Barış Pınarı Harekatı'nda 9'uncu gün: Uluslararası arenada neler yaşandı?

Türkiye'nin 9 Ekim Çarşamba günü saat 16.00'da başlattığını duyurduğu Barış Pınarı Harekâtı'nda 9 gün geride kaldı.

Türkiye'nin 9 Ekim Çarşamba günü saat 16.00'da başlattığını duyurduğu Barış Pınarı Harekâtı'nda 9 gün geride kaldı. Askeri alanda büyük bir sorun yaşanmadan ilerleme gösterilmesine karşın, uluslararası toplumun sert ve tavizsiz tepkisi diplomatik alanda ağır bir faturayı Türkiye'nin önüne koydu.

ABD, Avrupa Birliği (AB) ve Arap Birliği'nden gelen sert tepkilerin yanı sıra ekonomik, askeri ve siyasi yaptırımlarla karşı karşıya kalan Türkiye, 1952'den bu yana üyesi olduğu NATO'da da giderek daha yalnızlaşan bir ülke görüntüsü çizdi.

Rusya'nın da Esed güçleri ile birlikte harekete geçmesi, Türkiye'nin operasyonuna devam etmesi durumunda Moskova ile karşı karşıya gelebileceğini gösterdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni 3. kez Suriye'ye sokan Barış Pınarı Harekâtı'nın başladığını Twitter üzerinden yaptığı açıklamayla duyurmuştu.

Operasyon öncesinde önde gelen küresel ve bölgesel güçlere bilgi verilmiş, uluslararası toplumun olası kaygılarını giderecek şekilde güvenceler verilmeye çalışılmıştı.

Ancak aradan geçen bir hafta, Türkiye'nin operasyonla ilgili kaygıları gideremediğini, tam tersine yakın siyasi tarihinde eşi benzeri görülmemiş kapsamlı ve şiddetli bir uluslararası baskıyla karşı karşıya kaldığını gösterdi.

Türkiye'nin Suriye operasyonunu hemen sona erdirmesi çağrısında bulunan ABD, AB ve önde gelen Avrupa ve Müslüman ülkeler, tepki göstermenin yanı sıra ekonomik, siyasi ve askeri yaptırım adımlarını da attılar.

Ankara'nın ise bu baskıyı önceden hesap edemediği, operasyon başladıktan sonraki kamu diplomasisinin de istenilen etkiyi yaratamadığı değerlendirmeleri yapılıyor.

ABD'den yaptırım kartı

ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye'nin operasyonuna ilk aşamada yeşil ışık yakmış ancak başta Cumhuriyetçi ve Demokrat kongre üyeleri olmak üzere askeri, siyasi yönetim kademelerini ve hatta evanjelik liderleri de kapsayacak şekilde çok büyük bir kesimden tepki görmesi üzerine Türk operasyonuna karşı hem söylemini hem de siyasetini değiştirmişti.

Trump, 14 Ekim'de imzaladığı Başkanlık Kararnamesi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil üst düzey Türk siyasi ve askeri yetkililerin ABD'deki mal varlıklarını dondurma kararı alan ve ABD'ye seyahat sınırlaması getiren önlemleri de gündeme getirdi. Bu önlemler, ekonomik ve mali açıdan Türkiye'yi zarara uğratacak cinsten.

Aynı Başkanlık Kararnamesi, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın almasını cezalandırmayı amaçlayan ancak Trump'ın uygulamaya koymak istemediği CAATSA yaptırımlarını da aktive etmeyi amaçlıyor.

Trump, ayrıca, son birkaç aydır iki ülke ticaret bakanları tarafından yürütülen ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarma amaçlı süreci de sonlandırdığını kaydetti. Böylece Ağustos 2018'den 14 ay sonra bu kez başka bir konuyla ilgili olarak Türkiye'ye ikinci kez yaptırım uygulayan ABD Başkanı oldu.

Halkbank kartını da kullandı

ABD'nin tepkisi yaptırımlarla sınırlı kalmadı. Son bir senedir bir kenarda tuttuğu "Halkbank kartını" da Suriye bunalımı çerçevesinde kullanma kararı alan Washington yönetimi, bu adımıyla pazarlık sürecini de sonlandırdığı mesajını Ankara'ya net bir şekilde iletmiş oldu.

ABD, geçen aylarda Halkbank'ın suçunu kabul etmesi karşılığında kamu davası açılmamasını içeren bir anlaşma önerisinde bulunmuş ancak Türkiye hiç dava açılmaması pozisyonundan geri adım atmamıştı.

ABD Kongresi'nde Türkiye karşıtı hava

Türkiye'nin başlattığı operasyon, Trump'ın azil edilmesi girişimi sürecinde çok sert tartışma ve ayrım içindeki Cumhuriyetçiler ve Demokratları birleştiren bir unsur olarak öne çıktı.

Cumhuriyetçilerin önde gelen isimleri, Senato çoğunluk lideri Mitch McConnell, Senatör Lindsey Graham gibi Trump'a çok yakın siyasetçiler bile ABD Başkanı'nı eleştirirken, Türkiye'nin cezalandırılması için adımlar atmaktan kaçınmadılar.

Lindsey Graham ve Demokrat Senatör Chris Van Hollen'ın Türkiye'ye siyasi ve ekonomik yaptırımlar uygulanmasını içeren yasa tasarısının bu hafta içinde Kongre'de ele alınması ve büyük bir çoğunlukla kabul edilmesi öngörülüyor.

Trump ve Erdoğan, 13 Kasım'da buluşabilecek mi?

Washington ile son bir hafta içinde yürütülen temaslar, ABD'nin Türkiye'nin bir an önce operasyonunu sonlandırması ve YPG ile diyalog içinde soruna çözüm bulunması gibi ağır taleplerde yoğunlaştığını gösteriyor.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence başkanlığında, aralarında Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun da bulunduğu üst düzey heyetin Ankara'daki temaslarının amacı da bir an önce ateşkes sağlanması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son mesajları, ateşkes noktasından uzak olduğunu gösteriyor. Ancak önce Pence ile kendisinin değil muhatabı olan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın görüşeceğini söylemesi sonrasında ise görüş değiştirmesi, diyalogla sorunun çözülmesi açısından hazır olduğunu gösteriyor. Erdoğan'ın heyetin gelmesi öncesinde "YPG belirlenen bölgelerden çıkarsa harekat da durur" demesi de, bu diyalog açısından Ankara'nın pozisyonunu belirlemesi açısından önemli.

Gelinen nokta, Türk-Amerikan ilişkilerinde son dönemde görülen bozulmanın daha da derinleştiğini ve onarılması zor bir hale geldiğini gösteriyor. Pence liderliğindeki heyetin Ankara temaslarından sonuç alınamaması durumunda, Erdoğan'ın 13 Kasım ziyaretinin gerçekleşme olasılığının kalmayacağı değerlendirmesi yapılıyor.

AB ile gerginlik en üst düzeyde

Son bir haftada yaşanan gelişmeler zaten birçok açıdan sorunlu olan Türkiye-AB ilişkilerini ve Fransa ve Almanya gibi önde gelen Avrupalı ülkelerle bağları daha da gerdi.

AB, 14 Ekim'de toplanan dışişleri bakanları aracılığıyla Türkiye'ye operasyonunu acilen durdurma çağrısında bulunurken, konunun 17 Ekim'de bir araya gelecek liderler zirvesinde de ele alınması bekleniyor.

Birlik içinde oybirliği oluşmaması nedeniyle AB'nin topyekûn silah ambargosu uygulaması kararı alınamasa da Fransa, Almanya ve İngiltere ikili düzeyde ambargo kararı aldılar.

'Suriyelileri göndeririz' tehdidi

Bu süreçte, Ankara-Brüksel ilişkilerindeki gerginliği bir üst düzeye çıkaran bir gelişme de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'nin operasyonunun "işgal" olarak nitelendirilmesi durumunda ülkesindeki 3,6 milyon Suriyeli mültecinin Avrupa'ya gidebilmeleri için kapıları açabileceği tehdidinde bulunması oldu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker başta olmak üzere hemen hemen tüm AB yetkilileri, Erdoğan'ı, insani bir konuyu "şantaj" olarak kullandığı gerekçesiyle eleştirdiler.

Batılı diplomatik kaynaklar, Suriye operasyonunun Türkiye ile ilişkilerde yeni bir süreç başlatmasının kaçınılmaz olacağını, başta mülteci konusunda olmak üzere işbirliği yapılan alanlara olumsuz etkileri olabileceğini kaydediyorlar.

NATO'da yalnızlaşan Türkiye görüntüsü

Suriye operasyonunun etkileri, Türkiye'nin 1952'den beri üye olduğu NATO'da da görüldü. ABD'li Senatör Graham başta olmak üzere birçok Amerikalı siyasetçinin Türkiye'nin NATO üyeliğini sorgulaması ve hatta İncirlik'teki atom silahlarının çekilmesi düşüncesi son bir haftada gündeme geldi.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, 11 Ekim'de yaptığı İstanbul temaslarında böyle bir şeyin olmasının olanaklı olmadığını kaydetmesine karşın, Türkiye'nin operasyonuna ilişkin kaygılarını saklamaması dikkat çekti.

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, 24-25 Ekim'de toplanacak NATO Savunma Bakanları toplantısında tüm müttefik üyelerinden Türkiye'nin operasyonu karşısından tavır almalarını isteyeceğini açıklayarak, Washington'da büyüyen tepkiyi Brüksel'e taşıyacağı mesajını da verdi.

Türkiye'nin de aynı toplantıda NATO müttefiklerinin "terörle mücadele konusunda kendisine zamanında ve yeterince destek sağlamadığı" şikayetini yeniden gündeme getirmesi öngörülüyor. Operasyon sürecinde yaşanan bu gelişmelerin, Türkiye'yi NATO bağlamında yalnızlaştıracak etkisi olabileceği değerlendiriliyor.

Rusya, Suriye'de Türkiye'yi sıkıştıracak mı?

Bu süreçte alacağı pozisyon en çok merak edilen ülke Rusya oldu. Rusya, operasyona karşı çıkmadığı gibi Fransa ve İngiltere'nin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne getirdiği kınama içerikli karar tasarılarını da kabul etmedi. Ancak Rus yetkililer, yaptıkları ölçülü açıklamalarla, operasyonunun zaman ve süre bakımından sınırlı olması gerektiği mesajını verdiler.

Bunun da ötesinde yeni bir stratejik hamle geliştiren Rusya, önce YPG ile Esed rejimi arasında diyalog kurulmasını sağladı ardından da Esed güçlerinin Ayn el Arab ve Menbic bölgelerine ilerleyişine askeri destek sağladı.

Türkiye'nin operasyon alanına böyle bir müdahalede bulunan Rusya, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ilerde yapılacak bir görüşme için Moskova'ya davet ederek sahada gelişen yeni durumu sabitleştirecek bir uzlaşma yolunu seçmiş gibi görünüyor.

Putin'in sınır yönetimi konusunda Esed rejimi ile diyalog kurulması yolunu işaret edeceği öngörülürken, Erdoğan'ın buna yanıtı hem sahadaki hem de diplomatik alandaki süreci belirleyecek.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

İlgili Haberler

"Türkler ve Kürtlerin iki çocuk gibi kavga etmesi gerekiyordu"
New York Times: Anlaşma Türkiye için bir zafer
Türkiye ile ABD'nin anlaşmasının ardından dolarda son durum

Haberler Haberleri