İran Savaşı ABD'nin Ortadoğu'daki son savaşı olabilir

William A. Galston

Savaşlar rahatsız edici gerçekleri ortaya çıkarır, İran ve onun vekil güçleriyle yürütülen savaş da bunun istisnası değil.

ABD, bölgesel bir güce karşı görece kısa süreli bir savaşı bile kritik mühimmat stoklarını tüketmeden yürütemeyeceğini öğrendi. Küçülmüş askeri-sanayi altyapısıyla birlikte, en gelişmiş silahlarımızın karmaşık teknolojisi bunların yerine yenilerinin konulması sürecini tehlikeli biçimde yavaşlatıyor.

Gelecekte denk bir rakiple daha büyük bir savaşa girersek bu durumu düzeltmemiz gerekecek. Savunma üretim kapasitemizi yeniden inşa etmeli ve az sayıda pahalı, ileri teknoloji ürünü silahla daha fazla sayıda basit ve ucuz silah arasındaki dengeyi yeniden düşünmeliyiz. En gelişmiş silahlarımız tükeniyorsa niteliksel üstünlüğümüzün pek bir anlamı kalmaz.

Ayrıca kuvvetlerimizin küresel taahhütlerimizin büyüklüğüyle uyumlu olmadığını da öğrendik. İran'a karşı operasyon yürütmek için hayati öneme sahip deniz unsurlarımızın önemli bir bölümünü Doğu Asya'dan çekmek zorunda kaldık. Çin bu sırada Tayvan'a yönelik tehdidini tırmandırmayı seçseydi buna etkili biçimde karşılık vermek zor olurdu.

Çin'in deniz platformu üretim hızı bizimkini katbekat aşıyor ve mevcut ivme, yakın zamanda aradaki farkı kapatmamızı zorlaştıracak. Çin artık küresel gemi inşa kapasitesinin yüzde 53'ünü oluşturuyor ve sivil-askeri bütünleşme doktrini sayesinde donanması sivil üretim altyapısından yararlanabiliyor. Deniz üretim kapasitesi körelmiş olan ABD bu işi tek başına yapamaz. Güney Kore'nin küresel kapasitedeki yüzde 29'luk, Japonya'nın ise yüzde 13'lük payını da devreye sokan topyekûn bir çabaya ihtiyacımız var. Bu, her esen rüzgarla yön değiştirmeyen istikrarlı ve uzun vadeli bir politika gerektiriyor, ayrıca müttefikleri sırtımızdan geçinenler değil, kuvvet çarpanı olarak görmemizi gerektiriyor.

Hiç unutmamamız gereken bir şeyi yeniden öğrendik: Hava gücünün sınırlarını. Evet, bombardımanlarımız İran'ın askeri kapasitesinin önemli bir bölümünü ve sivil altyapısının bir kısmını yok etti. Ancak hiçbir zaman kara kuvveti göndermeye hazır değildik ve İranlılar da bunu biliyordu. Üretim kapasitesini ve yedek parçaları yerin derinliklerine gömme stratejisi sayesinde Tahran, Arap komşularını ve Basra Körfezi'ndeki deniz taşımacılığını tehdit etmek için ihtiyaç duyduğu füzeleri üretme kabiliyetini koruyabildi.

Orta Doğu'daki üslerimiz bölgedeki güç yansıtma kapasitemiz açısından vazgeçilmez olsa da saldırılara açık olduklarını öğrendik. 28 Şubat'tan itibaren İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırıları Bahreyn'deki ABD üssünde büyük hasara yol açtı. Ardından Irak, Ürdün, Kuveyt, Umman, Katar ve Suudi Arabistan'daki üslere de saldırılar düzenlendi. 18'i ölüm olmak üzere yüzlerce kayıp verdik, binalar ve teçhizattaki zarar yaklaşık 4 milyar dolara ulaştı. Çektiğimiz personel geri dönmeden önce -eğer dönerse- ordunun onları koruma kapasitesini geliştirmesi gerekiyor.

İranlıların saldırımıza bölge genelindeki vekil güçleri üzerinden yatay tırmanma stratejisiyle karşılık verebildiğini de öğrendik. Husilerin saldırısı Babu'l Mendeb Boğazı'nı onların denetimine soktu; İran bağlantılı bir milisin Irak'tan başlattığı insansız hava aracı saldırısı ise Suudi Arabistan'ın Körfez'den yaptığı petrol ihracatının büyük bölümünü yönlendirdiği Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nı geçici olarak devre dışı bıraktı. Küresel petrol stokları azaldıkça enerji fiyatlarında yaşanacak yeni bir sıçrama dünya ekonomisini tehlikeye atabilir. Bu da İran'daki mevcut çıkmazı sürdürülemez hale getirir.

Hürmüz Boğazı'ndan geçen Suudi petrolünün miktarı artarken ABD'nin deniz ablukası İran ekonomisi üzerinde yoğun baskı oluşturuyor. ABD ekonomik yıpratma savaşında kademeli olarak üstünlüğü ele geçiriyor.

Ancak bunun İran rejimini boyun eğmeye zorlayacağı kesin değil. İranlı yöneticiler, bedelini halka yüklerken muhalefeti acımasızca bastırarak gerilemeleri absorbe edebildiklerini defalarca gösterdi. Devrim Muhafızları hem kartları hem de silahları elinde tuttuğu sürece bu durumun değişmesi de pek olası görünmüyor.

Eğer durum buysa, Richard Haass ve Carolyn Kissane'in savunduğu gibi ABD müzakere masasına geri dönmek zorunda kalacak. Ve de, bölgesel müttefiklerimize ve küresel enerji arzına yönelik tehdidi sona erdirecek ancak bizi Başkan Trump bu çatışmayı başlatmadan öncekinden daha kötü bir konumda bırakacak şartları kabul etmek zorunda kalacak.

Bu, Amerika'nın son çeyrek yüzyıldaki üçüncü Orta Doğu macerası ve muhtemelen sonuncusu. Bu savaş, bölgeye hükmetme çabamızın sonunu işaret ediyor ve ABD kuvvetlerinin kademeli olarak çekilmesini başlatabilir. Böyle olursa Körfez ülkeleri ve korumamıza güvenen diğer aktörler başka düzenlemeler yapmak zorunda kalacak. Başkan Trump'ın Suudi Arabistan'ın ABD ordusunun Husilere karşı savaşa katılması talebini reddetmesi de bu gerçeğin altını çiziyor.

Müttefiklerimiz, ya İran'ın bölgesel hakimiyetine boyun eğmek ya da zamanla İsrail'i de kapsayabilecek resmi bir İran karşıtı ittifak oluşturmak arasında seçim yapmak zorunda kalacak.

Her ne olursa olsun, İran savaşı Orta Doğu'yu sonsuza dek değiştirecek.


Wall Street Journal'de yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.