Fas yönetimi, halkın tepkisine rağmen İsrail ile ilişkilerini neden güçlendiriyor?

"Fas'ın dış politikasına bu kadar güçlü biçimde karşı çıkan aynı halk, bu politikanın arkasındaki hükümdara yönelik en hafif eleştiriyi bile hiçbir zaman dile getirmiyor."

Daniel Lindley | New Arab | Tercüme: Mepa News

Fas'taki son seçimler, seçim siyasetine yönelik yaygın bir hayal kırıklığının yaşandığı bir ortamda gerçekleşti. Fatima Ezzahra El Mansouri'nin ülkenin ilk kadın başbakanı olarak atanması gibi tarihi bir gelişme bile büyük ölçüde bakanlar arasında küçük çaplı bir görev değişikliği olarak görüldü. Gerçek siyasi güç, "Müminlerin Emiri" Kral 6. Muhammed'in elinde olmaya devam ediyor.

Ve genel seçimlerde oylar hala sayılırken, Filistin'e Destek ve Normalleşme Karşıtı Fas Cephesi, İsrail ile normalleşmeye karşı çıkıldığını göstermek için 45 kentte üç gün süren eylemlere öncülük ediyordu. Halk, görüşlerini duyurmak ve belki de siyasi gerçekliğini değiştirmek için sokakların çok daha iyi bir alan olduğunu açıkça hissediyordu.

İbrahim Anlaşmaları

Fas siyasetini anlamak için bilinmesi gereken en önemli şey, Kral'ın hala ipleri elinde tuttuğudur. 2011 Arap Baharı'nın ardından yapılan reformlar seçilmiş parlamentoya bazı ek yetkiler vermiş olsa da Kral, din işleri, savunma, dış politika ve ulusal güvenlik konularında yürütme yetkisini elinde tutuyor. Dolayısıyla farklı seçim sonuçları, Fas hükümetinin trafik güvenliği reformları dışındaki herhangi bir konudaki politikasında mutlaka değişiklik olacağına işaret etmiyor.

Bunun en açık örneği, Fas'ın İsrail ile giderek daha dostane hale gelen ilişkisi. Son Arap Kamuoyu Endeksi'nin Faslıların yüzde 89'unun İsrail'in tanınmasına karşı olduğunu ortaya koymasına rağmen (bunu destekleyenler yalnızca yüzde 6), hükümet, Fas ve İsrail'in diplomatik ilişkilerini büyükelçilerin görev yapacağı tam teşekküllü büyükelçilikler düzeyine yükselteceklerini açıkladı.

Yaraya iyice tuz basarcasına, İsrail'in ofisinin Mehdi Ben Barka Caddesi'ne taşınacağı da duyuruldu. Ben Barka, Faslı devrimci sosyalist bir liderdi ve 1965'te kaçırılması ve öldürülmesinin bir Mossad operasyonu olduğu yakın zamanda ortaya çıktı.

Doğal olarak İsrail ile normalleşme, özellikle Gazze'deki soykırımın ardından Fas halkı arasında büyük bir muhalefet doğurdu. Faslılar, normalleşmeye karşı son protestolardan önce de İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırımın son üç yılı boyunca, hükümet baskısıyla karşılaşma riskine rağmen Filistinlilerle dayanışmalarını gösterdiler.

Daha Ekim 2023'te, sol partiler, sendikalar, sivil dernekler ve İslamcı örgütlerden oluşan bir koalisyonun öncülüğünde Filistin için bir gösteri düzenlenmeden "neredeyse bir gün bile geçmediği" bildiriliyordu. Emmanuel Macron, Kazablanka'daki Fransız konsolosluğunun önünde "Gazze'deki soykırımı destekleyen Fransız hükümetinin suç teşkil eden tutumunu" kınayan bir gösteri düzenlenmeden İsrail'i ziyaret bile edemedi.

Fas güvenlik güçleri, bir yıl sonra Macron'u Hamas'ı "barbar" olarak nitelendirdiği için kınayan benzer bir gösteriyi zor kullanarak dağıtacak, bazı aktivistlerin hastanede tedavi görmesi gerekecekti.

Filistin için düzenlenen eylemler, 2024 boyunca başka yerlerde de devam etti. Eylül ayında düzenlenen ulusal eylem günü kapsamında, Gazze'ye insani yardım girişine izin verilmesini talep eden gösteriler 50 kentte eş zamanlı olarak yapıldı. Bu sırada öğrenciler ve üniversite mezunları, Fas üniversitelerinde İsrail ile normalleşmeye karşı çıkmak amacıyla UM6P kampanyasını örgütlediler, özellikle İsrail ordusuyla iş birliğiyle tanınan Kudüs İbrani Üniversitesi ile kurulan bağlara karşı çıktılar.

Eylemler 2025'te daha da büyüdü. İsrail'in ilk Trump ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi, Fas'ın o zamana kadar gördüğü en büyük protestolardan bazılarında on binlerce kişiyi sokaklara döktü. Hükümetin protestoların çoğuna "tahammül ettiği" söyleniyordu, ancak "şikayetlerinde monarşiyi sorumlu tutan" herkes tutuklanma riskiyle karşı karşıyaydı.

