İran savaşı büyük olasılıkla Amerikan geri çekilmesiyle sonuçlanacak

"Amerikan imparatorluğu, İran'a karşı savaşı kabul edilebilir mali, askeri ve siyasi bedellerle kazanamaz."

Jeffrey Sachs ve Sybil Fares | Al Jazeera | Tercüme: Mepa News

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a karşı başlattığı savaş, muhtemelen Amerikan geri çekilmesiyle sona erecektir.

Amerika Birleşik Devletleri, felaket doğuracak sonuçlar üretmeden bu savaşı sürdüremez. Gerilimin yeniden tırmanması, bölgedeki petrol, doğal gaz ve deniz suyu arıtma altyapısının yok olmasına yol açacak ve uzun süreli küresel bir felakete neden olacaktır.

İran, Amerika Birleşik Devletleri’nin taşıyamayacağı ve dünyanın da maruz kalmaması gereken bedelleri güvenilir şekilde dayatma kapasitesine sahiptir.

ABD-İsrail savaş planı, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Mossad Direktörü David Barnea tarafından Başkan Donald Trump’a sunulan bir “liderliği tasfiye etme saldırısı” planıydı. Bu planın dayandığı varsayım şuydu: ABD ve İsrail’in ortak şekilde yürüteceği saldırgan bombardıman kampanyası, İran rejiminin komuta yapısını, nükleer programını ve Devrim Muhafızları’nın üst düzey liderliğini öylesine zayıflatacaktı ki rejim parçalanacaktı. Ardından Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, Tahran’da kendilerine uyumlu bir hükümet kuracaktı.

Trump’ın, İran’ın Venezuela’da yaşanan sürecin aynısını izleyeceğine ikna edilmiş göründüğü anlaşılıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin Ocak 2026’da Venezuela’da gerçekleştirdiği operasyon, görünüşe göre CIA ile Venezuela devleti içindeki bazı unsurlar arasında koordineli biçimde gerçekleştirilen bir operasyon sonucu Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden uzaklaştırdı. ABD, daha uyumlu bir rejim elde ederken Venezuela’daki iktidar yapısının büyük kısmı yerinde kaldı. Trump’ın safça şekilde aynı sonucun İran’da da ortaya çıkacağına inandığı görülüyor.

Ancak İran operasyonu, Tahran’da ABD’ye uyumlu bir rejim ortaya çıkarmayı başaramadı. İran; tarihî, teknolojik, kültürel, coğrafi, askerî, demografik ve jeopolitik açılardan Venezuela değildir.

Caracas’ta yaşananların, Tahran’da meydana gelecek olanlarla çok az ilgisi vardı.
İran rejimi parçalanmadı. İran Devrim Muhafızları Ordusu, tasfiye edilmek bir yana, daha sıkılaştırılmış bir iç komuta yapısı ve ulusal güvenlik mimarisi içinde genişletilmiş bir rolle ortaya çıktı. Dini liderlik makamı ayakta kaldı; dini kurumlar onun etrafında kenetlendi, halk ise dış saldırıya karşı birleşti.

İki ay sonra bugün artık Trump ve Netanyahu’nun kontrolü altında herhangi bir İran hükümeti bulunmuyor; savaşı sona erdirecek bir İran teslimiyeti yok; zafer sağlayacak askerî bir yol ise hiç yok. Tek yol, ABD’nin şu anda izliyor gibi göründüğü yol olan geri çekilmedir; bu durumda Hürmüz Boğazı İran’ın kontrolünde kalacak ve ABD ile İran arasındaki diğer meselelerin hiçbiri çözülmemiş olacaktır.

Amerika’nın felaket niteliğindeki yanlış hesaplarını ve İran’ın başarılarını açıklayan birkaç sebep vardır.

Birincisi, Amerikan liderleri İran’ı temelden yanlış değerlendirdi. İran, 5.000 yıllık tarihe, derin bir kültüre, ulusal dirence ve gurura sahip büyük bir medeniyettir. İran rejimi, özellikle İranlıların 1953 yılında ABD’nin demokratik yollarla seçilmiş hükümeti devirerek İran demokrasisini yok ettiğini ve 27 yıl süren bir polis devleti kurduğunu hatırladığı düşünüldüğünde, Amerikan baskısına ve bombardımanına boyun eğmeyecekti.

İkincisi, Amerikan liderleri İran’ın teknolojik gelişmişliğini büyük ölçüde küçümsedi. İran, dünya çapında mühendislik ve matematik kapasitesine sahiptir. Gelişmiş balistik füzeler, yerli bir drone endüstrisi ve yerli yörünge fırlatma kapasitesiyle kendi savunma sanayi altyapısını kurmuştur. İran’ın, artarak devam eden 40 yıllık yaptırımlara rağmen oluşturduğu teknolojik gelişim sicili, dikkat çekici bir ulusal başarıdır.

Üçüncüsü, askerî teknoloji İran’ın lehine olacak şekilde değişmiştir. İran’ın balistik füzeleri, bunlara karşı kullanılan Amerikan önleme sistemlerinin maliyetinin çok küçük bir kısmına mal olmaktadır. İran dronlarının maliyeti 20 bin dolar iken, Amerikan hava savunma önleme füzelerinin maliyeti 4 milyon dolardır. Yüz binler seviyesindeki maliyetlere sahip İran gemisavar füzeleri, maliyetleri 2 ila 3 milyar dolar olan Amerikan destroyerlerini tehdit etmektedir.

İran’ın Körfez çevresindeki erişim engelleme ve alan hâkimiyetini reddetme ağı, katmanlı hava savunması, yoğun drone ve füze saldırı kapasitesi ile boğazdaki deniz engelleme kabiliyeti; Amerika’nın İran’a kendi iradesini dayatma operasyonunun maliyetini, özellikle İran’ın komşu ülkelere verebileceği misilleme yıkımı da hesaba katıldığında, ABD’nin sürdürebileceğinden çok daha yüksek hale getirmiştir.

Dördüncüsü, ABD’nin politika üretim süreci irrasyonel hale gelmiştir. İran savaşı, kurumlar arası resmî bir süreç olmadan ve önceki yıl boyunca içi boşaltılmış bir Ulusal Güvenlik Konseyi ile birlikte, Mar-a-Lago’daki başkana sadık dar bir çevre tarafından kararlaştırıldı.

Trump’ın Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, 17 Mart’ta yayınladığı açık mektupta başkanı aldatmak için kullanılan “bir yankı odasını” tarif ederek görevinden istifa etti. Bu savaş, istişare mekanizmasının devre dışı bırakıldığı bir karar alma sisteminin ürünüdür.
Bu savaş ne bir zorunluluk savaşıydı ne de bir tercih savaşıydı. Bu, heves uğruna yürütülen bir savaştı. Altındaki temel varsayım hegemonya idi. Amerika Birleşik Devletleri artık sahip olmadığı küresel hâkimiyeti korumaya çalışıyordu; İsrail ise hiçbir zaman sahip olamayacağı bölgesel bir üstünlük kurmaya çalışıyordu.

Bütün bunlar göz önüne alındığında, muhtemel sonuç şudur: Savaş büyük ihtimalle, sahada ortaya çıkan üç yeni gerçek dışında, savaş öncesindeki duruma yakın bir noktaya dönüşle sona erecektir.

Birincisi, İran Hürmüz Boğazı üzerinde fiilî operasyonel kontrol sahibi olacaktır. İkincisi, İran’ın caydırıcılık pozisyonu önemli ölçüde yükselecektir. Üçüncüsü, ABD’nin Körfez’deki uzun vadeli askerî varlığı ciddi biçimde azalacaktır. ABD’nin İran’a saldırmasını sözde gerekçelendiren diğer meseleler -İran’ın nükleer programı, bölgesel vekil güçleri ve füze cephaneliği- büyük ihtimalle savaşın başladığı noktada olduğu gibi kalacaktır.

ABD geri çekilirken bile İran, komşularına karşı avantajını zorlamayacaktır. Bunun üç sebebi vardır. Birincisi, İran’ın uzun vadeli stratejik çıkarı Körfez’deki komşularıyla iş birliğidir; sürekli bir savaş değil.

İkincisi, İran başarıyla sona erdirdiği bir savaşı yeniden başlatmak istemeyecektir.

Üçüncüsü, eğer herhangi bir sınırlamaya ihtiyaç duyulursa, İran; istikrarlı ve müreffeh bir bölge isteyen büyük güç destekçileri Rusya ve Çin tarafından dizginlenecektir. İran liderliği bunu açık biçimde anlamaktadır ve çatışmayı durduracaktır.

Trump’ın yaklaşan geri çekilmeyi büyük bir askerî ve stratejik zafer gibi göstermeye çalışacağına şüphe yoktur. Ancak bu tür iddiaların hiçbiri doğru olmayacaktır. Gerçek şu ki İran, Amerika Birleşik Devletleri’nin düşündüğünden çok daha karmaşık ve gelişmiş bir ülkedir; savaşa girme kararı irrasyoneldi; ve savaş teknolojisinin temel dengesi ABD’nin aleyhine değişmiştir.

Amerikan imparatorluğu, İran’a karşı savaşı kabul edilebilir mali, askerî ve siyasi bedellerle kazanamaz. Ancak Amerika’nın yeniden kazanabileceği şey, belli ölçüde bir akılcılıktır. ABD’nin rejim değiştirme operasyonlarını sona erdirip yeniden uluslararası hukuk ve diplomasiye dönmesinin zamanı gelmiştir.

Kaynak: Mepa News

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri