Dr. Eymen Zevahiri: Nasıl bir hilafet istiyoruz?

Dr. Eymen ez Zevahiri

Suriye topraklarında gelişen olaylara değinecek olursak; Amerika, İran’a dost olan Baas hükümetini düşürmek ve İsrail ile barışçıl ilişkiler kuracak seküler-laik bir hükümet kurma noktasında Müslüman Suriye halkını bir vesile olarak kullanmaktadır. Ancak Suriye’de savaşan İslam kahramanları bu oyunu bozmakta ve onların sinsi amaçlarını yürürlüğe koyabilme imkânını onlara tanımamaktadır. Suriye’de rejime karşı savaşan bu kahraman direnişçiler, Suriye’de cihad etmelerinin altında yatan hedefin hilafeti tekrardan geri getirmek ve Kudüs’ü özgürlüğüne kavuşturmak olduğunu açıklamaktadırlar. Suriye’de bu hedefleri ihtiva eden cihad karşısında Amerika, müttefikleri ve uşakları; seküler-laik hareketlere ve İsrail ile barışçıl ilişkiler kurabilecek yapılara destek sağlamak noktasında bütün çabalarını harcamalarına rağmen islami amaç ve hedefleri olan Suriyeli direnişçiler karşısında başarısızlığa uğramıştır. Başarısızlık karşısında stratejisini değiştirip yeni yöntemlere başvuran Amerika Allah’ın izniyle tekrar başarısızlığa uğrayacaktır.

Amerika hangi yol olursa olsun ve hangi yöntem olursa olsun direnişçileri Suriye’de yok etmek için islam düşmanları ve laik gruplarla anlaşma sağlama noktasında bütün çabasını harcayacaktır. Ben Suriye’de bulunan kardeşlerimi, cihad ve ribat toprakları olan Şam ehlini bu gruplarla hiçbir ilişkiye girmemelerini tembihliyorum. Mısır’da son yaşanan olaylar, laik-seküler gruplara yakınlaşmayı düşünen kimseler için gerçekten ibret vericidir. Devrimin başlarında islami yönetimi talep etmeyen,  Mübarek’i yönetimden uzaklaştırmakla yetinen, askeri meclisten hoşnut olup sonra makam ve kazanımlar noktasında pazarlığa girişen islami kimlikli hareketler, makamlarından kovularak, caddelerde ve sokaklarda öldürülerek, binlercesi zindanlara doldurularak bütün emek ve çabaları son buldu. Ey akıl sahipleri! İbret alın.

Amerika ve avaneleri genel olarak mücahitlere ve özel olarak El Kaide direnişçilerine yönelik imaj bozucu kapsamlı propagandalar başlattı. Bu propagandalar neticesinde büyük bir gürültü oluşturarak insanları kışkırtmayı başardı. Örnek olarak; El Kaide yapısının Suriye yönetimini ele geçirmek istediğini, sivil halkı çarşı-pazar yerlerinde ve ibadet edilen camilerde öldürmeyi amaçladığını, El Kaide grubunun kendi yapılarından başka herkesi tekfir eden tekfirciler olduğunu, ilim sahibi mercilerinin olmadığını ve bunların dışında bir çok iddiayı ihtiva eden propagandalarla halkı manipüle etmektedir. Suriye’de savaşan direnişçilere karşı başlatılan bu çirkin kampanyaya maalesef kendini ilme dayandıran bazı kimselerde yardım ve destek sağlayabilmektedir.

Bütün bu manipülatif ve imaj bozmayı hedefleyen aldatıcı propagandalara karşı daha önce bir çok defa izahını yaptığım bazı konulara tekrardan açıklık getirmeyi önemli buluyorum.

Birinci Mesele: Bizler ümmetin kendi irade ve hürriyetiyle yöneticilerini seçtiği, Allah’ın kitabı Kuran ve Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yolu sünnet ekseninde işitme ve itaat üzerine ahitleştiği ve Allah’a itaat ettiği sürece itaat edilmesi gereken islami bir hilafet istiyoruz.

Allah’ın kitabı ve Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetiyle yönetmesi için kendisinde Halife şartları oluşan ve özellikle ümmetin tercih ettiği kişiden bizler razıyız. Kendisinde şartlar oluşan ve ümmetin tercih ettiği kimse seçildiği takdirde bizler hiç şüphesiz seçilen halifenin destekçisi ve yardımcıları olacağız. El Kaide yapılanması, ümmetin tercih ettiği, razı olduğu, icma ettiği ve cumhurunun ittifak ettiği bir halife olmasını önceleyip tercih ediyor. Şayet islam ümmeti hilafete güç yettirmeden önce yeryüzünün hangi bölgesi olursa olsun islami yönetim teşkil etmeye güç yettirirse ve o bölgede islam ümmeti kendisinde meşru şartları barındıracak, Kitab ve sünneti merkeze alacak bir “İmam” tayin ederse bu imamdan ilk razı olacak kişiler bizleriz. Bizim, yönetim sevdalıları olmadığımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Bizim tek istediğimiz (kendisinde meşru şartlar oluşan ve ümmetin tercih ettiği) islami bir yönetimdir.

Bütün bunlardan dolayı genel olarak islam ümmetine ve özel olarak Şam halkına şunları belirtiyoruz: El Kaide yapısı, razı olduğunuz kitap ve sünnetle hareket edecek yönetici (halife veya imam) tercih ettiğiniz takdirde sizin haklarınızı yağmalamaktan en uzak yapıdır. Allah’ın izniyle yakında Şam topraklarında İslami Yönetim kurma imkanı elinize geçtiği zaman islam ümmeti, kitap ve sünnetle hareket edecek hangi yöneticiyi seçerse seçsin bizimde tercihimiz o yönde olacaktır.

Bizler, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’in haklarında “Benim sünnetime ve raşid halifelerimin sünnetine sarılın, hem de azı dişlerinizle sımsıkı yapışın.” diye buyurduğu hidayet önderleri raşit halifelerin yolunu tekrar diriltmeyi arzuluyoruz. Bunun hemen akabinde ümmetten, razı oldukları ve tercih ettikleri bir halife üzerinde birlik sağlamalarını bekliyoruz.

Bizler “Aranızda en hayırlınız olmadı­ğım halde üzerinize yönetici oldum. Eğer doğru hareket edersem, bana yardım edin. Yanlış yaparsam, beni düzeltin.” ve “Allah ve Rasulune itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin. Şayet Allah ve Rasulune isyan edersem artık size bana itaat etmek düşmez” diyen Ebubekir (radiyallahu anh)’ın yolunda yürüyecek bir hilafet istiyoruz.

Bizler “Ben bu akşamüzeri Allah isterse insanların arasında ayağa kalkıp bir hutbe yapacağım da milletin mukadderatını gasp etmek is­teyen bu adamları teşhir ederek, bunların tevillerinden insanları sa­kındıracağım!” söyledikten sonra hutbede “Her kim milletin istişaresi ve reyi olmaksızın müslümanlardan bir adama beyat ederse, onun beyati kabul olunmaz. O beyat eden de, beyat edilen de kendilerini öldürülme tehlikesine atmış olurlar!” diyen ve “Emirlik Şura iledir” ekleyen Ömer (radiyallahu anh)’ın yolunda yürüyecek bir hilafet istiyoruz.

Bizler, İmam Ahmed’in “İnsanlar Osman (radiyallahu anh)’a olan biatta ittifak ettiği gibi hiçbir biatta ittifak etmedi.” dediği Osman (radiyallahu anh)’ın yolunda yürüyecek bir hilafet istiyoruz.

Bizler, sahabenin genelinin biat ettiği Ali (radiyallahu anh)’ın yolundan ve ondan sonra ümmeti tek kelimede buluşturan, fitneyi bitiren ve Rasulullah’ın kendisi hakkında “Şu benim oğlum seyyittir. Belki de Allah onun aracılığıyla iki büyük grubu barıştıracaktır.” buyurduğu Hasan (radiyallahu anh)’ın yolundan yürüyecek bir hilafet istiyoruz.

İşte bu bizim diriltmeyi istediğimiz ve arzuladığımız hilafettir. Bizler Haccac bin Yusuf emirliğini veya birbirini öldüren ve şura olmaksızın yönetim için kılıçla yarışan memalik sultanlarının yönetimini istemiyoruz.

Bizler ümmete alternatifi değiliz ve bu ümmete de musallat olmuş kimseler değiliz. Aksine bizler bu ümmetin hizmetçileriyiz. Kanlarımız ile onların mukaddesatını ve canlarımız ile özgürlüklerini müdafaa etmeye çalışıyoruz.

İkinci Mesele: Bizler Şam topraklarında savaşan mücahitlerden bir araya gelmelerini, Allah’ın izniyle yakında gelecek zaferden sonra şeriatle yönetecek bağımsız islami bir hükümet oluşturmak için sözleşmelerini ve ahitleşmelerini istiyoruz. Aynı şekilde mazlumlara yardım edecek, şura ile hareket edecek, adaleti yayacak, Kudüs’ü ve müslümanların diyarlarında işgal edilen her bir karışı özgürleştirme çabasında bulunacak islami bir hükümet istiyoruz.

Ey ribat yurdunun mücahitleri! Birlik olun, saflarınızı birleştirin, çalışmalarınızda birliği sağlayın! İttifak ederek, birbirinizden razı olarak ve birleşerek bağımsız islam devletini inşa edin! Allah’ın izniyle fethedilecek Şam topraklarında ümmeti hilafet ile müjdeleyin. Hepiniz bizim kardeşlerimizsiniz. Aramızda bulunan islam, iman ve cihad bağı bütün grupsal ve partisel bağların üstündedir. Allah yolunda fedakarlık yapmada birbirinizle yarışın. Bağımsız islami bir devlet inşa etmek için fedakarlıkta yarışarak mücadele edin. Makam, mevki ve lakaplar peşinde koşmayın.

Amerika’nın mübarek Şam topraklarında oluşturmak için çabaladığı sahveler sizin inancınızı kırmak, cihad, adalet ve şeriat devletinizi yıkmak, birliğinizi, ilişkinizi ve ittifaklarını dağıtmaya çalışacaktır.

Üçüncü Mesele: Her kim bizim Pazar-çarşı yerlerinde ve mescitlerde insanları öldürdüğümüzü iddia ediyorsa Usame bin Ladin’in, Atiyetullah el Libi’nin sözlerine ve El Kaide yapısının manifestosu niteliğinde olan “Tevcihatun Lil Amelil Cihadi” vesikasına tekrardan dönüş yapması gerekmektedir. Kim kanı haram olan –müslüman olsun veya olmasın- bir kimsenin kanını dökmüşse biz onun yaptığı bu fiilinden beriyiz. Şayet bizden biri bunu yaparsa biz onu hesaba çekeriz.

Dördüncü Mesele: Her kim bizim müslümanları tekfir ettiğimizi iddia ediyorsa o cahildir. Yahut bizim 40 yıldan beri müslümanları tekfir eden tekfirciler ile deliller ekseninde bir savaş içerisinde olduğumuzun farkında değildir.  Bizi tekfirci olarak itham etmek, Amerika’nın mücahitlere karşı iftiralarında izlediği metotlara ayak uydurmaktan başka bir şey değildir.

Beşinci Mesele: Her kim bizim ilmi bir mercimiz olmadığını iddia ediyorsa ona Tebrie kitabının 25. sayfasından 58. sayfasına kadar okumasını tavsiye ediyorum. Ben bu kitabımda mücahitlerin istifade ettikleri alimleri, ayrıca sözleri ve fiilleri ile cihada nasıl iştirak ettiklerini zikrettim. Şayet bu sayfalardan kat kat daha fazla yazmak isteseydim bunu yapabildim. Ancak ben buna gerek duymadığım için kısaca yazdım.

Evet bizim Haliç savaşından Amerika’dan yardım almaya fetva veren ilmi mercimiz asla olmadı! Onların bu fetvaları neticesi Amerika 20 seneden daha fazla bir süredir Arap Yarımadası’na girdi ve hala Arap Yarımadası’ndan çıkmadı. Girişlerini caiz gören kimseler çok fazla durdukları ve gitmeleri gerektiği noktasında herhangi bir fetva vermediler! Evet bizim İsrail ile sulh yapmaya cevaz veren ilmi mercimiz asla olmadı! Rus savaşından sonra Afganistan’da Amerika ile savaşa çıkmanın haram olduğuna, Irak’a ve Şam’a cihada gitmenin haram olduğuna, Amerika ordusunun saflarında savaşmanın caiz olduğuna, mücahitlerin ve Usame bin Ladin’in fesadına ve Irak’ta Paul Bremer’in müslümanların veliyul emir olduğuna fetva veren ilmi mercimiz asla olmadı!!!

Altıncı Mesele: Bazı kimseler islam hilafeti iddia ettiğimiz ithamında bulunuyor. Bizim boynumuzda Afganistan İslam Emirliği’nin lideri Molla Muhammed Ömer’in biati varken biz nasıl böyle bir şey yapabiliriz?

Yedinci Mesele: Her kim bizim muhaliflerimizin kanını mubah gördüğümüzü iddia ediyorsa bize büyük bir iftira atmaktadır. Mustafa Ebu Yezif’in al Jazeera kanalıyla yaptığı konuşmasına müracaat etsin!

Sekizinci Mesele: Bizler insanız. Hata yaptığımızda olur isabet ettiğimizde. Ancak bizler hatalarımızı düzeltmek için çabalayan kimseleriz. Bizler Hanif şeriate bağlanmış kimseleriz. Şeriate muhalif olan bütün amellerden beriyiz.

Bu kısa açıklamalardan sonra iki şey talep ediyorum:

Birincisi: Her kim bize saldırmak istiyorsa delilsiz bir şeyler yöneltmesinler bizlere. Aksine bizzat hata yaptığımız fiilleri ve sözleri mesnediyle birlikte zikretsin. Böyle olunca şayet söylediği şeyde haklıysa biz hatamızdan döneriz. Şayet o hatalıysa ona hatasını açıklamaya çalışırız.

İkincisi: Bizi hatalı gören kimselerin insaflı olması gerekmektedir. Düşmanlarımızdan Amerika, Siyonistler, Arap yöneticiler ve basından hiçbir şey zikretmemektedirler. Onların hatalarını, zulüm ve insanlık suçlarını görmemezlikten gelmektedirler.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.