Biden'ın saçmalıkları: Strateji ve kumar

Marwan Bishara

Başkan Biden görünüşe göre Ronald Reagan’ın 80’lerdeki dış politika taktiklerinin birkaç taneden de fazlasını ödünç aldı.

Joe’nun nesi var acaba? Kendisi bugünlerde bir yüksekten konuşurum asarım keserim havası içinde halbuki iyi bir Katolik olarak kendini beğenmişliğin en büyük yedi günahtan birisi olduğunu bilmesi lazım!

Başkan Biden Afganistan’dan çekilirken yaşadığı rezaletin üzerinden sadece birkaç ay geçmesine rağmen şimdi de dünyanın en büyük nükleer güçlerinden ikisi olan Rusya ve Çin’e karşı ortalığı karıştırmaya başladı ve bir yandan da sanki nükleer savaşlar kazanılması mümkün şeylermiş gibi Amerika’nın ulaşılmaz askeri üstünlüğünden dem vuruyor.

Başkan, hiç ortada bir mesele yokken aniden büyük çaplı dış politika uygulamalarından vazgeçmeyi adet edindi ve Beyaz Saray’ı sanki hiçbir şey olmamış gibi bir süre sonra bu uygulamalara devam etmek zorunda bırakarak zor durumlara düşürdü.

ABD’nin Tayvan hususunda on yıllardır izlemekte olduğu ‘stratejik muğlaklık’ politikasını beklenmedik bir şekilde bir kenara koyan Biden geçtiğimiz günlerde Japonya’da yaptığı bir açıklamada Tayvan’ın Çin tarafından saldırıya uğraması halinde ABD’nin ada ülkesini savunacağını ilan etti. Daha sonra Beyaz Saray sözcülüğünden yapılan açıklamada ise Tayvan meselesinde ‘herhangi bir politika değişikliği olmadığı’ vurgulandı.

Bu Biden’ın ilk saçmalığı değildi. Başkan birkaç hafta önce Polonya'da yaptığı açıklamada Rusya’da rejim değişikliği istediğini ve Rus Başkan Vladimir Putin’in “bu saatten sonra o koltukta oturamayacağını” ilan etmiş ancak daha sonra Beyaz Saray başkanın bu yükselişini göz ardı ederek yine ‘herhangi bir politika değişikliği olmadığını’ ifade etmişti. Biden ise kendi ekibinin aksi yöndeki açıklamalarına rağmen içindeki “ahlaki tepkiyi” ifade ettiğini söylediği konuşmasının arkasında durmaya devam ederek Putin’i savaş suçu işlemek, soykırım yapmak ve Ukrayna’yı haritan silmek istemekle itham etti.

Tüm bunlar akıllara şu soruyu getirmektedir: Bu yaşananlar, 79’luk bir ihtiyarın uzun süren bir uçuştan sonra dilinin gevşemesi ve öz disiplinini kaybettiği bir klasik Biden’ın Biden’lık yapması vakasından mı ibaret? Yoksa ABD gerçekten de ‘stratejik netlik’ politikasını benimsemeye karar vererek Tayvan ve Putin meselelerinde tam olarak düşündüğünü mü ifade etmeye başladı? Aradaki farkın büyüklüğü görmezden gelinemez zira küresel ölçekli olası bir çatışma beraberinde gezegen çapında ölüm ve yıkım getirecektir.

Biden’ın geçtiğimiz ekim ayında Baltimore’daki bir şehir meclisi toplantısında Tayvan meselesi ile alakalı olarak benzer ifadeler sarfederek, göreve gelmesinin ardından Çin ve Rusya ile daha sert bir dille konuşmaya başladığını, dış politika hususunda uzun yıllardır şahin görüşlere sahip olduğunu ve görüşlerini Obama döneminde de dillendirdiğini hatırlatması başkanın yakın dönemde söylediklerinin her kelimesinde ciddi olduğunu veya en azından dediklerini yapmayı aklından geçirdiğini ispatlamaktadır. ABD’li kuvvetlerin başkomutanı olarak, savaş ile alakalı meselelerde Washington’daki tek önemli görüşün Biden’a ait olduğu ve bu görüşlerin hem Moskova hem de Pekin yönetimleri ile ilişkilerin çok daha farklı seviyelerde gerilmesine neden olabileceği unutulmamalıdır.

Biden, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin karşısına dikilmesi gerektiğini savunan bir liberal iken SSCB’nin dağılmasından sonra özellikle kendi şahsi çıkarlarına hizmet ettiği noktalarda ABD’nin insani ve demokratik değerleri koruma bahanesi ile askeri müdahalelerde bulunması gerektiğini savunan müdahale yanlısı bir liberale dönüştü. Mesela, 91 yılında kendi seçmeninin tepki vermesinden korktuğu için Körfez Savaşına karşı oy kullanan Biden çok daha fazla tepkiye neden olmasına rağmen 2003 yılındaki Körfez Savaşına evet dedi.

Fakat görünüşe göre Biden, ABD’nin Ortadoğu’daki başarısızlıklarından ders almış olacak ki ülkeleri ‘yeniden yaratmak’ veya hükümetler değiştirmek için Amerikalı askerlerin kullanılması hususundaki fikirlerini değiştirdi. Bu tecrübesine rağmen Amerika’nın iç işlerine veya dünyadan geri çekilmeye odaklanmak yerine kendisi hedefini yüksek tutmaya başladı. Başkan Biden, Irak ve Afganistan’da uygulanan yüksek maliyetli ve düşük getirili askeri müdahale tipini terk ederek dünyanın en sıcak bölgelerinde Amerikan kanı ve parası harcamadan hem uluslararası arenada hem de iç siyasette saygınlık sağlayacak düşük maliyetli ve yüksek getirili ‘küresel önleme (containment)’ stratejisine geçiş yapmayı hedeflemektedir.

Biden bu hedefini aslında geçen yıl ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ile alakalı yaptığı kritik bir açıklamada şöyle özetledi: “Bizim hakiki stratejik rakiplerimizi (Rusya ve Çin) Afganistan’ı istikrara kavuşturmak için sonsuza kadar milyarlarca dolar ve bir o kadar da ilgi harcamaya devam etmemizden daha fazla mutlu edecek bir şey yoktur.”

Afganistan’dan çekilme sürecinin tamamlamasının üstünden sadece birkaç ay sonra Ukrayna’yı işgal eden Putin, dağılmaya yüz tutan NATO’yu ABD liderliği çatısı altında diriltmek, genişletmek ve güçlendirmesi ve söylemlerini keskinleştirmesi için Biden’a altın bir fırsat verdi. Putin’in Ukrayna’da girdiği savaşın Çin tarafından kabul edilmesi ve Pekin yönetiminin bu hususta bir tepki göstermemesi de Biden’a Tayvan'a yönelik olası bir Çin müdahalesine karşı ABD ile Asyalı müttefikleri arasındaki bağları güçlendirmesi için fırsat yarattı.

Biden, Ukrayna’nın içinde bulunduğu durum ile Tayvan’ın durumu arasındaki farklara rağmen Rusya ve Çin’in neden olduğu jeopolitik sorunları aynı ve tek olarak algılamaktadır.

"Tam bir fiyasko" dediği taktikleri kullanmaya başladı

Biden, Avrupa ve Asya’daki ittifaklarını canlandırmak için Rusya ve Çin meselesini demokrasi ile otokrasi arasındaki küresel bir kapışma olarak lanse etti ancak öte yandan da çok sayıda otokratın Amerika’nın safında yer almasını nedense pek sorun etmedi. Biden sadece Soğuk Savaş dönemi sloganlarını tekrar diline dolamakla kalmadı. ABD Başkanı, 1987’deki bir konuşmasında “tam bir fiyasko” olarak tanımladığı Başkan Ronald Reagan’ın 80’lerdeki taktiklerinden birçoğunu da aynen kullanmaya başladı.

Reagan o dönemde nasıl Vietnam’da rezil olan Amerikalıların daha fazla fedakarlıkta bulunmak zorunda kalmadan gururlarını tekrar geri kazanmaları için bir şeyler yapılması gerektiğini anladıysa bugün Biden da Amerikalıların Afganistan’da kaybettiklerini gururlarını yeni askeri müdahalelere girmeksizin yeniden geri kazanmaları için dilini keskinleştirmektedir. Biden bu strateji doğrultusunda tıpkı Reagan’ın geçmişte yaptığı gibi ABD’nin Avrupa’daki müttefiklerine olan desteğini arttırmakta ve bu kıtadaki askeri üslerini genişletmektedir. Buna ilaveten gerek Ortadoğu gerek de dünyanın diğer bölgelerinde kendi adına vekil savaşı yürüten grupları da silahlandırmaktadır.

Biden yine tıpkı Reagan’ın yaptığı gibi Amerika’nın hala güçlü olduğunu göstermek amacıyla savunma bütçesini 782 milyar dolara çıkarmasına rağmen Rusya ve İran ile sıcak çatışmaya neden olabilecek herhangi bir hamle yapmama hususunda çok dikkatli davranmaktadır. Reagan dün nasıl Sovyetlere karşı mücahitleri desteklediyse Biden da bugün Rusya işgaline uğrayan Ukraynalıları – yani Amerikalılar Ruslarla savaşmak zorunda kalmasın diye Rusların zaten savaştığı tarafı desteklemektedir. Biden, Amerikan halkını savaşın ekonomi ve enerji alanlarında beraberinde getireceği maliyetlere karşı koruyacağının sözünü vererek içeriye yönelik bir hamle de yaptı.

Rusya’nın Afganistan’ı işgal etmesi, Polonya’daki halk olaylarını kanlı şekilde bastırması ve hem nükleer hem de askeri gücünü katlayarak arttırmasına rağmen Moskova yönetimi ile ilişkilerini başarılı bir şekilde sürekli diplomasi ve silahlanma kontrolü üzerine kuran Reagan’ın aksine Biden bugün hem diplomasiyi hem de silahlanma kontrolünü terk etmeyi tercih etmektedir. 8 yıllık görev süresi boyunca emir verdiği tek savaşın 36 saat süren Grenada Adası’na yönelik askeri operasyon olan Reagan’ın aksine Biden bugün Tayvan’ın mecazi bir Çin işgaline uğraması ihtimali yüzünden ciddi ciddi Çin ile savaşa girmeyi düşünmektedir.

Biden’ın bu gerilimi tırmandırma politikası son derece tehlikeli bir oyundur. Geçmişte Reagan ve John F. Kennedy gibileri için her ne kadar işe yaramış olsa da meseleyi savaşın dibine kadar getirip de savaşa girmemeye çalışmak özellikle kendi çıkarlarını muhafaza etmek için nükleer silahlara sahip devletler söz konusu olduğunda risk oranı yüksek bir kumardan ibarettir. Biden bu yüzden her şey kontrolden çıkmadan önce bir an evvel kibrini kontrol altına almalı ve hazır başlamışken Amerika’nın içine düştüğü diğer ‘büyük günahlardan’ öfke ve açgözlülükten de vazgeçerek bunların yerine alçak gönüllülüğü, sinirine hâkim olmayı ve meselelere ihtimam göstermeyi öğrenmelidir.


Al Jazeera için kaleme alınan bu görüş yazısı Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Yazıda yer alan ifadeler Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.