Cenevreli düşünür Jacques Mallet du Pan'e atfedilen, herkesçe malum olan bir söz var. "Her devrim kendi çocuklarını yer" şeklinde Türkçeye tercüme edilen sözü tahlil etmeden önce orijinalini özetle iktibas etmiş olalım:
"Satürn örneğinde olduğu gibi, devrim kendi çocuklarını yiyor. Onun bütün parçalarını birbirine bağlayan ve hareketlerini yönlendiren müthiş bütünlük artık dağılmış durumda."
Bu sözle kastedilen husus, merkezi iktidarları deviren hareketlerin, devrimin ardından daha farklı tasfiye hareketleri içerisine girmesidir. Bu tasfiye hareketlerinden zamanla, daha önce devrimi mümkün kılan kadrolar da nasibini alır. Bu aynı zamanda ideolojik ve pragmatik sebeplerle devrim yapan kadrolar arasında ortaya çıkan ayrımların bir ürünüdür. Zira pragmatik kadrolar için devrim belirli bir noktada durur ve zaman içerisinde statükolaşma başlar. İdeolojik kadrolar açısından ise devrim daha sürekli bir iştir ve devrim olgusunun nihayetini belirleyebilmek oldukça zordur.
Bu iktibasta Mallet du Pan'in bahsettiği Satürn, Yunan mitolojisindeki sözde "tanrı"lardan Kronos'un Roma mitolojisindeki adıdır. Bu mitolojik yaklaşıma göre Satürn, çocuklarının ileride kendisini devireceğine dair bir kehanetten haberdar olur. Bunun üzerine tüm çocuklarını yer. "Satürn'ün çocuklarını yemesi" metaforu, devrimden korkan bir gücün sergilediği reflekslerin izah etmek için kullanılabilir.
***
Her devrimin birbirinden farklı sebepleri bulunabilir.
Kimi devrimler dini, kimisi ideolojik, kimi çıkar odaklı, kimi dünyevi sebeplerle hayat bulur. Özellikle ideolojik ve dünyevi sebeplerin iç içe geçmesi birçok devrimin ortak özelliğidir. Halk kitlelerinin baskıcı iktidarlar karşısında yaşadıkları hukuki, iktisadi, içtimai, ilmi birçok problem onları ideolojik devrim hareketleriyle belirli bir ittifak süreci içerisine sokar. Devrim süreci neticesinde bu ittifak ya başarıya ulaşır yahut yenilerek bedel öder.
Devrimlerin ardından yaşanan problemler ise başarının ardından görülen problemlerdir.
Peki ya devrimlerin ardından devrimcilere ihtiyaç kalmadığında ne olur?
Kıymetli okur kardeşim...
İnsanlık tarihi boyunca ister dini, ister ideolojik, isterse dünyevi olsun, her devrim farklı beşeri aşamalar halinde cereyan etmiştir. Genel hatları itibarıyla, her devrimin kadro sürecini beş ana aşamada ele almak mümkündür:
- Devrimin taşlarını döşeyen kadrolar
- Devrimi başlatan kadrolar
- Devrimi sürdüren kadrolar
- Devrimi başarıya ulaştıran kadrolar
- Devrimin ardından kurulan yeni devrimci idareyi yürüten kadrolar
Her devrimci kadronun kabiliyetleri, bağlantıları, icraatleri, karakter özellikleri, ortaya koydukları tecrübe birbirinden farklıdır. Haddizatında devrimi başarıya ulaştıran şey de bizatihi bu farklılıktır.
Bu durumu Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'in nübüvvet mücadelesinde de görmek mümkündür. Elbette belirli sahabiler sürekli vardır, öne çıkmış ve bu mücadele içerisinde yer almıştır. Bununla birlikte Mekke Dönemi'nin başlangıcında, ilerleyen süreçteki ambargo ve hicret sürecinde, Medine Dönemi'nde, ardından gelen Mekke'nin Fethi süreci ve sonrasında farklı sahabileri ve farklı örneklikleri görmek mümkündür. Örneğin Erkam bin Ebu'l Erkam radiyallahu anh'ın bu mücadeledeki etkisi Mekke Dönemi'nin ilk yıllarında daha yoğun olmuştur. Halid bin Velid radiyallahu anh ise Medine Dönemi sonlarında ve Mekke'nin Fethi'nden sonra öne çıkan kadro arasındadır. Bu gibi örnekler çoğaltılabilir. Elbette farklı dönemlerde öne çıkarak farklı işler yapmaları bu mübarek zatların hiçbirinin değerini azaltmaz.
Örneği Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'den vermemizin sebebi meselenin zihnimizde daha net anlaşılmasıdır. Şüphesiz Nebevi mücadele ve zaferi yeryüzündeki hiçbir harekete benzetilemeyecek kadar mukaddestir. Bu misal sadece meselenin daha net anlaşılması için verilmiştir.
Kıymetli kardeşim...
Devrimlerin başarısının ardından imtihanlar daha da zorlaşır ve içerisinden çıkılmaz bir hal alabilir.
Son 100 sene içerisinde Müslümanların, devrimlerin ilk dört aşamasında değil, daha ziyade beşinci aşamasında zorlandığı görülmektedir.
Yani Müslümanlar şu hususlarda genel olarak başarılı olmuştur:
- Devrimin taşlarını döşeme, insanları bu inkılap düşüncesine ikna etme, inkılapçı kitle ve kadroların fikri zeminini hazırlama.
- Tarihi süreçleri iyi değerlendirerek inkılap hareketleri başlatma ve verimli inkılapçı hareketler tesis etme.
- İnkılap hareketlerini baskılara, tağutların saldırılarına ve zulümlerine, uluslararası komplolara karşı koruma, darbeler alınmasına rağmen hayatta ve ayakta tutma.
- Bu devrimci süreci başarıya ulaştırarak zalim iktidarları yıkma yahut işgal güçlerini bertaraf ederek topraklarından çıkarma.
Başarısı konusunda ciddi tartışmalar olan mesele ise devrimlerin ardından bu devrimlerin meyvelerini hasat etme meselesidir. Maalesef Müslümanlar olarak, ilk dört tür kadroyu yetiştirmekte büyük oranda başarılı olsak da beşinci türden bir kadroyu yetiştirme konusunda eksik kaldığımızı söylemek gerekir. Böyle bir kadronun eksikliği zaten dördüncü kadronun çabalarına da darbe vurmakta, inkılap hareketlerinin başarıya ulaşmasının önüne geçmektedir. Zira bizlerin doğrudan tabanı olan halk kesimleri dışındaki kesimler, devrimlerin sonrasında ülkeleri yönetecek dirayeti görmediği bir kadronun peşinde bir araya gelmek istememektedir.
Bu açıdan son 100 seneye dair okumalarımız, inkılap yapmaktan ziyade bu inkılapların meyveleri hasat etmekte zorlandığımızı gözler önüne serer. Devrimlerin meyvelerini hasat etmek için güçlü bir stratejik yaklaşım inşa edilmesi, bu işi başarabilecek dirayette, ferasette ve sebatta kadroların ortaya çıkması şarttır.
***
Kardeşlerim...
Bu yazıda temas edeceğim son nokta, devrimci kadrolara artık ihtiyaç kalmadığında neler yaşanacağı hususunda olacak.
Önceki kısımlarda, inkılaba ideolojik-dini yönden yaklaşan kesimler ve dünyevi açıdan yaklaşan kesimler arasında zaman zaman ittifaklar yaşanabileceğini vurgulamıştık.
Daha açık izah etmek gerekirse, İslam aleminde genel durum şu şekildedir:
- İslami cemaat ve hareket çevrelerinde devrim hareketleri (dünyevi maksatlar da var olmakla beraber) daha ziyade tağuti yönetimlerin devrilmesi, İslami bir idarenin tesis edilmesi gibi maksatlara yöneliktir.
- Halk kitleleri veya dünyevi düşünen teknokrat-bürokrat kimseler bakımından devrim hareketleri daha ziyade baskıcı idarelerin devrilmesi, dünyevi olarak iktisadi ve içtimai açıdan daha rahat bir idare kurulması gibi maksatlara yöneliktir.
Bu taraflar arasındaki ittifaklar devrim hareketlerinin başarıya ulaşması için oldukça mühimdir. Daha önce Mısır, Afganistan, Suriye, Tunus, Cezayir gibi birçok farklı ülkede bu gibi farklı maksatlara sahip devrimci taraflar arasında ittifaklar yaşandığına tanıklık edilmiştir. İslami çevrelerdeki dinamizm, fikri güç, organizasyon kabiliyeti ve inkılapçı müktesebat, devrim için hayati önemdedir. Diğer çevrelerin ise insan sayısı ve teknik eleman gücü devrime katkı sağlamıştır.
Devrimlerin ardından ise farklı bir mesele gündeme gelir: Devrimcilere artık ihtiyaç kalmadığında ne olacaktır?
Yani halk kitleleri ve dünyevi düşünen kadrolar, artık devrim için İslami kesimlerin dinamizmine, fikri gücüne, organizasyon kabiliyetine ve inkılapçı müktesebatına ihtiyaç duymadığında ne olacaktır?
Hatta bu İslami kesimler artık devrimin ardından kurulan yönetimin atacağı adımlar ve kuracağı ilişkiler bakımından yük olduğunda ne yaşanacaktır? Zira dini ve ideolojik yaklaşımlar, pragmatik devrim düşüncesi temelinde kurulacak ilişkilerin önünde ciddi bir engel teşkil edebilir.
Cevap bellidir: Eğer devrimi gerçekleştiren İslami kesimlerin kadroları, kitleleri, iradeleri ve kabiliyetleri yeterince kapsamlı değilse, devrim sonrası süreç zamanla halk kitleleri ve dünyevi düşünen kadroların egemenliğine girmeye başlayacaktır. Dini-ideolojik devrimcilerin varlığına devrimin ilk dört süreci için ihtiyaç duyulabilir, ancak beşinci süreci için bu ihtiyacın ortadan kalkması, bu tarz bir gücün varlığının ve taleplerinin sorgulanması neticesini doğurur.
Yakın geçmişte coğrafyamızdaki Türk İstiklal Harbi, 1952 Mısır Devrimi (Darbesi), Cezayir İstiklal Harbi, 1973-1989 Afganistan Savaşı, 1979 İran Devrimi, 1989 Sudan Darbesi, 2011 Mısır Devrimi gibi farklı olaylar benzer denklemler üzerinden cereyan etmiştir.
Bu açıdan, İslami kadroların kendilerine ihtiyaç kalmadığında terk edilecek bir zayıflık içerisine girmemeleri, inkılap hareketlerinin başarısı ve devrimin meyvelerinin düzgün hasat edilebilmesi için şarttır.
Yeterince emek veren herkes tohum ekip bir buğday başağı filizlendirebilir. Ancak marifet bu buğdayı hasat etmek, öğüterek una ve yoğurarak ekmeğe dönüştürebilmek, açlığı giderebilmektir.
Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.