Ahmedinejad ile özel röportaj

İran'ın eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Adem Yılmaz'a verdiği röportajda gündeme dair çarpıcı yorumlar yaptı.

İran'ın eski cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, Adem Yılmaz'a verdiği röportajda gündeme dair çarpıcı yorumlar yaptı.

İran uzmanı Adem Yılmaz, Quentin Müller ile birlikte gerçekleştirdiği röportajda Ahmedinejad'a dikkat çekici sorular yöneltti. Röportajın Türkçesi, Yılmaz'ın şahsi bloğunda yayınlandı.

Gerçekleştirilen röportajın tam metni şu şekilde:

Ortadoğu

1- Yemen’deki savaşı sona erdirmek için girişimlerde bulundunuz, bunu biraz anlatabilir misiniz?

Savaş niçindir? Neden savaş? Ben temelde savaşa karşıyım. Allah bizi insan olarak yarattı. Bize akıl verdi. Bize muhabbet dolu bir kalp verdi. Bize birlikte yaşamamızı emretti. Dost olun, yardımlaşın, kimse başkasının hakkına girmesin, kimsenin bir başkasına zulmetmesine izin vermeyin dedi. Savaşın aslı dayatmadır, saldırganlıktır, bencilliktir, mevcudun fazlasını istemektir. Biz savaşın kökünün kazıldığı bir yöne gitmeliyiz. Bakınız bazı raporlara göre dünyada yılda 1.500 milyar dolar askeri işlere harcanıyor. Diğer ek harcamaları da ilave edersek bu 2.000 milyar dolar yapıyor. Eğer bu 2.000 milyar dolar yoksulluğu ortadan kaldırmak için harcansa ne güzel bir dünya inşa edilmiş olurdu. Savaş için hiçbir sebep görmüyorum. Ama savurganlar savaşı dayatmaya devam ediyorlar. Fabrikasındaki silahı satmak isteyenler savaşı dayatıyor. Yemen’deki savaş gayet açık bir şekilde dayatılan bir savaş. Bölge halkları yüzlerce yıl barış ve kardeşlik içinde yaşadı. Bölge dışı müdahaleler küresel kapitalistlerin menfaatleri için bölgede rekabet zemini oluşturuyor. Savaş, hiçbir kökü olmayan bir rekabet sonucu olarak Yemen halkına dayatıldı. 5 yıldır insanlar öldürülüyor, bombalanıyor. Sağlık koşulları açısından bölge halkı mahrumiyet içerisinde. Tüm altyapı yok ediliyor. Savaş temelden yanlış bir şey. Tüm taraflar bundan vazgeçip barışa ve dostluğa yönelmelidir.

Ben bir insan olarak savaşa dair sahneleri görünce sakince oturmaya tahammül edemiyorum. Elele verip savaşı bitirmeliyiz. BM Genel Sekreterine ve çatışmanın iki tarafına hem Suudi Arabistan veliahdına hem Ensarullah liderine oturup savaşı bitirmek adına mektup yazıp çağrıda bulundum. Bir kısmı cevap verdiler, memnuniyetle karşıladılar. Sonraki adımları atmak için diğerlerinin de değerlendirmelerini bitirdikten sonra cevap vermelerini bekliyoruz. Şahsi olarak vazifemi yerine getirdim. Savaşın bölgedeki ulusların zararına ve küresel kapitalistlerin faydasına olduğuna dair uyarımı yaptım. Çatışmanın tarafları insani vazifelerini yerine getirecek mi bekleyip göreceğiz.

2- İran ile Arabistan arasında bir uzlaşma hayal edebilir miyiz?

Sadece İran — Suudi Arabistan değil. Tüm ülkeler ve milletler arasında. Aslolan barıştır. Neden olmasın.

3- Esed rejimi konusunda İran’daki müesses nizamla aynı çizgide misiniz?

Hangi ülkeden bahsettiğimizin önemi yok. Dünyanın her yerinde hakim olması gereken şey halkın seçimi ve iradesidir. Ne yazık ki halk yöneten değil yönetilen oldu. Yönetim halkın olması gerekirken hiçbir zaman halka ait olmadı. Dünyanın her yerinde yönetim halka iade edilmeli. Özgür bir seçimin araçları hiçbir dayatma, çarpıtma ve aldatma olmadan sağlanmalıdır. Özgürlük o denli mutlak olmalı ki tek tek tüm insanlar haklarını savunmak için kendilerini ifade edebilmeli. Hepimiz halkın isteklerine itaat etmeliyiz. Hepimiz insanların iradelerine boyun eğmeliyiz. İnsan iradesine karşı direnmenin bir neticesi yok. Direnen kimseyi zor bir gelecek bekliyor. Size müjde olarak söylüyorum, Allah’ın izniyle dünyanın her yerinde halkın iradesinin ihlal edildiği ölçüde milletler sivil olmayan iktidarlarla karşı karşıya gelecek. Sizin bana ayırmış olduğunuz köşeden tüm dünya güçlerine seslenmek istiyorum. Bu yüzleşme gerçekleştiği zaman zulmedenler sadece mevcut eylemlerinden değil, geçmiş eylemlerinden de sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle dünyanın her yerindeki yöneticilere tavsiyem halkın iradesine bir an önce boyun eğmeleridir.

4- İran’ın mevcut Ortadoğu politikasını nasıl yorumluyorsunuz? Irak ve Lübnan’daki göstericilerin İran karşıtı protestolarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tüm milletler özgürdür. Hiç kimsenin başkasının içişlerine karışmaya hakkı yok. Tüm dünyada bu böyledir. İstisna kabul etmez.

5- Son yıllarda yapılan anket çalışmalarına göre İran’ın Arap ülkelerindeki imajının ciddi anlamda zedelendiği ortaya çıkıyor. Bu durumu neyle açıklıyorsunuz?

Bizim dönemimizde ilişkilerimiz iyiydi. Farklı ülkelere ziyaret gerçekleştirdik ve iyi karşılandık. Mevcut tablo için çok üzgünüm. Dünyanın her yerinde milletler dost olmalı ve işbirliği yapmalı. Bölgede son yaşanan hadiseler iyi neticeler vermedi. Hiç kimse için. Bakınız Yemen, Afganistan, Irak ve Suriye yok ediliyor. Türkiye, İran ve Suudi Arabistan hepimiz zarar görüyoruz. Bugün bölgedeki mevcut manzaradan kimse kazançlı çıkmış değil. Kimse fayda sağlayamayacak. Gerçek fayda millet iradesinin hâkim olduğu zaman ortaya çıkacaktır.

6- Lübnan Patlaması bölgeyi derinden etkiledi. Yaşanan patlamaya yönelik görüşleriniz nedir?

Bahsettiğiniz gibi büyük bir olay yaşandı. Kasıtlı bir olay olsun ya da olmasın bu işin failleri tüm dünyaya ilan edilmelidir. Çünkü işlenen suç küresel ölçekte. Lübnan’daki bu olayın benzerini daha önce yaşamamıştık. Bu olay tarihi ve evrensel bir şekilde kınanmalıdır. Böylece hiç kimse ulusların kaderi ve insanların hayatlarıyla oynamak için teşebbüste bulunmaz. Bu olayın altında birkaç nokta daha var. Birincisi bu olay kim tarafından yapılırsa yapılsın tarafsız bir şekilde araştırılmalıdır. Sorumlular cezalandırılmalıdır. Bu araştırmanını sonuçları tüm dünyaya ilan edilmelidir. İkincisi, bu olaylar zihinleri Lübnan halkının temel haklarından uzaklaştırmamalıdır. Unutulmamalıdır ki Lübnanlılar da diğer uluslar gibi temel haklara sahip. Üçüncüsü, bu olay dış güçlere siyasi menfaat elde etmeleri için bahane olmamalı. Bu olayın tahkikatından sadece Lübnan halkı fayda görmeli. Hiçbir gücün ve devletin Lübnan’ın iç işlerine karışmaya hakkı yok. Lübnanlılar eğitimli bir halk. Lübnan halkı Batı Asya’da ve Akdeniz kıyılarında rol modeldi Lübnanlılar samimi, bilgili, onurlu ve barışsever bir halktır. Tüm dünya Lübnan halkının bağımsızlığını ve kendi kaderini tayin etme hakkını tanımalı. Dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, sevgili Lübnan halkı ve Lübnan’ın ileri gelenleri ülkenin yönetim şekline yönelik bakışlarını değiştirmeliler. Bunun onlara dayatılmasını kastetmiyorum. Ama hakikatte bu tarihi bir zorunluluktur. Uzun zaman önce bazıları Lübnan’da bir yönetim modeli uygulamaya karar verdiler. Şimdi onlarca yıl sonra görüyoruz ki bu model Lübnan halkının taleplerini karşılamıyor. Lübnan halkının anayasası Lübnan halkının özgürlüğünü tanımlamalı. Dünyanın her yerinde insanlara kabile, ırk, coğrafya ya da din adına bir şeylerin dayatılmasına karşıyım. Lübnan halkı Hristiyan, Müslüman, Şii ve Sünni fark etmeden yıllar boyunca birlikte yaşadı, evlilikler yaptı, samimi bir ilişki yürüttüler. Birbirlerine karşı iktidar için rekabete girmediler. Rekabeti dışardan gelenler dayattılar. Ben tüm Lübnan halkını resmi olarak tanıyorum, herkes de tanımalı. Tüm dünya güçleri ve devletleri Lübnan halkının özgürlüğü ve seçme hakkını tanımalı ve buna göre hareket etmelidir. Ve Lübnan halkına kendi geleceğini ve kaderini tayin etmesi için izin verilmelidir.

İran iç siyaseti

7- 2017 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığınızı koymuştunuz ama Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından veto edilmiştiniz. 2021 seçimlerinde de tekrar aday olacak mısınız?

Şu an için düşünmüyorum. Bu yıl bölgesel ve küresel anlamda önemli gelişmelerin yaşanacağını düşünüyorum. Bu olaylarla yüzleşmek için kendimizi hazırlamamız gerekiyor. Halk ne isterse o olacak.

8- İran’ın ne tür bir cumhurbaşkanına ihtiyacı var?

Öncelikle bir ülkenin lideri en başta o ülke halkının irade ve isteğinin sembolü olmalı. İkincisi, halkın isteğini karşılamaya kararlı, halkçı, halkın özgürlüğü, onuru ve refahı yolunda fedakârlık etmeli. Ülkesini kesinlikle iyi tanımalı, dünya ve ülke tarihini, kendi milletinin ve diğer milletlerin yeteneklerini iyi bilmeli. Herkes için adalet, ahlak, insanlık, kardeşlik ve barışa inanmalı. Milletler arası işbirliği ve iletişimi geliştirmeli. Her ülkenin böyle bir lidere ihtiyacı var, umarım herkes bir an önce kavuşur.

9- Cumhurbaşkanı olduğunuz dönemde dar gelirli İranlılar için bir sistem ortaya koymuştunuz, cumhurbaşkanlığına aday olursanız düşük gelirliler için ne yapmayı planlıyorsunuz?

Yoksulluğun kaldırılması, adalet konusu ve insani gelişme meselesinin bireylerin statüsüyle hiçbir ilgisi yok. Yoksulluğun ortadan kaldırılması ve insan onurunun korunması hepimizin görevidir. Toplumdaki gerginlikler, savaşlar ve cinayetlerin kökeni katı sınıf mesafesine uzanıyor. Bir görüşe göre dünyadaki mevcut doğal zenginlik belirli bir katmana ve bir sınıfa aittir. Ve bunlar karar alıcı ve kullanıcı olmalıdır. İkinci bir görüşe göre ise bu servet herkese aittir. Bu zenginlik herkesin kullanımına açılırsa yoksulluk, toplumdaki çatışmalar ve kutuplaşmalar ya ortadan kalkar ya da azalır. Sınıflara ayrılmış bir toplumda hayat nasıl bir tat verebilir ki? Hiçbir taraf için tat vermez. Tüm insanlar mutlu, umutlu ve dayanışma içinde olduğu zaman hayat lezzet verir. Tüm dünyadaki zenginliğin eşit dağıtılması durumunda düzensizliklerin giderileceğine inanıyorum.

10- İran’da Kuruş kabrini ziyaret eden ilk cumhurbaşkanı sizsiniz. Bu ziyaret müesses nizamın resmi politikalarına ters değil mi?

Biz birkaç bin yıllık geçmişi olan bir milletiz. Mükemmel bir dönemden geçtik. Kuruş küresel bir onurdur, sadece bir millete ait değil. Tarihin her döneminde ve dünyanın her noktasında ortaya çıkan her beşeri olay tüm insanlığa aittir. Kuruş Fermanı tüm insanlık için iftihar kaynağıdır. 2.500 yıl önce bir şahıs ortaya çıkıyor ve neredeyse tüm dünyayı yönetiyor. İnsan hayatı için ortaya koyduğu düzen herhangi bir kabile, ırk, coğrafya ve din ekseninde değil. Kuruş fermanı, tevhidi bir hakikati olan insan eksenli düzendi. 2.500 yıl önce köleliği yasakladı mesela, bu büyük bir olay. 200 yıl öncesine kadar Amerika’da kölelik vardı. Henüz bugün modern kölelik sistemi 3 milyar insanı açlığa mahkûm ediyor.

Ülkemizde Kuruş’a yönelik resmi bir politika açıklanmış değil. Farklı mecralar kendi işlerini yapıyorlar. Kuruş İran milletine aittir. Kimliğin önemli bir parçası tarihe ve geçmişe dayanır. Kuruş büyük bir şahsiyetti. Kimse ondan bu büyüklüğü alamaz. Şimdi ne yazık ki bazı şahıslar Kuruş’u tanımıyorlar ya da hiçbir milletin büyümesini ve bağımsız olmasını istemeyen güçlerin fikirleri etkisinde kalıyorlar. Ama şu ana dek Kuruş aleyhinde bir resmi siyasete şahit olmadım.

11- COVID-19 salgını İran toplumundaki sosyal bölünmeleri doğruladı. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

Bu evrensel bir durum. Gelen virüs tüm dünyaya mesafeleri gösterdi. Ayrıca insanlığın yarısını tehdit eden bu tehlike küresel bir dayanışmayı da ortaya çıkardı.

Her şeyin ötesinde hangi coğrafya olursa olsun ya da zengin ve fakir hangi sosyal sınıftan olursa olsun herkes tehdit altında. Sosyal kırılmalar her yerde ortaya çıktı, sadece İran değil.

12- Eğer cumhurbaşkanı olsaydınız, halkın bazı talepler için düzenlediği gösterilere vereceğiniz cevabınız ne olurdu? Yaşananları dış güçler tarafından bir “komplo” olarak gören yetkililer ile hemfikir misiniz? Gösterilerin bastırılma şeklini ve sonrasında gelen idam cezalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünyanın her yerinde özgürlük olmalı. İnsanlar fikirlerini söyleyebilmeli ve bu fikirler uygulanmalı. Nerede olduğu fark etmiyor. Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Amerika, Avrupa, Çin, Rusya ve diğer ülkeler. Dünyanın her yerinde insanların fikirlerini ifade etme özgürlüğü olmalı. Anayasamızda bu durum öngörülmüştür.

13- İran’ın Çin ile 25 yıllık stratejik anlaşma imzalayacağı iddia ediliyor. Çin’in Uygur Müslümanlarına uyguladığı baskı da ortada. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekonomik anlaşma ayrı, uygulanan zulme karşı mukabele etme kayrı. İkisi de yapılmalı. Anlaşmaya yönelik resmi bir duyuru yapılmadı henüz. Resmi olarak ilan edildiği takdirde görüş bildirilebilir.

Nükleer anlaşma

14- 2015 yılında Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan nükleer anlaşma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şu an içinde bulunduğumuz durum açık bir şekilde nükleer anlaşmanın bir ürünü. Anlaşmaların net bir şekilde yasal bir çerçeveye sahip olması gerektiğine inanıyorum. Sözleşmenin tüm taraflarının hakları tanımlanmalı ve icra garantisi tamamen öngörülmelidir.

15- İran’daki ekonomik krizin tek sebebi ABD yaptırımları mı?

Bir kısmı kesinlikle. Neticede yaptırımlar çok ağır. Amerika şu an ekonomik kapasitesiyle dünyada mutlak güç. Hiçbir ülke karşısında duramadı. Bu gücünü baskı aracı olarak kullanıyor. Ama bu baskı ülke içinde zaaf varsa etkili olur. Ülke zayıf değilse fazla etki göstermez.

Bugün neredeyse tüm İran halkı buna inanmaya başladı: İçerdeki yönetim bilge, insani ve doğru bir yönetim değil. Bu durum yaptırımların etkisini birkaç katına çıkarıyor. Yaptırımların etkilerine engel olmadığı gibi aynı zamanda bu etkileri daha da arttırdı.

16- ABD’nin anlaşmadan çekilmesi ve Amerikan yaptırımlarının tekrar devam etmesi öngörülebilir miydi?

Tahmin bir iş gerçekleşmeden öncesine aittir. Bu olay yaşandı artık. Bugünkü şartlar içerisinde geçmişte tahmin edilmiş olması ya da olmaması arasında fark yok. Tahmin geleceğe yöneliktir. Bundan sonrasını konuşmalıyız.

17- Amerika Birleşik Devletleri nükleer anlaşmalardan çekildiğinde Avrupa’nın zayıf tepkisi ve İran’a verdiği zayıf destek hakkında ne düşünüyorsunuz?

Avrupa’nın küresel ilişkilerde çok daha yüksek, daha yapıcı ve daha etkili bir rol oynayabileceğini düşünüyorum. Tüm ulusların ve devletlerin dünya sorunlarının çözümünde ve küresel yönetimde eşit ve etkin bir şekilde katılım göstermesi gerektiğine inanıyorum. Avrupa, bahsettiğiniz konunun taraflarından birisi olmasına rağmen kendi kapasite ve kabiliyetlerini kullanmadı. Avrupa, dünya siyasi denklemi üzerinde daha iyi ve daha yapıcı etkiler yaratabilecek kadar güçlü bir potansiyele sahip.

18- Bugün İran ile Fransa arasındaki ilişkileri nasıl nitelendiriyorsunuz?

İran ve Fransa tarihsel arka planlarında olumsuz bir nokta barındırmayan iki ülke. İran ve Fransa tarih boyunca iyi ilişkilere sahipti, herhangi bir çatışmada ciddi bir ayrılık noktası yaşamadılar. Ancak son yıllarda bu ilişkiler acı ve soğuk bir hal aldı. Özgürlük ve adalet isteyen, dünya kültür ve medeniyetinin şekillenmesinde öncülük eden iki milletiz. Olumsuz bir geçmişimiz yok, iki milletin de kapasitesi çok yüksek. Hem maddi ve doğal kapasiteler hem ilmi, fenni ve beşeri yetenekler hem de kültürel değerler ve medeniyet yapımında ortak bir tarihi arka plana sahibiz.

Şu an ilişkilerimiz soğuk. İki ülke dışındaki faktörlerin etkisiyle ilişkilerin zayıfladığını düşünüyorum. İki ülke de kapasitelerini kullandığı takdirde küresel barışa, küresel güvenliğe, küresel ilerlemeye ve dünya sorunlarının çözümüne çok etki edeceklerini düşünüyorum. Neticede iki büyük millet ve çeşitli alanlarda dünyanın önemli iki ülkesi. Eğer işbirliği yapabilirlerse doğu ile batı arasındaki ilişkiler düzelebilir, yani bir bakıma küresel ilişkiler düzelebilir. Ama gerçekten ilişkiler şu an için pekiyi durumda değil.

Silahlanma yarışı ve güç rekabeti yerini barış, dostluk ve kardeşlik eksenli işbirliğine bırakabilir. Sanırım bu imkanımız var ama kullanılmıyor. İki ülke liderlerinin ilişkiler konusunda köklü bir revizyon yapması gerektiğini düşünüyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

İlgili Haberler

İran'da Ahmedinejad'ın cumhurbaşkanı adaylığına Şii din adamlarından engel
Ahmedinejad İran'daki gösterilere destek verdi: Konuşanı boğuyorsunuz

Röportaj Haberleri