Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanını izleyen dönemde hilâfet kaldırıldı, medreseler kapatıldı, din eğitiminin idaresi Millî Eğitim Bakanlığına bağlandı ve tekke ve zaviyeler faaliyet dışı bırakıldı.
Ezan 1932'den itibaren Türkçe okunurken, Arapça ezan ve kamet okuyanlara yönelik cezai yaptırımlar 1941'de kanunlaştırıldı ve 1950'de kaldırıldı. Din eğitimi, hac ibadeti ve din hizmetlerinin idaresine ilişkin düzenlemeler de aynı dönemde değişti.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanından sonraki yıllarda devletin dini kurumlarla ilişkisi, eğitim sistemi ve ibadet hayatına yönelik bir dizi yasal düzenleme yapıldı.
Bu süreçte hilâfetin kaldırılması, dini eğitim kurumlarının yeniden yapılandırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, anayasal değişiklikler ve ezanın Türkçe okunmasına ilişkin uygulamalar öne çıktı.
1923: Cumhuriyet'in ilanı
Türkiye Büyük Millet Meclisi, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i ilan etti. Cumhuriyet'in ilanından sonra Osmanlı döneminden kalan siyasi ve dini kurumların yeni devlet yapısı içindeki konumuna ilişkin düzenlemeler devam etti.
Atatürk Araştırma Merkezi'nin siyasi devrimler kronolojisinde, saltanatın 1 Kasım 1922'de kaldırılması, Cumhuriyet'in 29 Ekim 1923'te ilan edilmesi, hilâfetin 3 Mart 1924'te kaldırılması ve laiklik ilkesinin 1937'de anayasaya eklenmesi ayrı tarihi aşamalar olarak sıralanıyor.
3 Mart 1924: Hilâfet kaldırıldı, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti sona erdi
3 Mart 1924'te Türkiye Büyük Millet Meclisi, hilâfetin kaldırılmasına ilişkin 431 sayılı kanunu kabul etti. Son halife Abdülmecid Efendi'nin görevine son verildi ve Osmanlı hanedanı üyelerinin Türkiye dışına çıkarılmasına karar verildi.
Atatürk Araştırma Merkezi'nin tarihi incelemesinde, hilâfetin kaldırılması, milli egemenliğe dayalı devlet yapısının oluşturulması ve laiklik yönündeki düzenlemeler çerçevesinde ele alınıyor.
Aynı gün kabul edilen 429 sayılı kanunla Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı ve Diyanet İşleri Reisliği kuruldu. Diyanet İşleri Başkanlığının tarihçesine göre cami ve mescitlerin yönetimi ile din görevlilerinin atanması, nakli, terfisi ve görevden alınmasına ilişkin yetkiler Diyanet İşleri Reisliğine verildi. Vakıfların yönetimi ise Evkaf Umum Müdürlüğüne bırakıldı.
Bu düzenlemeyle din hizmetlerinin idaresi, daha önceki bakanlık yapısından çıkarılarak yeni devlet teşkilatı içinde ayrı bir kuruma bağlandı.
3 Mart 1924: Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi
Aynı gün kabul edilen 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Türkiye'deki eğitim kurumlarının idaresini yeniden düzenledi.
Kanunun birinci maddesi, ülkedeki bütün bilim ve öğretim kurumlarının Maarif Vekâletine bağlanmasını öngörüyordu. İkinci madde, Şer'iye ve Evkaf Vekâleti veya özel vakıflar tarafından yönetilen medrese ve mekteplerin Maarif Vekâletine devredilmesini hükme bağlıyordu. Üçüncü madde ise bu kurumlara ayrılan bütçelerin Maarif Vekâleti bütçesine aktarılmasını düzenliyordu.
Kanunun dördüncü maddesi, Darülfünun bünyesinde yüksek dinî uzmanlar yetiştirmek üzere bir İlahiyat Fakültesi kurulmasını, imamlık ve hatiplik gibi din hizmetlerinde görev alacak personel için de ayrı okullar açılmasını öngörüyordu.
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin “İmam-Hatip Lisesi” maddesine göre Maarif Vekâletinin kanunun yayımlanmasından 13 gün sonra çıkardığı genelgeyle medreseler kapatıldı.
İmam ve hatip yetiştiren okullar
Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun dördüncü maddesi din hizmetleri için personel yetiştirecek okullar açılmasını da öngörüyordu. TBMM'nin daha sonraki bir genel kurul tutanağında aktarılan tarihsel bilgilere göre 1924'te 29 imam-hatip mektebi açıldı. Bu sayı 1925'te 26'ya, 1926'da 20'ye, 1927'de ikiye düştü; okullar 1930'da kapatıldı.
Aynı tutanakta, Darülfünun bünyesinde 1924'te kurulan İlahiyat Fakültesinin 1933'te kapatıldığı belirtiliyor. Bu bilgiler, din hizmetleri için okul açılmasını öngören kanun hükmü ile sonraki yıllarda bu alandaki kurumların fiili durumu arasındaki değişimi gösteriyor.
1925: Tekke ve zaviyeler kapatıldı
30 Kasım 1925'te kabul edilen 677 sayılı kanunla tekke ve zaviyeler kapatıldı. Kanun, tarikatlarla ilişkili kurumların faaliyetlerini sona erdirirken şeyhlik, dervişlik ve benzeri unvanlara ilişkin yasaklar da getirdi.
Bu düzenleme, Osmanlı döneminden devralınan tarikat kurumlarının yasal statüsünü değiştirdi. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla bu mekânların kurumsal faaliyetleri sona ererken, tarikatlara bağlı geleneksel örgütlenme biçimleri de yeni yasal çerçeve dışında kaldı. Yani tarikatlar yasa dışı yapılanmalar haline geldi.
1928: Anayasadan devletin dininin İslam olduğu hükmü çıkarıldı
1924 Anayasası'nın ikinci maddesinde “Türkiye Devletinin dini, din-i İslam'dır” hükmü bulunuyordu. 10 Nisan 1928'de yapılan anayasa değişikliğiyle bu ifade metinden çıkarıldı.
Atatürk Araştırma Merkezi'nin hilâfetin kaldırılmasına ilişkin incelemesinde, 1928 değişikliğinin cumhurbaşkanı ve milletvekillerinin yemin biçimlerine ilişkin düzenlemelerle birlikte laiklik yönündeki dönüşümün aşamalarından biri olduğu belirtiliyor.
1932: Ezanın Türkçe okunması uygulaması başladı
Ezanın Türkçe okunmasına yönelik uygulama 1932'de hayata geçirildi. TBMM'nin yayımladığı tarihsel kronolojiye göre Diyanet İşleri Reisliği, 18 Temmuz 1932'de bir genelge yayımlayarak ezanın Türkçe okunacağını bildirdi. Türkçe ezan metni cami ve mescitlere gönderildi ve uygulama ülke genelinde yaygınlaştırıldı.
Bu dönemde ezan ve kametin Türkçe okunması yönündeki uygulama, dini ibadetin kamusal alanda yerine getiriliş biçimini değiştiren düzenlemeler arasında yer aldı.
1933: Darülfünun reformu ve İlahiyat Fakültesinin kapatılması
1933'te gerçekleştirilen Darülfünun reformu sırasında İstanbul Darülfünunu kapatılarak İstanbul Üniversitesi kuruldu. TBMM genel kurul tutanağında yer alan tarihsel anlatıma göre Darülfünun bünyesindeki İlahiyat Fakültesi de bu süreçte kapatıldı.
Böylece 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yüksek dini uzmanlar yetiştirilmesi için İlahiyat Fakültesi kurulmasını öngören dördüncü maddesi kapsamında açılmış olan fakülte faaliyetini sona erdirdi.
1937: Laiklik anayasaya eklendi
5 Şubat 1937'de yapılan anayasa değişikliğiyle laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliklerinden biri olarak anayasaya eklendi.
Atatürk Araştırma Merkezi, 1937 değişikliğini 1922'de saltanatın kaldırılması, 1923'te Cumhuriyet'in ilanı, 1924'te hilâfetin kaldırılması ve 1928'de anayasanın din hükmünün çıkarılmasıyla birlikte siyasal dönüşümün temel aşamaları arasında sıralıyor.
1941: Arapça ezan ve kamet okuyanlara ceza getirildi
2 Haziran 1941'de Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddesinde yapılan değişiklikle Arapça ezan ve kamet okuyanlara yönelik cezai yaptırımlar getirildi.
TBMM'nin tarihsel kronolojisinde, düzenleme kapsamında Arapça ezan veya kamet okuyanların üç aya kadar hafif hapis ya da para cezasıyla cezalandırılmasının öngörüldüğü belirtiliyor.
Böylece Türkçe ezan uygulaması, yalnızca idari bir düzenleme olmaktan çıkarak cezai yaptırımlarla da desteklenen bir uygulama haline geldi.
Hac ibadetine ilişkin uygulamalar
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin “Hac” maddesinde, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'den hacca gidenlerin sayısının oldukça düşük olduğu belirtiliyor.
Maddede ekonomik koşulların yanı sıra tek parti döneminde dini eğitim ve ibadetlere verilen önemin sınırlandırılmış olmasının da bu durumda rol oynadığı aktarılıyor.
Aynı kaynakta, uzun süre hacca gitmek isteyenlerin önünde çeşitli engeller konulduğu, bazı vatandaşların başka ülkeler üzerinden seyahat ederek hac ve umre ziyaretlerini gerçekleştirebildiği belirtiliyor.
Kaynağa göre 1947'de toplu hâlde hacca gitmeye ilk kez izin verildi. Ancak kapsamlı bir organizasyon kurulmadı. Hac yolculuklarında ulaşım ve güvenlik sorunları yaşandı. 1948'de "döviz yetersizliği" gerekçesiyle hac yolculukları yeniden sınırlandırıldı. Muhalefetin baskısı sonrasında 1949'dan itibaren hac yolculukları yeniden serbest bırakıldı.
1946–1950: Din eğitimi ve ibadetlere ilişkin düzenlemeler
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin “İslâmcılık” maddesine göre 1946'da çok partili siyasi hayata geçiş ve 1950 seçimleriyle birlikte dini talepler siyasette daha fazla karşılık bulmaya başladı. Bu dönemde din derslerinin okul programlarına alınması yönünde adımlar atıldı ve 1951'de imam-hatip okulları yeniden açıldı.
Bu gelişmeler, 1920'lerin ortasında kapatılan veya yeniden yapılandırılan dini eğitim kurumlarının ardından din eğitiminin yeniden örgütlenmeye başladığı bir döneme işaret ediyor.
16 Haziran 1950: Arapça ezan yasağının cezai hükmü kaldırıldı
14 Mayıs 1950 seçimlerinin ardından iktidara gelen Demokrat Parti döneminde ezan ve kamet meselesi yeniden Meclis gündemine alındı.
TBMM kayıtlarına göre 16 Haziran 1950'de kabul edilen 5665 sayılı kanunla Türk Ceza Kanunu'nun 526. maddesinde değişiklik yapıldı ve Arapça ezan ile kamet okuyanların cezalandırılmasını öngören hüküm kaldırıldı. Kanun 17 Haziran 1950 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı.
Böylece 1932'de başlayan Türkçe ezan uygulaması döneminde Arapça ezan ve kamet okuyanlara yönelik cezai yaptırım sona erdi.
1951: Demokrat Parti döneminde Atatürk'ü Koruma Kanunu kabul edildi
Demokrat Parti iktidarında, 25 Temmuz 1951'de 5816 sayılı "Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun" kabul edildi.
Kanun, 31 Temmuz 1951 tarihli ve 7872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Kanunun birinci maddesi, Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kişilere bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörüyordu.
Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve anıtlarla kabrine zarar veren, bunları kıran, bozan veya kirleten kişiler için ise bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası düzenlenmişti.
Kanunun ikinci maddesine göre söz konusu suçların birden fazla kişi tarafından birlikte, umuma açık yerlerde veya basın yoluyla işlenmesi durumunda cezalar yarı oranında artırılabiliyordu.
Üçüncü madde, kanunda belirtilen suçlar için Cumhuriyet savcılarınca resen soruşturma ve kovuşturma yapılmasını öngörüyordu.
TBMM kayıtlarında kanunun kabul tarihi 25 Temmuz 1951 olarak yer alıyor. Kanun, Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu dönemde çıkarıldı ve Atatürk'ün hatırasına yönelik belirli eylemler için özel cezai hükümler getirdi.
Kaynak: Mepa News