ETANA araştırma kuruluşunun verilerine göre İsrail ordusu, Aralık 2024-Eylül 2026 döneminde Suriye’nin güneybatısında 3 bin 200 kara baskını gerçekleştirdi.
İsrail, Suriye topraklarında yaklaşık 400 kilometrekarelik alanı doğrudan kontrol ederken, 880 kilometrekarelik Suriye toprağında düzenli askeri baskınlar gerçekleştiriyor.
İsrail güçlerinin en uzak operasyonları başkent Şam’ın merkezine yaklaşık 27 kilometre mesafeye kadar ulaştı.
İsrail, Beşar Esed'in Aralık 2024’te devrilmesinin ardından Suriye’nin güneyindeki askeri varlığını genişletmeyi sürdürdü. Sınır ötesi kara operasyonları, hava keşif faaliyetleri, baskınlar ve gözaltılarla şekillenen bu varlık, özellikle Kuneytra, Dera ve Şam kırsalındaki güvenlik dengelerini etkiliyor.
Suriye özelinde çalışmalar yürüten ETANA araştırma kuruluşunun verilerine göre İsrail işgal güçleri, Aralık 2024 ile Eylül 2026 arasında 1974 tarihli ateşkes ve kuvvetlerin ayrıştırılması anlaşmasıyla oluşturulan silahsızlandırılmış bölgede ve Suriye’nin egemenlik alanındaki topraklarda toplam 3 bin 200 kara operasyonu gerçekleştirdi.
Suriye’nin Güneybatısında İsrail’in Askeri Faaliyet Gösterdiği Bölgeler:
Bu operasyonların 1.149’u 2025’te kaydedilirken, Ocak-Eylül 2026 döneminde sayı 1.996’ya ulaştı. Eylül 2026 ise 361 operasyonla kayıtların tutulmaya başlandığı dönem içindeki en yoğun ay oldu.
ETANA, aynı dönemde İsrail güçlerinin 310 Suriyeliyi alıkoyduğunu, bunlardan 38’inin halen İsrail’in elinde bulunduğunu bildirdi. Alıkonulanlar arasında en az iki çocuk bulunuyor. İsrail güçlerinin daha önce gözaltına aldığı yaklaşık 50 Suriyeli çocuğun ise serbest bırakıldığı belirtiliyor.
İsrail’in Suriye’deki askera varlığı üç bölgeye yayılıyor
ETANA’nın analizine göre İsrail’in Suriye’nin güneybatısındaki varlığı, doğrudan işgal ve kontrol altında tuttuğu alanlar, düzenli kara operasyonları gerçekleştirdiği bölgeler ve en az bir kez askerî erişim sağladığı daha geniş bir coğrafya olmak üzere üç kategoride inceleniyor.
1- Doğrudan işgal altındaki alanlar: Yaklaşık 400 kilometrekare
İsrail, 1974 anlaşmasıyla oluşturulan silahsızlandırılmış bölgenin bazı kesimleriyle Suriye’nin egemenlik alanındaki Kuneytra ve Şam kırsalının bazı bölümlerinde yaklaşık 400 kilometrekarelik alanı doğrudan kontrol ediyor. Bu alanın Suriye toprakları içindeki derinliği en fazla 12 kilometreye ulaşıyor.
Bu bölgenin stratejik açıdan en önemli noktası, Hermon Dağı olarak da bilinen Cebelu'ş Şeyh’in zirvesi. Suriye’nin en yüksek noktası olan dağ, güneybatı Suriye’nin yanı sıra Lübnan’ın güneydoğusunu gözetlemek için elverişli bir konumda bulunuyor. Dağın zirvesinden başkent Şam’ın görülebildiği belirtiliyor.
İsrail güçleri, kontrol ettikleri alanlarda geniş hareket serbestisine sahip. Suriye’deki yeni yönetime bağlı askeri personelin bu bölgelere girişine izin verilmediği aktarılıyor. Öte yandan İsrail ordusu, Hader gibi bazı yerleşimlerde yerel halka yardım sağlıyor ve sağlık hizmetleri sunuyor.
Buna karşılık bölge sakinleri düzenli askeri baskınlar, geçici kontrol noktaları ve gözaltılarla karşı karşıya kalıyor. Bazı kişilerin Suriye topraklarından alınarak İsrail’e götürüldüğü ve uzun süreli alıkoymaya maruz kaldığı bildiriliyor.
2- Düzenli baskınların gerçekleştirildiği alanlar: Yaklaşık 880 kilometrekare
İsrail’in doğrudan kontrol ettiği bölgelerin ötesinde, düzenli veya sık aralıklarla kara operasyonları gerçekleştirdiği yaklaşık 880 kilometrekarelik bir alan bulunuyor. Bu coğrafya Kuneytra vilayetinin tamamını kapsıyor ve İsrail güçlerinin Suriye toprakları içindeki baskınlarının batı kırsal Dera yönünde yaklaşık 14 kilometreye kadar uzandığı belirtiliyor.
Bu bölgelerde İsrail askerleri köylerde devriye geziyor, baskınlar düzenliyor, geçici kontrol noktaları kuruyor ve gözaltılar gerçekleştiriyor. Suriye’nin yeni yönetiminin güvenlik varlığı ise İsrail operasyonları nedeniyle sınırlı kalıyor. Bölgedeki bazı Savunma ve İçişleri Bakanlığı personelinin yeni baskınlar veya silahlara el konulması endişesiyle görevlerinden ayrıldığı bildiriliyor.
Bu alanların bir diğer stratejik özelliği, su kaynakları ve tarım arazilerini barındırması. Vadi er Rakkad üzerinden beslenen baraj ve rezervuarlar ile güneye uzanan Vahde Barajı bu kaynaklar arasında yer alıyor.
Bölgedeki su güvenliğinin bozulmasının hem yerel halkı hem de aşağı havzada bulunan Ürdün’ü etkileyebileceği belirtiliyor.
Suriye Arşivi ve Verify gibi kurumlar tarafından yürütülen ortak araştırmada, Kuneytra’daki barajlarla bağlantılı 22 İsrail faaliyeti tespit edildi. Bunlar arasında Keşniyye bölgesindeki Kuzey Kudne Kuyusu’nun tahrip edilmesi ve El Asbah su istasyonunu Kudne kasabasına bağlayan boru hattının zarar görmesi de bulunuyor.
Söz konusu müdahaleler, kuraklık nedeniyle zaten baskı altındaki su ve tarım kaynaklarına ilişkin endişeleri artırıyor. BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2025’te Suriye’de tarihi düzeydeki kuraklığın etkisiyle tarım arazilerinin yalnızca yaklaşık yüzde 40’ının ekilebildiğini bildirmişti.
ETANA ayrıca Ocak 2026’da İsrail’e ait hava araçlarının Rafid’in batısı ile Sayda el-Cevlan çevresindeki tarım arazilerine birkaç gün boyunca herbisit püskürttüğünü aktarmıştı.
3- İsrail güçlerinin erişim sağladığı alanlar: Yaklaşık 1160 kilometrekare
ETANA’nın üçüncü kategorisi, İsrail güçlerinin 8 Aralık 2024’ten bu yana en az bir kez ulaştığı yaklaşık 1160 kilometrekarelik Suriye toprağını kapsıyor.
Kuneytra, Dera ve Şam kırsalına yayılan bu alan, İsrail’in düzenli baskın gerçekleştirdiği bölgelerden daha geniş bir coğrafyayı içeriyor.
İsrail ordusunun bu bölgelerde eski Esed rejimine ait bütün askeri tesisleri imha ettiği belirtiliyor. Bu durum, eski rejimin devlet merkezli savunma kapasitesini ortadan kaldırırken Suriye’nin yeni yönetiminin söz konusu silah depoları ve askerî tesisler üzerinde kontrol kurmasını da engelledi.
İsrail operasyonları bazı noktalarda Suriye topraklarının yaklaşık 50 kilometre derinliğine kadar ulaştı. İsrail güçlerinin eriştiği en ileri noktalar, Şam’ın merkezine yaklaşık 27 kilometre ve başkentin dış mahallelerine 9 kilometreden daha az mesafede bulunuyor.
Bu alanlar, çevreye hakim stratejik tepeleri de içeriyor. Cebiyye Tepesi, Harra Tepesi ve Mal Tepesi, İsrail’in askeri erişim sağladığı ve çevredeki bölgeleri gözetlemeye elverişli noktalar arasında sıralanıyor.
İsrail’in güney Suriye politikası nasıl şekillendi?
İsrail, 1967’de Golan Tepeleri’ni işgal ederek Kuneytra vilayetine ulaştı ve bu bölgeyi o tarihten bu yana işgal altında tutuyor.
1973 Yom Kippur Savaşı’nın ardından 1974’te İsrail ile Suriye arasında imzalanan anlaşmayla iki taraf arasındaki silahsızlandırılmış bölgenin sınırları belirlendi. İsrail güçlerinin tahrip ettiği eski Kuneytra şehri de bu anlaşma kapsamında Suriye’ye iade edildi.
2011’de Esed rejimine karşı başlayan ayaklanmanın ardından muhalif gruplar Kuneytra’da kontrol sağladı. İsrail, 2013’ten itibaren savaşta yaralanan bölge sakinlerine sınırlı sağlık desteği sunmaya başladı; uygulama 2016’da “İyi Komşu” politikası kapsamında resmileştirildi. Bu politika, sınır çevresindeki yerel halkla ilişkileri geliştirerek İsrail’e karşı silahlı gruplara desteği sınırlamayı amaçlıyordu.
Esed rejiminin 2018’de güneybatı Suriye’yi yeniden kontrol altına almasının ardından Hizbullah ve İran destekli diğer gruplar bölgede güç kazandı. Esed rejiminin 2024’te devrilmesine kadar güney Suriye, İran’ın İsrail’e karşı kullandığı ikincil cephelerden biri haline geldi. Hizbullah ve Esed yönetimine bağlı 4. Tümen, bölgedeki kaçakçılık ağlarında da önemli rol oynadı.
İsrail, 2022’de İran’ın bölgedeki varlığını sınırlandırma çabalarını yoğunlaştırdı. Aynı yılın ortalarında İsrail güçleri BM Ateşkes Gözlem Gücü (UNDOF) hattını aşarak Suriye topraklarına girdi. Bu süreçte ağaçların buldozerlerle temizlendiği ve gözetleme noktalarının oluşturulduğu Sufa 53 yolu projesi başlatıldı.
Ekim 2023’te Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısı ve ardından Gazze’de başlayan savaş sonrasında İsrail’in güney Suriye’deki faaliyetleri daha da arttı.
Esed rejiminin Aralık 2024’te çökmesinin ardından İsrail, 1974 anlaşmasının geçersiz hale geldiğini ilan ederek Kuneytra’ya yeniden asker gönderdi. İsrail yönetimi operasyonları sınır güvenliğini sağlama ve yeni saldırıları önleme gerekçesiyle savunurken, faaliyetler Suriye’nin egemenliği ve 1974 anlaşmasının ihlali tartışmalarını beraberinde getirdi.
Şam’ın tepkisi sınırlı kaldı
Suriye’nin geçiş dönemi yönetimi, İsrail’in tekrarlanan operasyonlarına karşı sınırlı bir yanıt verebildi. Şam yönetiminin siyasi geçiş sürecindeki kırılganlığı ve askeri kapasite eksikliği, İsrail’in sahadaki faaliyetlerini sınırlandırmasını zorlaştırıyor.
2025’in ortalarından itibaren ABD arabuluculuğunda İsrail ile yeni Suriye yönetimi arasında sınır bölgesindeki askeri faaliyetleri düzenlemeye yönelik görüşmeler yürütüldü. Ancak Ekim 2026 itibarıyla bir anlaşmaya varılamadı.
İsrail’in 18 Ağustos 2026’da İdlib’in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Havalimanı’na düzenlediği hava saldırıları da görüşmelerin geleceğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Aktif olarak kullanılmayan ancak Şam yönetimi için stratejik bir hava üssüne dönüştürülebilecek tesisin hedef alınmasının ardından yürütülen ABD arabuluculuğundaki temaslardan sonuç alınamadı.
Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara, eylül ayında BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada İsrail’in Suriye’deki faaliyetlerini eleştirerek 1974 anlaşmasına bağlılıklarını yineledi.
Güney Suriye’de siviller üzerindeki baskı artıyor
İsrail’in Suriye'deki askeri varlığı, bölge halkı açısından gözaltı ve yeni baskınlar tehdidini beraberinde getiriyor.
ETANA, İsrail operasyonları korkusu nedeniyle Beyt Cin’de yaklaşık 800 kişinin yerinden edildiğini tahmin ediyor. El Hamidiyye kasabasından bazı ailelerin de topraklarını terk etmek zorunda kaldığı bildiriliyor.
BM Suriye Soruşturma Komisyonu, Eylül 2026’da Suriyelilerin gözaltına alınması ve İsrail topraklarına nakledilmesinin savaş suçu teşkil edebileceği uyarısında bulundu.
ETANA’nın değerlendirmesine göre İsrail’in güney Suriye’deki kara operasyonlarını, Şam yönetimiyle bir güvenlik anlaşması yapılmadığı sürece azaltması beklenmiyor.
İsrail’in doğrudan kontrol ettiği bölgelerin yanı sıra baskın gerçekleştirdiği ve askeri erişim sağladığı alanları genişletmesi, Suriye’nin güneyindeki güvenlik dengelerini ve yerel halkın yaşamını etkilemeyi sürdürüyor.
Kaynak: Mepa News, ETANA