Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin'in (CNİM) Burkina Faso lideri Ebu Mahmud, CNİM'in medya yapılanması Ez Zellaka'ya bir röportaj verdi.
Ebu Mahmud röportajda bölgedeki son durumu ve grubun ilerleyişini değerlendirdi.
Röportaj Mepa News okurları için Türkçeleştirildi.
- Yeni bir hicri yılın başlangıcındayız. İslam ümmetine vermek istediğiniz mesaj nedir?
Ebu Mahmud: Her şeyden önce her Müslüman, bu yeni hicri yıla ulaşma nimeti dolayısıyla şükrünü göstermeli ve Allah'a hamdetmelidir.
Her insan, geçen yılın muhasebesini kendi içinde yapmalı, yeni yılı ibadet ve salih amellere yönelik yenilenmiş bir niyet ve gayretle karşılamalıdır. Artık hatalarını telafi etme imkanı bulunmayan ölülerin aksine hayatta olanlar, kaçırdıklarını düzeltme fırsatına sahiptir. Bu, Allah'a yaklaşmak ve O'nun rızasını kazanmak amacıyla ibadetleri artırmak için ideal bir fırsattır. Her insan, bu yeni yıldaki her gününün bir önceki günden daha iyi olmasına özen göstermelidir. Böylece mümin doğru yol üzerinde kalır ve Rabbinin rahmetine kavuşur. Çünkü hiç kimse ölümün kendisini ne zaman yakalayacağını bilemez.
Ayrıca, İslam'ın ağır imtihanlar ve şiddetli bir düşmanlıkla karşı karşıya olduğu bu dönemde her Müslümanın görevi, ümmetini güçlendirmek ve imanını kuvvetlendirmek için çalışmaktır. Bu din, İbrahim aleyhisselam döneminden beri gelen dinin aynısıdır ve günümüze kadar devam eden değişmez İslam'dır.
Dünyanın bütün kafirlerinin tüm güçleriyle ve her yönden İslam'a saldırdığı bir dönemde İslam'ı savunmak her Müslümanın görevidir. İslam'ın bugün sözlerden çok eylemlere ihtiyacı vardır. Erkeklerine, kadınlarına ve özellikle de güçlü olan gençlerine ihtiyacı vardır. Dünyanın kurtuluşunun tek şartı budur. Özellikle de Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de dini uğrunda mücadele edenlere yardım ve destek vadettiğini biliyoruz.
- 4 Temmuz 2026'da Mali ve Burkina Faso'daki silahlı kuvvetlere ait bazı noktalarda eş zamanlı zaferler kazandınız. Bu ölçekteki başarıların arkasında bulunan stratejiyi açıklayabilir misiniz?
Ebu Mahmud: Allah şöyle buyurmuştur:
"Ey iman edenler! Eğer Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar."
Yine şöyle buyurmuştur:
"Allah, kendisine yardım edenlere mutlaka yardım edecektir. Şüphesiz Allah Kavi'dir, Aziz'dir."
Mali topraklarının geniş çaplı saldırılara sahne olduğu, Burkina Faso'da ise en az sekiz etkili saldırı düzenlendiği bir gerçektir. Görünürdeki bu başarı, yalnızca takvaya ve yüce Allah'a samimi biçimde ibadet etmenin sonucunda gerçeklemiştir.
Bu zalimlerin vahşeti karşısında mustazaf kadınlar, erkekler ve çocuklar korku gözyaşları döküyor ve Sahel Devletleri İttifakı'nın güçlerinden olan saldırganlarına karşı davalarını kimin savunacağını çaresizlik içinde soruyor. Bu çağrıya ve yardım talebine cevap vermek, mücahitlerin yerine getirmeyi üstlendikleri mukaddes bir görevdir. Onlar, yalnızca Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla bu savunmasız sivillerin hayatlarını korumak için kendi canlarını ve sahip oldukları en değerli şeyleri tereddüt etmeden feda ediyor.
Sahel Devletleri İttifakı, güçlerini yalnızca zayıfları yok etmek ve mallarını yağmalamak için gönderiyor. Askerleri ve müttefikleri insan eti yeme, insan kalıntılarını herkesin gözü önünde ve güpegündüz parçalama ve yakma derecesinde alçaklık ve rezilliğe sürüklendi. İnsanlar plan yapabilir ancak samimi kullarına zaferi yalnızca Allah verir. Bu zaferi yalnızca O'na nispet ediyoruz.
- Sahada elde ettiğiniz sonuçlara bakıldığında bazıları, sizin bazı devletlerden destek aldığınızı düşünüyor. Buna cevabınız nedir?
Ebu Mahmud: Bu insanların bilmesi gereken ilk şey, bizim yardımcımızın ve destekçimizin başından sonuna kadar Allah olduğudur. Zafer yalnızca O'ndan ve sadece O'nun lütfuyla gelir. Kendi gücümüzle, imkanlarımızla veya zekamızla gelmez.
İkincisi, Allah'ın şeriatının ve Rasulullah'ın sünnetinin hükümlerine uygun olduğu sürece başka bir devletten, birden fazla devletten, herhangi bir oluşumdan, yapı veya kişiden destek almamız bizim açımızdan kabul edilemez bir durum değildir.
Sonuçta Fransa'dan veya başka bir yerden büyük destek aldığımızı iddia eden de Sahel Devletleri İttifakı'dır. Ancak bir bakın, başka taraflardan en fazla destek alan bizzat bu ittifak değil midir? Daha önce de söylediğim gibi en büyük destekçimiz yalnızca Allah'tır.
Bize daha fazla askeri teçhizat sağlayan devletler olsaydı bu durum savaş sahasında ortaya çıkardı. Çünkü sahada her taraf, diğer tarafın elinden silahlar ele geçirir.
- Bazıları, mücadelenizi Fulani milliyetçiliği adına yürütmeniz halinde dünya genelinde daha geniş destek bulacağınızı ve başarı ihtimalinizin artacağını düşünüyor. Buna cevabınız nedir?
Ebu Mahmud: Bu iddia, tarihi ve siyasi gerçeklere ilişkin tam bir cehaletten kaynaklanıyor. Tarihte belirli bir milliyet veya etnik grup adına yürütülen bir savaşın bir devlet üzerinde hakimiyet kurulmasını sağladığı hiç görülmemiştir. Farklı din ve inançlara mensup halkları birleştirmek ise böyle değildir.
Bazıları, önde gelen Fulani şahsiyetlerin veya Fulani örgütlerinin desteğini almak gerekçesiyle Fulani davası adına savaşmayı öneriyorsa onlara şu soruyu soruyorum: Fulani halkının başarıp diğer etnik grupların başaramayacağı şey nedir? Sahel'deki üç ülkeyi örnek alırsak Fulani halkı bunların hiçbirinde iktidarda değildir. Yerli olan ve diğer etnik grupların ittifakı karşısında daha az etkili kalan tek bir milliyet adına hareket ederek zafere nasıl güvenilebilir?
Bazıları Ruanda'da belirli bir etnik grubun sonunda zafer kazandığını söyleyerek itiraz edebilir. Ancak durum dikkatle incelendiğinde bunun, iki toplum arasında iktidar için yürütülen ve taraflardan birinin diğerine üstün gelmeyi başardığı ikili bir mücadele olduğu görülür. Bizim durumumuz ise tamamen farklıdır.
Çağlar boyunca en büyük destekçimiz yüce Allah olmaya devam etmiştir. Bütün bu insanlara şunu söylüyorum: Allah'ın rahmeti altında birleşebileceğimiz ve güç alabileceğimiz tek referans, İslam ve onun hükümleridir. Allah'ın kardeş olduklarını bildirdiği kimseler, şeriatla amel eden ve İslam hükümlerine göre birlikte yaşayan Müslümanlardır. Kimliğe ve etnik izolasyona dayanan diğer bütün mücadeleler kuruntudan ibarettir.
- Burkina Faso hükümeti, İslam toplumunun mensuplarını hedef alan bir tutuklama, hapis ve karalama kampanyası başlattı. Hatta bazıları zorla askere alındı. Mağdurlar arasında, daha önce başkalarına karşı gerçekleştirilen kaçırma, gözaltı ve diğer ihlaller sırasında bu yönetime güçlü destek vermeleriyle tanınan Müslümanlar da bulunuyor. Dün iktidar lehine muhalefete hakaret eden ve onu karalayan, bugün ise aynı iktidar tarafından mağdur edilen bu müminlere mesajınız nedir?
Ebu Mahmud: Tecrübesiz gözlemciler bu olgunun yeni olduğunu düşünüyor. Gerçekte ise Müslümanlara yönelik devamlı saldırı ve süregelen zulüm, birbirini izleyen hükümetleri ülkenin bugün yaşadığı kapsamlı krize sürükleyen ve bu krizin içine batıran temel etkendir.
- Açıklığa kavuşmayan bir nokta var. Yetkililer terörle mücadele ettiklerini iddia ederken şimdi önde gelen İslami şahsiyetlere saldırmaya başladılar. Başlangıçtan itibaren verdiği vaazlarla yönetime açıkça destek verdiği bilinen Dr. Kindo buna örnektir. Bu değişimi nasıl açıklıyorsunuz?
Ebu Mahmud: Bu, daha önce söylediğim şeyi doğruluyor. Onlar ilk günden bu yana İslamiyeti hedef alıyorlar. Yetkililer, Müslümanları hedef almadan önce iktidarlarını sağlamlaştırmak için bu şahsiyetleri kullandı ve böylece önceki bütün başkanlık yönetimlerinin senaryosunu tekrarlamış oldular.
Bu hükümetler destek arıyor ve tabanlarını konsolide ediyorlar. İktidarlarını sağlamlaştırıp kamuoyu nezdinde meşruiyet kazandıktan sonra İslami yapıları hedef alıp dağıtmaya başlıyorlar. Bu durum camilerin kapatılması, kanaat önderlerinin tutuklanması, yıldırma, hapis ve iş yerlerinde namaz kılınmasına kısıtlamalar getirilmesi şeklinde ortaya çıkıyor.
Bu Müslümanların İslami olmayan bir yönetime destek vermesini reddetsek de Dr. Kindo gibi din kardeşlerimizin yaşadığı sıkıntılara, felaketlere, özellikle de bunlar Müslüman olmayan bir yöneticiden kaynaklandığında asla sevinmeyiz.
- Burkina Faso yönetimi, halkı etkilemek ve teçhizatların zafer kazanmanın tek yolu olduğu izlenimini vermek amacıyla her gün yeni askeri donanımlarını sergiliyor. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?
Ebu Mahmud: Bu tamamen bir yanılsamadan ibaret. İnsanları korkutmak için yılanlar gösteren büyücülerin ve şarlatanların oyunlarına veya kendi kişisel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıkları halde başkalarını zenginleştirebileceklerini iddia ederek servetlerini sergilemelerine benziyor.
Yeni askeri teçhizatın satın alınması televizyon ekranlarında gösterilecek bir şey değil. Sonuçların ortaya çıkması gereken tek yer sahanın kendisi. Sahadaki netice medya gösterileriyle veya sosyal medya paylaşımlarıyla elde edilmez.
Diğer taraftan, yeni teçhizata karşı duydukları heyecan bizim memnuniyetimizi ve yakinimizi artırıyor. Allah'ın izniyle bunları savaş alanında kolayca ele geçireceğimizden eminiz. O zaman durumları, bu teçhizatı satın almadan önceki hallerinden daha kötü olacaktır. Askeri teçhizatın bu şekilde sergilenmesi sorumsuzca ve gülünç bir davranıştır.
- Burkina Faso yönetimi, topraklarının büyük bölümünü yeniden ele geçirdiğini iddia ediyor. Bu açıklamalara cevabınız nedir?
Ebu Mahmud: Bir devletin topraklarının bir bölümünü "yeniden ele geçirmekten" söz etmesi bile o bölge üzerindeki kontrolünü daha önce kaybettiğini dolaylı olarak kanıtlar. On yıl önce yetkililer ülkenin tamamını rakipsiz biçimde yönetiyordu. Bugün ise durum tamamen farklıdır. Bazı bölgeler bütünüyle egemenliklerinin tamamen dışına çıkmıştır. Buna göre sahada kimin ilerlediğini tahmin etmek oldukça kolaydır.
Bazı köylerin kontrolünü yeniden ele geçirdiklerini iddia etseler de etmeseler de sahadaki gerçeklik her gün düzenlenen saldırılarla şekilleniyor. Allah'ın lütfuyla zaferler kazanıyor ve onları geniş bölgeleri bize bırakarak çekilmeye zorluyoruz.
İktidardaki yönetim, resmi medya araçlarını tekeline aldığı için kendisine uygun söylemi dolaşıma sokabilir. Uluslararası toplum da onun raporlarını dinlemeyi tercih ediyor. Bizim ise hiç kimseye hesap verme yükümlülüğümüz yok. Görevimiz, saldırgan olarak gördüğümüz kişilerle savaşmak, toprakları mustazaflara geri vermek ve Allah'ın iradesine uygun hükümleri uygulamaktır.
- Son sözünüz nedir?
Ebu Mahmud: Mümin ve mücahit kardeşlerimizi geri çekilmemeye, cesaretlerini kaybetmemeye ve davaları uğruna yürüttükleri savaşlarda düşman karşısında zayıflık göstermemeye çağırıyorum. Yaratıcılarının rızasını kazanmak için gayretlerini ve çalışmalarını artırsınlar. Şeytanın ve askerlerinin kendilerini yıldırmasına veya korkutmasına izin vermesinler. Çünkü insan Allah katındaki cenneti kaybederse bu dünya hayatında elde edebileceği hiçbir şeyin değeri kalmaz.
Bana göre Müslümanlar açısından birbirinden farklı iki dönem var.
En yıkıcı olan birinci dönem, bolluk, barış ve maddi refah dönemidir. Çelişkili biçimde bu dönem, insanların yoldan çıktığı, insanlara karşı merhameti unuttuğu ve davranışlarında Allah'ın emrini bir kenara bıraktığı dönemdir. Açgözlülük hakim olur, karşılıklı anlayış kaybolur ve kişisel çıkarlar pahasına kötülükler çoğalır.
Bunun aksine imtihan ve korkuya dayanan ikinci dönem, yine çelişkili biçimde iman açısından daha elverişlidir.
İnsan sıkıntı zamanında Rabbini hatırlar ve işini O'na havale eder. Merhamet, insanlık, dayanışma ve başkalarına şefkat gösterme bu dönemde bir araya gelir. Aynı zamanda Kur'an okumak, namazı artırmak, bütün ibadetleri yerine getirmek ve yüce Allah'a yaklaşmak için uygun bir zamandır.
Son olarak Fulani toplumunun "referans şahsiyetleri" veya "kanaat önderleri" olarak bilinen kişilere sesleniyorum. Onlar, Sahel Devletleri İttifakı'nı oluşturan üç ülkenin hükümetlerinin Fulani, Arap ve Tuaregleri hedef aldığını çok iyi biliyor. Bu üç topluluk ne yaparsa yapsın, onların gözünde "hedef alınmayı hak eden kimseler" olmaya devam ediyor. Şu anda dillerinde konuştuğum için bugün özellikle Fulanilere sesleniyorum.
Sahel Devletleri İttifakı yönetimleri tarafından hedef alınan Fulanilere şunu söylüyorum: Bugün birleşme vaktidir ve bu konuda çok büyük fırsatlar vardıt. Kendilerine saldıranlarla savaşmak üzere bize katılma fırsatları vardır. Onlar her şeyden önce Müslümandır ve dinleri nedeniyle zulüm görüyorlar. Korkuya teslim olmasınlar. Bakın, bazı insanlar on yıldır dinlerini savunmak için savaşıyor ve hala hayattalar.
Buna karşılık ölüm, kendilerini savunmayı reddeden Fulanileri ise görmezden gelmemiştir. Bazıları hiçbir şey yapamadan yataklarında ölmüştür. Bu durum, hayatın ve ölümün yalnızca Allah'ın elinde olduğunun en açık kanıtıdır.
Gazetecilere de Rasulullah'ın şu hadisini hatırlatıyorum: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun."
İlgili taraf kim olursa olsun mesleğinizi tarafsız biçimde yapmalısınız. Bazı gazeteciler, yalnızca düşmanlarımızın bize verdiği isim bu olduğu için bizi tanımlamak için "suçlu" ve "terörist" gibi ifadeler kullanıyor. Oysa biz gazetecilere hiçbir şey yapmadık. Bu nedenle gazetecileri adil olmaya çağırıyorum. Her grubu kendisine verdiği isimle adlandırın. Bizi terörist olarak adlandırıyorsanız düşmanlarımızı da bizim onlara verdiğimiz isimlerle adlandırın.
Kendilerini insani ve tarafsız olarak tanıtan sivil toplum kuruluşlarına da sesleniyorum. Burkina Faso'daki Dünya Gıda Programı'nı örnek alalım. Hükümetin kontrolündeki bölgelere yardımlar hava yoluyla ulaştırılıyor, halka gıda, sağlık hizmeti ve destek sağlanıyor. Buna karşılık diğer tarafın, yani Cemaat Nusret el İslam vel Müslimin (CNİM) kontrolündeki bölgelere hiçbir yardım yapılmıyor.
Oysa yaralılardan, ölümlerden ve çok sayıda insanın yerinden edilmesinden aynı hükümet sorumludur. Bu şartlarda bu kuruluşları gerçekten tarafsız kabul edemeyiz. Çünkü yardım edecekleri halkı kendileri seçiyor.
Ayrıca bu kuruluşlar Birleşmiş Milletler'e rapor sunduklarında bazen sadece üç veya dört kişinin öldüğünü belirtiyor. Oysa Sahel ülkelerinin hükümetleri bazı bölgelerde yüzlerce sivilin öldürülmesinden veya yaralanmasından sorumludur. Sivil toplum kuruluşları, her iki taraftaki masumların acı çektiğini ve bu savaşı hiçbir zaman istemediğini anlamalı ve buna göre hareket etmelidir.
Müslümanlara gelince, dünyadaki her Müslümanı ya halihazırda savaşan kardeşlerine katılarak ya da bulunduğu yerden dinini güçlendirmek için çalışarak İslam'a destek olmaya çağırıyorum.
Son olarak hiçbir kişiye, devlete veya örgüte saldırıyı başlatan tarafın hiçbir zaman biz olmayacağımızı hatırlatıyorum. Müslümanlar bir devletle savaşıyorsa bunun nedeni saldırıyı ilk olarak o devletin başlatmış olmasıdır. Bize saldırmayan kişi faaliyetlerini özgürce sürdürebilir. Allah'ın izniyle saldırıyı ilk başlatan taraf hiçbir zaman biz olmayacağız.
Kaynak: Mepa News