1. YAZARLAR

  2. Hamdi Malik

  3. Irak'ta egemenlik krizi: Sistani ve Şii milisler
Hamdi Malik

Hamdi Malik

AkademisyenYazarın Tüm Yazıları >

Irak'ta egemenlik krizi: Sistani ve Şii milisler

A+A-

Uluslararası toplum, Sistani destekli grupların İran’a mukavemet gösterdiği ancak Sistani’nin söylemlerini kimin devam ettireceği ile alakalı uzun vadeli soruya ileride cevap bulması gereken Necef’te yaşananlara daha fazla dikkat vermelidir.

Iraklı milis lider Hamid el-Yasiri, 13 Ağustos’ta gerçekleştirdiği bir konuşmada daha önce görülmemiş bir şekilde ülkesinde faaliyet gösteren İran destekli silahlı grupları yerden yere vurarak onları Şiilik adı altında barışçıl protestocuları öldürmek ve kamuya ait paraları çalmakla suçladı. Yasiri’nin Irak’taki en etkili Şii figür olan Ayetullah Ali el-Sistani'ye yakın ve geniş nüfuza sahip bir din adamı olduğu göz önüne alındığında konuşmanın yapıldığı törenin ne denli güçlü olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Yasiri’nin konuşmasında bu tür meselelerden bahsetmesi, İran destekli militanlar ile Haşdi Şabi içindeki bir diğer grup olan Sistani yanlısı tugaylar arasında büyüyen ve Tahran yönetiminin bölgedeki meşruiyeti ile elinde tuttuğu siyasi gücü olumsuz yönde etkilemesi muhtemel fikir ayrılıklarına dair şüphe götürmez göstergelere bir yenisini daha ekledi. Bu zayıf noktanın anlaşılması, Irak’taki en belalı militanlara yönelik bir strateji oluşturulması hususunda anahtar bir rol oynayacaktır.

Eksen kayması

Ağustos ayındaki tören hem Irak’ta hem de diğer yerlerdeki Şii topluluklar arasında devam etmekte olan ideolojik savaşı yansıtmaktadır. Bir köşede, taraftarları parçası oldukları millete duydukları aidiyet duygusu birçok diğer millet tarafından kabul gören ideolojik prensiplere duyduğundan daha az olan İran liderliğindeki milis/siyasi Şii ekolü, diğer tarafta da Irak’taki kutsal şehir Necef’te ‘Mercii el Ala’ yani ‘en yüksek taklit mercii’ olarak kabul edilen Sistani liderliğindeki apolitik Şii ekolü bulunmaktadır.

Yasiri, Sistani’nin resmi sözcüsü olmadığı için konuşmada söylediklerinin ayetullahın açıklamaları olarak kabul edilmesi teknik olarak mümkün değildir. Fakat Yasiri, Sistani’ye en yakın din adamlarından bir tanesidir. Sistani’nin kendi halkası içindeki Yasiri gibi yüzlerce din adamına yaşadıkları bölgelerde zekât toplama ve dağıtma gibi görevler verilmiştir. Yasiri bu din adamları arasında önemli bir yere sahip olup, Haşdi Şabi çatısı altında faaliet gösteren Sistani’ye bağlı dört milis yapılanmadan birisi olan Ensar el-Merciyye tugayının (44. Tugay) komutanıdır. "Türbe Birimleri" (Atabat) olarak da adlandırılan bu yapılanmalar her ne kadar resmi olarak Haşdi Şabi’in bir parçası da olsalar, İran tarafından kontrol edilen Haşdi Şabi liderliğinden gelen emirlere itaat etmemektedirler. Bu birlikler operasyonel manada ise Irak ordusunun bir parçasıdırlar.

İlaveten, Sistani’ye Yasiri kadar yakın bütün herkes, onun kırmızı çizgilerini çok iyi bilir ve bu çizgileri aşmamayı öğrenmiştir. Bu nedenle, Yasiri’nin konuşmasında İran destekli militanlara yönelik çekirdek mesajın ayetullah tarafından da kabul gören eleştiri sınırları içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Sistani bağlantılı militanların yakın dönemdeki faaliyetleri de bu varsayıma paraleldir. Mesela, "Türbe Birimleri", Haşdi Şabi liderliği tarafından davet edilmelerine rağmen haziran ayında Diyala’da gerçekleştirilen askerî geçit törenine katılmayı reddetmişti.

Konuların tonu ve içeriği

Yasiri, Şiiler için kutsal olan Muharrem ayı münasebetiyle Irak’ın güneyindeki Rumeysa kentinde yas tutan yüzlerce Şii'nin önünde gerçekleştirdiği konuşmasının büyük bir bölümünü İran destekli militanları sert şekilde eleştirmeye ayırdı. Konuşmasının merkezi mesajlarından birisi Irak’a sadakatin önemiydi: “Biz İmam Hüseyin’den bir ülkenin parçası olup da başka bir ülkeye sadakat göstermenin büyük bir hainlik, koca bir aldatmaca ve devasa bir hile olduğunu öğrendik.” Bu konu, kendi vatandaşları tarafından hain olarak görülen Tahran’ın vekil gruplarına üye Iraklılar açısından özellikle hassas niteliktedir. Yasiri bu husustaki sözlerine şöyle devam etti: “Sınırların ötesinden rehberlik beklemek ve talimat almak İmam Hüseyin’in yolu değildir. Biz bu bağlantıları ve bu şekilde sadakat gösterenleri reddediyoruz ve en gür sesimizle korkusuz ve şüphesiz bir şekilde ilan ediyoruz ki (...) başka bir ülkeye sadık olan kim olursa olsun haindir.”

Yasiri’nin konuşması hem sahip olduğu sinirli ton hem de içerik açısından dikkatle incelenmesi gerekli bir gelişmeydi. İran destekli militanları tekfir edercesine veya ana akım Şiilikten ayrıldıklarını söylercesine konuştu: “Bizim dinimiz onların dini gibi değildir ve bizim İslam’ımız onlarınki gibi değildir ve bizim kabrine yürüdüğümüz Hüseyin, onların inandığı Hüseyin’den farklıdır. Bizim ait olduğumuz Hüseyin, Ali ve Fatıma’nın oğludur. Onların ait olduğu Hüseyin ise Şimr’in ve ‘ciğer yiyenin’ oğludur." Şiilerin inançlarına göre Şimr, Hz. Hüseyin’i 680 yılında kafasını keserek öldüren komutanın adıdır. ‘Ciğer yiyen’ olarak adlandırılan kişi ise onun ölüm emrini veren hükümdarın büyükannesi Hind’dir. (Hind’e bu şekilde hitap etmelerinin nedeni onun 625 yılında yaşanan Uhud Savaşı sonrasında İslam peygamberinin savaşta ölen amcasının ciğerini söküp ısırmasıdır.) Başka bir deyişle, Yasiri İran destekli militanları Şiiliğin kadim düşmanlarına benzetti. Sistani’ye bu derece yakın birisi tarafından gönderilen bu mesaj muhataplarının dini meşruiyetine son derece zarar verebilir.

Sistani’nin Tahran’a karşı kademeli mücadelesi

Yasiri’nin tören sırasında yaptığı konuşmada günümüz ulus devleti ve egemenliği konseptleri ile uyumlu Şii inançlarını son derece sert bir şekilde ifade ederek, Sistani’nin yıllardır propagandasını yaptığı bir ideolojinin her zamankinden hala önemli olduğu mesajını da verdi. Sistani’nin resmi temsilcisi Ahmed el-Safi tarafından geçtiğimiz yılın ocak ayında yapılan meşhur açıklamada “Irak kendinin efendisi olmalı, kendi halkı tarafından yönetilmelidir; yabancılar Irak’ın kararlarında hiçbir rol oynamamalıdır” demişti. Bu bakış açısını gündeme taşıma mücadelesinin hem siyasi hem de ideolojik manada beraberinde getirdiği bazı meseleler oldu. Ancak Sistani vakasında, ideolojik açı siyasi açıya göre daha önce gelmektedir zira kendisi meşruiyetini genel olarak teoloji ile alakalı meseleler hakkındaki görüşlerine borçludur.

Sistani’nin ulusal egemenliğe saygı duymanın önemini vurgulamak için kullandığı bir diğer yol da Şiileri, ister Irak isterse başka bir ülke olsun memleketleri olarak gördükleri topraklarla bütünleşmeye teşvik etmekti. Sistani’nin Lübnan’daki temsilcisi Hamid el-Hafaf'ın 2015’in ekim ayında yayınlanan videoda söylediği üzere, “Sistani, Şiilerin hangi ülkede yaşıyorlarsa orası ile bütünleşmesinin gerekliliğine inanmakta ve yönetimin ehil insanlara (resmi devlet yetkililerine) bırakılmasını tavsiye etmektedir.” Sistani’nin tarafından yönetilen dini kurumlar da geçmişte benzer mesajlar içeren fetvalar vermiştir. Mesela, 2019’un mart ayında İmam Hüseyin Türbesi Vakfı, ‘Sivil Devletin Temellerinin İslami Açıdan İncelenmesi’ başlıklı bir konferans tertip etmiş ve bu forumda laik siyasi sistemlerin dini mercek altında tartışılmasına odaklanılmıştı.

Bu görüşler, ideolojisinin merkezinde velayet-i fakih söylemi olan İran rejiminin başını çektiği devrimci pan-Şiilik dünya görüşü ile taban tabana zıttır. Velayet-i fakih söylemine göre Ali Hamaney ister İran ister başka memleketlerde seçilmiş sivil yetkililerin hepsinin üstündedir. İran’ın Irak’ı tümden ele geçirmesi için işte tam da bu yüzden Necef ve dini kurumlarını kontrol etmesi veya en azından marjinalleştirmesi hayati öneme sahiptir. Sistani yaşadığı sürece bu senaryonun gerçekleşmesi pek mümkün değildir. Fakat kendisi bugün 91 yaşındadır ve Necef’in geleneklerine göre o öldükten sonra halefinin seçilmesi için atılması gereken adımlar aylar hatta yıllar sürebilir. Bu nedenle, İran ve vekilleri bu anı bekleyerek Sistani’den boşalan koltuğa ya kendilerine yakın birini koymak ya da yeterli miktarda kaos ve belirsizlik tohumu ekerek Necef’in nüfuzunu kırmak isteyebilir.

Daha özele inersek, mevzubahis fikir ayrılıkları Irak’ın militanlarının nasıl idare edileceği hususunda kendini belli etti.  Haşdi Şabi, 2014’te kurulduğundan bu yana, Sistani yanlısı tapınak unsurlarına dışlayıcı bir tavırla yaklaşan İran yanlısı grupların kontrolü altında oldu. Tapınak unsurları, Haşdi Şabi Komisyonu tarafından gönderilen emirlere uymayarak ve Tahran yönetimine boyun eğmeyen gruplarla (Sistani, Necef ekolü ve milli ordu) birlikte hareket ederek, Hizbullah’ın Lübnan’ı ele geçirmesi örneğinde olduğu gibi Irak’ın da tümden ele geçirilmesini öngören vekil planlarına karşı mücadele edilmesine yardım etmektedir. Bu unsurlar ve Yasiri gibi Irak’ın ulusal egemenliğini savunan diğerleri Necef’te yeni bir dini lider seçilmesinin vakti geldiğinde nizamın devam ettirilmesi ve barışçıl bir geçiş sürecinin yaşanması hususlarında önemli bir rol oynayabilir.

ABD'ye öneriler

Şiiler arası dini münazaralar devam ettiği sürece Washington ve diğer uluslararası oyuncular meseleye mesafeli yaklaşmalıdır. Yabancı aktörler istedikleri kadar gizli hareket ettiklerini düşünsünler, yabancıların sürece müdahale ettiğine dair en ufak bir söylenti dahi bölgede gerçekleşmesi muhtemel umut verici gelişmelere zarar verebilir. Ancak yine de Sistani taraftarlarının faaliyetlerinin güçlendirilmesi adına dolaylı yollardan bazı önlemler alınabilir:

"Türbe Birimleri"nin Savunma Bakanlığı tarafından dolaylı yollardan desteklenmesi: Yazıda daha önce bahsedildiği üzere bu birimler halihazırda operasyonel manada, İran’ın kontrolü altındaki Haşdi Şabi liderliğinin istediği şekilde değil Irak ordusunun bir parçası olarak faaliyet göstermektedir. Bu nedenle, uluslararası toplum Irak hükümeti ile güvenlik güçlerini bu birlikler ile kurulan ilişkileri güçlendirmesi ve onların operasyonel kabiliyetlerinin arttırılması hususlarında teşvik etmelidir. 

Kerbela TV’nin internet sitesinin yeniden açılması: ABD Adalet Bakanlığı haziran ayında aldığı bir kararla İran’ın İslami Radyo ve Televizyon Birliği ile bağlantısı olan medya kanallarının kullandığı 33 siteye engel koydu. Hedef alınanlardan birisi de İmam Hüseyin Türbesi Vakfı’nın sahibi olduğu ve Sistani ile bağlantılı Kerbela TV idi. Bu, ABD’ye yönelik herhangi bir saldırganlık emaresi göstermemiş bir kanala karşı atılmış gereksiz bir adımdı.

Necef’te yaşanan siyasi ortamın daha yakından izlenmesi: Biden hükümeti, Necef ile gereksiz ayrılıklar yaratan geniş yelpazeli önlemleri dikkatsizce yürürlüğe koymak yerine Sistani ile bağlantılı grupları daha yakından tanımalıdır. En azından, yerel Şiilerle alakalı dini ve siyasi gelişmelerin yakından izlenilmesi, bağımsız ve Iraklılar tarafından yönetilen bir Irak hedefini paylaşan oyuncularla arasında istenmeyen çatışmalar yaşanmaması hususunda Washington’a yardım edecektir.


Hamdi Malik tarafından kaleme alınan ve Washington Institute'da yayınlanan bu makale Mepa News okurları için tercüme edilmiştir. Makalede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bu yazı toplam 1789 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
1 Yorum