Paul Iddon | New Arab | Tercüme: Mepa News
İran savaşının genişlemesinin Mısır'ı da tehlikeye atabileceğine işaret eden kaygı verici bir gelişme olarak, geçen hafta Mısır'ın Dimyat liman kentinde iki gaz tankerini hedef alan ve yıkıcı sonuçlar doğurabilecek bir insansız hava aracı saldırısı düzenlendi.
Bu saldırı, İran ile Yemen'deki Husiler gibi bölgesel müttefik milislerin tercih etmeleri halinde Mısır limanlarını ve hayati öneme sahip Süveyş Kanalı'nı ciddi biçimde tehdit edebileceğini gösterdi.
29 Temmuz'da düzenlenen benzeri görülmemiş insansız hava aracı saldırısı, ABD'ye ait yüzer depolama ve yeniden gazlaştırma ünitesi ile Yunanistan'a ait bir LNG tankerinde yangınlara yol açtı. Yangınlara müdahale eden deniz görevlileri, limanın tamamının ve bitişikteki kentin bazı bölümlerinin patlayabileceğinden endişe etti.
Bu, bölgede türünün ilk saldırısı oldu ve Hürmüz Boğazı ile Babu'l Mendeb Boğazı'ndan geçen tankerleri hedef alan tekrarlanan saldırıların ardından gerçekleşti.
İran, ABD ile İsrail'in 28 Şubat'ta Tahran'a karşı başlattığı hava savaşının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattı. Husiler ise Babu'l Mendeb'i tehdit etti ve yakın zamanda Kızıldeniz'i kullanan Suudi Arabistan bağlantılı gemilere abluka uyguladı. O tarihten bu yana taraflar arasında gerilim ve çatışmalar yaşandı. Bu durum, yedi yıl süren yıkıcı bir savaşın ardından 2022'de sağlanan ateşkesi tehlikeye attı.
Bugün Süveyş Kanalı ile Suudi Arabistan'ın kullandığı Sumed boru hattının Tahran ve Husilerin hedefinde olabileceğine ilişkin endişeler bulunuyor. Buna rağmen bu önemli saldırının sorumluluğunu iki taraftan hiçbiri üstlenmedi.
Olağan şüpheliler
İnsansız hava araçlarının kim tarafından ve nereden fırlatıldığı belirsizliğini koruyor. İran'ın temmuz ayı başında Tahran ile Husilerin kontrolündeki Yemen'in başkenti Sana arasında doğrudan uçuşları yeniden başlatmaya çalışmasının ardından Riyad ile uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti buna karşı çıktı.
Bir uçak 13 Temmuz'da Tahran'dan dönerken Riyad söz konusu havalimanının pistini bombaladı. Uçak başka bir rotaya yönelmek zorunda kaldı ve Husiler buna Suudi Arabistan'ın güneyindeki bir havalimanını hedef alarak karşılık verdi.
Taraflar o tarihten bu yana karşılıklı saldırılar düzenledi. Suudi savaş uçakları temmuz ayı sonunda Hudeyde'yi, Husiler ise Cizan ve Yenbu'daki Suudi enerji altyapısını hedef aldı.
Suudi Arabistan, ay sonunda Irak'tan fırlatılan ve ülkenin kritik Abkayk işleme tesisini hedef alan insansız hava araçlarının saldırısına uğradıktan sonra ABD ile birlikte Irak'taki İran destekli milislere karşılık vererek benzeri görülmemiş bir adım attı. Bu, türünün ilk ortak saldırısı oldu.
Dimyat'a ulaşan insansız hava araçlarının Irak veya Yemen'den havalanmış olması mümkün.
Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen güçleriyle birlikte Yemen'de saha çalışmaları yapan siyasi risk danışmanlık şirketi Horizon Engage'in güvenlik analisti Alex Almeida, insansız hava araçlarının Yemen yerine Irak'ın batısından havalanmış olmasının daha muhtemel olduğuna inanıyor.
Almeida, Irak'ın batısındaki Enbar vilayeti ile Dimyat arasındaki kuş uçuşu mesafenin yaklaşık 900 kilometre, Yemen'in kuzeyiyle arasındaki mesafenin ise 2 bin kilometre olduğunu belirtti. Bununla birlikte Husilerin Yemen'e kıyasla yaklaşık 300 kilometre daha yakın olan İsrail'i insansız hava araçlarıyla vurma kapasitesini gösterdiğine de dikkati çekti.
Almeida, The New Arab'a şunları söyledi:
"Bu, Tahran'ın uyguluyor gibi göründüğü 'biz ihraç edemiyorsak kimse edemez' stratejisinin hesaplanmış biçimde genişletilmesidir.
Abkayk'a Irak'tan düzenlenen saldırı ile Cizan ve Yenbu'nun vurulması, İranlıların yaklaşık son bir haftadır yöneldiği görülen vekiller üzerinden yatay tırmanma stratejisine uyuyor.
Bu nedenle Tahran'ın amacı bu mesajı gerçekten vermekse Yenbu'dan Süveyş'e geçen tankerlere veya Doğu Akdeniz'deki başka bir enerji hedefine saldırı düzenlenmesi imkansız değildir.
Bu saldırıların İran'ın bölgesel vekillerine yaptırılması, aynı zamanda küresel enerji piyasaları üzerindeki baskıyı sürdürür, Trump yönetiminin hareket alanını sınırlar ve İran ana karasına yönelik ağır ABD karşı saldırılarından kaçınılmasını sağlar."
Ortadoğu Politika Konseyi Geçici İcra Direktörü ve New Lines Institute Kıdemli Direktörü Nicholas Heras, Mısır'ın coğrafi konumu nedeniyle hedef haline geldiğini değerlendirdi.
Heras, Husilerin, İran Devrim Muhafızları'nın Kızıldeniz'i tehlikeli bir geçiş güzergahına dönüştürme yönündeki daha geniş stratejisine katkı sunmak için "en uygun konumda" bulunduğunu belirtti. Heras, The New Arab'a bunun "Süveyş ticareti üzerinde muazzam baskı oluşturacağını ve Mısır ekonomisinin zayıf olduğu, geniş çaplı huzursuzluğa yol açabilecek bir dönemde zincirleme etkilere yol açacağını" söyledi.
Heras, daha geniş açıdan bakıldığında Mısır'ı, İsrail'in İran liderliğiyle "nihai bir hesaplaşma" konusundaki ısrarından giderek daha fazla rahatsız olan "bölgesel bir denge devleti" olarak tanımladı.
Heras sözlerini şöyle sürdürdü:
"İran liderliği Mısır'ı doğrudan bir dost olarak değil, İsrail'i dizginlemesi için ABD üzerinde baskı kurabilecek elverişli bir ortak olarak görüyor.
Süveyş Kanalı, Kızıldeniz üzerinden gerçekleşen hayati küresel ticaretin temel geçiş yoludur ve özellikle Devrim Muhafızları, uluslararası ekonomi üzerinde ilave ve dayanılmaz bir baskı oluşturmak için bu bölgeye baskı uygulamak istiyor."
Virginia merkezli risk danışmanlık kuruluşu Basha Report'tan Mohammed Al-Basha, 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlenen saldırıların ardından başlayan bölgesel savaşlardan sonra Husiler ile İran arasındaki ilişkilerin güçlenmeye devam ettiğini belirtti. Mevcut çatışma bu ortaklığı daha da derinleştirdi.
Al-Basha, The New Arab'a, "Bunun en açık işaretlerinden biri Birleşmiş Milletler'de görüldü. İran, Husileri kamuoyu önünde Yemen'in meşru otoritesi olarak kabul etti" dedi ve ekledi:
"İran, Umman, Irak veya Lübnan'da bulunan Husi temsilcileri davet etmek yerine Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona ve uluslararası alanda tanınan Yemen hükümetine meydan okuyarak Husi heyetini BM'ye götürmek ve daha sonra geri getirmek için Sana'ya bir uçuşa izin verilmesini istedi."
Bu, İran ile Husiler arasındaki giderek güçlenen bağları ortaya koyan sembolik ve siyasi bir adımdı.
Al-Basha sözlerini şöyle sürdürdü:
"Aynı zamanda silah sevkiyatları da durmadı. Yelkenli tekneler Yemen'e silah taşımayı sürdürüyor, denizde el koyma ve engelleme operasyonları ise arttı. Bu durum, çatışmaya rağmen İran'ın tedarik ağının faal kalmayı sürdürdüğünü gösteriyor."
Gönüllüler koalisyonu
Bölge ülkeleri bütün bu gelişmeler karşısında hareketsiz kalmıyor. Suudi Arabistan, çatışmaların yeniden başlamasından bu yana Kızıldeniz'in deniz taşımacılığına açık tutulması için çok uluslu bir koalisyon kurulması çağrısında bulundu.
Heras, The New Arab'a şunları söyledi:
"Suudi deniz koalisyonu fikri, bölge tarihinde ilgi çekici ve muhtemel bir dönüm noktasını temsil ediyor. Çünkü örgütlenip başarıya ulaşması halinde ABD'nin bölgesel ortaklarının bölgesel güvenlik konusunda daha fazla yük üstlenmesi yönündeki isteği açısından ileriye doğru atılmış bir adım olacaktır. Mısır bu girişimin kilit bileşenlerinden biri olacaktır."
Almeida ise yeni oluşan Suudi koalisyonunun "göründüğünden daha az şey ifade ettiğine" inanıyor:
"Suudi Arabistan dışında koalisyon içindeki yalnızca iki ülke, Mısır ve Türkiye, gerçek donanmalara sahip askeri açıdan yetkin ülkeler.
ABD Donanması bile Husilere karşı mücadelede zarar görmüşken bu ülkelerin Kızıldeniz'deki Husi gemisavar kapasitesiyle karşı karşıya gelmekte isteksiz davranacaklarını düşünüyorum.
Koalisyonda askeri açıdan yetenekli olan ve Yemen ile Kızıldeniz ortamında geniş operasyon tecrübesine sahip Birleşik Arap Emirlikleri'nin bulunmaması da dikkat çekici."
Hudson Enstitüsünde kıdemli araştırmacı ve deniz operasyonları ile savaş tatbikatları uzmanı Bryan Clark, yakın zamanda The New Arab'a yaptığı açıklamada Husilerin kullanabileceği seçeneklerden birinin deniz mayınları olduğunu söyledi.
Clark, "Husilerin Babu'l Mendeb Boğazı'nı mayınlaması ABD ve müttefikleri açısından en zorlu durum olacaktır ancak bu, Husilerin geçiş ücreti almasını da engelleyecektir" dedi.
Temmuz ayı sonunda yayımlanan haberlerde Husilerin Kızıldeniz'i kullanan gemilere ücret uygulamayı değerlendirdiği belirtildi ancak grup daha sonra bu iddiayı reddetti.
Güçlenen koz
Al-Basha, "Husiler aynı zamanda Babu'l Mendeb'in stratejik öneminin artması nedeniyle gerilimi tırmandırmak için bu anı seçmiş görünüyor" dedi:
"Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimin artmasıyla Babu'l Mendeb ikincil bir geçiş noktası olmaktan çıkıp kritik bir geçiş noktasına dönüştü. Husiler, Çin'e giden ve günde yaklaşık 4 milyon varil Suudi petrolünü de kapsayan Babu'l Mendeb üzerinden deniz taşımacılığını tehdit ederek Suudi Arabistan üzerindeki baskıyı artırabilir ve gelecekteki herhangi bir müzakerede ellerindeki kozu güçlendirebilir."