Hizbullah’ın drone kapasitesi İsrail’i zorlayabilir mi?

Omar Ashour

İsrail’in kuzey cephesindeki savaşın yeni sesi artık savaş uçaklarının gürültüsü ya da balistik füzelerin fırlatma anındaki patlama sesi değil. Bunun yerine duyulan şey, fiber optik bağlantılı drone'ların uğultusu: Maliyeti düşük, etkisi hissedilecek kadar hassas ve elektronik karıştırmaya karşı yeterince dayanıklı olan bu sistemler, İsrail ordusunun doktrinsel boşluklarını görünür hale getiriyor.

Hizbullah’ın kullandığı drone'lar, İsrail’in Güney Lübnan’daki işgal güçlerine taktik temas, psikolojik baskı ve operasyonel maliyet yüklüyor. Çatışmalardaki gerçek hasar düzeyi ve bunun stratejik sonuçları halen tartışmalı olsa da, taktik etkiler şimdiden açık biçimde görülüyor.

Öncelikle yıkılması gereken ilk mit “yenilik” miti. Drone savaşı Ukrayna’da başlamadı ve fiber optik yönlendirme de yeni bir teknoloji değil.

İnsansız saldırı konseptleri İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanıyor. ABD’nin Aphrodite ve Anvil operasyonları kapsamında bombardıman uçaklarını uzaktan kumandalı patlayıcı hava araçlarına dönüştürme girişimleri bunun örneklerinden biriydi. ABD donanmasına bağlı Special Task Air Group One birliği, televizyonla yönlendirilen TDR-1 saldırı drone'larıyle daha 1944 yılında Japon hedeflerini vurmayı başarmıştı.

Karada ise Nazi Almanyası’nın Wehrmacht ordusu, kabloyla yönlendirilen “Goliath” adlı patlayıcı paletli araçları kullanıyordu. Günümüz askeri terminolojisinde bir tür “insansız kara aracı” olarak tanımlanabilecek bu sistemler, 1944 Varşova Ayaklanması sırasında Polonyalı direnişçilere karşı da kullanılmıştı.

Ortadoğu’da da fiziksel bağlantı üzerinden yönlendirme yeni değil. Mısır’ın tanksavar birlikleri, Ekim 1973 savaşında Sovyet yapımı AT-3 Malyutka füzelerini -Arap dünyasında daha çok “Sagger” veya “Şahin” olarak bilinen sistemi- kullanarak savaşın ilk safhasında İsrail zırhlı birliklerini ağır kayıplara uğratmıştı.

İsrail’in de köklü bir drone geçmişi bulunuyor. 1982’deki Beka Vadisi harekatında İsrail’in uzaktan kumandalı hava araçları, Suriye’nin Sovyet yapımı hava savunma sistemlerinin etkisiz hale getirilmesinde kritik rol oynamıştı.

Taktik birleşim

2016 yılında IŞİD, doğaçlama drone savaşını operasyonel ölçekte kullanan ilk devlet dışı aktör haline geldi. Musul Savaşı sırasında ABD destekli Irak güçlerinin ilerleyişi neredeyse durma noktasına geldi; çünkü 24 saat içinde 70 IŞİD dronu havada belirdi ve ABD’nin klasik hava üstünlüğünün “alt katmanında” faaliyet gösterdi.

Bu olay, ABD kara birliklerinin 1953’ten beri ilk kez havadan saldırıya uğraması anlamına geliyordu.

Bugün yeni olan şey ise taktik birleşimin stratejik etkilere dönüşebilme ihtimali. Ticari bileşenler, FPV pilotaj, canlı savaş alanı görüntüleri, düşük maliyetli hassas vuruş kapasitesi, propaganda görüntüleri ve elektronik harbe karşı fiziksel bağlantıyla sağlanan dayanıklılık birleşerek yeni bir savaş modeli oluşturuyor.

Benim “info-kinetik manevra” olarak adlandırdığım bu modelde sensörler, saldırı unsurları, izleyiciler ve psikolojik etkiler yoğun bir savaş alanı ekosisteminde birbirine bağlanıyor.

Hizbullah’ın drone savaşı da bugünkü fiber optik FPV sistemleriyle başlamadı. Örgütün drone karşıtı öğrenme süreci 2006 öncesine, özellikle de 1997’deki Ansariye pususuna kadar uzanıyor.

O dönemde Hizbullah’ın, İsrail’e ait insansız hava araçlarının videolarını ele geçirdiği ve bu görüntüleri koruması gereken elit Shayetet 13 komandolarına karşı kullandığı bildiriliyordu.

Başka bir ifadeyle Hizbullah, İsrail’in hava keşif sistemini tersine çevrilmiş bir “öldürme zinciri”ne dönüştürdü. İsrail’in neyi izlediğini izledi, hangi güzergahın takip edildiğini belirledi ve pususunu İsrail’in kendi gözetleme mimarisinin içine kurdu.

2006 savaşına gelindiğinde bu süreç pasif istihbarat toplamanın ötesine geçti. Hizbullah, İran yapımı Ebabil ve Mirsad drone'larını -patlayıcı taşıyan insansız hava araçları dahil- İsrail içindeki hedeflere yönlendirdi.

Hizbullah’ın drone doktrini; sızmak, kafa karıştırmak, istismar etmek ve alçak irtifa hava sahasını tartışmalı hale getirmek üzerine kuruluydu.

Bugün Hizbullah’ın drone stratejisindeki dönüşüm yeni bir icat değil, bir uyarlama niteliği taşıyor. Örgüt, Ukrayna savaşından çıkarılan dersleri Güney Lübnan’ın sıkışık coğrafyasına aktarıyor.

Hizbullah, nisan ayının ikinci yarısında Lübnan’daki İsrail kara birliklerine yönelik gerçekleştirdiği 22 saldırının 16’sında FPV drone'lar kullandığını açıkladı. Ayrıca yerli drone üretimini gösteren görüntüler de yayınladı.

Strateji oldukça açık: Hizbullah, İsrail’in gelişmiş füze savunma ve hava gözetleme mimarisinin altında düşük maliyetli bir hassas saldırı katmanı oluşturmak istiyor.

Askeri terminolojide “air-littoral” olarak adlandırılan bu düşük irtifa hava alanı özellikle önemli; çünkü Ukrayna’nın aksine savaş alanı oldukça dar.

Litani Nehri, batıda İsrail sınırına yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta ve doğuda bazı bölgelerde daha da yakın. Eğer İsrail, yetkililerin işaret ettiği gibi Litani’ye kadar uzanan bir güvenlik kuşağı oluşturmak isterse, savaş alanının büyük kısmı kısa menzilli insansız sistemlerin, gözlem ekiplerinin, tanksavar hücrelerinin ve bilgi operasyonlarının menziline girecek.

Köyler, vadiler, geri hatlar, bahçeler ve parçalanmış şehir dokusu stratejik zafer garantisi vermese de, görüntülenebilir taktik etkiler için fırsatlar yaratıyor.

Hizbullah’ın siyasi ve askeri etki yaratabilmesi için İsrail zırhlı birliklerini topluca yok etmesine gerek yok. Yapması gereken şey, hareket etmeyi daha maliyetli hale getirmek, ilerlemeyi yavaşlatmak, tahliyeleri riskli hale getirmek ve “güvenlik bölgesi”ni güvensiz göstermek.

Ölçek ve entegrasyon

Yıkılması gereken ikinci mit ise drone'ların tek başına zafer reçetesi olduğu düşüncesi.

Ukrayna’dan çıkarılması gereken ders “drone satın al ve kazan” değildir. Asıl ders; ölçek, entegrasyon ve doktrin üzerinedir.

Ukraynalılar FPV drone'lar nedeniyle değil; insansız sistemleri keşif, hedefleme, elektronik harp, veri akışı, tedarik, eğitim, komuta yapısı ve sürekli adaptasyonla entegre ettikleri için etkili hale geldi.

Bunun örneklerinden biri “Drone Line” girişimidir. Bu model, parçalı drone kullanımından sistematik bir yapıya geçmeyi hedefliyor.

Ne Güney Lübnan ne de Ukrayna yalnızca “drone savaşı”ndan ibaret. Drone'lar klasik güç unsurlarını tamamlıyor; piyade, topçu, zırhlı birlikler, mühendislik unsurları ve lojistiğin yerini almıyor.

Aslında “insansız” kavramı da yanıltıcı. Her drone görevinin arkasında pilotlar, destek ekipleri, teknisyenler, analistler, iletişim ağları, depolama ve mühimmat zinciri bulunuyor.

Ayrıca Rusya’nın Ukrayna’da geliştirdiği karşı önlemler, elektronik harbin halen drone güvenilirliğini düşürebildiğini gösterdi.

Lübnan’da Hizbullah da kısa süre içinde fiber optik drone'ların bir sorunu çözerken başka sorunlar yarattığını görecek: Sınırlı menzil, kabloların hassaslığı, çevresel zorluklar ve eğitimli ekipleri savaş altında ölçeklendirme problemi.

İsrail’in vereceği karşılık muhtemelen tekil değil, sistematik olacak. Mucizevi bir çözüm bulunmuyor.

İsrail’in daha erken tespit, katmanlı drone savunması, güçlendirilmiş araçlar, dağıtılmış birlik yapısı, kamuflaj, disiplinli hareket, korumalı tahliye ve hızlı savaş alanı öğrenmesi gibi unsurları birleştirmesi gerekecek.

Doğaçlama ağlar ve metal kafesler bazı riskleri azaltabilir, ancak gerçek çözüm, yere yakın hava sahasını belirleyici bir savaş alanı olarak gören birleşik silahlı bir karşı-drone mimarisi kurmaktan geçiyor.

Geleceğin savaş alanı

Asıl stratejik soru şu: Hizbullah tek tek İsrail araçlarını veya askerlerini vurabilir mi? Hayır, asıl mesele bu değil.

Mesele, bu saldırıları kalıcı bir operasyonel sisteme dönüştürüp dönüştüremeyeceği.

İsrail baskısı altında ikmal zincirini, personeli, komuta-kontrol yapısını ve istihbaratı sürdürebilecek mi? Drone'ları roketler, tanksavar füzeleri, havan topları ve bilgi operasyonlarıyla entegre edebilecek mi? Taktik şoku operasyonel felce ya da siyasi pazarlık gücüne dönüştürebilecek mi?

Bunu zaman gösterecek.

Ukrayna bugün halen modern alçak irtifa hava ve deniz drone savaşının en ileri örneği olmayı sürdürüyor.

Güney Lübnan, Donbas değil ve Hizbullah da Ukrayna ordusu değil.

Ancak Hizbullah birçok düzenli ordunun geç fark ettiği bir gerçeği anlamış durumda: Düşük maliyetli hassas saldırı çağı başladı ve üstün teknolojiye sahip platformlar, savaş alanının taktik seviyesinde otomatik bir üstünlük sağlamıyor.

İsrail gökyüzünü kontrol ediyor olabilir, ancak Hizbullah hava sahasının alt katmanını tartışmalı hale getiriyor.

Hizbullah için savaş performansı doğrudan siyasi varlık ve stratejik önemle bağlantılı. İsrail açısından ise ortaya çıkan ders oldukça net: Geleceğin savaş alanı yalnızca 20 bin feet yükseklikte ya da füze savunma sistemlerinin içinde değil.

Aynı zamanda yerden birkaç metre yüksekte, gerçek zamanlı olarak kaydedilen ve karşı tarafa ne kadar maliyet yüklediği üzerinden değerlendirilen bir alan.

Ve savaş sürüyor.


Middle East Eye'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.