Hafter neden Türkiye ile yakınlaşıyor?

"Askeri çatışmadan yedi yıl sonra eski hasımlar birbirine yaklaşıyor."

Mustafa Fetouri | New Arab | Tercüme: Mepa News

Altı yıl önce, Libya'nın Bingazi merkezli Temsilciler Meclisi, Trablus ile Ankara arasındaki 2019 tarihli deniz yetki alanlarına ilişkin mutabakat muhtırasını oybirliğiyle reddetti.

Meclis, 6/2020 sayılı karar uyarınca Türkiye ile siyasi ilişkileri kesti, eski başbakanı, dışişleri bakanını ve içişleri bakanını vatana ihanetle suçlayarak başsavcılığa sevk etti.

Ancak doğu merkezli Temsilciler Meclisi, 20 Ekim 2026'da tutumunu aniden tersine çevirerek deniz yetki alanları anlaşmasını oybirliğiyle onayladı.

Parlamento, beraberindeki güvenlik anlaşmasını onaylamadı, 2020'deki vatana ihanet sevklerini de iptal etmedi. Suçlanan yetkililer Trablus'ta açıkça yaşarken başsavcılığın, uzun süredir işletilmeyen bu görev kapsamında harekete geçip geçmeyeceği belirsiz kaldı.

2019 İstanbul anlaşmaları, Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yaşadığı varoluşsal bir krizin ürünüydü. Halife Hafter'in Libya Ulusal Ordusu başkentin 10 kilometre yakınına kadar ilerlerken Ankara, ağır bir siyasi bedel karşılığında hayati askeri destek sağladı.

Paket, birbirine paralel iki düzenlemeden oluşuyordu: Libya Ulusal Ordusu'nu bozguna uğratmak için insansız hava araçları ve paralı askerlerin konuşlandırılmasını sağlayan bir güvenlik anlaşması ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hedeflerini güvence altına alan bir deniz yetki alanları mutabakat muhtırası.

Her iki anlaşma da hemen büyük tepki çekti. Eleştirenler, kuşatma altındaki Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin serbestçe pazarlık yapamayacağını savundu. Adının açıklanmasını istemeyen Libyalı bir sınır uzmanı, The New Arab'a, düzenlemenin çaresiz bir hükümete yönelik açık bir "şantaj vakası" olduğunu söyledi.

Ancak başkaları bu tanımlamayı reddediyor. Libya'nın o dönemdeki dışişleri bakanı ve anlaşmanın imzacılarından biri olan Muhammed Tahir Siyala, The New Arab'a, anlaşmaya yönelik eleştirilerin ancak "Libya'nın ulusal çıkarlarına hizmet etmemesi halinde" adil olacağını söyledi.

Ona göre Trablus, Ankara'ya hiçbir taviz vermedi. Aksine, Münhasır Ekonomik Bölgesi'nin (MEB) önemli ölçüde genişlemesini sağlayarak hayati önemdeki açık deniz petrol ve doğal gaz rezervlerine erişimin önünü açtı.

Bu görüşü, deniz yetki alanlarına ilişkin mutabakat muhtırasının Libya'yı tek bir metrekare topraktan bile mahrum bırakmadığını doğrulayan emekli Libyalı sınır uzmanı Bağdadi Salih de paylaşıyor. The New Arab'a konuşan Salih, anlaşmanın fiilen Libya'nın haklarını "ihlal etmediğini" belirtti.

Ancak bu olası alan kazanımlarına rağmen, 2019'un koşulları her iki mutabakat muhtırasını da son derece tartışmalı hale getirdi. Temsilciler Meclisi'nin reddinin yanı sıra Yunanistan, Mısır ve Kıbrıs dahil bölge ülkeleri, deniz sınırlarını kendi haklarının doğrudan ihlali olarak reddederken Avrupa Birliği anlaşmanın hukuken hükümsüz ve geçersiz olduğunu ilan etti.

Bu geçmiş, Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı onaylamasını daha da dikkat çekici hale getiriyor ve temel soruyu gündeme taşıyor: 2026'da ne değişti de eski hasımlar, bir zamanlar vatana ihanet olarak mahkum ettikleri bir anlaşmayı benimsedi?

Hafter'in Türkiye'ye yönelişi

2019 ile 2026 arasında yaşanan iki gelişme, Temsilciler Meclisi'nin tutum değişikliğini açıklamaya yardımcı oluyor. İlki, 2014'ten beri meclis başkanlığı koltuğunda oturan Akile Salih'in yerine Salhin Abdunnebi'nin gelmesiyle yaşanan liderlik değişimi.

İkincisi ve muhtemelen en önemlisi, Hafter'in kampı ile Türkiye arasında son dönemde yaşanan pragmatik yakınlaşma.

Askeri çatışmadan yedi yıl sonra eski hasımlar birbirine yaklaşıyor. Ankara, Libya'nın batısındaki konumunu sağlamlaştırırken, babasının yardımcısı olmanın yanı sıra bir gün Libya cumhurbaşkanı olmayı da uman Saddam Hafter'le temaslarını artırıyor. Ankara'yla daha yakın ilişkiler, onun hedeflerine kuşkusuz hizmet edebilir.

Halife Hafter açısından ise Türkiye'yle ilişkileri geliştirmek, Libya'yı yönetmeye yönelik uzun yıllardır taşıdığı hedefi gerçekleşmemiş olsa bile ailesinin siyasi nüfuzunu artırmanın bir yolunu sunuyor.

Libya Ulusal Ordusu'nun 2019-2020'de Trablus'a yönelik askeri harekatına, bugünkü yakınlaşmayı daha da dikkat çekici kılan sert bir söz düellosu eşlik etti.

O dönemde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hafter'i "darbeci" olarak nitelendirirken Hafter, Türkiye'yi işgalci bir güç olarak suçladı ve "Türk işgaline" karşı seferberlik çağrısı yaptı.

Mısır ise Hafter'i tamamen destekliyordu. Haziran 2020'de Türkiye destekli güçler Sirte'ye doğru ilerlerken Cumhurbaşkanı Sisi, kenti "kırmızı çizgi" ilan etti ve doğrudan askeri müdahale tehdidinde bulundu. Dönemin Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih bu hamleye açıkça destek verdi.

Bu karşı karşıya geliş, deniz yetki alanlarının çok ötesine uzanıyordu. Ankara ve Kahire, karşıt kampları destekleyerek daha geniş bir bölgesel çatışma ihtimalini gündeme taşıyordu.

Bölgesel gerilimler

Temsilciler Meclisi'nin tutum değişikliğine tepkiler hızla geldi. Başta Yunanistan ve Mısır olmak üzere karşı çıkanlar, yalnızca anlaşmayı değil, onaylanmasının hukuki etkisini de reddetti.

Yunanistan Dışişleri Bakanı, "yasa dışı olduğu" için "muhtıranın hiçbir koşulda uygulanmayacağını" açıkladı. Kahire ise onayın "Mısır açısından hukuki sonuçları" olmadığını belirtti.

Ardından AB geldi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı António Costa, birliğin karşı tutumunu yineleyerek Yunanistan ve Kıbrıs'la dayanışma ifade etti.

Bu sırada AB'nin dış politika sorumlusu Kaja Kallas da AB'nin anlaşmayı reddeden tutumunu yineleyen başka bir açıklama yayımladı. İsrail de Ankara'yı bölgeyi istikrarsızlaştırmakla suçlayarak onayı sert biçimde kınadı.

Washington'ın tepkisi daha ölçülüydü. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, 22 Ekim'de bütün tarafları deniz yetki alanlarına ilişkin anlaşmazlıkları müzakereler yoluyla çözmeye çağırdı. Yunanistan, konu hakkında BM Güvenlik Konseyi'ni bilgilendirdi.

Türkiye'nin Libya'daki varlığına ilişkin tartışmalar, üst düzey diplomatik hesaplarla ya da askeri üslerle sınırlı değil, doğrudan başkentteki gündelik hayata da uzanıyor.

Trablus'un Zaviyetu'd Dahmani mahallesinde, Türkiye Büyükelçiliği'nin kamunun kullanımındaki ana yollardan birini uzun süredir kapalı tutması, yerel halkın süregelen şikayetlerinden biri haline geldi.

Güvenlik amacıyla kurulan yol engelleri, kentin ciddi trafik sıkışıklığını daha da ağırlaştırdı, yerel işletmelerin faaliyetlerini aksattı ve yakındaki Göz Hastanesi'ne acil ulaşımı sık sık engelledi. Görüşü alınmak üzere Türkiye Büyükelçiliği'yle iletişime geçildi, ancak haberin yayımlandığı saate kadar yanıt alınamadı.

Bu anlaşmazlık, Türkiye-Libya ilişkisini tanımlayan daha geniş gerilimin yerel ölçekteki bir yansıması: Yabancı güvenlik düzenlemelerinin, kamuya hesap verebilirliğin ve Libyalıların gündelik haklarının düzenli olarak önüne geçtiği bir dinamik.

Denizlerdeki hedefler, belirsiz getiriler

Ağustos 2022'de dönemin Petrol ve Doğal Gaz Bakanı Muhammed Avn, anlaşmayı desteklediğini belirterek bunun Libya'ya "geniş deniz alanlarına" erişim sağladığını söyledi.

Bu görüş, The New Arab'a mutabakat muhtırasının "Libya'nın çıkarlarını güvence altına aldığı sürece" olumlu görülmesi gerektiğini söyleyen Hafter yanlısı yorumcu Ahmed el Hüseyin tarafından da dile getiriliyor.

Ancak diğer analistler açısından temel soru, Libya'nın bu geniş deniz alanından yararlanmaya gerçekten hazır olup olmadığı.

Ülke, 2011'den bu yana, ihtilaflı sularda açık deniz aramaları için gereken devasa yatırımları çekmek bir yana, daha düşük maliyetli karadaki petrol üretimini ve mevcut altyapısını bile yönetip geliştirmekte zorlanıyor.

Libyalı sınır uzmanı, The New Arab'a, siyasi açıdan istikrarsız ülkede şiddetin her an patlak verebileceğini ve "petrol üretiminin düzenli olarak kesintiye uğradığını, bazen aylarca durduğunu" söyledi.

Petrol sektöründeki büyük potansiyel ortakların, bu istikrarsızlık ortamında ihtilaflı açık deniz alanlarına milyonlarca dolar bağlamaları pek olası değil.

Anlaşma, Libya'yı Avrupa Birliği'nin desteklediği Yunanistan ve Kıbrıs'la da karşı karşıya getirdi. Anlaşmazlık, sonunda çoğu zaman uzun süren uluslararası hukuki süreçlerle karara bağlanabilir, bu da yatırımcılar için belirsizliği artırıyor.

Birçok Libyalı, zaten ciddi biçimde zayıflamış ülkelerinin, özellikle yakın komşuları ve AB gibi ticaret ortaklarıyla daha fazla değil, daha az anlaşmazlığa ihtiyacı olduğunu savunuyor.

Açık deniz kaynaklarından sağlanabilecek her türlü potansiyel kazanç, anlaşmanın yol açabileceği diplomatik, hukuki ve yatırım riskleriyle birlikte tartılmalı.

Mesele yalnızca Libya'nın ne kazanabileceği değil, bu potansiyel faydaların anlaşmanın getirebileceği sorunlardan daha ağır basıp basmayacağı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri