Winthrop Rodgers | New Arab | Tercüme: Mepa News
Sahada geçen 12 yılın ardından, IŞİD'e karşı savaşan Uluslararası Koalisyonun son askerleri geçen hafta Irak'tan ayrıldı.
ABD'nin 2011'deki kontrollü ayrılışına ya da 2021'de Afganistan'dan kaotik çekilişine kıyasla nispeten sessiz bir olaydı. Yine de bundan böyle daha az uluslararası desteğe sahip olacak ve dışarıdan daha az izlenecek olan Irak için yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor.
Başlıca sorulardan biri, Irak'ın ABD ve Koalisyon askerlerinin istikrar sağlayan varlığı olmadan kendi güvenliğini yönetip yönetemeyeceği. Irak en son bu durumda kaldığında Bağdat büyük bir başarısızlığa uğramış, yabancı askerler üç yıl içinde geri dönmüştü.
ABD, İsrail ve İran arasındaki savaşın ortasında bölgesel güvenlik ortamı bugün daha kötü. Iraklı ve Kürt liderlerin çatışmada tarafsız olduklarını açıklamalarına rağmen üç ülke de Irak topraklarındaki hedefleri vurdu.
Son haftalarda IŞİD, Kerkük ve tartışmalı bölgelerde faaliyetlerini artırdı ve geçen hafta bir polis birliğine can kaybına yol açan bir saldırı düzenledi.
Koalisyonun ayrıldığı sırada, birçoğu İran tarafından desteklenen Iraklı direniş milislerinin yapısı da Irak hükümetinin silahları devletin denetimi altına alacağına dair defalarca verdiği güvencelere rağmen büyük ölçüde varlığını koruyor.
Irak egemenliğinde yeni bir dönem
Bu açıdan bakıldığında çekilme, düşüncesizce atılmış bir adım gibi görünebilir ve birçok analist de bu görüşü savundu. Bu nedenle, bu değişimin tesadüfen aynı döneme denk gelen ancak birbirini güçlendiren birkaç stratejik dönüşümün parçası olduğunu anlamak önemlidir.
Irak açısından bakıldığında Bağdat, yaptırımlar, savaş, işgal, insani yardım, kalkınma ve askerî iş birliği yoluyla son 35 yıldır ülkenin meseleleri üzerinde önemli bir etkisi olan uluslararası toplumla ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor. Bu varlık pek az ülkede bu kadar yoğun ya da uzun süreli olmuştur.
Yeni yaklaşım, Irak'ın kendi meseleleri üzerinde daha fazla kontrol sahibi olması ve diğer devletlerin çoğunun sahip olduğu ikili ilişkiler sistemini yeniden kurması arzusundan kaynaklanıyor.
İlk adım, 2024'te savaş suçlarını soruşturan UNITAD birimi ve ardından ertesi yıl UNAMI'nin siyasi gözetim misyonu da dahil olmak üzere özel BM kurumlarının faaliyetlerine son vermek oldu. Aynı zamanda Başbakan Muhammed Şiya es Sudani hükümeti, IŞİD karşıtı Koalisyonun misyonunu sona erdirmek için ABD Başkanı Joseph Biden ile görüşmelere başladı.
ABD askerlerinin 2025'te Irak'ın federal yönetime bağlı bölgelerinden, 30 Eylül 2026'ya kadar da Kürdistan Bölgesi'nden ayrılması konusunda anlaştılar.
Selefleri tarafından başlatılmış olsalar da her iki süreç de Trump yönetimi döneminde, ikinci süreç ise ayrıca Başbakan Ali Zeydi'nin yeni hükümeti döneminde sonuçlandırıldı ve hayata geçirildi.
Bu, söz konusu adımların tek tek yönetimlerin keyfi tercihlerinden ziyade ulusal stratejileri temsil ettiğini düşündürüyor. Bu yaklaşımlar, Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünün ardından ya da Irak'taki 2025 seçimlerinden sonra yumuşatılabilirdi, ancak bunun yerine planlandığı doğrultuda sürdürüldü.
Bu durum, Irak'ta bulunma ve aktif olma motivasyonları kendi ülkelerindeki koşullardan etkilenen ABD ve Batı'daki değişimleri de yansıtıyor. Trump'ın İran'a karşı savaş başlatma kararı, her zamanki savaş yanlısı tutumunu yansıtıyor ancak ABD'de hakim olan eğilime ters düşüyor.
Yeni savaşlar başlatmamak ve yurt dışında uzun süreli askerî misyonlardan kaçınmak, 2024 seçimlerindeki temel vaatlerinden biriydi. Amerikalı seçmenler, kısmen bu vaadi yerine getirmedikleri için Cumhuriyetçileri ara seçimlerde cezalandırmaya hazır görünüyor.
Hem ABD hem de Avrupa, Koalisyon misyonunun sona ermesinin Irak'la güvenlik ilişkilerini tamamen sona erdirdikleri anlamına gelmediğini vurguladı. Ancak Koalisyonun yerini ikili eğitim misyonları, istihbarat iş birliği ve diğer yollarla nasıl dolduracaklarına ilişkin planlar belirsizliğini koruyor ve henüz resmî anlaşmalarda ortaya konmuş değil.
Askerî güç, nüfuzun önemli dayanaklarından biri. Kalıcı bir varlık olmadan bunu nasıl sürdürecekleri ya da başka yollarla nasıl ikame edecekleri belirsiz.
Örneğin ABD ve Avrupa, dış yardım bütçelerini de kısıyor. Bu değişim tek bir ülkenin ötesine geçiyor ve dünya genelinde kalkınma ve insani yardım finansmanını etkiliyor. Zaman zaman tartışmalı olsa da bu yardımlar, uluslararası toplumun Irak'taki nüfuzunun önemli bir bölümünü oluşturuyordu ve şimdi azalıyor.
Teorik olarak bunların yerini ekonomik güç alabilir. İran savaşından önce Trump yönetimi, "çatışma değil, ticaret" politikası izleyeceğinin sinyalini vermişti. Bu, Bağdat, Erbil ve bölge genelinde birçok kişiyi heyecanlandırdı, ancak ABD-İran savaşının yol açtığı kaos ve Hürmüz Boğazı'nın kapanmasının ciddi ekonomik sonuçları ortasında başarısızlığa uğramış olabilir.
Ayrıca Irak'ta yabancı ekonomik yatırımlara açık olan alan hala kısıtlı ve başlıca odak noktasını enerji oluşturuyor.
Değişen bölgesel denge
ABD'nin askerî gücünün ya da onun yerini alabilecek uygun bir alternatifin yokluğunda, diğer ülkeler bu boşluğu dolduruyor.
İran, 2003'ten beri Irak'ta önemli bir varlığa sahip ve nüfuzunu artırması muhtemel görünüyor. Bu, ABD'nin çekilmesi konusunda başlıca endişe kaynaklarından biri oldu, ancak çekilmenin gerçekleşmesini engellemedi. Irak'ın Washington ile Tahran arasında bir rekabet ve çatışma alanı olarak kalması muhtemel.
Türkiye de Irak'ın meselelerinde daha etkili bir aktör haline geliyor. Tarihsel olarak birbirlerine mesafeli durmuş olsalar da Bağdat ve Ankara artık daha yakın ilişkilere sahip.
Su akışı gibi eski sorunlar görüşmeler yoluyla ele alınırken ve PKK varlığı gibi daha çetrefilli meseleler daha az öne çıkarken, ekonomik kalkınma ve altyapı gibi konular öncelik kazanıyor.
Yine de Irak ve karşı karşıya olduğu zorluklar konusunda endişelenmemek imkansız.
IŞİD'in yeniden örgütlenmesi ya da 2010'lu yıllardaki faaliyet düzeyine ulaşması pek olası görünmüyor. Irak güvenlik güçleri ve Kürt Peşmerge güçleri artık daha yetkin ve bu görevin üstesinden gelebilmeleri bekleniyor, ancak IŞİD'in yeniden saldırılar düzenlemesi ve kırılgan bölgelerde istikrarsızlık oluşturması gerçek bir ihtimal.
En büyük güvenlik riski, ABD'nin çekilmesiyle ortaya çıkan fırsattan yararlanmayı tercih etmesi muhtemel Iraklı direniş milislerinden kaynaklanıyor. Bazı gruplar silahsızlanma sürecini benimsemeyi tercih ederken, Irak'ın yerleşik siyasi yapısı içinde daha az çıkarı bulunan diğer gruplar bunu reddetti.
Bu durum, Zeydi hükümetinin otoritesini zayıflatarak istikrarsızlaştırıcı bir etki oluşturacak. Bu gruplar ayrıca Kürdistan Bölgesi'ne, Körfez ülkelerine veya ABD üslerine saldırılar düzenleyerek devam eden bölgesel savaşta gerilimi tırmandırabilecek bir rol oynayabilir. Bağdat'ın bu baskılara nasıl karşılık vereceği, dikkatlerin odaklandığı başlıca konulardan biri.
İyi ya da kötü, Irak'ın siyasi liderliği, zorluklarla başa çıkarken hemen yararlanabileceği uluslararası desteğin daha az olduğu bir yol seçti. Bu desteğin yokluğunda, uluslararası toplumun yoğun biçimde dahil olduğu önceki dönemde oluşan mevcut Irak kurumlarının bu yeni ortamda işlerin üstesinden gelip gelemeyeceği henüz belli değil.
Bu görev, Şii Koordinasyon Çerçevesi tarafından adı pek bilinmezken seçilen, siyasette deneyimsiz bir isim olan ve Washington'ın da desteğine sahip Başbakan Zeydi'ye düşüyor.
Bununla birlikte, önündeki zorluk çok büyük. Irak, kendi başına yol almaya başlayıp bunun sonucunda daha önce kendisini destekleyenlerin öncelik sıralamasında geriye düşerken belirsiz yeni bir döneme giriyor.