Alman ırkçıları, ana-akım partileri nasıl ezip geçti?

Almanya, ülkenin doğusu ile batısı arasındaki tarihinden kaynaklanan toplumsal bölünmeler nedeniyle aynı zamanda benzersiz bir örnek.
Der Spiegel, 25.9.2017
(Yazıyı kaleme alan ekip: Melanie Amann, Lukas Eberle, Christiane Hoffmann, Horand Knaup, Anna-Sophia Lang, Veit Medick, Ann-Katrin Müller, Ralf Neukirch, René Pfister, Gerald Traufetter and Steffen Winter)
 
(...) Buna rağmen genç kadınlar ve erkekler Angela Merkel sanki ezici bir zafer kazanmış gibi seçim sonuçlarını kutladılar.

Kameraların bulunmadığı veya rol yapmak gerekmediği altıncı katta farklı bir atmosfer belirgindi. Saat 5’e gelindiğinde Merkel ve partisinin mensupları seçim sonuçlarının bir felaket olacağını artık biliyorlardı. Oysa sandık çıkış anketlerine göre CDU oylarının %34-37 bandında olacağı tahmin ediliyordu. (...) Ama hiç kimse %33 gibi bir berbat sonuç beklemiyordu.


(...)

 
İnkâr eden bir şansölye

(...)


(...) Merkel, partisinin aldığı sonuçtan “sükût-u hayale uğramadığı”nı söyledi. (...) Acaba?


(...) derin üzüntü duyanlar olsa da Merkel, parti içindeki panik havasını her ne pahasına olursa olsun önlemek istedi. (...) Merkel, partisinin kendi öncülüğünde hep birlikte sonuçları kutladığını göstermek için epeyce çaba sarf etti.


Ortada kutlanacak hiçbir şey olmasa da. Çünkü sonuçlar şansölye için bir şoktu ve Almanya için büyük bir dönüm noktasına işaret ediyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrasının Almanya tarihinde hiçbir zaman ana-akım siyasi partiler seçmenler tarafından bu denli fena cezalandırılmamıştı. Her iki taraf da nüfusun önemli bir kesimiyle irtibatını yitirmiş görünüyor. Protesto partileri Almanya’da defalarca mantar gibi bitmiş; ancak 13 eyalet meclisinde birden sandalye kazanmayı başaran hiç olmamıştı. En büyük yenilik, Sağcı radikal bir partinin federal meclisin üçüncü büyük partisi olması.

 
Tarih tekerrür mü ediyor?

Geçtiğimiz kasım ayında dördüncü dönem şansölyelik için yarışa girmeye karar veren Merkel açısından AfD’nin yükselişi bir fiyasko/çöküşten başka bir şey değil. Bu kararıyla Merkel, ülkeyi 16 sene yönetmiş Helmut Kohl’un ayak izinden gitmeye karar verdi. Şimdi bariz olan soru, Merkel’in Kohl’un 1994’te yaptığı bir dönem daha aday olup ülkeyi yönetmeye kalkışma hatasının aynısını tekrarlayıp tekrarlamadığı. O dönem uyanık her CDU mensubu Kohl’un zamanın gerisine düştüğünün farkındaydı. Ancak hiç kimse yaşlı siyasetçiye karşı isyana cesaret edemedi.


Acaba tarih tekerrür mü ediyor? Merkel’in yürüttüğü seçim kampanyası, hem kişilik hem de yönetme tarzı itibarıyla mevcut bütün problemleri ortaya döktü. Uzun süredir Merkel, adeta tarafsız bir şansölye gibi her şeyin üzerinde duruyordu – bu da birçok Alman’ın niçin ona karşı güçlü duygular beslemediğini açıklıyor. Ancak mülteci krizinden itibaren bu durum kökten değişti.


(...) Merkel’in mülteci siyaseti, çok az politik kararın yapabileceği şekilde halkı kutuplaştırdı. Şimdi bu öfke, AfD çatısı altında Alman meclisi Bundestag’a giriyor. Bu çerçeveden bakıldığında AfD’yi var eden aslında Merkel’in kendisi.

 

 

Merkel’in 12 senedir başta kalmasının bir nedeni, partisi CDU’nun giderek Sola kayması ve bu sayede yeni seçmenleri cezbedebilmesiydi. Ancak siyaset boşluk kaldırmaz ve yeni bir partinin kendisini CDU’nun sağında konumlandırarak kurulması sadece bir zaman meselesiydi. Şu an olup biten tam da bu.  


Merkel’in çatışma dilinden uzak ve asimetrik seferberliğe ket vuran seçim kampanyası, bir kez daha merkez Sol SPD’nin oy kazanmasını engelledi. Aksine SPD, son iki seçime kıyasla, dimyata pirince giderken elindeki bulgurdan oldu. %20,5’lik oy oranıyla İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya’sının en kötü seçim sonuçlarını elde etti. Ancak AfD seçmenleri tatlı sözlerle uyutulmaya izin vermedi; Merkel’in rahat seçim kampanyasını, büyük ölçüde temelsiz ve iktidar dizginlerini güvenle elinde tutan şansölyenin kibrinin bir kanıtı addettiler.

 
Merkel dönemi için sonun başlangıcı

Şimdilerde muhafazakârların gelecek stratejisi üzerinden CDU ve CSU safları arasında şiddetli bir tartışmanın eli kulağında. Seçimler gerçekten de Merkel dönemi için sonun başlangıcına işaret ediyor. CDU içinde politika değişimi için bastıran güçler zaten var. (...)


En azından şu an için hiç kimse Merkel’in otoritesini açıkça sorgulamıyor. (...) Ancak Merkel olmasaydı AfD gibi bir partinin yükselmesi düşünülemezdi bile. (...)


Yunanistan krizi yatıştığında AfD neredeyse yok olmuştu. Ancak ardından 2015 sonbaharında gelen Merkel’in mültecilere sınırları açma kararı, (...) AfD eş-başkan adaylarından Alexander Gauland’ın alaycı ifadesiyle, parti için “cennetten bir armağan” oldu.


Almanya şimdiye kadarki muhtemelen en zor hükümet kurma çabasıyla karşı karşıya kalacak. Bir tarafta, ana vatanı Bavyera eyaletinde dramatik şekilde %40’ın altına düşen [CDU’nun ortağı] CSU var. 2018 sonbaharında yapılacak Bavyera eyalet seçimlerinde rakibi AfD’yi püskürtmek için keskin bir şekilde Sağa sapması muhtemel görünüyor. (...) Yeşiller Partisi ise, eğer ki CSU’ya fazla yetki verilirse, Hristiyan Demokratlarla aynı hükümet içinde olmak istemeyecektir. CSU lideri Horst Seehofer’in her yıl Almanya’ya kabul edilecek mültecilerin sayısına ilişkin bir üst çıta belirlenmesi çağrısı Yeşiller için lanet edilesi bir durum ve seçimlerdeki sürpriz başarıları Yeşilleri ayak sürümeye cesaretlendirecektir. Brüksel’deki AB Komisyonu’nun Alman üyesi CDU’lu Günther Oettinger’e göre “En zorlu ortak, Yeşiller değil CSU olacaktır.”

 
Merkel aynı zamanda “alternatifsiz”

İşleri daha da beter kılan, Merkel’in, koalisyon müzakereleri durduğu takdirde tehdit olarak kullanabileceği bir alternatifinin bulunmaması. (...) SPD lideri Martin Schulz, muhalefete düşmekten üzgün; ancak eğer ki büyük koalisyon seçeneğini kabul ederse daha “başbakan yardımcılığı” görevini dahi üstelenemeden parti liderliğinden devrilebilir. SPD içinde birçokları Schulz’un zaten parti liderliğinden gidici olduğu düşüncesinde.


Schulz’un problemi, kampanya sırasında seçmenlerin onu hiçbir zaman Merkel’e karşı ciddi bir meydan okuyucu olarak görmemesi. (...)


(...)


AfD’nin iki lider adayından biri olan Alexander Gauland, meclise girdiğinde partisinin tutturması beklenen tonu hızlı açık etti: “Biz, Sayın Merkel’in ensesindeyiz; ülkemizi ve halkımızı geri alacağız.” (...)

 
Merkel’in hesaplaşma dönemi

AfD için Merkel hem bir nefret objesi hem de varlık nedeni. Şansölye geçtiğimiz 12 yılda sistematik biçimde partisini merkeze doğru yöneltti. Savuma Bakanı Ursula von der Leyen’le birlikte CDU içindeki kadın algısının kalıcı bir şekilde değişmesini sağladı. Artık partisinin kadın algısı, evinde çocuk büyüten anne olmaktan çıkıp iyi çocuk bakım seçenekleri üzerine eğilen kariyer sahibi kadına dönüşmüş durumda. Bu değişimle birlikte Merkel genç kadınları etkiledi, ama aynı zamanda birçok muhafazakârı da korkuttu. Merkel’in Alman meclisinde eşcinsel evliliğin oylanmasının önünü açması vakası da bu algıyı besledi.

Artık Merkel için bir hesaplaşma dönemi başlayacak. (...) Ama gerçek şu ki bu tartışma aslında hiç sona ermemişti. (...)

 

Bu tartışmanın bir önceki yasama dönemindekine kıyasla çok daha sert geçmesi muhtemel. Bu seçim sonuçlarından sonra, CDU ve CSU partilerinin liderlik kademesinden hiç kimse, Merkel’in beşinci dönem için yarışa katılmaya çalışacağına inanmıyor. Artık odaklanılacak ana konu, Merkel görevi bıraktıktan sonra muhafazakârların yönelimini ve tabii ki halefini belirlemek olacak. 


Partilerin her iki kanadı da (gerek muhafazakârlar gerekse Merkel’e destek verenler) seçim gecesi konumlarını belirlemeye başladılar bile. (...)


Şu an için Merkel görevinden azledilme tehlikesiyle karşı karşıya değil. Zira CDU, koalisyon hükümeti için pazarlıklar yürütülürken şansölyelerini devirecek türden bir parti değil. Öte yandan Merkel’in yerine kim geçebilir ki? Hele de hâlihazırda en muhtemel, hatta tek senaryo olan “Jamaika koalisyonu” beklentisi karşısında partiyi yönetebilecek bir başka isim yokken. Bu, en azından partinin Sağ kanadı için geçerli. (...)

 
Merkel’i gölgeleyen karartı

Ancak önümüzdeki yasama döneminde Merkel’in liderliğinin “Şansölyenin yerine kim geçecek?” sorusuyla gölgelenmesi muhtemel. (...)


Merkel’e meydan okumanın çok uzun süredir zor olmasının bir nedeni, muhafazakârların Sola meyletmelerinin partiye birçok yeni seçmen kazandırması. Ancak bu durum pazar günkü seçimlerle dramatik şekilde değişti. Muhafazakârlar, Sol cenahtan önemli bir oy kapmakta başarısız oldular. Bu arada CDU ve CSU, yaklaşık 1,3 milyonluk bir seçmen kitlesini –dört yıllık bir aradan sonra yeniden meclise dönen– FDP’ye ve 1,1 milyon kişiyi de AfD’ye kaptırdı. Ancak bu, AfD benimsendiği için değil, Angela Merkel’e karşı tepki için verilmiş bir oy. AfD seçmenlerinin %60’ı, oylarını bu partiye inandıklarından değil, hayal kırıklıklarından verdiklerini belirtti. %90’dan fazlası ise Alman kültürünün yitirilmesinden endişe ettiklerini söyledi.


(…)


Genel seçimlerden sadece üç hafta evvel CDU’nun seçim kampanyasını yürüten stratejistler halkın halet-i ruhiyesini yanlış okuduklarının farkına vardılar. Televizyon tartışmasında Şansölye Merkel ile rakibi SPD arasındaki farklılık yeterince belirginleşmedi. Tüm sinyallerin yeniden büyük koalisyona işaret ettiği algılamasından nemalanan AfD oldu.

Merkel tehlikeyi fark etti, ama buna nasıl tepki vermesi gerektiğini bilemedi. (...)
 
İkinci Bölüm: Zehirli Kadeh Jamaika Koalisyonu

(...) Merkel denemelerden hoşlanan biri olarak bilinmiyor. Almanlar da şüpheci: Anketlere göre halkın Jamaika koalisyonuna desteği dörtte birden az.


Yine de Merkel’in Yeşiller ve Hür Demokratlarla muhtemel bir koalisyon hükümetini dillendirmekten başka bir seçeneği yok. Bunu yaparken zayıf düşmüş Şansölye kendine güvenen iki ortakla yüz yüze kalacak. Beklentilerin aksine ve sönük seçim kampanyasına rağmen Yeşiller dört sene evvelki oy oranlarını koruyabildiler. FDP, parti lideri Christian Lindner’in öncülüğünde Alman meclisi Bundestag’a muzaffer şekilde yeniden girmeyi başardı.


(...)


Benzer şekilde muhafazakârlar, FDP’yle 2009-2013 dönemindeki dört yıllık koalisyon tecrübesine dair hoş hatıralara sahip değiller. Önde gelen Hristiyan Demokratlar, Guido Westerwelle ve partisinin beceriksizliklerini dehşet içinde hatırlıyorlar. Başbakanlık da bunun tekerrüründen sakınıyor.

 
Tecrübesiz FDP’li kanun yapıcılar

Merkel, Lindler’in partisini dört sene sonra meclise yeniden sokmayı başarmasına saygı duysa da vefasızlık/ihanet kadar nefret ettiği az şey olmalı. 2011’de FDP krizinin zirvesinde Lindler’in parti genel sekreteri olarak havlu atmasını unutmuş değil. (...) CDU liderliği, tecrübesiz çok fazla FDP’li kanun yapıcıya bağımlı kalmak istemiyor.


Yeşiller Partisi’nde eş-başkanlar Katrin Göring-Eckardt ve Cem Özdemir, beklenmedik şekilde haklılıkları ispatlanmış hissettiler. Göring-Eckardt, seçim gecesinde söyledikleriyle Merkel’in muhafazakârları ve FDP’yle bir koalisyonun önünü açtı. (...) Eş-başkanlar, Jamaika koalisyonunda önemli bir değişiklik yapmayı ümit ettikleri iki konuya odaklanmış durumdalar: iklimi koruma ve sosyal adalet. Çıtayı düşük tutmak istedikleri aşikâr.


Ancak partinin Sol kanadı için bu yeterli değil. Sol kanat lideri Anton Hofreiter, seçim akşamı beklenmedik bir çıkış yaparak koalisyon görüşmelerinin temeli “hep birlikte üzerinde uzlaştığımız 10 nokta planı” dedi. (...) Bu, partinin daha pratik fikirli Sol kanat liderliğinin koyduğu çıta. Önümüzdeki birkaç hafta Yeşiller için hiç de kolay geçmeyecek.

Muhtemel koalisyon ortakları özellikle iç güvenlik konusunda karşıt görüşteler. (...) CSU içişleri bakanlığını istiyor. (...) CSU’nun pozisyonunu ve FDP lideri Lindler’in göçmenleri Suriye de dahil “güvenli bölgeler”e geri göndermeye yeniden başlanması isteğini, kampanya sırasında “Bizim hükümetimizde göçmenler geldikleri kriz bölgelerine asla geri gönderilmeyecek” diye kırmızı çizgilerini belirleyen Yeşiller’in kabullenmesi zor.

Dizel motor skandalı da muhtemel koalisyon ortaklarının arasını açmıştı. Sosyal Demokratlar (...) bununla pek ilgilenmezken, Yeşiller için içten yanmalı motorlara karşı savaş, parti kimliğinin de merkezinde olduğu çok hayati bir mesele.


Ancak rollerin ustaca dağıtılmasıyla bu farklılıklar aşılamaz da değil. (...)

 
Farklılıkları bağdaştırmak
Diğer konularda Merkel’in üçlü koalisyonu yönetmesi daha kolay olabilir. (...)

Nihai belirleyici, seçim kampanyası sırasında saç saça baş başa birbirine girmiş Yeşiller ile Hür Demokratların ihtilaflarını aşarak uzlaşıp uzlaşamayacakları olacak. Ortak bazı hedefleri var: Her ikisi de göçü düzenleyen yeni kanunlar istiyor, eğitime daha fazla yatırım için bastırıyor, ayrı bir dijital bakanlığı kurulmasını ve yeni açılan şirketlere daha fazla destek sağlanmasını istiyor. Verilerin korunması ve LGBT hakları konusunda da hedefleri aynı.


Bakanlıkların dağıtımı konusunda da Yeşiller ile Hür Demokratların istekleri bağdaştırılabilir. (...)

 
Almanya’da görülmemiş bir muhalefet

Her ne olursa olsun yeni hükümet, Almanya’nın daha evvel hiç şahit olmadığı bir muhalefetle karşılaşacak. AfD, Merkel’in koalisyonunu sadece siyasi bir hasım addetmekle kalmayıp gerekli her yola başvurarak savaşılması gereken bir düşman olarak görecek. (…)


Solcu radikaller, çatlaklar/kaçıklar, yemininden dönenler: Bu, son aylarda AfD’nin seçim kampanyasında kullandığı dil. Kulak tırmalayıcı bu kaba ton, Avrupa ortak para birimine karşı çıkan iktisatçıların kurduğu AfD’yle alakasız. Hatta AfD bir zamanlar “profesörler partisi” olarak bilinmekteydi. Şimdilerde ise parti görevlileri, (…) Merkel’e “yaşlı cadaloz” veya –Doğu Almanya gizli servisi Stasi’ye muhbir olarak çalıştığına dair ispatlanmamış ithamlara atıfla– “IM Erika [Z.T.K. yani Stasi’nin Erika dosyasının gayriresmi çalışanı]” diye hitap ediyorlar. (…)


Bu tür bir radikallik, partinin sadece tabanında değil, seçimlerde Almanya’nın bekasının tehlikede olduğunda ısrar eden lider kadrosunda da mevcut

 
Sağa kayış

AfD bilinçli bir şekilde Sağa doğru kayıyor. (…)


Partinin kuruluş mantığı avro meselesiyken (…) 2017’nin AfD’si artık bir kültür devrimi istiyor. Kendisini, anayasal devletin bir kurtarıcısı (seçim afişlerindeki ana sloganı “Ülkenizi Geri Alın” idi) ve “her şey Almanya için” zaviyesinden bakan tek grup olarak sunuyor. Bu, bir zamanlar Nazilerin SA birliklerinin kamaları üzerine nakşedilen bir cümleydi.

Parti meclis grubu, AfD içindeki güç ilişkilerini yansıtacak; bu bağlamda Sağcı radikalleri içeren Sağ kanat baskın durumda. Bu kanat, kampanya sırasında milliyetçi mottolarıyla ve muhaliflerine yönelttiği bayağı hakaretleriyle dikkat çekti. Partinin ve gelecekteki parti grubunun geri kalanı ise güç kaybeden, merkezci ikbal avcıları ve idealistler olarak farklı gruplara bölünmüş durumda.

Almanya’nın doğusundan seçilen AfD milletvekillerinin çoğu, özellikle de Stephan Brandner ve Türingiyalı Jürgen Pohl partinin Sağ kanadından. Pohl, meşhur revizyonist tarihçi Björn Höcke ile çalışmıştı ve şimdi Berlin’de onun sözcüsü olarak hizmet etmesi muhtemel. Ancak daha evvel partinin ılımlı burjuva yüzü sayılan iktisatçı Alice Weidel da seçim kampanyası sırasında “İslamcılaşma” ve “kimliği yitirme” gibi kavramları rahatça kullandığını gösterdi.

 


Meclis grubunu yönetecek önde gelen adayların Weidel ve Gauland olması kuvvetle muhtemel. Partinin iç yönetimine kaç ılımlının gireceği belirsiz; ama kimin elinin kolunun bağlı olacağı net: [AfD lideri] Frauke Petry.


(...) Daha pazartesi gününden evvel partideki yaygın kanaat, Petry’nin AfD üst yönetiminde kalma şansı bulunmadığı yönündeydi. Hatta Gauland onun hakkında açık açık “yürüyen mevta” demişti. Seçimlerin ertesi günü partinin Berlin’deki basın toplantısında Petry, AfD meclis grubuna katılmayıp tek başına hareket edeceğini ilan etti. Bunun sonun başlangıcı olduğuna şüphe yok.


Bu örnekte olduğu gibi, yeni AfD meclis grubu başlangıçta kendi iç ihtilaflarıyla meşgul olacak. Seçim kampanyasında bu apaçık ortaya çıktığı halde yine de seçmenler partiden ürküp kaçmadı. Toplumun tüm katmanlarında ve her gelir grubunda AfD destekçisi bulmak mümkün. Manşetler, öğretmen Höcke, avukat Beatrix von Storch ve iktisatçı Alice Weidel gibi AfD’nin burjuva kışkırtıcılarıyla doluydu; ancak parti tabanında kuaförler, esnaflar ve mavi yakalı işçiler de var. Normal şartlar altında birbirleriyle pek işi olmayan bu insanlar AfD çatısı altında [dertleri] anlaşılmış hissediyorlar.


Muhaliflerinin AfD’yi anlamakta zorlanmasının bir nedeni, mensuplarının ve seçmenlerinin herhangi bir ideolojiyle değil, ortak bir atmosferle bağlı olmaları. Nisan 2013’teki ilk parti konferansında AfD’nin kurucu babası Bernd Lucke salondakilere demişti ki: “Biz ne Soluz ne de Sağ. İdeolojik bir kılavuza ihtiyacımız yok; tek ihtiyacımız olan, sağlıklı bir sağduyu.”

 
Asgari ortak payda

AfD seçmenlerinin asgari ortak paydası Merkel karşıtlığı. O her şeyden sorumlu; AfD’dekilerin kolayca üzerinde ittifak edebildikleri bir husus bu. Mülteci ve avro krizi, hatta ve hatta havaların kötü olması...


(...)


SPD için seçim sonuçları kahrediciydi. Sadece %21’lik oyla 1945 sonrası Alman sosyal demokrasi çağının en kötü sonucunu almakla kalmadı, ülkenin doğusunda da dördüncü parti oldu. Bu, ileri derecede bir erozyona işaret ediyor ve büyük koalisyonun SPD için zehirleyici olduğunu da kanıtlıyor.

 


“Bir şok”


Bunun bir şok olduğunu kabul ettiler, ancak pazar akşamı parti liderleri birleşik bir görüntü verdiler. (...) Hristiyan Demokratlar, Sosyal Demokratlardan çok daha dramatik bir kayıp yaşadılar. (...)


SPD liderliği (...) büyük koalisyonu sürdürmenin imkânsız ve muhalefete geçişin kaçınılmaz olduğunu kabul etti. Oysaki kampanya sırasında parti liderliği, büyük koalisyonu sürdürmeye karşı tabandan yükselen itiraza direnmişti. (...)


(...)

 
Tarihsel olarak kötü sonuçlar

(...)


(...) Seçim sonuçlarına ilişkin SPD içindeki anlaşılabilir rahatsızlıklara rağmen bu aynı zamanda bir fırsat. SPD’nin muhalefet olma kararı parti için doğru bir politika. Bu, partinin muhafazakârlara karşı zıt bir konum kazanmasına imkân verecektir, hele de artık Merkel’in partisi –Yeşillerle bir koalisyon kurmak zorunda olsa dahi– Sağa doğru kaymak mecburiyetindeyken…


Bu da kötü bir şey değil. Merkel, yıllarını CDU’yu siyasi merkeze çekerek geçirdi, haklı olarak. Böylelikle partisini modernleştirdi ve CDU, toplumun genelinde çoktan meydana gelmiş değişime ayak uydurabildi. Günlük bakıma erişimi daha da yaymak, cinsiyet eşitliğini desteklemek ve hatta zorunlu askerliği ortadan kaldırmak: Bunların hiçbiri zamanın ruhunu feda eden adımlar değil, gerekli reformlardı.

 
Çok fazla istemek

Ancak mülteci politikasıyla Merkel ülkesinden çok fazla şey istedi. İnsani jestinin akabinde göçü etkili bir kontrolle desteklemeyi başaramadı. Bu hatalı yaklaşımın sonucu AfD oldu - ki bu parti, ancak ve ancak muhafazakârların demokratik siyasi yelpazenin Sağ kanadında yer alan seçmenlere daha fazla kulak vermeleriyle ortadan kalkabilir.

Anketler, AfD’ye destek verenlerin birçoğunun Merkel liderliğinden duydukları rahatsızlığı ifade etme amacını güttüklerini gösteriyor. Demokraside kaybolmuş değiller. Evet, bu seçim AfD’yi güçlendirdi; ancak parti bütün hedeflerine, (...) yani Merkel’i kendi seçim bölgesinde yenilgiye uğratama amacına ulaşamadı. (...)

 

(...)

Tercüme: Zahide Tuba Kor (ZTK) / Ortadoğu Günlüğü

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri