İsrail seçimleri Ortadoğu için ne ifade ediyor?

"Başbakan Binyamin Netanyahu'nun kazanması, İsrail'deki aşırı sağ partilerin etkisini muhtemelen daha da güçlendirecek."

Giorgio Cafiero | New Arab | Tercüme: Mepa News

İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak seçim, iç siyasette önemli bir dönüm noktası olabilir. Ancak bunun, dünyanın birçok yerinde umut edildiği gibi İsrail dış politikasında dramatik değişikliklere yol açması pek olası görünmüyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun kazanması, İsrail'deki aşırı sağ partilerin etkisini muhtemelen daha da güçlendirecek. Buna karşılık Gadi Eisenkot, Naftali Bennett veya başka muhalefet liderlerinin öncülüğünde kurulacak bir hükümet daha az çatışmacı bir ton ve daha fazla diplomatik esneklik getirebilir.

Buna rağmen İran, Lübnan ve Filistinliler konusunda İsrail'in ana akım siyaseti içinde dikkate değer bir süreklilik bulunuyor. Dolayısıyla bu ayki seçimlerin Tel Aviv'in bölgeye yaklaşımını temelden değiştirmesi beklenmiyor.

Hamas öncülüğünde 7 Ekim 2023'te İsrail'in güneyine düzenlenen saldırının üzerinden üç yıl geçmişken İsrail hala savaş halinde. Bazı Batılı ülkelerle ilişkileri ciddi biçimde kötüleşti ve Ürdün ile Mısır'la yaşanan gerilimler giderek Gazze ve Batı Şeria'daki gelişmelere bağlanıyor.

Buna rağmen seçim, İsrail'in bölgesel rolüne ilişkin temelden farklı vizyonlar arasında açık bir tercih sunmuyor. Muhalefetin Netanyahu'yu yenme şansı var ancak önde gelen adaylar askeri gücün merkeziliği, İran, Hizbullah ve Hamas'a yönelik tehdit algıları ve Filistinlilerin temel haklarının reddi konusunda büyük ölçüde hemfikir.

Bununla birlikte İsrail'in başbakanının kim olacağı sorusunun önemsiz olduğu da söylenemez. Netanyahu, etkileri seçim güçlerinin çok ötesine geçen Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcı ortaklara giderek daha bağımlı hale geldi.

Bu isimlerin siyasi pazarlık gücü, yerleşimlerin genişletilmesi, Filistin Yönetimi'nin zayıflatılması ve Gazze ile Batı Şeria konusunda daha sert bir çizginin hükümet politikasının merkezine yerleşmesine yardımcı oldu. Netanyahu'nun bir kez daha kazanması, bu tür aşırılıkçı güçlerin siyasi etkisini daha da artırabilir.

Ancak Netanyahu'nun yerine başka birinin gelmesi, İsrail'i bugün çeşitli bölgesel devlet ve devlet dışı aktörlerle karşı karşıya getiren stratejinin de değişeceği anlamına gelmeyebilir.

Eisenkot, Bennett veya başka bir muhalefet figürünün yönettiği bir hükümet muhtemelen aşırı sağa daha az bağımlı, Amerikan baskısına daha açık ve söyleminde daha ihtiyatlı olacaktır.

Belki Netanyahu sonrası böyle bir İsrail hükümeti yerleşimci şiddetini belli ölçüde dizginleyebilir, Gazze'nin yeniden inşasında daha işbirlikçi bir yaklaşım benimseyebilir ve Ürdün ile Mısır'a daha fazla diplomatik alan açabilir. Ancak İran, Hizbullah, İsrail'in Filistin toprakları üzerindeki kontrolü ve Filistin devletinin kurulması gibi daha büyük başlıklarda farklar çok daha sınırlı kalacaktır.

İsrail'in siyasi merkezi "Oslo yılları"ndan (1993-2000) bu yana o kadar sağa kaydı ki Netanyahu'nun rakiplerinden birinin liderliğinde kurulacak bir hükümet, İsrail politikasının tonunu ve taktiklerini değiştirebilir ancak yönünde köklü bir değişiklik oluşturmayabilir.

İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsünde yardımcı araştırmacı Aron Lund, The New Arab'a verdiği röportajda, "Büyük ihtimalle Netanyahu'nun halefi kendisini aynı bölgesel meselelerle, aynı araçları kullanarak ve büyük ölçüde aynı çıkarların peşinden giderken bulacaktır. Elbette bazı farklılıklar olur ve belki İsrail Lübnan, Suriye ve İran gibi yerlerdeki müdahalesini farklı biçimde çerçeveler. Ancak genel gidişat benzer olabilir" dedi.

"İsrail muhtemelen ele geçirdiği toprakları elinde tutmak, düşmanlarını zayıflatmak ve herhangi bir taviz karşılığında ağır bir bedel talep etmek isteyecektir" diye ekledi.

Diğer uzmanlar da benzer görüşte. Lund Üniversitesinde bağlantılı araştırmacı olan Dr. Rouzbeh Parsi, bu ayki seçimlerden Netanyahu sonrası bir hükümet çıkması ihtimalini değerlendirirken Tel Aviv'in dış politika stratejisinde bir değişiklik beklenmemesi gerektiğini söyledi:

"Eisenkot, Bennett ve Lapid, Netanyahu'yla yaklaşımın ince ayarları, diplomasinin ağırlığı ve benzeri konularda tartışıyor, savaşların gerekli olup olmadığı ya da temelde nasıl yürütüldüğü konusunda değil. Taktiklerde herhangi bir ABD yönetimine daha fazla uyum gösterebilirler ancak aynı stratejiyi izlerler. Bölgedeki başkentler kimin başbakan olacağıyla daha az ilgileniyor, çünkü adayların tamamı büyük meselelerde mevcut çizgiyi sürdürecek."

Gazze ve Batı Şeria

Bazı gözlemciler, Smotrich ve Ben-Gvir'e daha az bağımlı bir Netanyahu sonrası hükümetin anlamlı bir fark oluşturabileceği alan olarak Gazze'ye işaret ediyor.

Böyle bir İsrail hükümetinin, soykırımla harap edilmiş bölgenin yeniden inşasını amaçlayan uluslararası çabalarla işbirliğine daha istekli olması ve mevcut çıkmazın sürmesine izin vermek yerine bir tür Filistin yönetimini kabul etmesi beklenebilir.

Belki böyle bir hükümet, savaş sonrasında Gazze'yi istikrara kavuşturmaya çalışan Washington, Kahire ve diğer hükümetlerin baskısına da daha duyarlı olabilir.

Yine de değişim alanı son derece sınırlı olacaktır. Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in güvenlik talepleri ve Gazze'yi nihayetinde kimin yöneteceği gibi hassas meselelerin, İsrail'in başbakanı kim olursa olsun öngörülebilir gelecekte çözülmesi beklenmiyor.

Aynı zamanda İsrail'in siyasi ana akımında 7 Ekim öncesi statükoya dönmeye yönelik pek istek yok. Bu nedenle Netanyahu sonrası bir hükümet Gazze politikasını daha az çatışmacı ve diplomatik olarak daha yönetilebilir hale getirebilir ancak İsrail'in kıyı bölgesi üzerindeki askeri kontrolünü temelden sona erdirmesi ya da çatışmanın kökenindeki sorunları çözebilecek anlamlı adımlar atması zor görünüyor.

Batı Şeria ise İsrail hükümetinin gerçekten yön değiştirip değiştirmediğinin daha da önemli bir sınavı olabilir. Netanyahu döneminde yerleşimlerin genişlemesi, yerleşimci şiddeti ve İsrail'in Filistin toprakları üzerindeki kontrolünü güçlendiren tedbirler hızlandı, Filistin Yönetimi ise ekonomik ve siyasi olarak zayıflatıldı.

Temel kaygılardan biri doğrudan ve resmi ilhak değil, Filistinlilerin hayatını giderek daha zor hale getiren, onları zaman içinde bölgeden ayrılmaya teşvik edebilecek bir tür "yumuşak transfer" süreci.

Daha az sağcı bir hükümet bu politikaların bazılarını yavaşlatabilir ve güvenlik güçleri ile yerleşimci hareket üzerinde daha fazla sınırlama getirebilir. Ancak bu yine de işgali tersine çevirmekten çok uzak kalacaktır ve önde gelen muhalefet figürleri Filistin devletini yeniden İsrail politikasının merkezine almaya hazır olduklarına dair herhangi bir işaret vermedi.

Lund, The New Arab'a, "Smotrich ve Ben Gvir gibi isimlere bağımlı olmayan bir İsrail hükümeti, Gazze ve Batı Şeria konusunda özellikle söylem ve kamuoyuna sunum açısından marjinal düzeyde daha esnek olabilir. Netanyahu sonrasında İsrail'in kabinesi aşırı ve kontrolden çıkmış açıklamalar yapmaya daha az yatkın olur. Gerçek bir politika değişikliği olsun ya da olmasın, bu durum Batılı hükümetleri yatıştırmaya ve bazı diplomatik ilerlemelere imkan sağlayabilir" dedi.

Ürdün'ün artan kaygıları

Ürdün açısından riskler gerçekten yüksek. Amman yönetimi Batı Şeria'daki kötüleşmeyi giderek artan kaygıyla izliyor. Filistinlilerin Ürdün Nehri'nin doğusuna doğru önemli çapta yerinden edilmesinin Haşimi Krallığı'nın siyasi ve ekonomik istikrarı üzerinde doğrudan sonuçlar oluşturacağı açık.

King's College London'da Uluslararası Güvenlik dersleri veren Dr. Rob Geist Pinfold, The New Arab'a, "İsrail hükümeti bölgeyi daha önce hiç olmadığı kadar uçurumun kenarına itiyor. Bu, Bezalel Smotrich'in Maliye Bakanı olmasından bu yana yaşanıyor. Yerleşimcilere kaynak aktardı, aralarındaki şiddet yanlısı aşırılıkçıları korudu ve Filistin Yönetimi'nin gelirlerini de kesti" dedi.

"Bu zehirli bir bileşim: Filistin Yönetimi her zamankinden daha zayıf, daha yoksul ve daha az meşru. İsrailli bakanlar açıkça ilhak ve etnik temizlikten söz ediyor, bunların her ikisi de Ürdün'ün yeni bir Filistinli mülteci akınıyla karşı karşıya kalabileceği anlamına geliyor" diye ekledi.

Ürdün halihazırda ciddi mali baskılar ve işsizlikle karşı karşıya ve Filistin kimliği meselesi ülkenin iç siyasetine derinden yerleşmiş durumda.

Bu nedenle Batı Şeria'dan yeni bir kitlesel akın Ürdün'ün mevcut siyasi düzeni için ciddi bir tehdit oluşturabilir ve Amman'a cazip olmayan sınırlı seçenekler bırakabilir.

Ürdün, Washington ve diğer Batılı hükümetlerden Tel Aviv'e baskı yapmalarını isteyebilir, uluslararası düzeyde diplomatik ve hukuki adımlar atabilir ya da aşırı bir senaryoda 1994'te normalleştirdiği İsrail'le ilişkilerinin bazı boyutlarını yeniden değerlendirebilir.

Amman açısından İsrail seçimlerinden sonraki en önemli soru, bir sonraki hükümetin, kim yönetirse yönetsin, Batı Şeria'nın geri dönüşü olmayan bir noktaya ilerlemesini durdurmaya hazır olup olmadığıdır.

Mısır'ın kırmızı çizgileri

Mısır'ın temel kaygısı, Gazze'deki savaşın yeni bir bölgesel yerinden edilme ve istikrarsızlık kaynağına dönüşmesini engellemek.

Kahire'nin en temel kırmızı çizgisi, Filistinlileri fiilen Gazze'den çıkarıp Refah sınırı üzerinden Sina Yarımadası'na sürükleyecek herhangi bir İsrail politikası.

Mısırlı yetkililer aynı zamanda merkezi arabulucu rollerini korumak ve Gazze'nin yeniden inşasında önemli rol oynamak istiyor. Bunun nedeni hem güvenlikle ilgili sonuçlar hem de Mısır'ın bölgesel nüfuzunu korumaya yönelik uzun süredir devam eden çıkarları.

Daha az çatışmacı bir İsrail hükümeti, özellikle uluslararası yeniden inşa çabalarıyla işbirliği yapmaya ve Gazze'de bir Filistin yönetim yapısını kabul etmeye istekli olursa, Kahire'ye bu hedefleri gerçekleştirmek için daha fazla alan sağlayabilir.

Ancak İsrail ile Hamas güvenlik, silahsızlanma ve yönetim konusunda anlaşmaya varmadıkça Mısır, Gazze'deki çözümsüz çatışmanın doğrudan sınırına taşma riskiyle karşı karşıya kalmaya devam edecek.

İran ve Hizbullah

İran ve Hizbullah, Tel Aviv'in dış politikasında sürekliliğin en güçlü olacağı iki başlık.

İran'la mücadele etmek ve Hizbullah'ı zayıflatmak, İsrail'in ana akım siyasi yelpazesinde üzerinde uzlaşı bulunan politikalar.

Netanyahu sonrası bir hükümet Washington'ı dinlemeye daha istekli olabilir, diplomasiye daha fazla ağırlık verebilir veya askeri gücü ne zaman ve nasıl kullanacağı konusunda daha ihtiyatlı davranabilir.

Ancak bu, İran ile onun bölgesel müttefik ve ortaklarının askeri kapasitelerini yeniden oluşturmasını engelleme ve İsrail'e yönelik algılanan tehditlerini azaltma temel hedefinden vazgeçeceği anlamına gelmez.

Bu bizi strateji ile taktik arasında yapılması gereken ayrıma getiriyor. Netanyahu kaybederse sonraki hükümet daha az provokatif ve daha öngörülebilir olabilir ancak güç kullanmaya kayda değer ölçüde daha az istekli olmayabilir. Sonuçta İsrail hükümetindeki bir değişikliğin mutlaka daha sakin bir Orta Doğu oluşturmayacağını söylemek mümkün.

İran asıllı Amerikalı yazar, gazeteci ve NBC News yorumcusu Hooman Majd, "İranlılar elbette gelişmeleri dikkatle izleyecek. Netanyahu'nun kaybetmesini ve belki hapis yatmasını görmekten memnun olurlar ancak İsrail'in İran politikasının dramatik biçimde değişeceği yönünde herhangi bir yanılsamaları yok" dedi.

"Netanyahu'nun partisi hükümet kurabilirse İranlılar sabotaj ve/veya suikast konusunda çok daha yüksek alarma geçecektir. Şu ana kadar İsrail, ABD'yi savaşa sürükledikten sonra Trump'ın bu işi bitirmesini görmekten memnun görünüyor ve muhalefetin yönettiği bir sonraki hükümetin de büyük ihtimalle bu politikayı sürdüreceğini düşünüyorum" diye konuştu.

Washington faktörü

Günün sonunda seçim, İsrail'in diğer ülkelerle ilişkileri açısından en büyük etkiyi Tel Aviv'in Washington'la ittifakı üzerinde oluşturabilir.

Netanyahu ve aşırı sağcı ortaklarının bulunmadığı bir hükümet, Amerikalılar açısından çalışılması daha kolay bir ortak olabilir ve özellikle Gazze, Batı Şeria ve bölgesel diplomasi konularında Washington'ın baskısına daha açık olabilir.

Netanyahu sonrası bir hükümet, mevcut yönetimin Batılı müttefiklerle giderek gerilen ilişkilerinin yol açtığı siyasi hasarın bir kısmının giderilmesine de yardımcı olabilir.

Ancak İsrail'in ABD'deki azalan popülaritesinin tamamını Netanyahu'ya bağlamak tehlikeli. Lund'un belirttiği gibi Amerikalıların İsrail'e yönelik tutumlarındaki değişim, bir İsrail seçiminin kolayca tersine çeviremeyeceği daha derin yapısal bir dönüşümü yansıtıyor olabilir.

Dolayısıyla yeni bir hükümet kısa vadede ilişkileri iyileştirme fırsatına sahip olabilir ancak Amerikan kamuoyunun ve siyasi sisteminin bazı kesimlerinde İsrail'e desteğin uzun vadeli aşınmasını durduramayabilir.

27 Ekim'den sonra ne değişecek?

Seçim sonuçlarına bağlı olarak İsrail, söyleminde daha az aşırı, Washington'a daha açık ve bölgesel komşularının taleplerine daha fazla uyum sağlamaya istekli yeni bir hükümete sahip olabilir.

Ancak bu değişikliklerin anlamlı olabilmesi için sahadaki politikalara dönüşmeleri gerekir. Asıl sorular, böyle bir hükümetin Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetini ve yerleşimlerin genişlemesini sınırlayıp sınırlayamayacağı, Gazze'nin yeniden inşası ve yönetimi için uygulanabilir bir yol bulup bulamayacağı ve İran'la çatışmasını Orta Doğu'yu daha fazla kaos, ölüm ve yıkım getiren yeni bir savaş döngüsüne sürüklemeden yönetip yönetemeyeceğidir.

Aynı derecede önemli olan bir başka konu da seçimlerin oluşturduğu acil siyasi gündem sona erdikten sonra ABD ve diğer uluslararası aktörlerin baskıyı sürdürüp sürdürmeyeceğidir.

Netanyahu'nun yenilgisi değişim için bir alan oluşturabilir. Ancak bu, İsrail'in mevcut yalnızlığını ve Gazze'deki soykırım savaşı ile son birkaç yıldır bölge genelinde sınır tanımayan saldırganlığının kendisine kazandırdığı haydut devlet itibarını doğuran çatışmaları tek başına çözmeyecektir.

Dünya, temel politikaların devam etmesine izin verirken ton değişikliğini yön değişikliği sanmamalı.

İsrail'in komşuları ve uluslararası ortakları açısından 27 Ekim'den sonra ne olacağı, seçimi kimin kazanacağından çok daha önemli olacak.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Analiz Haberleri