1. TARİH

  2. 40 yılın ardından: 1979 Kabe Baskını
40 yılın ardından: 1979 Kabe Baskını

40 yılın ardından: 1979 Kabe Baskını

1979 yılında gerçekleşen Kabe Baskını, küresel cihat yanlısı fikrin tarihinde köşe taşlarından biri oldu.

A+A-

20 Kasım 1979 tarihinde başlayan Kabe Baskını tüm İslam dünyasını şoka uğratırken, küresel cihat yanlısı fikrin tarihinde köşe taşlarından biri oldu.

Orta Doğu o yıl patlamaya hazır bir barut fıçısı gibiydi. Neredeyse kırk yıldır İran’ı kontrol eden liberal monarşi, Şii inancını temel alan bir dini devrimle yıkılmıştı.

4 Kasım, 21 Kasım ve 2 Aralık tarihlerinde de Tahran, İslamabad ve Trablus'ta ABD elçilikleri basılmıştı.

Aynı zamanda, Kabe Baskını devam ederken, 25 Aralık 1979'da Sovyetler Birliği Afganistan'ı işgal etmiş, İslam dünyası çalkalanmaya başlamıştı.

Baskına giden yol 

1979’un Ekim ayı boyunca dünyanın her tarafından gelen bir milyona yakın hacı adayı dini görevlerini ifa etmek üzere Mekke’ye gitti.

Mekke halkı ve hac görevinden sonra şehirde kalıp Hicri 1400 senesine bu şehirde girmek isteyen Müslümanlar Mescid-i Haram çevresinde ibadetle meşgul iken, sabah namazının ardından Mescid-i Haram'ın atmosferi birden değişecekti.

Cuheyman el Uteybi liderliğinde Suudi rejimine karşı başlatılan ayaklanma, 20 Kasım 1979 günü başladı.

“Hedefleri, inançları çerçevesinde, Mescid-i Haram’ı Suudi krallığı hükümdarlarından kurtarmak ve tüm Müslümanları Mehdi’nin gelişi ile birlikte özgürleştirmekti.”

55 yaşındaki Kâbe imamı Şeyh Muhammed el-Subeyl yeni İslami yüzyılın, Hicri 1400 yılının ilk sabah namazını kıldırdıktan hemen sonra ilk silah sesleri duyuldu.

“Minarelere çıkın! Keskin nişancılar yerlerine geçsin! Kapıları kapatın! Muhafızları gönderin! Muhafızlar ve gözcüler kapıların önüne geçsin!”

Emirleri veren kişi Cuheyman Uteybi idi. Emirlerini tamamlayan Cuheyman mikrofonu yanındaki başka bir adama verdi.

Suudi rejimi, Cuheyman'ın, beraberindeki eniştesi Muhammed el Kahtani'yi Mehdi ilan ettiğini öne sürdü. Ancak bu söylem birçok kişi tarafından, baskının arkasındaki siyasi nedenleri örtmeyi amaçlayan bir bahane olarak gösterildi.

Baskının seyri

Grubun ne derece ciddi olduğu, saat 8 sularında jipiyle tek başına camiye yaklaşmaya çalışan bir polis memurunun keskin nişancı ateşiyle vurulmasıyla belli olmuştu. Bu hadiseden sadece dakikalar sonra caminin diğer tarafına yaklaşmaya çalışan gruba minareler ve çatılardaki keskin nişancıların ateş açması sonucu sekiz polis ölürken 36 tanesi de yaralandı.

Daha sonra silah, mühimmat ve yiyecek gibi gerekli malzemelerin daha önceden camiye sokulduğu tespit edildi. Bu malzemelerden bazıları büyük inşaat sandıklarında bazıları da boş tabutlarda getirilmişti.

Prensi Türki akşam saatlerinde Cidde’ye iniş yaptı ve caminin hemen yakınlarındaki Şubra Otel’de Savunma ve İçişleri Bakanları ile buluştu. Prens otele giriş yapmadan hemen önce bir mermi arabasının camına isabet etti ancak Türki yara almadan kurtuldu. Kısa süre içinde cami etrafındaki en büyük bina olan Merva Kapısının kuzeyindeki El-Eşref Kulesi’nde bir komuta karargâhı oluşturuldu.

Mescid-i Haram'ın geri alınabilmesi adına Suudi rejiminin, bunun meşru bir hareket olduğunu teyit eden bir fetva alması gerekliydi.

Baskının ikinci günü sabah saat 5 sularında İçişleri Bakanı Riyad Radyosundan bir açıklama yaptı. “Bir grup silahlı mürtedin” camiyi ele geçirdiğini ve “aralarından birisini camideki Müslümanlara imamlık yapması için Mesih olarak ilan ettiklerini” öne sürdü.

İran lideri Humeyni de “bu eylem mücrim Amerikan emperyalizmi tarafından Müslümanların sıkı saflarına sızmak için yapılmıştır” açıklamasında bulundu.

Suudi rejiminin Kabe'ye girmesi

Camiye girmek için birçok giriş noktası zorlanmış ancak başarı sağlanamamıştı. Bunun üzerine Merve Kapısından zor kullanarak girilmesine karar verildi. Hacıların tavaf için yedi kez dolanması gereken iki tepeyi birleştiren 380 metrelik yol zırhlı personel taşıyıcılarının geçebileceği kadar genişti.

Caminin geri alınması için yapılacak operasyonun komutası Kral Abdülaziz Zırhlı Tugayı komutanı Falih el-Zahri'ye verildi. Zahri, Tebük’teki üssünden yanına gerekli teçhizatları alarak Mekke’ye geldi. Merve Kapısı Prens Türki’nin emrindeki İstihbarat Müdürlüğü ajanları tarafından patlatılacak ve zırhlı birliklerin içeriye girmesi sağlanacaktı.

Prens Türki Tebük ile ilgili çok ilginç bir ayrıntıyı hatırladığını söylüyor: “İçerideki adamlar, Mehdi’nin Mescid-i Haram’da zuhur edeceğine ve daha sonra şeytanın askerlerinin Mehdi ile savaşmak için Tebük’ten yola çıkacağına inanmaktaydılar.”

“Durumun ne derece inanılmaz olduğunu gösteren bir noktaydı. Nihayetinde zırhlı birlikleri Tebük’ten getirttik ama onlar şeytanın değil meleklerin askerleriydi.”

22 Kasım günü Suudi topçusu gece 3:30 sularında camiyi ses bombaları ile hedef aldı. Bombardımanla birlikte askerler Safa-Merve yolunun doğu tarafından giriş yaptı. İlk etapta yolun ortasındaki Es-Selam Kapısına varılması hedefleniyordu ancak çok kayıp verilince geri çekilme emri verildi.

Suudi kuvvetleri Merve Kapısından yolun kuzey tarafından patlayıcılarla içeri girmeyi başardı ancak derhal başlayan yoğun ateş altında askerler can verdi.

Çatışmalar yoğunlaşıyor

23 Kasım günü, yüzyıllar sonra ilk defa Kabe’de cuma hutbesi okunmadı. O günün gece saatlerinde toplantı halindeki ulemanın kralın talep ettiği fetvayı verdiği haberi ulaştı. Bakara Suresinin 191. Ayetine dayanarak ulema içeridekilerin “silahlarını bırakıp teslim olmayı reddetmeleri” için verilecek fırsatı kabul etmemesi halinde Kabe etrafında güç kullanılmasına müsaade verildi.

Hoparlörlerden içeridekilere teslim olma çağrısı yapıldı. Çağrının kabul görmediği anlaşılınca minareler roketlerle hedef alınarak keskin nişancılar vuruldu. Topçu birlikleri de Safa-Merve yolunun bir kısmını hedef alarak yıktı. Amerikan yapımı M113 zırhlı personel taşıyıcıları açılan gedikten ve kapıdan giriş yaptı.

24 Kasım günü ortalarına kadar süren çatışmalarda birçok asker öldü ama yol tamamen ele geçirildi.

Cuheyman'ın taktiksel manada bir avantajı vardı. Aralarından bazıları camiyi ve altındaki mahzenleri ezberledikleri için labirent misali yapının her santimetresini iyi biliyorlardı. Mahzenlere girmek için Pazartesi ve Salı günü yapılan girişimlerden her odayı temizlemeye çalışmaları halinde çok kayıp verileceği anlaşıldı. Bu yüzden silahlı kişileri etkisiz hale getirmek için gaz kullanılmasına karar verildi.

2 Aralık tarihinde, Fransızların özel birliklerinden “Groupe d’Intervention de la Gendarmerie Nationale (GIGN)” birlikleri bünyesinde çalışan üç danışman beraberlerinde getirdikleri dichlorobenzylidenemalononitrile kimyasal maddesi ile Taif’e geldi.

Kısa adı CB olan bu gaz insanın nefes alma kabiliyetini ciddi manada kısıtlaması ve uzun süreli maruz kalındığından ise öldürmesi için özel olarak tasarlanmış bir silahtı. Fransız ajanlar Müslüman olmadıkları için Mekke’ye girmeleri yasaktı. Ancak Suudi rejiminin, başta Fransızlar olmak üzere Müslüman olmayan askerleri şehadet getirterek Mescid-i Haram'a soktuğu ifade edildi.

3 Aralık sabahı, caminin tabanında üç ayrı delik açılarak CB başlıklı patlayıcılar mahzenlere atıldı. Birbirine bağlı odaların mimarisi nedeniyle gazın etkisi kısıtlı kaldı ve son oda ancak 18 saat süren çatışmaların ardından ele geçirilebildi.

Baskının sona erdiğini duyuran açıklama İçişleri Bakanı Prens Naif tarafından yapıldı.

“Caminin tünellerindeki direniş tümüyle saf dışı bırakılmıştır. Mescid-i Haram’a saldıran kafirlerin tümü öldürülmüş veya ele geçirilmiştir.”

Baskın sona erdi

Operasyon, başladığı tarihten 15 gün sonra 5 Aralık gecesi 1:30 sularında sona erdi. Kahtani’nin kimliği belirlenen cesedinin fotoğrafları ertesi gün televizyonlarda yayınlandı.

Baskının sona ermesiyle birlikte sorumluların nasıl cezalandırılacakları sorusu da cevabını bulmak üzereydi.

Toplam bilançoya göre 127 güvenlik unsuru öldü ve 451 tanesi de yaralandı. Aralarında Pakistan, Endonezya, Hindistan, Mısır ve Burma’dan gelen hacılar ve Suudilerin bulunduğu 26 sivil ölürken 100’den fazlası da yaralandı.

Toplam sayıları 260 olduğu belirlenen saldırganların 90’ı çatışma esnasında 27’si de yaralı olarak tedavi gördükleri hastanelerde öldü.

Canlı ele geçirilen 63 saldırgan ise Prens Türki’nin de dediği gibi “bunun tüm Suudilerin meselesi olduğunu ve tüm ülkenin bu işte beraber olduğunu göstermek amacıyla” sekiz farklı şehirde idam edildi. İdam edilenlerin 41’i Suudi, 10’u Mısırlı, yedisi Yemenli, üçü Kuveytli, biri Sudanlı biri de Iraklıydı.

19 kişi hakkında verilen idam cezaları hapis cezasına çevrildi. Canlı yakalanan 23 kadın ve çocuktan oluşan gruptaki kadınlar iki yıl boyunca hapis ile cezalandırılırken çocuklar ise devlet kontrolüne verildi.

Baskının lideri Cuheyman, sorgulamalarının ardından 9 Ocak günü Mekke’de, kolları, bacakları ve son olarak da başı kesilerek idam edildi.

Kaynak: Mepa News, Arab News

twtbanner-001.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler