İsrail Gazze'de Esed'in Suriye'deki taktiklerini kullanıyor

Daanish Faruqi

Gazze'de insani arayla birlikte, bölgenin kuzey kesiminde yaşanan büyük yıkımın görüntüleri gelmeye başladı.

Bu yıkım görüntülerini görünce insanın aklına Thomas Friedman'ın 14 Ekim'de The New York Times'ta yayınlanan bir makalesinde "Hama kuralları" olarak adlandırdığı atıf geliyor.

Yıllar önce kendisinin icat ettiği bir neolojizm olan bu terim, dönemin Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed'in 1982 yılında Hama kentini şiddet kullanarak yerle bir etmesine ve 20 binden fazla Suriyelinin ölümüne yol açmasına atıfta bulunuyor. Friedman kaba kuvvetin Orta Doğu'da meşruiyet sağladığını savunuyor. Bu fikir son derece sorunlu, ancak Gazze'deki yıkımın boyutu İsrail hükümeti ve ordusunun bu fikri benimsediğini gösteriyor.

Gerçekten de İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı Suriye'deki olaylarla çarpıcı benzerlikler taşıyor. Ancak bu paralellikleri bulmak için 1980'lere kadar gitmemize gerek yok.

Hafız'ın oğlu Suriye Devlet Başkanı Beşar Esed, 2011 yılında ülke çapında kendi yönetimine karşı bir ayaklanmayla karşı karşıya kaldığında, protestoculara karşı kısa sürede bir iç savaşa dönüşen şiddetli bir kampanya başlattı.

Suriye toplumunun bazı kesimleri tarafından muhalefetin sistematik olarak canavarlaştırılmasıyla desteklenen toplu cezalandırma taktikleri, bugün Gazze'de gördüklerimize benziyor.

Çatışmanın ilk aşamalarında İsrail, Gazze'ye yönelik tam bir kuşatmayı, gıda, su, elektrik ve yakıt tedarikini kesmeyi, sakinlerini sistematik olarak canavarlaştırma yoluyla meşrulaştırdı. Savunma Bakanı Yoav Gallant Filistinlileri "insan hayvanlar" olarak adlandırırken, Başbakan Binyamin Netanyahu "ışığın çocukları ile karanlığın çocukları arasındaki mücadeleden" söz etti. İsrailli yetkililer tarafından kullanılan bu dil, açlığın bir savaş silahı olarak kullanılmasını kabul edilebilir kılıyor gibi görünüyordu.

Bu duygu sosyal medyaya da sızdı ve İsraillilerin temiz su ya da lüks yemeklerle kuşatma altındaki Gazze halkıyla açgözlülükle alay ettiği videolar ortaya çıktı. Bazıları daha da alçalarak İsrail bombardımanının Filistinli kurbanlarıyla dalga geçen ırkçı videolar üretti.

İsrail'in askeri hedefleri arasında Gazze'deki hastaneler ve diğer sivil yapılar da yer almaya başlayınca, Filistin halkına yönelik canavarlaştırma kampanyası da genişledi. Netanyahu ve diğerleri tarafından sürdürülen resmi hükümet söylemi, "teröristlerin hastaneleri askeri üs olarak kullandığını" belirtiyordu. Buna göre, sağlık personeli "terörist iş birlikçileri" haline gelirken, sağlık tesislerine sığınan hastalar ve aileleri de gönüllü "canlı kalkanlar" oldular. Dolayısıyla İsrailli doktorların gözünde bile ölümleri haklıydı.

Ancak şu anda kaybolmuş gibi görünen şey, bu canavarlaştırma kampanyasının benzersiz olmadığıdır. Esed, 2011'den bu yana muhaliflerin elindeki bölgelerde neredeyse aynı askeri kuşatmaları ve sivil altyapıya yönelik saldırıları meşrulaştırmak için ürkütücü derecede benzer stratejilere başvurdu.

2015 yılında Şam yakınlarındaki Madaya kasabasına uygulanan kuşatma, İsrail'in Gazze'de açlığı silah olarak kullanmasıyla çarpıcı bir benzerlik taşıyor. Esed rejimi bölge sakinlerini "terör ajanları" olarak nitelendirirken, hükümet kontrolündeki bölgelerdeki Suriyeliler de bu söylemi benimsedi.

Madaya halkı ağaç yapraklarıyla beslenmeye mahkum edilirken, Suriye sosyal medyası açlıkla alay eden ve lüks yemeklerin tadını çıkaran kişilerin görüntü ve videolarıyla doldu. Twitter'da açılan "Madaya kuşatmasıyla dayanışma" hashtag'i, kuşatma altında zaten vahşice davranılan bir halka daha da vahşice davranmak için yemek içerikleriyle dolup taştı. Abluka sonucunda Madaya'da aralarında onlarca çocuğun da bulunduğu 420'den fazla kişi hayatını kaybetti.

Esed rejimi bu "aç kal ya da teslim ol" politikasını Halep, Guta ve Deraya da dahil olmak üzere muhaliflerin elindeki birçok bölgede uluslararası toplumdan anlamlı bir karşılık almadan sürdürdü.

Buna paralel olarak Esed rejimi bir savaş taktiği olarak başta hastaneler olmak üzere sivil altyapıyı da hedef aldı. Uluslararası Kurtarma Komitesi'ne göre, sağlık tesislerine yönelik saldırılar sebebiyle Suriye'deki hastanelerin yalnızca yüzde 64'ü ve birinci basamak sağlık merkezlerinin yüzde 52'si çalışır durumda. Esed rejimi bu saldırıları "terörle mücadele" gibi muğlak bir başlık altında gerekçelendirerek 119 sağlık tesisinin "terörist gruplar tarafından ele geçirildiğini" iddia etti.

Ancak bu tesislerin birçoğu Şam'la paylaşılan bir deşifre listesine konulmuştu ve BM'nin de işaret ettiği gibi en az bir tanesini Şam işletiyordu. İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yapılan bir araştırma da Suriye rejiminin iddialarına karşı çıkarak, hedef alınan hastanelerin yakınlarında askeri teçhizat ya da personel bulunduğuna dair herhangi bir kanıt bulamadıklarını belirtti.

İsrail şu anda Esed'in savaş kurallarına göre oynuyor, çünkü bugüne kadar Suriye liderinden bu savaş suçları için ya da bunları mümkün kılacak şekilde kendi halkını canavarlaştırdığı için hesap sorulmadı.

Aksine Esed, özellikle Şubat 2023'te Suriye'de meydana gelen depremlerden sonra, uluslararası toplum tarafından tecrit edilmekten kurtuldu. Arap Birliği zirvelerine katılarak normalleşme dalgasından yararlandı ve hatta Dubai'de yapılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansına davet edildi.

Gerçekten de Suriye rejiminin vahşetinin kurbanları Gazze ile olan benzerliklerinin farkına vardılar. Suriyeli bir aktivist olan Zina Najjar, X'te yaptığı paylaşımda kuşatma altındaki bölgede şu anda yaşananların sekiz yıl önce Madaya'da yaşananlara benzediğini söyledi. Acımasız kuşatmayı hatırlatan Najjar, Suriye'deki "uluslararası başarısızlık ve sessizliğin" Gazze'deki aynı suçları teşvik ettiği uyarısında bulunuyor.

Bu uluslararası sessizlik hem Suriye'de hem de Gazze'de derhal sona ermelidir. Daha da önemlisi, İsrail hükümeti Gazze halkını canavarlaştırması ve onlara uyguladığı toplu cezalandırma nedeniyle uluslararası toplumdan hızla tepki görmelidir.

Aksi takdirde, Suriye'de olduğu gibi, açlık ve hastanelerin savaş taktiği olarak kasıtlı bir şekilde bombalanması tüyler ürpertici bir şekilde normalleşecektir.


Al Jazeera'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için tercüme edilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.