelik eleştiriler v.b.

Çatışmalar sırasında Tahrir’in medya söylemini ele aldığımızda Ahrar'a göre daha dikkatli olduğu söylenebilir. Ahrar’uş Şam’ın başlattığı medya kampanyasına rağmen HTŞ daha yumuşak ifadeleri tercih etti. Ahrar’uş Şam medya kanadının, grubun lideri Ebu Ammar’ı cephe hattında gösteren fotoğraflarına rağmen Tahrir’uş Şam liderleri savaşçılarına itidal ve adaletli olma çağrıları yaptı. Buna rağmen gayri resmi kaynaklardan yayınlanan görseller Tahrir’uş Şam’ı zor durumda bıraktı. Bir HTŞ savaşçısının üç renkli ‘Özgür Suriye Bayrağı’na basarken çekilmiş fotoğrafları karşı propagandanın en etkili malzemesi haline getirildi.

Ahrar’uş Şam ve Tahrir’uş Şam Heyeti arasında yaşanan, dört gün süren çatışmalar büyük oranda durduruldu, taraflar anlaştı. Her iki tarafın da farklı noktalarda kaybettiği bu çatışma Suriye’de yeni bir dönemin habercisi. Bu yeni dönemde Ahrar'uş Şam’ın geleceği karanlık, Tahrir'uş Şam'ınki ise belirsiz görünüyor. Ancak Tahrir, Ahrar'dan farklı olarak, etkili askeri güce ve tecrübeli liderliğe sahip. Doğru kullanılırsa hiçbir şey için geç değil.