ABD Senatosu'na seçilen "ilk Müslüman": Abdul el Sayed kimdir?

Mısır göçmeni bir ailenin çocuğu olan halk sağlığı uzmanı Abdul El Sayed, ABD Senatosu'na seçilen ilk Müslüman oldu. El Sayed, siyasi yaklaşımının temelinde dinin değil ABD Anayasası'nın bulunduğunu söylüyor.

ABD'de 3 Kasım'da düzenlenen ara seçimlerde Michigan eyaletinden Senato üyeliğini kazanan Demokrat Abdul El Sayed, ülke tarihinde Senato'ya seçilen ilk Müslüman oldu.

Halk sağlığı uzmanı ve siyasetçi El Sayed, ilerici politikaları, İsrail'in Gazze'deki saldırılarına yönelik sert eleştirileri ve Müslüman kimliği üzerinden yürütülen tartışmalarla seçim kampanyasının öne çıkan isimlerinden biri haline geldi.

Associated Press'in (AP) sonuçlara ilişkin derlemesine göre El Sayed, Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers'ı geride bırakarak Michigan'ın açık Senato koltuğunu kazandı. Böylece ABD tarihinde Senato üyeliğine seçilen ilk Müslüman oldu.

El Sayed'in zaferi, Demokratların Michigan'daki koltuğu korumasını sağlarken partinin ilerici kanadı açısından da önemli bir sonuç olarak değerlendirildi.

Mısır göçmeni bir ailenin çocuğu

1984 yılında Michigan'da dünyaya gelen Abdulrahman Mohamed El Sayed, Mısır'dan ABD'ye göç eden bir ailenin çocuğu. Çocukluk ve gençlik yıllarını Detroit çevresinde geçiren El Sayed, Michigan Üniversitesinde biyoloji ve siyaset bilimi eğitimi aldı.

Üniversiteden yüksek dereceyle mezun olan El Sayed, daha sonra Oxford Üniversitesinde halk sağlığı alanında doktora yaptı. Rhodes bursuyla Oxford'da eğitim gören El Sayed, Columbia Üniversitesinden de tıp diploması aldı.

Akademik kariyerinde epidemiyoloji ve halk sağlığı alanlarına yönelen El-Sayed, Columbia Üniversitesinde epidemiyoloji alanında öğretim üyeliği yaptı. 2015 yılında Detroit Sağlık Dairesi'nin başına getirildi. Kentin sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması çalışmalarında görev alan El Sayed, 2017'de Michigan valiliğine aday olmak için görevinden ayrıldı.

2018'deki Demokrat Parti ön seçimlerinde Gretchen Whitmer'a karşı yarışan El Sayed, seçimi kazanamadı. Daha sonra Wayne County Sağlık, İnsan Hizmetleri ve Gaziler Hizmetleri Dairesi'nin direktörlüğünü üstlendi ve 2025 yılına kadar bu görevde bulundu.

El Sayed'in tıp diploması bulunmasına rağmen, tıp fakültesinden sonra hekimlik ihtisasını tamamlamadığı ve aktif olarak hasta tedavi etmediği de kampanya sürecinde tartışma konusu oldu. Bu nedenle siyasi ve mesleki geçmişinde halk sağlığı uzmanlığı ve epidemiyoloji çalışmaları öne çıkıyor.

Kendini kapitalist olarak tanımlıyor

Demokrat Parti'nin ilerici kanadında yer alan El Sayed, kampanyasını ekonomik eşitsizlikle mücadele, sağlık hizmetlerine erişim ve şirketlerin siyaset üzerindeki etkisinin sınırlandırılması üzerine kurdu.

Herkes için sağlık güvencesi sağlayacak "Medicare for All" sistemini savunan El Sayed, milyarderlerin servetlerinin vergilendirilmesini ve seçim kampanyalarında şirketlerin etkisinin azaltılmasını istiyor.

Bununla birlikte kendisini sosyalist olarak tanımlamıyor. Katıldığı bir röportajda açıkça kapitalist olduğunu söyleyen El Sayed, siyasi meseleleri katı ideolojik kalıplarla değerlendirmediğini belirtti. Demokratik Sosyalistler Örgütü'nün bazı politikalarını desteklediğini, bazılarına ise katılmadığını ifade etti. Bu nedenle kendisini sosyal demokrat veya demokratik sosyalist olarak tanımladığını söylemek yerine, ilerici çizgide bir Demokrat ve kendi ifadesiyle kapitalist olarak nitelendirmek daha mümkün.

El Sayed'in ekonomi programında sağlık hizmetlerinin kamusal güvenceye alınması, çalışanların ücretlerinin ve alım gücünün korunması, sendikaların güçlendirilmesi ve büyük şirketlerin siyasi karar alma süreçleri üzerindeki etkisinin azaltılması öne çıkıyor. Ayrıca Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'nin (ICE) kaldırılmasını savunuyor.

"İslamcı değilim, anayasal hakları savunuyorum"

El Sayed'in Müslüman kimliği, seçim kampanyasının en tartışmalı başlıklarından biri oldu. Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ve Donald Trump başta olmak üzere bazı Cumhuriyetçi siyasetçiler, El Sayed'i Müslüman Kardeşler ile ilişkilendirmeye çalıştı.

El Sayed ise örgütle herhangi bir bağının bulunmadığını söyledi ve hakkındaki iddiaları reddetti.

Washington Post'un incelemesinde de Rogers'ın El-Sayed'in örgütle bağlantısına ilişkin iddialarını destekleyen somut bir kanıt ortaya koyamadığı belirtildi.

Bir seçim toplantısında kendisine Müslüman Kardeşler'i reddedip reddetmediği sorulduğunda “Evet, kesinlikle” yanıtını veren El Sayed, sorunun kendisine yöneltilme biçimini eleştirdi. Müslüman olduğu için ABD Anayasası dışında başka bir bağlılığı olacağının varsayıldığını söyledi.

El Sayed, “Ben Müslüman bir senatör olmak için aday değilim. Müslüman olan bir kişi olarak ABD Senatosu'na adayım” ifadelerini kullandı.

Siyasi yaklaşımının temelinde anayasanın bulunduğunu belirten siyasetçi, herkesin inancını istediği şekilde yaşama veya herhangi bir dine inanmama hakkının korunması gerektiğini savundu.

Katıldığı başka bir söyleşide kendisini “İslamcı” ve “sosyalist” olarak nitelendiren siyasi saldırılara karşı “Ben bir anayasacıyım” ifadesini kullandı.

Devletin herhangi bir kişinin hakkını kısıtlamasına izin verilmesinin diğer insanların haklarını da tehlikeye atacağını söyledi.

Hamas'ı "savaş suçlusu" kabul ediyor, İsrail'i soykırımla suçluyor

El Sayed'in dış politika gündeminde İsrail'in Gazze'deki saldırıları ve ABD'nin İsrail'e verdiği askeri destek önemli yer tutuyor. İsrail'e silah satışının ve askerî yardımın durdurulmasını savunan siyasetçi, İsrail'in Gazze'deki eylemlerini soykırım olarak nitelendiriyor.

Eylül 2026'da katıldığı bir söyleşide Gazze'deki durumu soykırım olarak tanımladığını yineleyen El Sayed, bu değerlendirmesini İsrailli yetkililerin açıklamaları ve Gazze'de öldürülen sivillerin sayısıyla gerekçelendirdi. İsrail'in eylemlerinin uluslararası hukuk çerçevesinde ele alınması gerektiğini savundu.

El Sayed, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırılarına ilişkin tutumunu da açıkça dile getirdi. Ağustos ayında Jim Acosta'nın programında konuşan siyasetçi, Hamas'ı ilk günden itibaren kınadığını belirterek örgütün savaş suçları işlediğini düşündüğünü söyledi.

Aynı açıklamada İsrail hükümetinin de savaş suçları işlediğini ve Gazze'de soykırım gerçekleştirdiğini savundu.

El Sayed, İsrail'e yönelik eleştirilerini yalnızca Gazze'deki saldırılarla sınırlı tutmuyor. ABD'nin İsrail'e koşulsuz askeri ve mali destek vermesine de karşı çıkıyor. Washington'ın vergi gelirlerinin sağlık, eğitim ve altyapı gibi ülke içindeki ihtiyaçlar yerine yabancı devletlerin askeri harcamalarına aktarılmasını eleştiriyor.

LGBT haklarını anayasal güvence kapsamında görüyor

El Sayed'in seçim sürecinde gündeme gelen bir diğer başlık ise "LGBT haklarına" ilişkin tutumu oldu. Müslüman kimliği ile Demokrat Parti'nin sosyal açıdan liberal politikaları arasında bir çelişki görmediğini söyleyen El Sayed, insanların cinsel yönelimleri ve kimlikleri nedeniyle sahip oldukları hakların kısıtlanmasına karşı çıkıyor.

Bir söyleşide LGBT topluluğuyla yaptığı görüşmelerden söz eden El Sayed, insanların kendilerinin hiçbir zaman kullanmayacakları haklar için dahi mücadele etmesi gerektiğini belirtti. Bir kişinin başka birinin hakkının elinden alınmasına sessiz kalmasının, kendi haklarının korunmasına da zarar vereceğini savundu.

“Birinin sevdiği kişiyi sevme hakkı” üzerinden örnek veren El Sayed, devletin insanların haklarına müdahale etmesine karşı birlikte mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. Bu yaklaşımını dini veya kültürel tercihlerden ziyade anayasal haklar çerçevesinde açıkladı.

Senato'da ilerici gündem

El Sayed'in Michigan'daki zaferi, yalnızca ABD Senatosu'na ilk Müslüman ismin seçilmesi bakımından değil, Demokrat Parti içindeki siyasi dengeler açısından da önem taşıyor.

Bernie Sanders ve Alexandria Ocasio-Cortez gibi ilerici siyasetçilerin desteğini alan El Sayed, parti içindeki merkez kanadın bazı isimleriyle özellikle İsrail politikası ve ekonomik program konusunda ayrıştı.

Demokrat Parti'nin Michigan'daki ön seçimlerinde Kongre üyesi Haley Stevens'ı geride bırakarak adaylığı kazanan El Sayed, genel seçim kampanyasında Cumhuriyetçi eski Kongre üyesi Mike Rogers ile karşı karşıya geldi. Kampanyanın son günlerinde Stevens'ın Rogers'a destek açıklaması yapması Demokrat Parti içinde tartışmalara yol açtı.

El Sayed'in Senato'ya girişi, Medicare for All, servet vergisi, şirketlerin siyasi nüfuzunun sınırlandırılması ve ABD'nin İsrail'e askeri desteğinin kesilmesi gibi başlıkları Kongre gündemine taşıyacak. Ancak seçim kampanyasında dile getirdiği politikaların yasalaşması, Senato'daki siyasi dengelere ve diğer üyelerle kurulacak ittifaklara bağlı olacak.

Müslüman kimliği geri planda

El-Sayed, seçim kampanyasında Müslüman kimliğini siyasi söyleminin merkezine yerleştirmekten özellikle kaçındı.

Seçmenlerden kendisini dini kimliği üzerinden değil, savunduğu politikalar ve siyasi yaklaşımı üzerinden değerlendirmelerini istedi.

“Müslüman bir senatör olmak için değil, Müslüman olan bir kişi olarak senatör olmak için adayım” sözleriyle de inancının siyasi kimliğinin önüne geçirilmesine karşı çıktı.

El Sayed, farklı inançlara sahip ya da herhangi bir dine mensup olmayan Amerikalıların haklarını da aynı anayasal çerçevede savunduğunu vurguladı.

Kaynak: Mepa News

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Haberler Haberleri