Oliver Mizzi | New Arab | Tercüme: Mepa News
Pazar günü geç saatlerde Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, aylar süren müzakerelerin ardından ABD ve İran'ın savaşı sona erdirmeyi ve daha geniş çaplı bölgesel bir çatışmayı önlemeyi amaçlayan bir barış anlaşması üzerinde uzlaştığını duyurdu.
Cuma günü İsviçre'de imzalanması beklenen mutabakat zaptı, Ortadoğu'daki ve bölge dışındaki hükümetler tarafından, binlerce kişinin ölümüne yol açan, küresel enerji piyasalarını aksatan ve daha geniş bir bölgesel savaş korkularını artıran çatışmadan çıkış için muhtemel bir yol olarak memnuniyetle karşılandı.
Ancak açıklamaya ilişkin iyimserliğe rağmen önemli soru işaretleri devam ediyor. Anlaşmanın tam metni yayımlanmış değil, temel ayrıntılar hala belirsiz ve hem Washington hem de Tahran, gerçekte ne üzerinde uzlaşıldığına dair yalnızca sınırlı bilgi verdi.
Peki şimdiye kadar ne biliyoruz ve neler belirsizliğini koruyor?
Hürmüz Boğazı
Anlaşmanın ekonomik açıdan en önemli unsuru, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik su yolu olan Hürmüz Boğazı ile ilgili.
İran, savaşı tetikleyen 28 Şubat tarihli ABD-İsrail ortak saldırısının ardından boğazı kapatmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump, anlaşmayı duyururken Truth Social'da ABD deniz ablukasını kaldıracağını ve boğazın yeniden açılmasına izin vereceğini açıkladı.
"Dünya gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın!" diye yazdı. Trump daha sonra yeniden açılmanın ancak anlaşmanın cuma günü resmen imzalanmasının ardından gerçekleşeceğini netleştirdi.
Ancak boğazın tam olarak nasıl işleyeceği belirsizliğini koruyor.
Dikkat çekici biçimde Şerif, anlaşmayı duyururken Hürmüz Boğazı'ndan hiç söz etmedi.
İran'ın Mehr haber ajansı tarafından yayımlanan ayrıntılara göre su yolu, "İran düzenlemeleri" kapsamında 30 gün içinde yeniden açılacak. ABD deniz ablukası da 30 gün içinde kaldırılacak.
İran'ın Fars haber ajansı ise gelecekteki deniz taşımacılığı düzenlemelerinin Umman ile koordine edileceğini bildirdi.
Washington uzun süredir İran kontrolündeki herhangi bir geçiş ücreti sistemine ya da seyrüsefer kısıtlamalarına karşı çıkarken, Avrupalı güçler de boğazdan serbest geçişin kısıtlanmadan sürmesi gerektiğini vurguluyor.
Belirsizlik, piyasaların olumlu tepki vermesini engellemedi. Petrol fiyatları açıklamanın ardından keskin biçimde düştü ve mart başından bu yana en düşük seviyelerine geriledi.
Ancak Körfez enerji üretiminin ve deniz taşımacılığı rotalarının yeniden eski haline dönmesi aylar alabilir. Sigorta şirketleri ve deniz taşımacılığı firmalarının bu güzergahı normal operasyonlara dönmek için yeterince güvenli görüp görmeyeceği ise hala soru işareti.
Lübnan
Anlaşmayı çevreleyen siyasi açıdan en hassas sorulardan biri, İsrail'in Lübnan'a yönelik savaşına bağlayıcı bir son verip vermediği. İranlı yetkililer bu konuda net konuştu.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, "Lübnan dahil tüm cephelerde savaşın kalıcı ve derhal sona erdiği ilan edilmiştir" dedi.
Şerif de bu pozisyonu yineleyerek iki tarafın "Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdirilmesi" konusunda uzlaştığını belirtti.
Trump ise ilk açıklamalarında Lübnan'dan söz etmedi, neredeyse tamamen Hürmüz Boğazı'na ve İran'ın nükleer programına odaklandı.
Bu mesele özellikle tartışmalı çünkü İsrail müzakerelere doğrudan dahil olmadı ve anlaşmanın Lübnan'a ilişkin hükümlerini şimdiden reddetti.
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, İsrail güçlerinin Lübnan, Suriye ve Gazze'deki sözde "güvenlik bölgelerinde herhangi bir zaman sınırı olmaksızın" kalacağını söyledi.
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun Trump'a, İsrail'in anlaşmanın Lübnan'la ilgili kısımlarıyla bağlı olmadığını ve Güney Lübnan'daki işgal altındaki bölgelerden çekilmeyeceğini ilettiği bildirildi.
İsrail'in Lübnan'daki askeri harekatı, Washington ile Tahran arasındaki müzakereler sırasında büyük bir engel haline geldi. İranlı yetkililer, herhangi bir anlaşmanın İsrail'in Lübnan'daki askeri operasyonlarının sona ermesini içermesi gerektiğinde defalarca ısrar etti.
Anlaşmayı sonuçlandırmaya yönelik daha önceki girişimler de İsrail'in eylemleri nedeniyle sekteye uğradı. Trump'a göre İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerine düzenlediği bir saldırı, imza sürecini birkaç saat geciktirdi.
Bu mesele, Trump ile Netanyahu arasındaki gerilimin arttığını da ortaya koydu. Son saldırının ardından Trump, Netanyahu'yu "çok zor bir adam" olarak tanımladı ve İsrail'in anlaşmayı sağlamak için ABD'nin çabalarına minnettar olması gerektiğini ima etti.
Trump New York Times'a, "Bunu yaptığımız için bize çok minnettar olmalı. İran'ın nükleer silahı olsaydı İsrail iki saat bile ayakta kalamazdı." dedi.
İsrail'in anlaşmanın Lübnan bileşenini nihayetinde kabul edip etmeyeceği ya da baltalayıp baltalamayacağı, anlaşmanın dayanıklılığı açısından en önemli sınavlardan biri olabilir.
İran'ın nükleer programı
İran'ın nükleer programının geleceği, anlaşmanın en az çözüme kavuşmuş yönlerinden biri olmaya devam ediyor.
Program, Washington'ın askeri harekat başlatmak için öne sürdüğü temel gerekçe olmasına rağmen, ne Trump'ın açıklamasında ne de Şerif'in ilk beyanında nükleer konulara ilişkin ayrıntılı hükümler yer aldı.
Mehr tarafından yayımlanan ayrıntılara göre iki taraf, cuma günkü imzanın ardından nükleer konularda daha kapsamlı bir anlaşmaya varmak için 60 günlük yeni bir müzakere dönemine girecek.
Mutabakat zaptının, İran'ın Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması kapsamındaki yükümlülükleri doğrultusunda nükleer silah üretmeme taahhüdünü içerdiği bildiriliyor.
Trump, ABD'nin İran'dan yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunu ciddi ölçüde azaltmasını beklediğini belirtti. New York Times'a verdiği röportajda, Tahran'ın silah seviyesine yakın oranda zenginleştirilmiş uranyumu seyrelteceğini ima etti.
Üst düzey Pakistanlı yetkililer de nükleer müzakerelerin görüşmelerin bir sonraki aşamasında devam edeceğini belirtti.
Ancak İran'ın tahmini 400 kilogramlık yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun geleceği ve Tahran'ın ek kısıtlamaları ne ölçüde kabul edeceği dahil birçok büyük soru yanıtsız kalıyor.
Trump, müzakerelerin başarısız olması halinde askeri eylemin yeniden başlayabileceği uyarısında bulundu.
Avrupalı güçler de gelecekteki yaptırım hafifletmelerini, İran'ın nükleer programı konusunda "açık ve doğrulanabilir adımlar" atmasına bağladı.
İran ise nükleer programının barışçıl olduğu konusunda ısrarını sürdürüyor ve mevcut zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmeyi kamuoyu önünde taahhüt etmiş değil.
Yaptırımların hafifletilmesi
Yaptırımların hafifletilmesi Trump'ın ya da Şerif'in açıklamalarında öne çıkarılmasa da İran medyasındaki haberler bunun anlaşmanın önemli bir parçası olabileceğini gösteriyor.
Mehr'e göre anlaşma, İran petrol ihracatı, petrokimya ürünleri ve ilgili sektörlere yönelik yaptırımların askıya alınmasını içeriyor.
Haberde ayrıca dondurulmuş 24 milyar dolarlık İran varlığının 60 günlük müzakere sürecinde serbest bırakılabileceği, bu miktarın yarısının ise görüşmeleri kolaylaştırmak için hemen kullanıma açılacağı belirtildi.
Mehr ayrıca ABD ve müttefiklerinin İran'a en az 300 milyar dolar değerinde bir yeniden inşa paketi sunacağını bildirdi.
Bu hükümlerin hiçbiri Washington tarafından henüz kamuoyu önünde doğrulanmadı.
Bununla birlikte İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya yaptırımların hafifletilmesine dolaylı olarak değindi ve İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmak için doğrulanabilir adımlar atması halinde yaptırımları kaldırmaya hazır olacaklarını belirtti.
Trump da yaptırım hafifletmesinin şartlara bağlı kalabileceğini ima etti. New York Times'a verdiği röportajda, İran'ın ülkedeki protestolara yönelik baskısını sürdürmesi halinde daha geniş kapsamlı yaptırım hafifletmesinin askıya alınabileceğini belirtti.
Neler bilinmiyor?
Anlaşmanın duyurulmasına rağmen birçok büyük mesele hala çözülmüş değil.
İran haberlerine göre mutabakat zaptı, İran'ın iç işlerine müdahale etmeme taahhütlerini, İran çevresindeki gelecekteki ABD askeri konuşlanmalarına yönelik kısıtlamaları ve uygulamayı denetleyecek bir gözetim mekanizmasının kurulmasını içeriyor.
Anlaşmanın ayrıca BM Güvenlik Konseyi'nin onayını gerektirmesi bekleniyor.
Ancak savaşın nedenleri arasında en sık gösterilen bazı meselelerin tamamen dışarıda bırakıldığı görülüyor.
Mehr'in yayımladığı haberlere göre İran'ın balistik füze programı ya da Hizbullah gibi bölgesel müttefiklerine verdiği destek, ilk anlaşmaya dahil görünmüyor.
Bu konuların önümüzdeki 60 günlük müzakere sürecinde gündeme gelip gelmeyeceği, anlaşmanın uzun vadeli geleceği açısından belirleyici olabilir.