1. HABERLER

  2. ORTADOĞU

  3. Silah arkadaşı, ABD hava saldırısında ölen Türk komutanı anlattı
Silah arkadaşı, ABD hava saldırısında ölen Türk komutanı anlattı

Silah arkadaşı, ABD hava saldırısında ölen Türk komutanı anlattı

"'Unutma ki Cihad, askerlerle değil komutanlarla ve o komutanların askerlerine gösterdiği gayeler ile devam eder'. Şeyh ne güzel söyledi."

A+A-

Şam'ın Fethi Cephesi komutanlarından Ebu Kuteybe et-Turki'nin geçtiğimiz Ekim ayı ortalarında insansız hava aracı saldırısı sonucu öldüğü duyurulmuştu. Olay sonrası ABD Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada, "Batılı hedeflere saldırı hazırlığında olan El Kaide üyesi Haydar Kırkan'ın öldürüldüğünü" açıklamıştı. Ayrıca, Afganistan'da ve Irak'ta savaş tecrübesi olduğu belirtilen Türkiyeli komutanın grubun üst düzey lider kadrosunda olduğu ileri sürülmüştü. 

Ebu Kuteybe et-Turki, farklı savaş bölgelerinde yaşadığı tecrübeleri toparladığı "Başından sonuna Irak sahası ve IŞİD’e yönelik şahitliğim" başlıklı makale ile Türkiye kamuoyunda tanındı. Yazısında IŞİD'in ortaya çıkış serüvenini 'içeriden bir gözle' kaleme alan Ebu Kuteybe, cihat yanlısı gruplar arasındaki bazı tartışmaların iç yüzüne de ışık tutuyor. 

Öte yandan Türk liderin Suriye'deki silah arkadaşının kaleme aldığı bir yazı sosyal medyada dolaşıma sokuldu. Abdullah Mansur imzasıyla sunulan yazıda, Ebu Kuteybe et-Turki'nin 'cihat serüveni' çevresindeki insanların dilinden sunuluyor. 

Söz konusu 'şahitlik' yazısı:

AZİZ ŞEHİDİN ARDINDAN        

21 Kasım 2016

بسم الله الرحمن الرحيم


Hamd muttakilerin velisi olan ve din düşmanlarını yenik düşüren Allahu Teâlâ'ya aittir.


Salatın en güzeli ve selamın en mükemmeli, büyük hesap günü olan kıyametin biraz öncesinde kılıçla gönderilen, rızkı mızrağının gölgesi altında bulunan, zillet, horluk ve alçalmanın emrine muhalefet edenlere verildiği şanlı elçisi Rasulullah'a (s.a.v) ve O'nun bize öğrettiği şekilde yolundan giden, şirkten beri olmuş bütün müslüman, mücahid kardeşlerimize olsun...


Osman bin Affan (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:


Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i işittim şöyle buyuruyordu:


“Allah’ın yolunda bir gün geçirmek, diğer zamanlardaki bin günden daha hayırlıdır.”  Nesai 


Hiç şüphesiz Cihad dünya ve ahiretin bereketidir. Bir saat cihad safında durmak 60 yıl ibadet ile geçen bir hayattan daha hayırlı ise sonu şehadet ile biten cihad  dolu bir hayatın o kişiye neler kazandırabileceği hayal dahi edilemez. 


Ahireti isteyenler Cihad etsinler. Dünya hayatının huzurunu isteyenler, İnsanlığı tanımak isteyenler, Sosyal hayatın gerçeklerini öğrenmek isteyenler, en güzel dostlukları, dünyanın en lezzetli heyecanlarını yaşamak isteyenler cihad etsinler. Vallahi krallar ve varisleri mücahitlerin içinde bulunduğu huzur ve lezzeti anlayabilselerdi onu kazanmak için silahlarıyla savaşırlardı. Dünya siyasetini anlamak isteyenler de cihad etmelidirler. Cihad hayatı, mücahitlere en üstün siyaset biliminin öğretimini en  kısa zamanda en gerçekçi şekli ile sunar. En değerli Hikmet ve feraset mektebi elbette kutsal cihad medresesidir.


İşte böylesine muhteşem faydaları olan cihad yolunda birbirinden değerli öyle insanlarla tanışırsınız ki, aniden gelen şehadet haberi ile “inna lillah ve inna ileyhi raciun” sözü uzun sessizlik öncesinde ki son cümleniz olur. Nice beraber yaşamanın lezzetine doyulamayan kararlı ve nur yüzlü genç kardeşimiz işte böylece ani gelen şehadet haberi ile ağlamaya vakit bırakmayan şiddetli savaşın ortasında sessiz bir boşluk bırakıp gittiler.


Çok değerli Kadim Mücahit, Şeyhimiz Kuteybe Turki  R.h’ ın şehadetinden sonra onun ardından gelecek mücahitler için faydalı bir nur olabileceği umuduyla onun bazı faziletlerinin genç mücahitlere anlatılması gerekirdi. İşlerin yoğunluğu risaleyi biraz geciktirse de zaman böyle insanların kadrini yüceltmekten başka bir şey yapmayacaktır.

Allah c.c katında kimseyi temize çıkarmayız, Herkesin hesabını görecek olan Allah’tır c.c.


2009'un başlarında tanışma şerefine sahip olduğum bu insan cihad hayatına 1998 yılında Afganistan’da başlamıştı. 2016 Ekim ayının ortalarında Şam sahasında mübarek cihadına devam ederken ABD İnsansız Hava Aracı tarafından vurularak inşaAllah şehit oldu.


Onun ismini ilk defa maalesef talihsiz bir vesile ile duymuştum. 

"Tekfircilerin başı geliyor"

2008 yılının ortalarında bütün mücahitler tarafından çok sevilen bir kardeş, “Geliyor abi, tekfircilerin başı yola çıkmış geliyor” dediğinde Hanzala'nın geldiğini sanarak kim o gelen diye sordum. Abinin gerçek ismini söyleyerek “Haydar geliyor abi, İstanbul'da bir evde yol beklerken omuzlarımdan tuttu ve Kaide şeyhlerinin akidesini düzeltmek için daha sonra bende geleceğim dedi bana” demişti.


2009 yılının başlarında Veziristan’a bağlı Miranşah kasabasındaki makarda tek başıma olduğum bir gün çalan kapıyı açtığım da aynı mecmuadan olduğumuz bir kardeş yanında tanımadığım biri ile geldi ve "emirimizin selamı var, bu kardeşi iki hafta burda misafir etmeni ve bir ihtiyacı olursa ilgilenmeni istedi" dedi ve kardeşi yanımda bırakarak geri döndü.

Kuteybe r.h ile tanışan herkes onun farklı bir insan olduğunu ilk tanışmasında farketmiştir. Onunla tanışıp da hayatımda böyle birini görmedim diyen çok insan görürsünüz. Onu ilk tanıdığım saatlerde sıradan biri olmadığını anladım. Üstün ahlakı hemen kendini belli etmişti.


Ertesi gün aynı kardeş yanında başka birisini getirerek; bu kardeşte aynı şekilde bu misafirin yanında kalacak dediğinde bunların daha önce tekfirci diye bahsedilenler oldukları düşüncesi ile kalbime bir soğukluk girdi. İlk defa büyük bir ahlak sahibi tekfirci ile karşılaşmıştım. 15 gün boyunca yemek ve namaz dışında onlarla çok az oturdum.

Zamanın çoğunu onlardan ayrı olarak diğer odada geçiriyordum. Kaldıkları odaya ne zaman girsem Kuteybe r.h önünde bilgisayar gece gündüz bir şeyler yazıyordu. El Kaide şeyhlerine akide dersi vermek için hazırlıklarını tamamlamaya çalıştıklarını düşünerek daha da soğuk davranmaya başladım. Birlikte namaz kılacağımız zamanlarda beni tekfir ettikleri düşüncesi ile ısrarla onlardan birini öne geçiriyordum. Kuteybe r.h kesinlikle imamlığı kabul etmediğinden diğer kardeş cemaat imamımız oluyordu. Aynı şekilde pazardan hazır tavuk aldığımda yemeyeceklerini düşünerek hayvanı canlı getirerek ısrarla onlara kestiriyordum. Yanımda kaldıkları son günlerde okul v.s konularında küçük sohbetler açsam da onlarda tekfirci olduklarına dair hiçbir söyleme rastlamadım.


15 gün bitmiş ve misafirlerin ayrılma zamanı gelmişti. Gidecekleri gün karşılarına oturdum ve gerçekten merak ederek, “Bana bundan aylar önce sizin geleceğinizi ve tekfirci olduğunuzu söylediler. Sizde ise hiçbir tekfir alameti görmedim” dediğimde Kuteybe r.h hafifçe tebessüm etti ve yanındaki uzun boylu ve yine güzel ahlaklı olan diğer kardeş r.h “Akhi bizde duyduk ve abiye söyledik abi de gitti ve filan filanlarla görüştü herkes biz öyle bişey söylemedik diyerek inkar ediyor, eğer Tayyib'i tekfir etmek tekfircilikse biz tekfirciyiz” dedi. Kardeşler de hiçbir aşırılık yoktu ve bir iftira  yüzünden 15 gün bu güzel insandan mahrum kalmıştım. Daha sonra iftira atan kardeşe sorduğumda "tek ben değil abi birçok kardeş aynı şeyi söylediler, bende olayı kendim yaşamış gibi anlattım" diyerek özür diledi. Benim giden 15 günüm için  özrünü kabul etsem de iftira atan da , atılan da hepsi inşaAllah şehit oldular ve hesapları büyük mahkemeye kaldı.


Mücahitler elbette melekler gibi günahtan korunmuş fıtrat üzerine yaratılmış varlıklar değildir. Rasulullah a.s zamanında da bir çok hata ve günahlar sahabeler arasında görülmüştür. Bununla beraber bugün mücahitlerin musibeti mealesef dillerindedir. Kazanılan büyük ecirleri korumak da o ecirleri kazanmak kadar önemli iken her mücahit niyetini ve kendini devamlı yenilemelidir.

El Kaide'nin istisna tuttuğu adam

O dönemde El Kaide ABD'nin insansız araçlar ile yaptığı yoğun bombardıman sebebi ile mücahit alımlarını dondurmuştu. Gelenler kesinlikle kabul edilmiyordu. Kuteybe’yi r.h 'ı aylar sonra Mir Ali kasabasındaki makarımızda görmüştüm. Bu süre boyunca onun hakkında duyduğum tek haber El Kaide'nin adam almama kararından istisna tutulan tek şahsın o olduğuydu. Artık her akşam kaldığımız makara geliyor ve sabah namazı ile ayrılıyordu. Kendisinden istifade edilecek çok fazla konu vardı. 


Ondan Amerika ve müttefikleri arasındaki ilişkilerin tafsilatlı malumlatlarının yanında eğer İslam dünyasına etki ediyorsa  Japonya ile İngiltere yada diğer başka iki ülke arasında ki ilişkilerin emni, siyasi ve askeri olarak hangi boyutta olduğunu konuşma aralarında duyabilirdiniz. Bunun yanında El Kaide'nin uzak düşman stratejisi, misyon ve vizyon yenilemenin yöntemi ve gerekliliği ile alakalı bir çok konuda farklı bilgileri tafsilatıyla kendisinde toplamıştı. Yaptığı nasihatler ders niteliğindeki faydalı oturumlara dönüşüyordu. 

Emniyet konularında tam bir öğretmendi. Yanımda kaldığı 15 gün boyunca –akide dersine hazırlandığını düşündüğüm- 300-400 sayfalık emniyet kitabını kendisi yazmıştır ve bugün mücahitler arasında hala en değerli emniyet kitabı bu eserdir. Yine güzel özelliklerinden birisi verdiği sözü tam olarak söylediği şekilde tutmasıydı. Buluşma yerine beş dakika önce yada sonra değil tam vaktinde gelirdi ve geleceğim demişse mutlaka gelirdi. Emni prensiplere şaşırtıcı derecede bağlıydı. Birkeresinde, bilgisayarını her kapatmak istediğinde “restart” yaptıktan sonra yeniden kapattığını görünce niçin böyle yaptığını sorduğumda, “İçinde kurulu olan program yapılan işlemleri bilgisayar kendini kapattığında değil geri açtığında siliyor, eğer kapalıyken yakalanırsa harddiski çıkarıp son yapılan işlemleri görebilirler” dedi. İyi de sadece sıradan bir işlem yaptık ve sen birazdan bu bilgisayarı yine açacaksın, üstelik biz Veziristan’dayız tekrar bilgisayarı açana kadar kim gelip bilgisayarı alabilir dediğimde, “Olsun akhi emniyet işi prensiplere tam olarak bağlı kalmayı gerektirir” demişti.

Usame Bin Ladin'e bahsedilen isim

Onun hakkında Şeyh Abdul Hafız r.h (Kaide’nin o dönemdeki dış operasyonlar sorumlusu) Türkiyeliler arasında böyle bir adam görmedim demiştir. Şeyh Atiye r.h kendisi ile ilk görüşmesinden sonra kendisine hareket içinde çok geniş salahiyet vermiştir. Şeyh Atiyetullah Libi r.h risalesinde Şeyh Usame’ye r.h ondan bahsetmiştir.


Onun güzel ahlakı ve kardeşlere karşı anlayışı ve sabrı çok üstündü. Bu, abinin en belirgin özelliğiydi ve bununla ilgili misaller çok fazladır. Bir keresinde odada kitap okuyor olduğumuz bir sırada meşhur aşçımız Bursalı Seyfurrahman r.h  elinde su dolu leğen ile içeri girdi. Leğeni tam abinin karşısına koyarak kabakları leğene soymaya başladı. Seyfurrahman r.h tanıyanların bildiği üzere anlatmasını çok seven bir abimizdi. O kadar ki istihbarat kendisini sorgularken, “Anlatıyorsun anlatıyorsun ama hikaye anlatıyorsun, senin hikayelerin biter bizim vaktimiz bitmez” dediğinde “siz beni iyi tanımamışsınız sizin ömrünüz biter ama benim hikayelerim bitmez” diyen kişi kendisidir. Seyfurrahman abi “Kuteybe akhi” dediğinde abi kitab elinde olduğu halde Seyfurrahman’a bakarak dinlemeye başladı. 2-3 saat sonra dayanamadım ve hızlı bir şekilde odadan çıkar çıkmaz geri girerek Seyfurrahman abi bir bakarmısın dedim. Odadan çıkınca tamam abi hallettim gerek kalmadı diyerek tekrar odaya girdiğimde ablukadan kurtarmış olduğum Kuteybe abinin yüzü hafifçe tebessüm ediyordu. Rahimehullah.. gerçekten de ne kadar üstün bir sabır, edep ve ahlak sahibiydi..

"Mücahitler yarın silahlarını birbirine kaldırabilir"

Onun hakkında kendisinden duyduklarım 1998 yılında Afganistan’a gittiğiydi. Bu takriben abinin 18 yaşına denk geliyordu. Meşhur Cihad kıyadelerinden  Şeyh Libi’nin  r.h muaskerinde kalmıştı. Şeyh Libi şehit olduğunda Şeyh Usame r.h onun faziletlerinden bahsederek şehadetini İslam ümmetine haber vermiştir. Zaman zaman onda görüp de bize anlattığı hikmetli kıssalar olurdu. Bunun yanında Zerkavi’nin r.h ekibiyle orada karşılaşmış ve beraber zaman geçirmiştir. Zerkavi’nin r.h ekibiyle geçirdiği zaman içinde bizim yapabileceğimiz en iyi çalışma Makdisi gibi şeyhlerin akide ile ilgili kitaplarını çevirip Müslümanları bilinçlendirmek olmalıdır diye karar almışlardı. Bu kararlarını Şeyh Libi’ye  r.h açtıklarında ise Şeyhin onlara cevabı; bunu yaparsanız bugün kafirlere karşı silahlarını kaldırılan mücahitler yarın silahlarını birbirine kaldırabilir olmuştu. Kuteybe r.h onun ne söylemek istediğini o gün anlayamamıştık diyerek sık sık hayıflanırdı.


Evet, Kuteybe r.h El-hadid sitesindeki tercüme eserlerini 2001 yılında Amerika işgali ile başlayan Taliban imaratı düşüşü ile Afganistan’dan geri döndüğü dönemde organize etmiştir.


Makdisi’nin Demokrasi Bir Dindir  isimli kitabının tercümesini bitirdikleri dönemde tanıştıkları bir şahsın kendilerini arayarak ben şu an Şeyh Makdisi'nin yanındayım ve Şeyh benden başka hiç kimsenin kendi kitaplarını tercüme etmesine izin vermiyor demesi üzerine biz bu kadar emek sarfettik o zaman tercümeyi sana verelim kendi adına bastır demişlerdi. Daha sonra şahsın yalan söylediği ortaya çıksa da kitap basılmış oldu.


Kuteybe r.h Irak Cihadı ile birlikte Ensar el İslâm ve daha sonra Zerkavi r.h ile beraber çalışmıştır. Kendisi İlkini El-Ensar cemaati, diğerini de Zerkavi r.h ile çalışırken olmak üzere iki yerde aynı hatayı yaptığını söyleyerek bu hataya düşmemem için beni uyarmıştı. “Eğer bir Cihad cemaati ile çalışıyorsan kesinlikle elinde olan gerek vasıflı kardeşler gerekse lojistik imkanları cemaatine karşı asla kısıtlama, Zerkavi r.h -sen bana beyatlı iken senin sorumluluğunda ki kardeşler ve imkanların da bana bağlı olması gerekmezmi- demesine rağmen kadromu ve imkanlarımı kendimce muhafaza etme adına tamamen açmamakla hata ettim. Aynı hatayı Elhamdulillah Afganistan’da Şeyh Atiyetullah r.h ile karşılaştığımda yapmadım ve bu vesile ile çok hayırlar elde ettim” derdi.

"El-Cihad ve’l İçtihad kitabının okunmasını tavsiye ederdi"

Afganistan’da 2010 yılında yanımızdan ayrıldıktan sonra ki ilk iki sene içinde 2 ya da 3 kez risaleleştik. Her bir risalesini defalarca okumuşumdur. Kendini hikmetli sananlar çok olsa da Hikmet ehli insanlar gerçekten de azdır. Şeyh Ebu Katade’nin El-Cihad ve’l İçtihad kitabını okumamızı tavsiye ederdi. Gönderdiği risalelerin birinde islam Devleti kurmak için Şer’i kadar Kevni yeterlilik gerektiğini de anlatan bir bölümü göndermişti. Ben devlet kuracağım dediğinde elinde sadece şer’i açıklar değil sosyal ihtiyaçlar, eğitim ve birçok meseleye cevap verebilecek kevni yeterliliğin öneminden bahseden nasihatler içeren bir makaleyi okumamız için göndermişti.


2014 yılın da Şam sahasında özlemini çektiğimiz değerli Şeyh ile yeniden karşılaşmıştık. Birçok kimse için kendisi en çok özlenen kimselerdendi. Oturumlarımızda birikimlerinin daha da arttığı fark ediliyordu. Birkaç kere ailesini ziyaret için döndükten sonra artık geri dönmeyeceğini söyleyerek Şam’a kalıcı olarak hicret etti ve bu sebeble daha sık görüşmeye başladık. Kendisine gelen misafirleri karşıladığı her defasında çok sevindiğini hissettirirdi. Yanından ayrıldığınızda ise tekrar gelmenizi çok istediği açıkça belli olurdu.

Şam sahasındaki emirlerle görüştükten sonra kendisine verilen değerli görevlerle meşgul oldu. Bir çok meselede onun görüşü önemli boşlukları doldururdu. Çok geniş bakış açısına sahipti. Kendisini tanıyanların bildiği üzere az konuşurdu. Bilmediği konular konuşulduğunda net bir şekilde bu konularda bilgim yok derdi. Onunla tanışan akademisyenler arasında kendi konumu ve bilgisine güvenen birçok kişi bir süre sonra ona karşı ihtiramını artırır ve peki şu konuda ne düşünüyorsunuz diyerek farklı konularda görüşlerini öğrenmeye çalışırdı. 


Kuteybe r.h birçok olumsuz gibi görünen olaylara bile Hüsn-ü zan ile yaklaşır ve çevresine ümit verirdi. Kadim ve Hikmetlilerin sahası Afgan cihadı bile Bülent Tokgöz gibi abilerin acımasız penceresindeki eleştirilerine hedef olmaktan kendilerini kurtaramazken, müşkileler yumağına dönüşen Şam cihadı Kuteybe r.h gibi sakin yapılı ve gelişen bütün olumsuz gibi görünen olaylara karşı daima hüsn-ü zan ile ümit veren şahısların yönlendirmesiyle yol alıyordu.

"Mezhebe tabi olmak, en güzel yol"

Değerli Şeyh, bilmediği bir konuda asla konuşmazdı. Özellikle Şer’i konularda benim ilmim zayıf der ve dinlemeyi severdi. Namaz sonralarında yaptığı zikirleri işinin yoğunluğu yada acil olması sebebli ile kısaltmazdı. Şer’i konularda Şeyh Atiyetullah Libi r.h ile geçen birkaç konuşmasını aktarmasından başka bir şey anlattığını hatırlamıyorum. Şeyh Atiyetullah’ın şu sözünü nakletmişti: “bir zaman sonra kendimize baktık ki, fetva soran kardeşlerin mezhebine bile bakmadan cevap vermeye başlamışız.” Evet, Kaide şeyhleri de tıpkı diğer Ehli Sünnet alimleri gibi fıkıhta mezhebe tabi olmanın en güzel yol olduğunu söylerlerdi.


Şu esası bütün mücahitlerin iyice öğrenip anlaması gerekir.


“El-Kaide Cihad cemaati, Allah’ın c.c lütfuyla kitap ve sünnetle amel etme yolunda gayret sarfetmekte, buna davet etmektedir. Aynı şekilde Allah Rasulu’nun a.s, ashabının ve temiz ailesinin, tabiinden ve kendilerine ihsanla tabii olanlardan, onların yolunu izleyenlerden, -ümmetin kendilerini kabul ettiği, övdüğü, onayladığı ve nesilden nesle saygı gösterdiği dört büyük imam, fıkh ve hadis alimleri gibi- kendilerini örnek alanlardan ümmetin selefinin üzerinde ittifak ettiği yöntemi takip etmektedir. Onlar neyin üzerinde ittifak etmişse bizde ona bağlıyız. Diğerlerine bakaraktan onların sözünden çıkmıyoruz. Allah’ın yardımıyla Bid’at ehli değil taklit ehli olmaya, icat etmeye değil örnek almaya çalışıyoruz.” 

"Makdisi kendisini yenileyemedi"

Bunun dışında Kuteybe r.h, Şeyh Makdisi'nin kendisini hala yenileyememesine şaşırıyordu. İnsanlara karşı 'Milleti İbrahimi' savunmaya devam etmenin yerine eksik ve hatalı anlatımı olan yönlerin itiraf edilmesinin daha doğru olduğunu söylerdi.


Şam sahası ile alakalı olarak gelişen süreçte şartlar ne olursa olsun, mücahitlerin daha uygun şartları bulana kadar kesinlikle namlularını soğutmaması gerektiğini nasihat ederdi. Ateşkes v.s gibi konuların kesinlikle mücahitlerin gündeminde olmaması gerektiğini sık sık tekrar ederdi. 


Şam’ın Fetih Cephesi’nin (CFŞ) El Kaide ile yollarını ayırması kararına olumlu bakan ve onay verenlerden bir tanesi de yine kendisiydi. Birilerinin bunu tenazül yani taviz olarak görmesini kabul etmiyordu. “Eğer, Allah muhafaza ilerde saha da ciddi bir kırılma olursa bizim adımız isimlerinden vazgeçememeleri sebebi ile Şam cihadını heba ettiler değil bunun tam tersine ümmetin ve müslümanların maslahatı için herşeylerini feda ettiler olarak anılmalı” diyenlerin sözünü savunuyordu. 


Şeyh, Kaide Cihad Cemaati içinde en eski olan kıyadelerin arasında idi. Afganistan sahasını Taliban İmaratının bitiş dönemine kadar, Irak sahasını Zerkavi r.h sonrasına kadar yakından tahlil edebilme fırsatını yakalamakla beraber aynı zamanda Afganistan'da ki ikinci neslin hikmetli büyükleri ile beraber olma fırsatını yakalayan ender mücahitlerdendi.


Şeyh, şehadetinden önceki son birkaç görüşmemizde birilerinin saha da yeni bir fitne çıkaracağı ile alakalı bazı konuları bize açtı. Bu yeni sürecin daha az sıkıntılı atlatılması için konunun kardeşler arasında gündem edilmesi gerektiğini söyleyerek bize bildiği detaylardan bahsetti.


Bunun açıklaması uzun zaman alacağından konuyu inşaAllah başka bir risaleye bırakıyorum.


Şehadetinden birkaç gün önce kendisi ile dünya gözü ile son görüşmemizde evini ve arabasını değiştirmek istediğini fakat ev için henüz uygun bir yer bulamadığını söyledi.


Hakkında söylenecek çok daha fazla güzel hasletler olan değerli şeyh, arkasında büyük bir boşluğu birbirini aratır derecede sıkıntılı günlerin arefesinde bırakarak yıllarca aradığı şehadete 2016 yılının Ekim ayında Amerika insansız aracı tarafından vurulduğu sırada kavuştu.


Şehit olmasından hemen önce ki gece rüyamda; “Büyük bir şehrin fethinden dönerken birinin Osman vuruldu dediğini duydum.(Osman, Şeyhin burda ki künyesiydi.) Vurulanın Şeyh olduğunu anladım ve onu görebilmek için hastane odasına girdiğimde onu doktorların yanında  yerde kıpırdamadan yatıyor halde buldum. Başını kucağıma aldığımda başından büyük bir yarası olduğunu gördüm. Yüzüne bakarken bir an için tebessüm ederek aşağı doğru akan kanlı şehadet parmağını havaya kaldırdı ve gülmeye başladı ve dedi ki;”Vallahi şuan ne gördüğümü bilseniz asla inanmazsınız! Sevinci artarak, "vallahi ben firdevsi ala’yı görüyorum! vallahi ben şuan firdevsi ala’yı görüyorum! " diyerek sesli olarak güldüğü bir sırada ruhunu teslim ederken uykumdan uyandım.”


Ertesi gün Halep’te ki savaş hattında düşman karşı saldırıya geçmişti. Dört gündür değiştirmeye çalıştığımız mecmuaların çoğu yaralanmıştı ve onları değiştirecek mecmuaları henüz ayarlayamamıştık. Çok önemli bir noktanın düşmek üzere olduğu endişe ve stresi ile boğuştuğumuz bir sırada yanımızdan geçen bir kardeş, “Bugün öğlen ezanı vaktinde İdlib’te casusiye bir araba vurmuş” dedi. Ağırlığı omuzları düşüren ve bir anlığına bütün stresi unutturan haberi duyar duymaz vurulan arabanın Kuteybe’ye r.h ait olduğundan şüphe etmedim.  


Şehit olan nice çok değerli kardeşler oldu elbette. Onların içinden Türkiyeli birçok kardeş için gidişi en ağır olanı Kuteybe r.h olmuştur. Kuteybe r.h 1998 yılında genç yaşında aradığı şehadeti 2016 yılında Mübarek Şam beldesinde bulmuştu. Ömrünün yarısını Allah yoluna adamıştı.

"Burada genç-yaşlı yoktur"

Cihad yolunda nice güzel dostluklar, nice unutulmaz insanlar ve beraberce yaşanmış heyecanlar vardır. Cihad hayatı o kadar bereketlidir ki 60 yılda değişen neslin tecrübesini ve ondan çok daha fazlasının ecirlerini sana birkaç sene de sunar. Yıllar, Mücahide dünya hayatının cennetini yaşatan pırıl pırıl insanları birer birer alırken, sebat onları tazeler ve geri gönderir. Burası en seçilmişlerin, derdi tasası Allah’ı c.c birlemek olan ayakları öpülesi binlerce nur yüzlü gencin yanlışlara hayır demek için silahlarını kaldırdığı izzet yurdudur. Burada genç-yaşlı yoktur, yalnızca ecel vardır. Öyle ki en sevdiğin insanları defalarca kaybettiğinde bile Cihad yolunda yapılması gereken işler sendelemesin diye gözyaşlarını tutmak için hep uyanık kalmalı bir yanınız bir cümle teselli ile.. “inna lillah ve inna ileyhi raciun - Allah’tan c.c geldik ve hepimiz ona döneceğiz.”


Allah yolunda cihad eden mücahitlerin son yıllarda artması elbette Allah’ın c.c yeryüzündekilere olan rahmetinin artmasındandır. Bununla birlikte doğru yönlendirilmeyen cihad hareketi son yıllarda çokça örneği olduğu üzere büyük bir eşkiyalığa ve katliama dönüşebiliyor. Abdullah Azzam r.h islam ümmetine cihadı hatırlatırken Şeyh Usame’ler onu doğru hedefe yönlendirdi. Ondan sonra gelenler ise doğru esas ve prensipleri yeni gençliğe öğrettiler. Konyalı Şeyh Kuteybe r.h Türkiyeli mücahitlerin  hikmetli büyüğüdür. Onun nasihatleri bizler için aydınlatıcı bir ışıktı. İsmi çok fazla duyulan ve tanınan bir kimse olmasa da hiç şüphesiz Allah’ın c.c milyonlar içinden seçtiği nadir insanlardan biridir. Atiyetullah Libi r.h, Şeyh Usame’ye r.h ondan bahsetmiştir.

"Cihat askerler ile değil komutanlar ile devam eder"

Kuteybe r.h gönderdiği bir risalesinde bir konuyu güzelce açıklığa kavuşturduktan sonra sonuna şunu eklemişti: “Unutma ki Cihad, askerlerle değil komutanlarla ve o komutanların askerlerine gösterdiği gayeler ile devam eder.” Şeyh ne güzel söyledi. Bizden sıkıntı günlerinin arefesinde ayrıldı, yeri doldurulamayacak olan varlığı Türkiyeli mücahitler için aydınlatıcı bir ışıktı. Onun hakkında anlatılanlar kesinlikle abartılmış değildir.


Allah’ım bilerek yada bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı bağışla…


Allah’ım Şeyhin şehadetini kabul et ve onu firdevsi ala ya yükselt..


Allah’ım senin yolunda cihad eden kullarını karanlık fitnelere düşüp helak olmaktan koru..


Allah’ım islam ümmetini hikmet ve feraset ehli emirlerin yokluğuna düşürme..


Halimizi ıslah et ve bizi başışla.


Kulun ve Rasulun Muhammed’e a.s en yüce makamı nasip et.


İşlerimizin sonu daima Alemlerin Rabbi olan Allah’a c.c hamd etmektir.


Abdullah Mansur

Kaynak: Mepa News

HABERE YORUM KAT

UYARI: Hakaret içeren ve imla kurallarına dikkat edilmeden yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.