1. TARİH

  2. Sabra ve Şatilla katliamının 37'nci yıl dönümü
Sabra ve Şatilla katliamının 37'nci yıl dönümü

Sabra ve Şatilla katliamının 37'nci yıl dönümü

16 Eylül 1982’de, Filistin Kurtuluş Örgütü’nü Lübnan’dan sürmeyi amaçlayan İsrail’in destek verdiği, aşırı sağcı Hıristiyan milisler, Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında yaklaşık 2 bin Filistinliyi katletti.

A+A-

İsrail'in, Avrupa ve ABD’nin desteğiyle 1948 yılında Filistin toprakları üzerinde kurulması Filistinliler için sıkıntı, katliam, tehcir, işgal ve zulmün başlangıcı oldu.

1948 yılında Filistin topraklarının bir kısmını işgal eden İsrail, Filistinlilere karşı ve katliamlara başladı. Yaşanan baskı ve zulümler nedeniyle 700 bin insan yurdundan göç etmek zorunda kaldı.

Süreç içerisinde Filistinliler direnişlerini sürdürürken, 7 Haziran 1967 savaşı başladı. Arap ülkelerinin savaşta ciddi bir varlık gösterememesi üzerine İsrail, Doğu Kudüs’ü ve çevresini de işgal etti. Bunun üzerine yaşanan göç dalgasında Filistinliler Lübnan’a sığındılar.

Buraya sığınan Filistinlilerin bir kısmı Sabra ve Şatilla kamplarıyla başka kamp ve semtlere yerleşmeye başladılar.

Sabra ve Şatilla kampları

Birleşmiş Milletler’in Filistinlilerin barınması için 1949 yılında inşa ettiği Şatilla kampında fakir Lübnanlılar da kalıyordu.

Sabra adındaki Lübnanlı bir ailenin ismiyle anılan ve Beyrut’un kenar semtlerinden biri olan Sabra mülteci kampı daha çok mültecilerin yerleştiği bir yerdir. Burada da Filistinlilerin yanında fakir Lübnanlı aileler yaşıyordu.

Sabra ve Şatilla katliamından önce Lübnan

Lübnan’da 1950’ler Hristiyan, Müslüman ve Dürziler gibi farklı tabanları olan kesimlerin birbirleriyle mücadele ettiği ve otoritelerini kurmaya çalıştıkları yıllardır. İsrail'in baskıları nedeniyle buraya göç etmek zorunda kalan Filistinliler bu toplumun dolayısıyla yaşanan sürecin de bir parçası olmaya başladılar. Filistinlilerin burada etkin olmaları, siyasi arenada görünmeleri özellikle aşırı sağcı Hristiyan Falanjistleri, bir yönüyle de Suriye rejiminin emrindeki Şii kökenli Emel Hareketi'ni huzursuz ediyordu.

Bu olumsuzluklar Lübnan’da bir savaşın başlamasına neden oldu. İki yıl süren ve birçok insanın hayatına mal olan çatışmaların ardından anlaşmaya varıldı.

Anlaşmaya göre Filistinli gerillalar Filistin topraklarına geri çekilecek, Arap Gücüyle Lübnan ordu birlikleri Filistin kamplarının çevresinde denetimi sağlayacaktı. Ancak anlaşma hayata geçirilemedi ve kaos bütün ülkeyi sardı. Filistinli gerillaların Filistin’in kuzeyinde yaptıkları saldırılara İsrail hava saldırılarıyla karşılık veriyordu.

Katliama giden yol

3 Haziran 1982 tarihinde İsrail'in Londra büyükelçisi uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı. Saldırıyı bahane eden İsrail güçleri 6 Haziran’da Lübnan’ı işgal etti. İsrail'le birlikte çalışan ve üst düzey komutanları İsrailli komutanlarla ilişkili olan Hristiyan Falanjistler işgali destekledi.

Diğer bir neden ise 14 Eylül 1982 tarihinde İsrail ile güçlü ilişkisi olan, Mossad ve askeri komutanlarla sık sık görüşen, Ketaib Partisi Başkanı ve Lübnan Cumhurbaşkanı Beşir Cemayil'in uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmesiydi. Geçen süreç içinde yaşanan iç savaşta Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile sürekli çatışan Ketaib, sorumluğu FKÖ üzerine attı ve intikam gününü bekledi.

Bu arada Eylül başlarında Lübnan Kasabı olarak tarihe geçecek İsrailli Ariel Şaron komutasındaki güçler batı Beyrut’u tamamıyla kontrol altına almıştı.

18 Ağustos’ta kabul edilen bir anlaşmaya göre FKÖ Lübnan topraklarını terk edecekti. İsrail FKÖ’nün militanlarından 2-3 kişiyi çıkarmadığını iddia ederek kampı Merkava tankları ve diğer ağır silahlarla kuşatma altına aldı.

Kamp kuşatılıyor ve katliam başlıyor

16 Eylül’de kuşatılan iki kamptaki masum ve savunmasız halkın kaçmalarına izin verilmezken, İsrail güçleri komutanı Şaron’un yeşil ışık yakmasıyla Falanjistler saat beşte kampa girdi.

50’şer kişiden oluşan gruplarla beş koldan kampa giren Falanjistler kadın-çocuk, genç-yaşlı, hasta ve hamile herkesi öldürdüler. Filistinlilerin eşyaları gasp edildi. Birçok kadın tecavüze ve işkenceye uğradı.

Katliamdan 48 saat sonra ancak kampa girebilen gazetecilerle, kamptan yaralı olarak kurtulan ve gördükleri vahşet karşısında delirecek duruma gelen mültecilerin anlattıkları bilgiler kan donduracak nitelikteydi.

Manzara korkunçtu ve bilanço çok yüksekti. Rakamlar katliamda 3500'ü aşkın arasında insanın öldürüldüğünü gösteriyor. Öldürülenlerin çoğunluğunu ise kadınlar, çocuklar ve yaşlılar oluşturmaktaydı.

Anlaşma gereği kamplar uluslararası güvence altında olacaktı. Ancak buna aldırış etmeyen İsrail güçleriyle Falanjistler çok ağır bir katliam gerçekleştirdiler.

Fosfor bombası kullanıldı

Birçok kaynak, saldırılarda fosfor bombası kullanıldığını belirtirken katliam sırasında bölgede bulunan Dr. Emel Şama, "Bebekleri alevlerden kurtarabilmek için hemen su dolu kovalara koymak zorunda kaldım. Yarım saat sonra kovalardan çıkardığımda, vücutları hala yanıyordu. Hatta morgda bile için için yanmaya devam ediyorlardı." diyerek, duruma daha da açıklık getirmişti.

Gazeteci Robert Fisk, baskının hemen ertesinde olay yerinde gördüğü manzarayı, The Independent gazetesinde yazdığı bir makalede şöyle aktarmıştı:

"18 Eylül 1982'de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır. Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hâlâ gözlerimin önünden gitmiş değil. Biraz ötede Sabra Camisi'ne giden yolda 90 yaşında, beyaz sakalı ve pijamalarıyla Nuri Bey'i görüyorum. Ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor. İlerideki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın cesedi var, beyinleri dışarı akmış. Kadınlardan birinin karnı yarılmış. Cesedin birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış, bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekleri gördüm... Cesetlerin kuruyan kanları üzerinde sinekler uçuşuyor, ölü bedenlerin bileklerindeki saatler ise hâlâ çalışıyordu. Tırmandığım küçük rampayı aşabilmek için etrafa dağılmış ceset parçalarını bir kenara itmem gerekiyordu. Biraz ötede ise sırtından hâlâ kan süzülen sevimli bir genç kız yatıyordu."

Katliamın failleri

Ariel Şaron komutasındaki İsrail güçleri

16 Eylül’de kampı ağır silahlarla kuşatan ve halkın çıkmasına izin vermeyen İsrail askerleri kampa gazeteci, muhabir, sağlık ekipleriyle doktorların girmesine de izin vermediler. Katliamın birinci sorumlusu İsrail güçleriydi.

Ketaib Partisi

Kamplara girip katliamlara başlayan ilk kişi Eli Hubeyka liderliğindeki Ketaib Partisi’dir. Katliamın önemli bir kısmını ona bağlı güçler gerçekleştirdi.

Şii Emel Hareketi

FKÖ’ye kızan dönemin Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esed, emrindeki Lübnan Şii Emel Hareketi'ne Lübnan mülteci kamplarını FKÖ’den temizlemesi talimatını vermişti.

Katiller kahraman ilan edildi

1959 yılında doğun Hubeyka, Lübnan iç savaşında Lübnan misil güçlerinin komutanlarından biriydi. Başlangıçta Ketaib Partisi’ne mensup iken ve Lübnan iç savaşında önemli misil güçlerinden birinin başındayken, daha sonra 1979 yılında Emniyet ve Bilgi Birimi sorumlusu oldu. 1982 yılında Sabra ve Şatilla katliamına iştirak etti.

Sabra ve Şatilla katliamından sonra birçok bakanlıkta görev yapan Hubeyka, 1990 yılında Lübnan hükümetinde Mülteci Bakanlığı'na getirildi.

Hubeyka İsrail müttefikiydi ve ilk başta Suriye’nin Lübnan’da otorite kurmasına karşıydı. Ancak savaşını Lübnan’daki Filistinlilere ayırdı ve Suriye’ye yönelik politikasını değiştirip Suriye ile yakınlaştı. Öldürülünceye kadar bu şekilde kaldı.

Semir Ca’ca ile birlikte dönemin Genel Komutanına karşı darbe yapan Hubeyka Genelkurmay Başkanı oldu. Ancak Suriye’de Velid Canbolat, Nebih Berri ile anlaşma yaptıktan sonra 1986 yılında Ca’ca tarafından görevinden uzaklaştırıldı. Bundan sonra Zahla oradan da Beyrut’a geçerek burada Suriye’yi destekleyen Vaad Partisi kurdu. 1992 ve 1996 yılında milletvekili seçildi.

Lübnan yargısı Sabra ve Şatilla katillerini akladı

Lübnan hükümetinin 1991 yılında kabul ettiği af ile Lübnan iç savaşında yaşanan ihlallerde suçu olanların affedilmesiyle Hubeyka’ya yöneltilen suçlar da düşmüş oldu. Bundan sonra Suriye’de Beşar Esed tarafından törenle karşılanan bir kahraman haline geldi.

Hubeyka 34 Ocak 2000 tarihinde Doğu Beyrut’ta aracına konulan patlayıcının infilak etmesiyle beraberindeki üç kişiyle birlikte hayatını kaybetti.

Bu şekilde katliamın baş aktörlerinden biri önce katil damgasından kurtuldu. Ardından Suriye’nin baskı ve desteğiyle temize çıkarıldı ve kahraman ilan edildi. Bakan yapıldı ve ölüm yıl dönümünde Lübnan’daki kiliselerde adına dua okunan bir "şehit" ilan edildi.

Ariel Şaron

Filistin Kurtuluş Örgütü'nün 18 Ağustos’ta kabul edilen ateşkes çerçevesinde Beyrut’taki kamplarda yaşayan Filistinli sivillerin güvenliğine dair İsrail ve ABD’den teminat almış olmasına rağmen yaşanan bu katliam tüm dünyanın tepkisini çekmişti. İsrail, katliamı araştırmak üzere bir komisyon kurmak zorunda kalmış, komisyon Şubat 1983’te yayımladığı raporda, Falanjist milislerin lideri Eli Hubeyka’yı doğrudan, Ariel Şaron’u ise bireysel olarak sorumlu tutmuştur. Katliamdan sorumlu olan Ariel Şaron artık “Beyrut kasabı” olarak anılmaya başlanmış ve savunma bakanlığından istifa etmek zorunda kalmış ancak hükümetin bir parçası olmaya devam etmiş, 2001 yılında ise İsrail başbakanlığı görevine gelmiştir.

İsrail ve ABD başka ülkelerin dava açmalarını engelledi

Sabra ve Şatilla katliamı mağdurları, 2001 yılında Belçika’da Şaron aleyhine insanlık suçu işlediği gerekçesiyle dava açmış fakat ABD ve İsrail’in engellemeleri ve tehditleri sonucu Belçika, bu davanın açılmasına olanak veren yasayı değiştirmek zorunda kalmış ve 2002’de dava düşmüştür. Dava düşmeden önce katliamın başrolündeki Falanjist Lübnan Güçleri’nin önde gelen isimlerinden Eli Hubeyka, Şaron aleyhinde şahitlik yapacağını ilan etmesinden birkaç gün sonra Beyrut’ta aracına konulan bombanın patlamasıyla öldürülmüştür.

Kaynak: Filistin Enformasyon Merkezi

twtbanner-001.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler