İsrail neden Netanyahu'nun kardeşinin heykelini dikti?

"Yonatan'ı elinde tüfekle ayakta gösteren heykel, Uganda'da ve kıtanın başka bölgelerinde tepki ve şaşkınlıkla karşılandı."

Azad Essa | New Arab | Tercüme: Mepa News

Ağustos ayı başında Uganda ordusu, 1976'da ülkede gerçekleştirilen bir rehine kurtarma operasyonu sırasında öldürülen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun kardeşi Yonatan Netanyahu'nun bronz heykelini açtı.

Entebbe baskınının 50. yıldönümü dolayısıyla Uganda Genelkurmay Başkanı Muhoozi Kainerugaba tarafından yaptırılan heykel, başkent Kampala'ya yaklaşık 40 kilometre mesafedeki Eski Entebbe Terminali'nde açıldı.

Heykelin açılışı, Uganda parlamentosunun tartışmalı Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) kapsamında Uganda askerlerinin Gazze'ye konuşlandırılmasını onaylamasından yalnızca birkaç gün önce gerçekleşti.

General Kainerugaba törende, "Bugün bu anıt yalnızca seçkin bir askeri anmak için değil, aynı zamanda onun temsil ettiği kalıcı değerlere, tehlike karşısında cesarete, masum hayatları korumaya yönelik sarsılmaz bağlılığa ve göreve sadakate bir saygı ifadesi olarak duruyor" dedi.

Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni'nin en büyük oğlu olan Kainerugaba, "Anıtlar taş ve bronzdan ibaret değildir. Hafızayı korur, tarihi öğretir ve gelecek nesillere ilham verir. Dolayısıyla bu anıt, tek bir cesur kişiyi anmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor" ifadelerini kullandı.

Yonatan'ı elinde tüfekle ayakta gösteren heykel, Uganda'da ve kıtanın başka bölgelerinde tepki ve şaşkınlıkla karşılandı. Heykelin açılışı, geçen ekim ayında varılan sözde ateşkese rağmen İsrail'in Gazze'de Filistinlileri öldürmeye devam ettiği bir dönemde gerçekleşti.

Entebbe baskını

27 Haziran 1976'da Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FHKC) bir kolunun üyeleri ile Almanya merkezli Devrimci Hücreler örgütü mensupları, Atina'daki aktarmanın ardından Tel Aviv'den Paris'e giden bir Air France uçağını kaçırdı.

Aralarında 105 İsraillinin de bulunduğu 248 yolcuyu taşıyan uçak önce Bingazi'ye, ardından Uganda'daki Entebbe'ye yönlendirildi. Hava korsanlarını Uganda lideri İdi Amin bizzat karşıladı ve hükümeti de onlara destek verdi.

FHKC, İsrailli rehineleri İsrail'in elindeki Filistinli siyasi mahkumların serbest bırakılması için pazarlık amacıyla kullanmayı umuyordu.

Entebbe'ye ulaşıldıktan sonra İsrailli olmayan rehinelerin çoğu serbest bırakıldı ve İsrail hükümeti hava korsanlarıyla müzakerelere başladı.

İsrail aynı zamanda komandolarını havalimanında konuşlu Uganda askerleriyle doğrudan karşı karşıya getirecek bir kurtarma operasyonu hazırlıyordu.

3 Temmuz'da İsrail özel kuvvetleri binlerce kilometre uçarak Uganda'ya ulaştı ve Uganda hükümetinin izni olmadan havalimanına baskın düzenledi. Operasyonda 45 Uganda askeri ve hava korsanlarının tamamı öldürüldü.

İsrail güçleri 102 rehineyi kurtardı.

İsrail saldırı gücüne komuta eden Yonatan Netanyahu, operasyon sırasında öldürülen tek İsrail askeri oldu.

İsrail'de "Yıldırım Operasyonu" olarak bilinen baskın, ülkenin en cüretkar operasyonlarından biri olarak İsrail anlatısında yerini aldı.

Yonatan Netanyahu'nun ölümü de baskının İsrail'de hatırlanma biçiminin merkezi unsurlarından biri haline geldi.

Ailesinin ısrarıyla İsrail ordusu daha sonra Yıldırım Operasyonu'nun adını onun onuruna "Yonatan Operasyonu" olarak değiştirdi.

Baskın, Binyamin Netanyahu açısından da belirleyici oldu.

Kardeşinin ölümü, Netanyahu'yu "terör" karşıtı kamuoyu kampanyasının içine taşıdı ve bu süreç daha sonra siyasi kariyerinin başlamasına yol açtı.

Afrikalı liderler baskına nasıl tepki verdi?

İsrail, 1960'ların başında Uganda'yı Afrika kıtasına açılan önemli bir kapı olarak belirlemişti.

Mahmood Mamdani, "Slow Poison: Idi Amin, Yoweri Museveni, and the Making of the Ugandan State" (Yavaş Zehir: İdi Amin, Yoweri Museveni ve Uganda Devleti'nin Oluşumu) adlı kitabında, "İsrail, Uganda'nın bağımsızlığından hemen sonra Uganda ile ilişkilere öncelik verdi ve Uganda da buna karşılık verdi" diye yazıyor.

İsrail ülkenin bağımsızlık günü kutlamalarında yer aldı, Ugandalı öğrencilere burslar sağladı ve Uganda'da büyükelçilik açan ilk ülkelerden biri oldu.

İsrailli şirketler Uganda'nın havalimanını ve yollarının çoğunu inşa etti. İsrail ordusu ve polisi de Kampala'daki Ugandalı polislere eğitim verdi.

İdi Amin 1971'de darbeyle Uganda'da iktidarı ele geçirdiğinde bunu İsrail ve İngiltere'nin desteğiyle yaptı. Amin'in Uganda lideri olarak gerçekleştirdiği ilk dış ziyaret İsrail'e oldu.

Ancak 1976'ya gelindiğinde İsrail ile Uganda arasındaki ilişkiler ciddi biçimde kötüleşmişti.

İdi Amin 1972'de İsrail ile diplomatik ilişkileri kesti, İsrailli askeri danışmanları sınır dışı etti ve İsrail vatandaşlarına ülkeyi terk etme emri verdi. Daha sonra silah anlaşmalarını ve İsrailli inşaat şirketlerinin bütün projelerini iptal etti ve İsrail büyükelçisini de ülkeden çıkardı.

1972'de bir FKÖ heyeti Uganda'yı ziyaret ettiğinde Amin onları eski İsrail büyükelçisinin evinde ağırladı.

İsrail ile Arap dünyası arasındaki Ekim 1973 Savaşı'nın ardından 25 Afrika ülkesi daha İsrail ile ilişkilerini kesecekti.

Hem Uganda hem de Afrika Birliği Örgütü (OAU), İsrail'in operasyonunu kıtanın sömürgeciliğe karşı daha geniş mücadelesi çerçevesinde değerlendirerek kınadı.

Baskın, Uganda'nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bir saldırı olarak görüldü.

Netanyahu'nun heykeli nasıl karşılandı?

Heykelin açılışı uluslararası alanda çok fazla ilgi görmese de Uganda'da ve Afrika kıtasının diğer bölgelerinde tepki ve şaşkınlığa yol açtı.

Anıt aynı zamanda Uganda ile İsrail arasında derinleşen güvenlik ilişkilerinin bir sembolü olarak görüldü.

Uganda'da endişelerini dile getirenler arasında eski Bölgesel İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakanı Asuman Kiyingi de bulunuyor.

Kiyingi, heykelin taşıdığı sembolizmi "rahatsız edici" olarak nitelendirdi ve anıtın kaldırılması çağrısında bulundu.

Kiyingi, The Observer'da yayımlanan yazısında, "Devlet, Uganda'ya izinsiz giren yabancı bir askeri gücün komutanını onurlandırmaya hazır görünüyor ancak askeri görevlerini yerine getirirken ve Entebbe Havalimanı'nı savunurken hayatını kaybeden Uganda askerlerine benzer bir ulusal takdir göstermiyor" dedi. "Bu, yabancı askeri gücün yüceltildiği, Afrika egemenliğinin ise küçümsendiği bir hiyerarşiyi pekiştiriyor" diye ekledi.

Middle East Eye, yorum almak için Uganda Silahlı Kuvvetleri'ne ulaştı ancak haber yayımlanana kadar yanıt alamadı.

Heykel Uganda-İsrail ilişkileri açısından ne anlama geliyor?

Museveni onlarca yıldır İsrail ile yakın ilişkilere sahip ve İsrail'i ilk kez 1986'da, kendi isyancı grubunun hükümeti devirip beş yıllık gerilla savaşını kazandığı yıl ziyaret etti.

Museveni 2003'te ordusu için silah satın alma girişimi olarak değerlendirilen bir ziyaret kapsamında yeniden İsrail'e gitti.

Haaretz, 2003'teki ziyareti hakkında, "Ülkede geçireceği beş günün üçü İsrail'in savunma sanayisi tesislerine yapılacak ziyaretlere ayrılacak" diye yazdı.

Museveni 2011'de de İsrail'e gitti.

İlişkiler derinleştikçe Entebbe baskını da Uganda egemenliğinin ihlalinden ziyade iki ülke arasındaki dostluğun sembolü olarak yeniden yorumlanmaya başladı.

Netanyahu 2016'da operasyonun 40. yıldönümü dolayısıyla Entebbe'ye gitti.

Museveni ziyaret öncesinde yaptığı açıklamada, "İdi Amin rehineleri tutmakta hatalıydı ve İsrailliler sahip oldukları imkanları kullanarak rehineleri kurtarmakta haklıydı" dedi. Museveni, 2016'da Entebbe'deki konuşması sırasında İsrail'den birkaç kez "Filistin" diye söz etti.

Museveni, Entebbe baskınını "Filistin'i Afrika'ya bağlayan" bir bağ olarak tanımladı.

Ağustos ayı başındaki heykel açılışında oğlu General Kainerugaba da Kampala'nın günümüz Uganda'sını Amin hükümetinin 1976'daki eylemlerinden uzaklaştırma çabasını daha da güçlendirdi.

Kainerugaba, "Bugün aynı zamanda o gün haklı olduğuna inandıkları bir dava uğruna cesurca savaşan Uganda askerlerini de anıyoruz. Elbette bugün, hizmet ettikleri İdi Amin hükümetinin Uganda halkını hiçbir şekilde temsil etmeyen acımasız bir diktatörlük olduğunu biliyoruz" diye ekledi.

Güney Afrika, Namibya ve Cezayir gibi ülkeler Filistinlilerin en güçlü destekçileri arasında kalmayı sürdürürken Uganda, Kenya ve Gana gibi ülkelerle birlikte İsrail'in Afrika genelinde diplomatik, ekonomik ve güvenlik ilişkilerini derinleştirme çabalarına daha açık.

Ancak bu açıklık, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarına bütünüyle destek verilmesi anlamına gelmedi. Kampala Filistin devletini desteklemeyi sürdürüyor.

Uganda ayrıca Birleşmiş Milletlerde İsrail'i eleştiren kararları da destekledi.

Eylül 2024'te BM Genel Kurulu'nda İsrail'in işgal altındaki Filistin'deki yasadışı varlığına 12 ay içinde son vermesini talep eden karar lehine oy kullandı.

Uganda, Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda açtığı davaya resmen katılmadı ve İsrail'e kapsamlı silah ambargosu uygulanması yönünde de kamuoyu önünde çağrı yapmadı.

Netanyahu 2020'de Uganda'ya Kudüs'te büyükelçilik açması için de baskı yaptı ancak Kampala bugüne kadar bunu gerçekleştirmedi.

Suraya Dadoo, "Rising for Palestine: Africans in Solidarity for Decolonisation and Liberation" (Filistin İçin Ayağa Kalkmak: Sömürgeden Kurtulma ve Özgürlük İçin Dayanışma Gösteren Afrikalılar) adlı kitabında Uganda'daki yeniden doğuşçu Hristiyan hareketinin ülkenin İsrail ile ilişkilerini şekillendiren önemli bir güç haline geldiğini yazıyor.

Bu durum, Christians United for Israel gibi Hristiyan Siyonist lobi gruplarının Uganda şubelerinin kurulmasında da kendisini gösteriyor.

Dadoo, "İsrail dini diplomasi yoluyla ilerleme kaydetmiş olsa da Uganda'nın resmi dış politikasında henüz kayda değer bir değişim sağlayamadığını" savunuyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri