Hollywood, ABD'nin Müslümanlara karşı saldırganlığını meşru gösteriyor

Süleyman Salih

Hollywood'un İslamofobiyi yaymadaki rolü, ABD istihbaratının kamuoyunu manipüle etmek ve yönelimlerini etkilemek için kullandığı yöntemleri aydınlatacak derinlemesine araştırmalar gerektiriyor.

Bu gerçeği gözler önüne seren en önemli filmlerden biri de -2000 yapımı- Müslümanlara yönelik olumsuz bir klişe oluşturan ve böylelikle ABD'nin Müslümanlara yönelik saldırganlığını haklı çıkaran filmlere bir rol model teşkil eden "Angajman Kuralları" (Türkiye’de 'Vur Emri' ismiyle gösterime girmiştir) filmidir. Bu film Yemen'de çekilmiştir. Hikayesi ise bir Arap'ın Amerikalılara düşmanlık bildiren bir açıklama yaptığı, başkent Sana'daki ABD Büyükelçiliği önünde başlıyor. Ve bu açıklama, Amerikan büyükelçiliğine yönelik göstericilerin elçiliğe bomba, molotof kokteyli ve taş attığı gösterilerin başlangıcı oluyor.

"Amaç büyükelçiyi kurtarmak"

Olaylar gittikçe tırmanır ve Yemenli bir keskin nişancı elçiliğe ateş açar. Amerikalıların büyükelçi ve ailesini kurtarmak için bir özel eğitimli kuvvetleri göndermekten başka seçeneği yoktur ve kurtarma operasyonunda 3 özel kuvvet personeli öldürülür. Böylece Albay Childers birliklerine göstericileri vurmalarını emreder. Bu ise 83 Yemenlinin ölümüne ve diğerlerinin yaralanmasına yol açar. Childers, ABD Donanmasının bağlı olduğu angajman kurallarını yasa dışı bir şekilde ihlal etmeye devam eder; bu da aralarında birçok çocuğun da bulunduğu masum Yemenlilerin ölümüne yol açar.

Öldürmeyi haklı çıkarmak

Avukat Hayes Hodges, davayı araştırmak ve bunun Amerikan vatandaşlarına yönelik bir terör eylemi gerçekleştirmek için bir komplo olup olmadığını araştırmakla görevlendirilir. Albay, filmin son sahnesinde bunun gerçekten bir komplo olduğunu keşfeder. Aralarında siyah elbiseli, elinde silah bulunan bir kadının da bulunduğu bir grup Yemenli, Albay Childers ve ekibini ateş açarken, tek bacaklı silahlı küçük bir kız çocuğu dahi öne çıkıp ateş etmeye başlar.

Araplara sempati duyma!

Bu nedenle, başlangıçta Yemenlilerin vurulmasının bir hata olduğuna inanan seyirci, filmin sonunda Arapların öldürülmesinin -çocuklar da dahil olmak üzere- gerekli ve haklı olduğuna ve 83 Yemenlinin ölmeyi hak ettiğine inanmaya yönlendirilir. Childers'ın onları vurması bir nefsi müdafaaydı çünkü onlar, çocukları Amerikalılara ateş etmeleri için eğitiyorlardı.

Filmde 1968'de Amerikan askerlerinin Vietnam'daki görevine atıfta bulunulan "flashback" sahneler de kullanılıyor. Ve Hayes Hodges, Vietnam ordusu kendi kuvvetlerine saldırdığında ve Childers'ın Vietnam ordusu komutanını vurma konusundaki akıllıca kararının, Albay’ın kuvvetlerini ve Vietnam'daki tüm Amerikalıların hayatını kurtarma konusundaki rolünü hatırlıyor.

Amerikalılar tüm sahnelerde kahraman

Ama bu hatırlatmanın Yemen'de geçen bir filmde Amerikan ordusuna karşı "komplo" kuran Arapların öldürülmesini haklı çıkarmakta ne faydası var?

Amerikan halkı Vietnam kompleksinden ötürü acı çekiyor ve Amerikan ordusunun Vietnamlılara karşı yaptığı katliamlardan utanıyor. Bu film ise Amerikan ordusunu temize çıkarmaya ve Childers'ı ömrü boyunca, -Vietnam'da bile- zeki bir kahraman olarak göstermeye çalışır. Ve o, Yemenlileri ve Vietnamlıları vurma emrini nefsi müdafaa için vermiştir.

Bu da Childers'ın Amerikalıların hayatlarını kurtarmak için onurlandırılmayı hakeden doğru kararlar verme yeteneğine sahip olduğunun bir delilidir. Bu nedenle, Vietnamlılara ve Yemenlilere ateş etme sahneleri, izleyicileri ABD ordusunun -ateş ettiğinde- potansiyel bir şiddet ve terörle karşı karşıya olduğuna ve gerekli bir vatani görevini yerine getirdiğine inanmak zorunda bırakıyor.

"Çocukların ölümüne yol açması pahasına görevinizi yapın"

Filmin izleyiciyi ikna etmek istediği mesaj, vatani görevini yerine getirirken şiddet uygulayan herkesi vurma emri vermenin ve Childers'ın (zeki Amerikan lideri) çocukların öldürülmesine yol açsa dahi her daim hakkı olduğudur.

Çünkü Amerikalıların hayatı en önemlidir ve diğer halklarla kıyaslanamaz ve bu angajman kurallarının ilkidir.

Arapların olumsuz imajı

Film, Yemenlilerin imajını karalama için birçok unsuru kullanıyor ve onları olumsuz bir şekilde sunarak izleyicinin onlara karşı sempati duyma olanağını azaltıyor. Film Sana'nın helikopterden çekilmiş panoramik bir görüntüsünü sunuyor.

Birçok palmiye ağacı olan bir vaha gibi görünen ve evleri çamurdan inşa edilmiş ve hiçbir şehirleşme veya medeniyet belirtisi olmayan Sana, Yemen'in başkenti.

Bu Hollywood'un dünyaya sunmak istediği Sana'dır. Ve bu Hollywood'un Arap ülkelerinin geri kalmışlık ve Amerika ve Avrupa şehirlerinin ise ilerleme ve modernleşme oranına yaklaşımının devamıdır. Sanaa ise geri kalmış görünüyor. Evleri çamurdan inşa edilmiş, çölde palmiye ağaçlarıyla dolu bir vaha...

Film ayrıca Yemenlileri gelişmemiş, medeniyetten uzak ve her zaman şiddete meyilli olarak tasvir ediyor ve bu nedenle hayatları önem arz etmiyor.

İslam'ı geri kalmışlıkla bağdaştırma

Bu filmde coğrafya, tarih ve nüfus arasında bir bağ kurulduğunu ve az gelişmişliğin ve yoksulluğun da bu faktörlerle bağlantılı olarak tasvir edildiğini görebiliriz. (Az gelişmişliği İslam'la ilişkilendirmek)

Hodges, kurbanlarla tanışmak için Sana'daki bir hastaneyi ziyaret ettiğinde, hastanenin bir askeri karargah gibi olduğunu, sineklerin her yeri doldurduğunu, yaralıların yüzlerini kapattığını ve kanın yatakları ve kıyafetleri doldurduğunu ve bu pis yerde doktorların olmadığını görür.

Filme göre Araplar, geri kalmışlıkları nedeniyle Amerika'ya düşmanlık besliyor ve ondan nefret ediyor, Büyükelçiliği taşlıyor ve Amerikalılara ateş açıyorlar. Bu durumda Amerikalıların hayatlarını kurtarmak için Yemenlilere ateş açmak gibi akıllıca bir karar veren Komutan Childers'ı suçlamak nasıl mümkün olur? Burada, Yemenlilerin yoksulluğunu ve geri kalmışlığını betimleyen sahnelerle verilen mesaj iyice netleşir.

Agresif Arap karakteri

Yapılan araştırmalardan biri, filmde birbirini takip eden sahnelerin, izleyiciyi “Arap”ın  saldırgan ve şiddet yanlısı bir karakter olduğu konusunda genel bir yargıya varmaya zorladığı ve bunda erkek, kadın ve çocuklar arasında hiçbir fark olmadığı gibi önemli bir sonuca ulaştı.

Taş ve molotof kokteyli kullanan Yemenliler, gür kaşlı, siyah ve kırık dişli, kadınlar ise sadece öfkeli bakışlarla tasvir ediliyor. Bu dramatik sahneler, Araplar hakkında olumsuz bir klişe oluşturuyor ve onlara sempati duyma olanaklarını azaltıyor. Buradan açıkça anlaşılmaktadır ki Amerikan sineması, halklar hakkında basmakalıp imajların inşa etmek, imajların ve kelimelerin savaşını yönetmek için modern yeteneklere ve yöntemlere sahiptir.

Onlar insanlıktan çıkmıştır

Filmdeki sahnelerden çıkarılabilecek izlenim, -özellikle- adalete düşkün ve şiddeti sadece nefsi müdafaa için kullanan Amerikalılarla karşılaştırıldığında, Yemen halkının hepsinin kötü-tehlikeli olduğu ve bu nedenle insanlıktan çıktıklarıdır...

Bunun ışığında, Yemen halkının imajını çarpıtmak için tüm tekniklerin kullanıldığı ve Hollywood'un imaj savaşındaki rolünü gösteren önemli bir vaka olan "Angajman Kuralları" filmi, Amerikalıları yüceltiyor, onları insancıl bir şekilde sunuyor.

Amerika büyükelçisinin güzel karısı ise, güzel çocuğunu kucağında taşıyor ve -Hollywood'un tasvir ettiği- o çirkin, kötü, vahşi halktan korkmasına rağmen sakin, latif ve yumuşak sözlerle konuşuyor.

Sömürge söylemi

Ubeyd Minşavi Fewal, bu filmdeki dramatik tasvirin, dünyayı kötü Araplar ve iyi beyaz Batılılar olarak ikiye bölen sömürgeci oryantalist söylemin bir uzantısı olduğunu söylüyor.

Bu nedenle film, Yemenlilerin Amerikan büyükelçiliği önünde yaptıkları gösterinin nedeni gibi birçok gerçeği görmezden geliyor ve bu nedenle de izleyici, gösteriyi -Amerikan büyükelçisinin açıkladığı gibi- mantıksız bir eylem olarak ele almaya itiliyor.

Childers masum ve kararında haklı

Bu gösteri, 'Müslümanların Amerikalılara olan nefretinden kaynaklanan mantıksız bir harekettir.' Yemenlilerin öfkesine ve büyükelçilik önünde gösteri yapmalarına ilişkin filmin yaptığı açıklama tam olarak budur.

Filmin devamında Avukat Hodges, Amerika'ya karşı cihat ilan edilmesini ve Amerikalıların öldürülmesini isteyen, Rablerine itaat eden tüm Müslümanları, Amerikalıları ve onların sivil ve askeri müttefiklerini öldürmeye çağıran -Yemenlileri savaşa çağıran sloganları içeren- bir kasette Childers'ın masumiyetinin kanıtını bulur.

Ses kaydının olduğu kasetin tercümesi, Yemenlilerin Amerikalılara olan nefretinin sebebinin İslam dini öğretilerinden kaynaklandığını ve Arapların tehlikeli ve Amerikan düşmanı olduğunu ortaya koyar.

Bu nedenle araştırmacı Hodges, Yemenlilerin vurulmayı hak ettiği ve Childers'ın onları öldürmek için ateş etme kararının gerekli, akıllıca ve haklı olduğu sonucuna varır.

İşte Amerikan adaleti

Böylece Hollywood, tüm Yemen halkını ve Müslümanları “insanlıktan” çıkararak, fanatik, zalim ve Amerika için bir tehdit oldukları gerekçesiyle onlara ateş açılmasını haklı çıkarıyor.

Sömürgeci Hollywood söyleminde, bir Arap veya Müslüman'ın öldürülmesi “Amerika'nın güvenliğini korumak için haklı ve gereklidir.”

Ve işte bu “Amerikan adaletinin tecelli ettiği” angajman kurallarıdır.

Böylece Hollywood, İslamofobiyi besleyerek Müslümanlara karşı nefreti yaymakta, İslam'ı Amerikan halkının düşmanı olarak sunmaktadır.

Aynı zamanda Hollywood, Amerikan halkının Müslümanlara karşı açılan savaşlarda işbirliği yapmasını sağlamak amacıyla yine Müslümanlara karşı bir propaganda kampanyası yürütmektedir.


Al Jazeera Arapça için kaleme alınan bu görüş yazısı Zehra Çamdalı tarafından Mepa News için Türkçeleştirilmiştir. Yazıdaki ifadeler Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.