ABD ile İran sonu gelmeyecek bir savaşa mı sürükleniyor?

Uzmanlar, ABD ile İran arasındaki çatışmanın "sonu gelmeyecek bir savaş" niteliğinde olduğunu ifade ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump, seçim kampanyasında savaşları bitirme ve ülkesini yeni çatışmalara dahil etmeme vaadine rağmen, İran'la savaşın Vietnam, Irak ve Afganistan savaşlarına benzer şekilde uzun vadeli bir çatışmaya dönüşebileceğine dair artan uyarılarla karşı karşıya.

The New York Times, son gelişmelerin Washington'ın yeni bir "sonsuz savaş" döngüsüne girdiğini gösterdiğini vurguladı. Çatışmaları geçici olarak durduran mutabakat zaptının çökmesinin ardından bölgede savaş yeniden başlamış durumda.

Washington, İran rejimini devirmek ve nükleer programını sona erdirmek gibi hedeflerine ulaşamadı.

International Crisis Group İran Projesi Direktörü Ali Vaez, iki tarafın da mutabakat zaptını "barışa giden bir köprü değil, savaşın başka araçlarla devamı" olarak gördüğünü belirtti. Vaez, sürdürülebilir bir çözümün yokluğunun iki ülke arasında "kalıcı bir savaşa" yol açabilecek şartlar oluşturabileceği uyarısında bulundu.

The New York Times, birbirini izleyen ABD yönetimlerinin, araştırmacıların "kısa savaş yanılsaması" olarak adlandırdığı tuzağa defalarca düştüğüne işaret etti. Buna göre ABD, askeri üstünlüğüne güvenerek "en düşük maliyetle hızlı bir zafer kazanacağını" garanti görmesine rağmen, başlattığı savaşlar zamanla kaynaklarını tüketen krizlere dönüşüyor.

King's College London'da savaş çalışmaları profesörü olan Lawrence Freedman, büyük güçlerin çoğu zaman askeri gücün hızlı siyasi hedeflere ulaşma kapasitesini abarttığını, uzun süreli bir çatışma yürütmeye hazır bir düşmanla karşı karşıya kalındığında ise bu gücün sınırlarını görmezden geldiğini söylüyor.

Freedman, Ukrayna'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in başına geldiği gibi Trump'ın da ancak uzun bir savaşla ulaşılabilecek hedefler belirlediğini, buna karşın İran'a kara birlikleri göndermeyi reddettiğini ve ağırlıklı olarak hava ve deniz saldırılarına bel bağladığını belirtiyor. Bu da askeri zafer ihtimalini azaltıyor.

Tahran'ın kazanımları

Aynı doğrultuda Newsweek dergisi, savaşın devam etmesinin Washington'dan çok İran Devrim Muhafızları'nın çıkarlarına hizmet edebileceğini vurguladı. Zira uzun süreli çatışma, İran rejimi içinde askeri yapının konumunu güçlendiriyor ve güvenlik denetimini sıkılaştırması için bu yapıya ek gerekçeler sunuyor.

King's College London'da güvenlik profesörü olan Andreas Krieg, uzun savaşın "Devrim Muhafızları'nın siyasi modelini güçlendirdiğini" dile getirdi. Krieg "Çünkü bu durum ülkeyi sürekli seferberlik halinde tutuyor, muhalefetin bastırılmasını meşrulaştırıyor ve Devrim Muhafızları'nı devletin temel savunucusu olarak pekiştiriyor." ifadelerini kullandı.

Krieg, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğini tehdit etme ve küresel enerji piyasalarını aksatma kapasitesi sayesinde en önemli güç kartlarını elinde tuttuğunu belirtti. Bu araçlar, İran'a konvansiyonel askeri kabiliyetlerinin çok ötesinde bir etki sağlıyor.

Analistlere göre bu tür asimetrik savaş, İran'ın Amerikan askeri gücüyle doğrudan karşı karşıya gelemese bile rakiplerine büyük ekonomik kayıplar verdirmesine imkan tanıyor.

Amerikan gücünün sınırları

Analistler, hava saldırılarının kapsamı ne kadar geniş olursa olsun nihai Amerikan hedeflerine ulaşmak için yeterli olmayacağı konusunda hemfikir. Analistlere göre bu saldırılar İran altyapısını zayıflatabilir, ancak füze kabiliyetlerinin ortadan kaldırılmasını ya da rejimin devrilmesini garanti etmez.

Krieg'e göre "Devrim Muhafızları, ABD'nin operasyonları artırabileceğini ancak hedeflerine kabul edilebilir siyasi ve askeri maliyetlerle ulaşamayacağını" biliyor. Tahran, Washington'un yükselen enerji fiyatlarına, askeri kayıplara ve iç baskılara dayanabileceğinden daha uzun süre baskıya dayanabileceğine inanıyor.

The New York Times, savaşın geri çevrilmesi zor yeni bir gerçeklik oluşturmasının ardından Hürmüz Boğazı'nın bugün krizin gerçek odağı haline geldiğini kaydetti.

Brookings Institution Dış Politika Programı Direktörü Susan Maloney, boğazda tam seyrüsefer özgürlüğü döneminin sona ermiş olabileceğini ifade etti. Maloney, İran'ın istediği zaman gemileri tehdit edebilme kapasitesi nedeniyle bölgede daha büyük bir Amerikan askeri varlığını gerektirecek "yeni bir gerçeklik" ortaya çıkacağını söyledi.

Johns Hopkins Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler profesörü olan Vali Nasr, sabır dengesinin Tahran lehine olduğu görüşünde. Çünkü ABD'nin savaştaki çıkarları İran'ınkiler kadar hayati değil ve bu da İran'ı savaşı sürdürmeye daha istekli hale getiriyor.

Andreas Krieg, Trump'ın bunu Amerikan kamuoyuna bir "zafer" olarak sunabilmesi halinde bir çözümü kabul edebileceğini dile getirdi. Ona göre "İran'ın nükleer silaha sahip olmama taahhüdünde bulunduğunu ve deniz trafiğinin normale döndüğünü ilan etmesi" buna örnek olabilir.

Buna karşılık Tahran da içeride, "direnişinin Washington'u geri adım atmaya zorladığını ve egemenliğini koruduğunu" teyit eden bir söyleme ihtiyaç duyuyor.

Analizler, mevcut krizin kapsamlı bir çözüm ihtimalini sınırladığını, en muhtemel senaryonun ise bir dizi müzakere ve askeri saldırı olarak kalacağı yönünde. Bu da çatışmayı, Trump'ın kaçınma sözü verdiği "sonsuz savaşa" daha da yaklaştırıyor.

Kaynak: Mepa News, Al Jazeera

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri