Geri Gönderme Merkezi'ndeki bir mülteciden yardım çığlığı: 'Burada fizik kanunları dışında bir kanun yok'

Geri Gönderme Merkezi'ndeki bir mülteciden yardım çığlığı: 'Burada fizik kanunları dışında bir kanun yok'

Türkiye'deki Geri Gönderme Merkezleri'nde bulunan mültecilerin dilekçe yazma hakkı dahi ellerinden alınıyor.
Mepa Haber Merkezi
Türkiye'deki Geri Gönderme Merkezleri (GGM)'nde tutulan sığınmacılara yönelik işkenceler gündemden düşmüyor. Bu merkezlerde kalan sığınmacılarla yapılan görüşmeler raporlara yansımış ve sığınmacılara sınırlı miktarda su verildiği, bozuk yiyecekler yedirildiği, ibadet hakkında mahrum bırakıldığı, havalandırma ve yıkanma imkanı verilmediği ortaya çıkmıştı. 

Dilekçe yazma hakları dahi ellerinden alınıyor

Geri Gönderme Merkezleri'nde bulunan sığınmacıların yaşadıkları sorunlar bir türlü çözülmediği gibi seslerini duyurma imkanları da çok kısıtlı. 

Mülteciler dilekçe yazma hakkından yararlanamadıkları gibi, mültecilere GGM’lerde kağıt kalem verilmediği, dilekçe yazsalar da kayda alınmadığı ve uluslararası koruma başvurusu yaptıkları dilekçelerinin görevlilerce alınmadığı öğrenildi. 

Hukuki yardıma ulaşamıyorlar

Avukatların idari gözetim altında tutulan mültecilere ulaşmakta zorluklar çektiği, avukatlık hizmetinin sağlanmasında sorunlar yaşandığı, engellerin fiziki ve uygulamada olduğu ifade ediliyor.

İade edilecek ülke hakkında araştırma yapılmıyor

Mültecilerin sınır dışı edilmesini içeren yönetmeliğin 676 Sayılı OHAL KHK’si ile değiştirildiği kaydedilen raporda, yapılan değişikliklerin insan haklarına aykırı olduğu ve bir an önce uygulamadan kaldırılması gerektiği vurgulanıyor. Sınır dışı edilemeyecek kişiler “Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar” olarak tanımlanırken, yerel mahkemeler tarafından gönderilecek ülkeler hakkında yeterli araştırmanın yapılmadığı ve mültecilerin işkence görebileceği veya ölüm cezasını çarptırılabileceği ülkelere gönderilebildiği belirtildi.

Yerel mahkemelerin ilgili kararları ile başvuru sahibinin ülkesine gönderilerek işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamele ile karşı karşıya kaldığı vurgulanıyor.

Erdoğan'a mektup yazdı ancak işkenceler arttı

Mepa News istihbarat kaynaklarına ulaştırılan bir mektup, GGM'deki mültecilerin yaşadıkları problemlere ışık tutuyor.

Zarar görmemek adına isminin açıklanmasını istemeyen bir Rus mülteci tarafından kaleme alınan mektupta, GGM'lerde hiç bir hukuk kuralının uygulanmadığı ifade ediliyor. 

Mülteci, GGM'lerde işkence gördüklerini, ibadet etme haklarına riayet edilmediğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a mektup yazmasına rağmen hukuksuz uygulamaların artış gösterdiğini anlatıyor. 

Bir yardım çığlığı olarak nitelenen mektubu, hiç bir müdahalede bulunmadan siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz: 

Herhangibir dini örgütle alâkası veya bağlantısı olmayan Rusyalı Müslüman kardeşimiz Türkye'deki yabancı şübesinde başına gelen olaylar hakkında anlattı. 
"Tavşan ininde" geçen maceram.

Bu gibi benzetmeye sebep olan nedir? Geri Gönderme Merkezleri (GGM)'nde hangisi olmasın şunu bilmelisiniz ki, oralarda fizik kanunları hariç başka hiçbir kanun yerine getirilmiyor. Yasalara uyan kimse yok, ne memurlar ne de güvenlikte oturanlar. Herbirinin sana karşı davranışı mantık dışında. Başına gelen problemi hukukçu  çözemiyor ama iktisatçı çözebilir. 

Yakalandıktan sonraki başıma gelen olayları elimden geldikçe net ve açık bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Antalya:

Beni cezaevinden direk Antalya'daki GGM' ine götürdüler. Ordakiler bizi "sıcak" ve "güler yüz" ile karşıladılar. Telefonumu teslim etmeyi kesinlikle kabul etmeyeceğimi ifade ettikten sonra beni 1-ci kattaki konforlu karantina odasìna  koydular. Odada  birisi vardı, galiba onun orda olması aynı sebepten dolayı idi . 

Yemek ve temizlik konusunda gayet iyilerdi. Başka katlara ziyaret yapmaya bile  izin veriyorlardı. Nedenini bilemedim, ama bizi o merkezden Türk özel polisi gürültü ve ses ile götürdüler: Beni Kırklareli'ne, diğer kardeşi ise Tekirdağ'a.

Kırıklareli: Avukatımın söylediklerine göre bu merkezde kalmak işkence çekmek demektir. Temizlik yapan kimse yoktu ve dolayısıyla kaldığımız yer aşırı derece pisti. Yatak malzemeleri hiç verilmedi. Nasılsa açlıktan ölmesin diye birkaç lokum yiyecek verilirdi. Koğuş içi kalabalık herkes bir yerde, elektrik yok. İçeridekilerin birisi hepatit hastasıydı. 

Iyi tarafları: Elimde internet'e bağlı telefon vardı. İdare hijyenik malzemelerini veriyordu. Belli bir süre geçtikten sonra bizi yeni yapılmış bir merkeze götürdüler. 

Pehlivan köy: Perşembe günü bizi refakatla Pehlivan köydeki merkeze getirdiler. Merkez çok büyük ve lükstü. Buna rağmen hapis saraya benzese  bile hapistir. Orda tam bir gün tuttular. Cuma günü avukatıma arama isteğim için dayak altında kaldım. Ve yine karantinaya attılar. Orasında pazartesi öğleye kadar kaldım. Değişme dönemi nasıl olduğunu bilemedim ama uyumama hiç fırsat vermediler. Her 20 dakikada kapıya vurur ve  koğuştaki hava derecesini klimayla soğuturlardı. Işığı hiç kapatmadılar. 

Pazartesi öğle saatlerinde ben ve benimle beraber gelen arkadaşlar otobüse bindik ve bizi Türkiye'nin bir ucundan diğer başına götürdüler.  Adana'ya kadar geldik ve ordan Aydın'a ulaştık. Önce hastaneye uğrayıp kendime yapılan işkenceden dolayı bedenimdeki morluklar ve dayak izlerini belirttim: Beyin sarsıntısı, sağ omuzumdaki eklem zedelenmesini, sırt, ayak ve cinsel uzuvlarımdaki morluklar ve hasarları .

Yol boyu yanımdaki diğer tutuklular çeşitli yerdeki merkezlere teslim edildi.  Sefer süresinde elimdeki kelepçeler çıkartılmadı ve 2 günden fazla küflenmiş hamburgerle beslendik.

Polisler ise hiç vicdan azabını çekmeden kafelerde yemek yediler ve bize kendi paramızla taze yiyecek almaya bile izin vermediler. Tuvalet için duraklamak yoktu, onun için otobüsteki çocuklar altına yapmak zorunda kaldılar. 

Aydın: Bizi çok "önemli" birileri olarak karşıladılar. Oranın hastanesine bana işkence yapıldığı hakkında şikayette bulundum. Doktor muayene ettikten sonra dayak izlerimi tespit etti. 

Hepimizi kayıta aldıktan sonra bütün şahsi eşyalarımızı ( ilaç, hijenik malzemeleri ve erzak) bizden aldılar. Sabah geri vereceklerini söylemişlerdi ama ne sabah ne sonraki günler eşyalarımız geri verilmedi. Aksine bütün lazım  olan şeyleri ordaki kantinden almamızı tavsiye ettiler.

Her gece saat 01:00 civarında arama yapılıyordu. Sıcak suyu sık-sık kapatırlardı. Öğle yemeğine herkesi tek-tek götürür ve sonra hemen koğuşa kilitlerdi. Ordakiler bir-birimizi tanıdıktan sonra memurların yapıyor olan zülm ve işkenceleri hakkında daha çok bilgi aldık. Zaten çocuklara bile hissettiği nefret dolu davranışlarına hergün şahit oluyorduk.

Sabrımızın son damlası bir bacımız bebeğini kaybettikten sonra tükendi. Ambulans çağırmadılar. Ufak başkaldırı yaptık. Gelen polislere olayı açıklayınca anlayışlı karşıladılar. Buna rağmen hepimizi  ayrı ayrı yerlere dağıtma kararını çıkartmışlar. Ben ve yine bir kardeşi uçakla Ağraya götürecek olmuşlar. Ama bize bunu söylememişlerdi. Yanımdaki kardeş türkçe biliyordu. Atatürk havalimanına yaklaşınca : " Bizi Rusya'ya mı gönderecekler?" diye yanında duran polisten sordu. O da sessiz  "evet" diye  başını salladı. O zaman ne olsa olsun arabadan inmemeye karar verdik. Altı tane polis hiç acımadan dayak altına aldılar. Yanımdaki kardeş kelepçeyi kırıp yere sarıldı ve sandaliyelere sım-sıkı yapıştı. Onu arabadan indiremediler. Benim kolum yaralı olduğu için kelepçeyi kırmaya imkanım olmadı. Beni arabadan sakalımdan çekerek indirdiler. Polis öylesine değil kasten sakalımı sökerek "Türkiye'de sakal yasak" diye bağırıyordu. Yere düştüğümde başıma zıplaya hoplaya tekmeledi. Sırtıma tekmeler attıktan sonra gaz biberi gözüme püskürttü.  Sonuçta havalimanına girdik.

Ağraya geldikten sonra kendimin dayak yediğimi ifade ettim. Ve orda savcılığa dilekçe yazmaya çalıştım. Ama kesinlikle herhangi bir dilekçeyi kabul etmeyeceklerini belirtti. 

AĞRI: Bodrum kat, oksijen eksikliği var. Ama iyi insanlar, iyi  davranışlar. Yemek de iyi. Bütün ihtiyaçlarımız karşılandı: elbise, çorap, iç giyim, hijenik malzemeler.

Ağradan bizi arabayla Gaziantepe kelepçesiz götürdüler. Yolda yemek ve namaz için tesislere durakladık. Hatta polislerle beraber cemaatla namazımızı kıldık. Yolda herhangi bir sorun olmadı.

GAZİANTEP : Bu kadar berbat yeri görmemişim. Bizi " sıcak " karşıladılar. Yeni hapishaneymiş, on gün olmuş açılalı. Bekçiler silahlı asker. 

Sabahleyin tekrar vereceklerini söyleyip bütün eşyalarımızı elimizden aldılar. Sonuçta hiç olmasa hijenik malzemelerimizi alabilmek için açlık ilan ettik. Açlık 3 gün sürdü. 

Ilk üç hafta doğru- düzgün yemek te  verilmedi. Bazı günleri meyve suyu, kek, 15 gr. tereyağı, 15 gr. peynirden başka hiçbirşey verilmiyordu. Koğuşlardan dışarı asla çıkarmadılar. 
Aşırı derece sıcaktı ve duşa sıcak su verirlerdi. Iki buçuk ay içinde hava almaya sadece iki kere çıkabildik. Merkez müdürü açıkça şöyle derdi: "Eger sizin bütün ihtiyaçlarınızı verirsek, siz buranı asla terketmek istemezsiniz". Polisler ise :"  siz teröristsiniz" derdi. 

Idare tarafından herşey yasaktı. Merkezde temizlik yapılmıyordu. Verilmesi lazım olan şeylerin hiçbiri verilmedi. Bekçiler ise çay satmakla uğraşırdı...

Sabrımız tükendiğinde toplam 30 kişi süresiz açlık grevi yapmaya karar verdik. Sonraki gün sınır dışı edilmek üzere bir ülke seçmemi istediler aksi takdirde beni zorla Rusya`ya göndereceklerdi. Sonra gülerek gittiler ve bir açıklama yapmadan beni tekrar çıkarıp uçağa bindirdiler ve Atatürk havalimanına getirdiler. Uluslararası transit bölümüne geldiğimizi anlayınca müdahale ettim ve bundan dolayı tekrar darp edildim. Ondan sonra ellerime kelepçe takıp 4 saat havalimanının emniyet şubesinde tuttular ve eğer Ukrayna`ya gitmeyi kabul etmezsem beni zorla Rusya`ya götürürler diye tehdit ettiler. Konvoy gelince doktora götürüldüm ama Allaha şükrediyorum ki doktor rızam olmadan bana sakinleştirici iğne yapmayı kabul etmedi. Buna rağmen Ukrayna vatandaşı olmadığım halde konvoy beni zorla Kiev`e giden uçağa bindirecekti. Sonra ne olduğunu bilmiyorum ama yanımdaki memura telefon geldi ve bana Türkiye`de kalacağımı söyleyip Kumkapı`ya götürdüler. 

Sonra kardeşlerimin açlık grevine daha 12 gündür devam ettiğini öğrendim. Tek isteğimiz başka bir Geri Gönderme Merkezine nakil olmaktı. Onun dışında insanlar orada defalarca şiddete maruz kaldı, Fas`lı bir adamı zorla sınır dışı edeceklerdi ama olmadı ve onu İstanbul Geri Gönderme Merkezine getirdiler. Orada o bana morluklarını göstererek ben gittikten sonra ne olduğunu anlattı. 

İstanbul Kumkapı 

Buranın normal bir yer olması zaten mümkün değil çünkü memurları az ve çoğu fazla işine devam etmeden işten ayrılıyor. Burası inanılmaz kirli, böceklerle dolu bir yer, temiz nevresim takımını almak neredeyse imkansız ve genel olarak bu takım yatakla beraber sonraki gelen mahküme miras olarak kalır. Koğuştakilerin çoğu yerde yatar bazılarında yatak bile yok. Üstelik tıbbi yardım yapılmaz, yanımda Afganistanlı bir koğuş arkadaşımız ayağını kırdı ve ambulans bile çağırılmadı. Hepimiz aynı koğuştaydık; uyuşturucu bağımlıları, hırsızlar, mafya adamları. Terörizmden şüpheli olan yoktu. Kadınlar ve çocuklar aynı şartlarda tutulur. Koğuşta 24 saat kesintisiz ışık yanar ve aşırı gürültü olur. Hukuki olarak bir açıklama yapılmaz ve en fazla yapabilecekleri şey buradan başka yere nakil olmak teklifi idi. Buradan tekrar Pehlivan köye götürüldüm. 

Pehlivan köy 2 

Burada iyi karşılandık çok dikkatlı bir şekilde üst arama yapıp telefonumu buldular. Diğer türlü her şey iyi idi bizi iyi şaşırttılar burası neredeyse tek gerektiği gibi çalışan bir merkezdi. 

İstanbul Kumkapı 

Pehlivan köyden öğleden önce çıktık İstanbul`a ise gecenin geç bir vaktinde ulaştık. Orada önceki bağlantılarımızdan dolayı bizi iyi karşıladılar. Kalacağımız katı bile kendim seçebildim. Ben daha önce 2. katta kaldığım için onu seçtim ama sonra kararımı değiştirip alt kata yerleştim. 

Merkez tıklım tıklım doluydu yataklar için kavgalar bile edildi çünkü hepsi aynı koğuştaydı ama oranın da bir düzeni vardı; Suriyeliler, Azerbaycanlılar, Pakistanlılar vs. ayrı ayrı yerlerde yatardı. Bizden önce gelen kardeşlerimiz terör kodu olanlar için ayrı bir koğuş alabildiler. 

Küçücük bir odada değişik milletlerden değişik mezheplerden olanlar, sağlıklı ve sağlıksız insanlar... Bir AİDS ve çok hepatit hastası vardı. Uyuz hastaları getirilince insanlar isyan etti ama merkez çalışanları her zamanki gibi duymazlıktan geldi. Ve o zaman aramızdan birisi ambulans çağırdı. Ambulansın nasıl geldiğini ve gardiyanlar tarafından `her şey yolunda` cevabını alıp geri çevirildiğini gördük. Daha sonra Aganistanlıları ayrı bir hücreye yerleştirdiler. Yangının çıktığı yer o hücreydi. 

O merkezde telefon ve İnternet irtibatımız vardı ve biz Recep Tayyıp Erdoğan`a açık bir mektup yazdık. Değişik dillere çevirip her ulaşabildiğimiz yere gönderdik. Bu 16 ay içinde ben şahsen kendisine 4 mektup yazdım. Mektuplarda bu ülkede muhacirlerin ne duruma düştüğünü detay detay anlattım. Fakat hiç birine cevap alamadım aksine alınan önlemler daha da sertleşti. 

Yaklaşık 2 gün sonra yangın çıktı ve mahkümlerin çoğu kaçtı kalanlar ise çıkarılıp yere oturtuldu. Defalarca ve defalarca bizi tek tek sayıp sonra da geri içeri aldılar. Arap olan bir arkadaşımız soğuk yere oturmayınca çok sert dövüldü. 

Biraz sonra yakalayabildikleri kaçaklar da getirildi. Bu halde onları çok sert dövüyorlar. Bu yüzden eğer kaçmaya kalktıysan yakalanmamak için elinden geldiğini yapman gerekir. İki Somaliliye benzeyen kaçak gözümüzün önünde kaçmaya çalıştılar ama dışarıda yakalanıp fazla uzaklaşamadılar. Daha sonra onlar el üstünde merkezden çıkarıldı üstlerinde sağlam yer bile yoktu. İnsan hakları diye bir şey yok burada. Türkiye`de diziler neden bu kadar güzel çekiliyor hiç düşündünüz mü? Burada herkes sadece bir oyuncu ve kendi rolünü çok iyi oynuyor. 

Yangından 1 hafta sonra kaldığımız merkez kapatıldı mahkümler ülkenin farklı merkezlerine nakil edildi. Biz ise İzmir`e gönderildik. 

İzmir 

Yukarıda Gaziantep`ten daha kötü bir yer görmediğimi yazdım ama yanıldım. İzmir oraya düştüğüm ilk andan itibaren bütün rekorları kırdı. Kendi aramızda konuşmamızı yasaklayıp üst aramalar büyük titizlikle yapıldı. Aramadan sonra bizi soyundurup forma verip 0. kattaki 3 kişilik koğuşları olan özel bölüme getirdiler. Bizi getirmeden önce kaloriferleri kapatıp camları açıp koğuşları iyice soğuttular. Koğuşlarda ne yorgan ne de hijyen malzemeleri vardı yataklardan başka hiç bir şey yoktu. Üstelik suyu çok nadiren açarlardı özellikle namazdan önce su kesilirdi. Güvenlik müdürü alay ederek `teyemmüm yapın` diye söyledi. Plastik kapların içinde yemek getirip yarım saat sonra geri toplarlardı. Kaşıklar bile tek tek sayılırdı. Bir defa dişlerimin arasını temizlemek için kaşık kırdım ve o kırık parçayı bulmak için bana özel arama yapıldı. 

Ağır şartları değiştirmek için açlık grevi yaptık ve onun sonucunda yorganları ve hijyen malzemelerini alabildik. 

Telefon kullanmak önce kesinlikle yasaktı sonra haftada bir defa vermeye başlandı sonra 2 defa sonra da tekrar yasaklandı en sonunda haftada bir defa kullanırdık. 
O merkezden kardeşlerimiz zorla Tacikistan`a gönderildi. 

Kanuna rağmen bir mahküm 1 sene merkezde tevkif altında kaldıktan sonra tahliye edilmek yerine başka bir Geri Gönderme Merkezine nakil edilirdi. 

Tahliye olmama 4 gün kala benim rızam olmadan konvoyla başka bir ülkeye sınır dışı edildim. 

Yazmış olduğum makalenin bir faydası olursa sevinirim.


Kaynak: Mepa News