Ancak çelişki sürüyor: Fas'ın dış politikasına bu kadar güçlü biçimde karşı çıkan aynı halk, bu politikanın arkasındaki hükümdara yönelik en hafif eleştiriyi bile hiçbir zaman dile getirmiyor.

Fas'ın resmi yaklaşımı, kendisini İsrail ile Filistinliler arasında bir "arabulucu" olarak konumlandırmak ve bu yakınlığın, yalnızca düşman bir devlet olarak görülmek yerine İsrail'i olumlu yönde etkilemesine imkan verdiğini savunmaktır. Ancak Gazze'deki son soykırımdan bu yana buna gerçekten inanan neredeyse hiç kimse yok.

Karşılıklılık

Fas'ın İsrail'e yakınlaşmasının açıklamasını aramak için daha mantıklı yer, BM'nin Polisario Cephesi'ni meşru temsilcisi olarak tanımasına rağmen büyük bölümü 1975'ten beri Fas tarafından yasa dışı biçimde işgal edilen Batı Sahra'dır. ABD ve İsrail, Fas'ın Batı Sahra üzerindeki fiili egemenliğini "meşru" olarak tanıyan az sayıdaki devletten ikisidir. Bu, 2020'de Donald Trump'ın İbrahim Anlaşmaları kapsamında gerçekleşti.

Buradaki karşılık ilişkisi açık görünüyor: İsrail/ABD, Fas'ın yasa dışı ilhakını tanıyor, karşılığında da Fas İsrail'i tanıyor.

Yasa dışı olmakla birlikte, Fas'ın Batı Sahra işgalinin, İsrail'in Filistinlilere yönelik muamelesinden çok daha az şiddet içerdiğini belirtmek gerekir. En önemli fark, yerli Sahravi halkı da dahil olmak üzere Batı Sahralıların hükümet tarafından hukuken Fas vatandaşı olarak kabul edilmeleri ve isterlerse bölge içinde hareket etmelerine ve asıl Fas topraklarına geçmelerine izin verilmesidir. Filistinliler gibi hiçbir hakka sahip olmayan, vatandaşlık statüsü bulunmayan vatansız kişiler durumuna düşürülmüyorlar.

İsrail, Fas ordusu için de önemli bir tedarikçi haline geliyor. Jerusalem Post'a göre İsrail, 2019-2023 döneminde Fas'ın askeri ithalatının üçüncü en büyük kaynağıydı. Bu ilişkiler o kadar alenileşti ki 2022'de İsrail ordusunun Genelkurmay Başkanı Fas'a resmi bir ziyaret bile gerçekleştirdi, ancak Gazze'deki soykırımdan bu yana bu kadar pervasız davranmaya cesaret edemediler.

Ağustos 2025'te Fas, Elbit Systems'in (İsrail'in en büyük silah üreticisi) sağladığı EXTRA güdümlü roketlerini kullanarak eğitim tatbikatları da gerçekleştirdi. Bu, Fas'ın yüksek isabetli orta menzilli mühimmata erişmesini sağladı. Fas ayrıca Barak MX hava savunma sisteminin tedariki için Israel Aerospace Industries (IAI) ile 500 milyon dolarlık bir anlaşmaya vardı. Bu kamuoyuna açık biçimde doğrulanmamış olsa da Reuters, Fas'ın mevcut uydularının yerine IAI'den 1 milyar dolarlık bir Ofek casus uydusu da satın alacağını bildirdi.

Fas, İsrail'in yakın bir askeri müttefiki haline gelmekle kalmadı, aynı zamanda uzun vadede kendisini İsrail sistemlerine ve teknolojik altyapısına giderek daha bağımlı hale getirerek normalleşmeye karşı bir hükümetin bile bu gidişatı tersine çevirmesini zorlaştırıyor.

Peki Fas'ı bundan sonra ne bekliyor? Muhalefet, Filistinlilere yönelik muameleye karşı görüş bildirmekle sınırlı kaldığı sürece hükümetin hiçbir bedel ödemeden İsrail'le yakınlaşmayı sürdürmesi muhtemel. ABD bölgedeki kuvvetlerini azaltmaya devam ederek İsrail'i, yerel yönetimleri kendi halklarından korumayı teklif eden, Batı'nın daha doğrudan bir askeri ileri karakolu olarak bırakırsa bu durum daha da belirgin hale gelebilir.

Halk muhalefetinin alevlenebileceği olası bir odak, Fas'ın ortak ev sahipliği yapacağı ve şu anda altyapısını hazırlamakla meşgul olduğu 2030 Dünya Kupası olacaktır. Sorunsuz geçerse muhtemelen Fas'ın yumuşak gücünü artıracaktır. Ancak Sebte'ye yönelik son akın, mutlu bir ülkenin işareti değil: 70 bin Faslı İspanya'ya girmek için öylesine çaresizlik içindeydi ki 141'i bunu yapmaya çalışırken boğuldu.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri