Rovshan Mammadli | New Arab | Tercüme: Mepa News
İsrail, Gazze'deki soykırım nedeniyle giderek artan uluslararası baskıyla karşı karşıya kalırken, başka bir ilişkiler ağını sessizce derinleştiriyor: Bu kez Orta Asya'da diplomasi, yatırım ve güvenlik işbirliği üzerinden.
Bölgedeki otoriter siyasi sistemler, Washington'la gelişen ilişkiler ve dış ortaklıkları çeşitlendirme çabaları, İsrail'in Filistin meselesinin ötesinde ilişkilerini derinleştirmesi, İran'ın çevresindeki varlığını güçlendirmesi ve enerjiden savunmaya uzanan çıkarlarını güvence altına alması için yeni imkanlar oluşturdu.
Kazakistan'dan Azerbaycan'a: Bölgesel bir ağ inşa etmek
En dikkat çekici gelişme, Orta Asya'nın en büyük ekonomisi olan Kazakistan'da yaşandı. Kazakistan, Kasım 2025'te, İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında Trump'ın arabuluculuğuyla 2020'de oluşturulan normalleşme çerçevesi İbrahim Anlaşmaları'na katıldı. Bu adım, ABD'nin Astana ile ekonomik ve stratejik ilişkilerini derinleştirmeye yönelik daha geniş kapsamlı çabalarının ortasında geldi.
Kazakistan'ın İsrail'le 1992'den beri diplomatik ilişkileri bulunduğu için bu katılım, ikili ilişkilerde bir dönüm noktasından çok Washington'a verilen siyasi bir mesaj niteliğindeydi. Bu gelişmeye Boeing anlaşması ve kritik madenler alanındaki işbirliği dahil 20 milyar dolarlık ABD-Kazakistan anlaşmaları eşlik etti. Kazakistan'ın katılımı, İbrahim Anlaşmaları'nın Orta Doğu'nun ötesine genişletilmesi açısından da bir emsal oluşturdu.
Kazakistan halihazırda İsrail açısından önemli bir enerji ortağı ve ülkenin ham petrol ithalatının yaklaşık dörtte birini karşılıyor. Petrol ticareti, devam eden petrol tedarikinin devletlerin Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini gündeme getirebileceği yönünde eleştirilere yol açtı.
Enerjinin ötesinde ikili ekonomik ilişkiler de genişliyor. Kazakistan, Ocak-Kasım 2025 döneminde İsrail'le ticaret hacminin 162.4 milyon dolar olduğunu bildirirken, son yirmi yılda ülkedeki İsrail yatırımlarının yaklaşık 500 milyon dolara ulaştığı belirtiliyor.
Ancak manşetlere yansıyan ticaret rakamları, özellikle enerji ve savunma işlemleri söz konusu olduğunda, ilişkinin stratejik önemini bütünüyle yansıtmayabilir.
İlişkinin önemli bir güvenlik boyutu da bulunuyor. Askeri işbirliği İbrahim Anlaşmaları'ndan daha eskiye dayanıyor ve insansız hava sistemleri, topçu ve roket sistemleri, haberleşme, gözetleme ve radar teknolojilerini kapsıyor. Bu durum ilişkiyi geleneksel bir silah pazarının ötesine taşıyor ve iki ülkenin güvenlik kurumları arasında teknolojik ve kurumsal bağlar oluşturuyor.
İsrail'e ait gözetleme teknolojilerinin Kazakistan'da kullanıldığına ilişkin haberler de bu işbirliğinin iç gözetim ve siyasi kontrol açısından sonuçlarına dair soru işaretlerine neden oldu.
Azerbaycan ise şekillenmekte olan bu ağa başka bir boyut katıyor. Bakü zaten İsrail'in bölgedeki en yakın stratejik ortaklarından biri olsa da İsrail'in Orta Asya hedefleri açısından taşıdığı önem ikili ilişkilerin ötesine uzanıyor. Azerbaycan, Çin ve Orta Asya'yı Hazar Denizi, Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayan, hem İran'ı hem de Rusya'yı baypas eden ticaret ve ulaşım güzergahı Orta Koridor'un önemli aktörlerinden biri.
Aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı'nın üyesi ve beş Orta Asya cumhuriyetini Azerbaycan'la bir araya getiren "5+1" formatına katılıyor. Bu örtüşen ağlar İsrail'e Orta Asya'ya dolaylı erişim kanalları sağlıyor ve İsrail'in Azerbaycan'la kurduğu ikili ilişkinin aynısını her Orta Asya ülkesinde yeniden oluşturmak zorunda kalmadan bölgesel bağlantılardan yararlanmasına imkan veriyor.
Bir sonraki muhtemel adımlardan biri, İsrail'in beş Orta Asya ülkesi ve Azerbaycan'la düşük düzeyli bir istişare formatı oluşturması olabilir.
İsrail'in altı ülkenin tamamıyla halihazırda diplomatik ilişkileri bulunduğundan, böyle bir mekanizma başlangıçta ekonomik kalkınma, teknolojik yenilik ve diğer siyasi olmayan alanlar etrafında şekillendirilebilir.
Ancak zamanla bu platform İbrahim Anlaşmaları'nın daha geniş ekosistemiyle bağlantılandırılarak işbirliği savunma, siber güvenlik ve bölgesel güvenlik gibi siyasi açıdan daha hassas alanlara genişletilebilir.
Bu, İsrail'e İran'la bağlantılı meseleleri Orta Asya hükümetleriyle ilişkilerine aşamalı biçimde dahil etmek için bir mekanizma sağlayabilir, bu ülkeleri İsrail'le güvenlik bağlarını derinleştirmeye ve Tahran'dan uzaklaşarak ilişkilerini çeşitlendirmeye teşvik ederken, resmen İsrail'le aynı safta yer almalarını ya da İbrahim Anlaşmaları'na katılmalarını gerektirmeyebilir.
Böylece düşük düzeyli bir ekonomik ve teknolojik diyalog olarak başlayan yapı, zamanla İsrail'in İran çevresindeki bölgesel güvenlik ağının yeni bir katmanına dönüşebilir.
Normalleşmenin ötesinde: İsrail'in Orta Asya'da genişleyen varlığı
Kazakistan İsrail'in Orta Asya'ya açılan en önemli kapısını oluşturuyorsa, bir sonraki fırsatı Özbekistan sağlayabilir. Özbekistan'ın İsrail'e bakır ihracatı 2025'in ilk yarısında neredeyse iki katına çıkarken diplomatik temaslar da yoğunlaştı.
Knesset Başkanı'nın Ekim 2025'te Taşkent'e yaptığı ziyaret özellikle dikkat çekiciydi. Ancak ilişkinin önemi ticaretin ötesine geçiyor. Özbekistan 2021'de, özel sektör yatırımlarını ve bölgesel ekonomik kalkınmayı teşvik etmek amacıyla ABD, İsrail ve BAE tarafından kurulan Abraham Fund'a 50 milyon dolara kadar katkı taahhüdünde bulundu. Fon açık biçimde İbrahim Anlaşmaları'nın hedefleriyle bağlantılı.
Taşkent, Washington'ın şekillenmekte olan diplomatik girişimlerine de yaklaştı. Mart 2025'te 50'den fazla Amerikalı haham, Başkan Donald Trump'a İbrahim Anlaşmaları'nı Azerbaycan ve Kazakistan'ın yanı sıra Özbekistan'ı da kapsayacak şekilde genişletme çağrısında bulundu. Ocak 2026'da Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Trump'ın Barış Kurulunun tüzüğünü imzalayarak Kazakistan ve diğer bazı ülkelerle birlikte kurucu üyelerden biri oldu.
Bunların hiçbiri Özbekistan'ın İbrahim Anlaşmaları'na katılmaya karar verdiği anlamına gelmiyor. Ancak anlaşmaların çevresinde şekillenen ekonomik ve diplomatik mimarinin resmi normalleşme olmadan da genişleyebileceğini gösteriyor.
İsrail açısından Özbekistan büyük bir pazar, önemli maden kaynakları ve Orta Asya'nın merkezinde stratejik bir konum sunuyor. Taşkent açısından ise İsrail ve ABD ile daha yakın ilişkiler, dış ortaklıklarını çeşitlendirdiği bir dönemde ek ekonomik, teknolojik ve diplomatik seçenekler sağlıyor.
Alışılmadık bir örnek, bu ekonomik bağların İsrail'in savaş ekonomisiyle nasıl kesiştiğini gösteriyor. Özbekistan'daki İsrail sermayeli tekstil fabrikalarında yüzlerce Müslüman işçi, İsrail askerleri için tallit ve tzitzit dahil Yahudi dini kıyafetleri üretiyor.
Bu örnek, hükümetlerin kendileri İsrail politikasıyla resmen aynı çizgide yer almaktan kaçınmış olsa bile, ticari entegrasyonun İsrail'in savaş ekonomisiyle nasıl kesişebileceğini son derece somut biçimde ortaya koyuyor.
İsrail'in diğer Orta Asya ülkeleri olan Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan'la ilişkileri daha sınırlı kalıyor ancak Tel Aviv teknoloji, tarım, turizm ve diğer işbirliği alanları üzerinden bu ilişkileri genişletmeye çalışıyor. Türkmenistan, İran'la yaklaşık 1000 kilometrelik sınırı nedeniyle özellikle önemli.
2023'te İsrail'in Aşkabat'taki yeni büyükelçilik binasının açılması, İsrail'in bu ilişkiye verdiği önemi ortaya koydu. Türkmenistan'ın İran'ın kuzey çevresindeki coğrafi konumu göz önüne alındığında, İsrail'in bu ülkeyle ilişkilerini geliştirmesi, İran'ın çevresindeki ülkelerle bağlarını güçlendirme çabalarının daha geniş çerçevesi içinde de değerlendirilmelidir.
Tacikistan daha zor ancak potansiyel olarak önemli sonuçlar doğurabilecek bir örnek. Farsça dili ve ortak tarihsel mirası, Tahran'la kapsamlı kültürel ve siyasi bağların temelini oluşturuyor. Bu bağlantılar İran'a Orta Asya'nın büyük bölümüne kıyasla daha güçlü bir konum sağlıyor ve İsrail açısından büyük çaplı bir stratejik açılımı zorlaştırıyor.
Buna rağmen İsrail tarım ve teknik işbirliğinin yanı sıra 2025'te turizm diplomasisi yoluyla da ilişkileri geliştirmeye çalıştı. Kırgızistan'ın İsrail'le ilişkileri daha da sınırlı ancak tarım, sağlık ve teknoloji gibi alanlardaki işbirliği kademeli ilişki geliştirme kanalları sunuyor.
Bu bağlamda İsrail ile Orta Asya ülkeleri arasındaki enerji tedariki, silah satışları, gözetleme teknolojileri, yatırımlar ve altyapı bağlantıları, Filistin meselesi üzerindeki anlaşmazlıklardan büyük ölçüde etkilenmeyen karşılıklı bağımlılık biçimleri oluşturabilir.
Bu ilişkiler ne kadar derin biçimde kurumsallaşırsa, Gazze'ye yönelik eleştirilerin İsrail'in bölgesel erişimi üzerinde anlamlı kısıtlamalara dönüşmesi de o kadar zorlaşabilir.
İran açısından sonuçlar, İsrail'in ikili ilişkilerinin gelişmesinin ötesine uzanıyor. İsrail, İran'ın kuzey çevresindeki ülkelerle ilişkiler kurdukça Tahran'ın yakın çevresinde güvenlik, teknoloji ve ekonomi alanlarında ortaklık geliştirebileceği ilave kanallar elde ediyor.
Bu ilişkiler aynı zamanda Orta Asya hükümetlerini İran'dan daha fazla uzaklaşarak dış ilişkilerini çeşitlendirmeye teşvik edebilir ve Tahran'ın bölgesel hareket alanını daraltabilir.
Bu anlamda Orta Asya, İsrail'e yalnızca yeni pazarlar ve diplomatik ortaklar değil, aynı zamanda Gazze nedeniyle artan uluslararası baskının bu tür alternatif ortaklıkları daha değerli hale getirdiği bir dönemde, İran'ın çevresindeki stratejik ortamı kademeli olarak yeniden şekillendirme imkanı da sunuyor.