Nisan 2025'ten bu yana, beyaz Evanjelik Amerikalı Protestan ve Baptist din adamı Mike Huckabee, ABD'nin İsrail büyükelçisi olarak görev yapmaktadır.
Sağcı bir dini fanatik ve eski Cumhuriyetçi başkan adayı olan Huckabee, daha önce Arkansas valisi olarak görev yapmıştır.
Protestan bağnazlığının bir parçası olarak, "Filistin diye bir şey yoktur" inancına sahiptir ve Filistin kimliğinin yalnızca "İsrail'den toprak koparmaya zorlamak için kullanılan politik bir araç" olduğunu düşünmektedir.
En son olarak büyükelçi, Gazze'deki Filistinlileri "kötü, medeniyetsiz vahşiler" olarak nitelendirmiştir, bu da misyonerler, sömürgeciler ve diğer "medenileştirici" güçlerin geleneğiyle uyumludur.
Huckabee, Filistin devletine karşı çıkmakta ve Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimci-sömürgeciliğini, yalnızca bir kentsel gelişim olarak görmektedir.
Yahudi yerleşimcilerin gasp edilmiş topraklarda inşa ettiklerini "yerleşimler" olarak niteleyen İsrail iddialarına karşı çıkarak, Mike Huckabee bunların sadece "topluluklar", "mahalleler" ve "şehirler" olduğunu savunmaktadır.
Huckabee, gençliğinden beri İsrail ve Yahudiler konusunda dini bir takıntıya sahiptir ve 1973'ten bu yana ülkeyi 100'den fazla kez ziyaret etmiştir.
Bu konuda yalnız değildir. Bu ayın başlarında, ABD'de İsrail yanlısı en büyük grup olduğunu ve 10 milyondan fazla üyeye sahip olduğunu iddia eden Christians United for Israel (CUFI), Washington, DC yakınlarında yıllık zirvesini düzenlemiştir.
Her yıl üst düzey hükümet yetkililerini ve yasa yapıcıları çeken bu konferans, Kongre'de yapılan lobi faaliyetleriyle sonuçlanan "İsrail için üç günlük bir sevgi şöleni" olarak tanımlanmıştır.
İsrail İçin Birleşmiş Hristiyanlar (CUFI), Mike Huckabee'nin onaylanmasını memnuniyetle karşılamış ve "belki de Amerikan tarihinin en İsrail yanlısı yönetimi" olacağını söyleyen Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu övmüştür.
Bu, marjinal bir akım olmaktan uzak olup, ABD'nin İsrail politikasını şekillendiren baskın dini eğilimdir. Bu eğilim, devletin kendisinden çok daha öncesine uzanan teolojik ve emperyal köklere sahiptir.
Huckabee gibi günümüz savunucuları, kökenleri 16. yüzyılda ortaya çıkan Protestan Reformu ve onun doğurduğu Milenyal harekete dayanan uzun bir Evanjelik Hristiyan silsilesini takip etmektedir.
Bu hareket, Avrupa'daki Yahudilerin Filistin'e "geri döndürülmesini" ve Protestanlığa geçirilmesini desteklemiş, bunu da sözde İsa Mesih'in İkinci Gelişi'ni hızlandırma umuduyla yapmıştır.
Emperyal temeller
Evanjelik Protestan Siyonizmi, Yahudi Siyonizminden 300 yıl önce ortaya çıkmıştır ve İsrail'e dönüşecek olan Yahudi yerleşimci-kolonisinin ideolojik temellerini de bu Protestan Siyonizmi atmıştır.
18.yüzyılın sonlarında İngiltere'de Protestan misyoner coşkusunda büyük bir artış yaşanmıştır. Bu dönem, Şark Meselesi ve Yahudi Meselesi'nin ortaya çıkışıyla aynı zamana denk gelmiştir.
Bu gelişmeler, "Kutsal Topraklar" üzerindeki Müslüman hakimiyetine son verme amacını güden Haçlı Seferleri projesini yeniden canlandırmıştır. Aynı şekilde, Avrupa Yahudilerini Protestanlığa döndürmeyi ve onları Filistin'e "geri getirmeyi" hedefleyen Protestan Milenyalist ve "restorasyonist" projeler de yeniden gündeme gelmiştir. Bu dönem aynı zamanda İngiliz emperyalizminin yükseliş dönemidir.
İki İngiliz misyoner topluluğu Filistin ve daha geniş manada olacak şekilde bölgenin tamamına özel ilgi göstermiştir:
- Kilise Misyoner Topluluğu (1799'da kurulmuştur),
- Londra Yahudiler Arasında Hristiyanlığı Yayma Topluluğu (1809'da kurulmuş olup, genellikle Londra Yahudi Topluluğu – LJS olarak bilinir).
LJS, Protestanlığa geçen iki Alman Yahudi tarafından kurulmuştur. Bu yapı, İngiliz ve Yabancı İncil Topluluğu himayesinde kurulmuş olup, Clapham Grubu'nun misyoner kolu olarak faaliyet göstermiştir; bu grup William Wilberforce tarafından kurulmuştur.
Misyoner faaliyetlerinin bir parçası olarak Clapham Grubu, aslen Joseph Samuel Levy adıyla doğan ve daha sonra Joseph Samuel Christian Frederick Frey (1748–1827) olarak bilinen Alman Yahudi bir mühtediyi, İngiltere Yahudileri arasında tebliğde bulunması için Berlin'den Londra'ya davet etmiştir. Bu görev, LJS'nin kurulmasına yol açmıştır.
Hem Kilise Misyoner Topluluğu hem de LJS, İngiliz toplumunun ve siyasetinin elitleri tarafından desteklenmiştir. Bunlar arasında İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Palmerston ve onun Evanjelik damadı Lord Shaftesbury (önceki adıyla Lord Ashley) da bulunmaktadır.
Palmerston, Avrupa Yahudilerinin Filistin'e "geri dönüşü" için Osmanlı sultanına bile başvuruda bulunmuştur.
1830'da İngiltere dışişleri bakanı olan Palmerston, Yahudilerin Filistin'e "geri döndürülmesinin" güçlü savunucularından biriydi. LJS, Britanya'da birçok Yahudiyi Protestanlığa kazandırmış, bunlardan 250'si Anglikan din adamı olmuş, birçoğu da eski hahamdı.
1841 yılına gelindiğinde ise LJS'nin himayesi, Anglikan Kilisesi'nin başı olan Canterbury Başpiskoposu'na verilmiştir.
"Barışçıl" Haçlılar
Fanatik Evanjelik Amerikalılar, Almanlar, İsveçliler ve diğerleri, 19. yüzyıl boyunca Yahudileri Hristiyanlaştırmak ve Filistin'i ele geçirmek amacıyla bu yeni "Barışçıl Haçlı Seferi"ne katıldılar.
I. Dünya Savaşı'na gelindiğinde, görevdeki tüm İngiliz liderler —Başbakan David Lloyd George ve Dışişleri Bakanı Arthur Balfour dahil— Yahudilerin Filistin'e "geri döndürülmesini" destekleyen fanatik Evanjelik Hristiyanlardı. Bu yaklaşım, 1917'de Balfour Deklarasyonu şeklinde somutlaştı.
ABD'de ise Siyonist Evanjelik Hristiyanlık, 19. yüzyılın ortalarında Filistin'de kurulan çeşitli kolonilerle kendini gösterdi. Bu koloniler, Yahudileri Hristiyanlaştırmayı ve sözde ikinci gelişin hızlanmasını amaçlıyordu.
Bu akım 20. yüzyılda zayıflamadı, aksine, İsrail Devleti'nin kuruluşu sonrasında ve özellikle 1967 Arap-İsrail Savaşı'ndan sonra daha da güçlendi.
Jerry Falwell ve Pat Robertson, İsrail'i destekleyen önde gelen Protestan fanatikler arasındaydı. Evanjelik bir yetişme tarzına sahip olduğunu iddia eden ABD başkanları da bu çizgiyi destekledi, bunların en dikkat çekeni Bill Clinton'dı.
ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail büyükelçisi de işte bu Evanjelik fanatizm geleneğine bağlıdır.
İlahi görev
Mike Huckabee'nin "Tanrı'nın İsrail'in yanında olduğuna" dair inancı, çoğu Evanjelik Hristiyanla paylaştığı bir görüştür.
Huckabee, İsraillilerin Filistinlilere ve komşu Araplara karşı yürüttükleri savaşları "üstün askeri güç, topçu kapasitesi ya da hava gücü sayesinde" kazanmadıklarını savunur.
Aksine, şöyle der:
"Onlar bu savaşları, kaybettikleri takdirde sadece bir toprak parçasını değil, Tanrı'nın 3500 yıl önce kendilerine verdiği toprağı kaybedeceklerini bilerek savaştıkları için kazandılar. Ve bu yüzden, Tanrı'nın bizzat kendi halkı adına, kendi topraklarında müdahale ettiğine inanıyorum."
İsrail Miras Vakfı tarafından düzenlenen bir akşam yemeğinde Huckabee, İsrail'e desteğinin inanç temelli olduğunu şu sözlerle ifade etmiştir:
"Biz Tanrı'nın önünde diz çökeriz. Onu biz yaratmadık, O bizi yarattı. Bu yüzden, kendi uydurduğumuz yasaları O'na dayatmak yerine, O'nun yasasına uymakla yükümlüyüz."
Huckabee'nin İsrail'e verdiği destek, ABD'deki en güçlü destekçilerinin bir kısmını bile rahatsız etmiştir.
2015 yılında başkanlık kampanyası yürütürken, dönemin ABD Başkanı Barack Obama'nın İran nükleer anlaşmasını duyurmasına, Yahudileri "fırının kapısına yürütmekle" suçlayarak tepki vermiştir.
Bu açıklama, katı İsrail yanlısı İftira ve İnkârla Mücadele Birliği ve o dönemde İsrail'in ABD büyükelçisi olan Ron Dermer tarafından dahi kınanmıştır.
Ancak Huckabee geri adım atmamıştır. İnananların İsrail'i kutsaması gerektiğini söyleyen kutsal metinlere atıfta bulunarak şu ifadeyi alıntılar:
"İsrail'i lanetleyenler lanetlenecektir."
Yeni Haçlılar
Mike Huckabee, İsrail'i desteklemek için Donald Trump yönetimi tarafından kullanılan tek Protestan fanatik değildir.
ABD destekli Gazze İnsani Yardım Vakfı —şu anda Gazze'de Filistinlilere karşı yürütülen soykırıma katıldığı ifade edilen yapı— da başında bir Evanjelik bağnaz bulundurmaktadır: Johnnie Moore. Moore, Trump'ın ilk döneminde Beyaz Saray danışmanlarından biriydi.
Moore, Trump'ın Gazze için öngördüğü "Riviera" vizyonunu desteklemektedir. "Kişisel yolculuğu", Theodor Herzl'in günlüklerini incelemeyi ve erken dönem Siyonizme Hristiyan katkılarını araştırmayı içermektedir.
Jerry Falwell'ın eski yardımcısı olan Moore, İsrail'e olan sarsılmaz bağlılığı nedeniyle birçok Siyonist kurumdan ödüller almıştır.
Moore, Huckabee ve Marco Rubio gibi isimler —Katoliklik ile Evanjelik Protestanlık arasında gidip gelen bir diğer Evanjelik Hristiyan— istisna değildir.
Onlar, bugün resmî görevler, devlet politikaları ve iyi finanse edilmiş siyasi ağlar aracılığıyla faaliyet gösteren köklü bir Evanjelik Siyonizmin çağdaş yüzünü temsil etmektedirler.
Emperyal yakınsama
18.yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarında —özellikle Britanya'da— Protestan Evanjelik Siyonizmin yükselişi, Avrupa emperyalizminin ve özellikle de Britanya emperyalizminin yükselişiyle aynı döneme denk gelmiştir.
Bu durum tesadüf değildir: İngiliz emperyalizmi, Protestan fanatiklere İngiltere sınırlarının ötesinde çok daha geniş bir dünyada misyonerlik yapma imkânı sağlamıştır.
Nitekim bu misyonerler çoğu zaman fetihlerden önce gönderilmiş, daha sonra kurulacak emperyal hâkimiyet için zemini hazırlamışlardır.
Kenya'da, Yeni Zelanda'da, Sierra Leone'de veya Filistin'de, Evanjelik Protestanlığın rolü her zaman İngiliz emperyalizmiyle tamamlayıcı olmuştur.
Filistin ve Yahudiler meselesinde ise bu birleşim özel bir anlam kazanmıştır. Zira Filistin, hem Hristiyanlığın hem de Yahudiliğin doğduğu topraktır.
1967'den sonra —ABD'nin İsrail'in başlıca emperyal destekçisi hâline geldiği dönemde— Amerikan Evanjelikleri arasında İsrail'e verilen desteğin artması da tesadüf değildir.
Evanjelik Hristiyanların Siyonizm yanlısı tutumları sadece dini fanatizm ve Amerikan milliyetçiliğiyle açıklanmaz, aynı zamanda Filistinlilere yönelik düşmanlıkları da bu çerçevede şekillenir. Filistinliler, hem Evanjeliklerin "seçilmiş halk" anlayışının hem de ABD'nin Ortadoğu'daki emperyal çıkarlarının karşısında konumlandırılır.
Soykırımcı bir devlete verdikleri desteğin, dini inançlarına rağmen değil, bilakis bu inançlardan kaynaklanması, Amerikan Evanjelik Hristiyanlarını hem kutsal metinlerine hem de milliyetçi ideolojilerine bağlı kılan unsurdur.
Middle East Eye'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.