Agnese Boffano | New Arab | Tercüme: Mepa News
Soykırım ve savaş suçlarından hüküm giymiş Bosnalı Sırp askeri komutan Ratko Mladić'in ölümü, 1992-95 Bosna Savaşı sırasında onun emrindeki güçlere silah ve destek sağlayan uluslararası ağlara ilişkin hala yanıtlanmamış soruları yeniden gündeme getirdi.
Mladić, Birleşmiş Milletler gözetiminde tutulduğu Lahey'de hastanede perşembe günü hayatını kaybetti. Soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş hukukunun ya da savaş geleneklerinin ihlali suçlarından aldığı mahkumiyetler temyizde onanmıştı ve ömür boyu hapis cezasını çekiyordu.
Onun ölümü, Bosna soykırımının başlıca faillerinden birinin hayat hikayesini sona erdiriyor. Ancak yabancı askeri tedarik, devletlerin ne bildiği ve bu konuları aydınlatabilecek arşivler hakkındaki daha geniş soruları ortadan kaldırmıyor.
En az araştırılmış başlıklardan biri de İsrail'in savaş sırasında Sırp ve Bosnalı Sırp güçlerine askeri yardım sağladığı ya da bu yardımları kolaylaştırdığı yönündeki iddialar. İsrailli insan hakları avukatı Eitay Mack ile İsrailli soykırım araştırmacısı Yair Auron, İsrail'in eski Yugoslavya'ya yönelik savunma ihracatına ilişkin resmi kayıtların açıklanmasını talep etti ancak İsrail Yüksek Mahkemesi 2016'da başvurularını reddetti.
Mack, The New Arab'a yaptığı açıklamada, "O dönemde Bosna'da bulunan kişilerin ifadelerine ve yürüttüğümüz araştırmaya dayanarak kanıtlar topladık. BM Güvenlik Konseyi'nin ambargosuna ve İsrail hükümetinin savaş sırasında yaşanan vahşeti açıkça biliyor olmasına rağmen İsrail'in silah gönderdiği sonucuna vardık" dedi.
Mack, dönemin başbakanı İşçi Partili Yitzak Rabin'in, Bosna'da yaşananları kınaması için hükümete baskı yapan sol partilerle koalisyon halinde olduğuna dikkat çekti.
Mack'in "İsrail'in bugüne kadar sahip olduğu en solcu hükümet" olarak tanımladığı bir yönetim döneminde politika belirlenmesine rağmen mahkeme, 1990-1996 yılları arasında eski Yugoslavya'ya ilişkin savunma ihracat lisansları ve Savunma Bakanlığı kararları hakkındaki bilgilerin açıklanmaması yönündeki önceki kararı onadı. Mahkeme, bu bilgilerin açıklanmasının İsrail'in ulusal güvenliğine ya da yabancı ülkelerle ilişkilerine zarar verebileceğini belirtti.
Bu karar, hesap verebilirlik açısından önemli bir boşluk ortaya çıkardı. Karar, İsrail'in gerçekleştirmiş olabileceği ihracatın boyutunu kamuoyu önünde ortaya koymadığı gibi, eski Yugoslavya'nın BM silah ambargosu altında olduğu bir dönemde İsrail menşeli ekipman, eğitim ya da silah aracılığının Sırp veya Bosnalı Sırp güçlere ulaşıp ulaşmadığına ilişkin soruları da yanıtlamadı.
Buna rağmen Mack, mahkemenin ilgili belgelerin varlığını kabul etmesinin ve bunları gizli tutmayı tercih etmesinin önemli olduğunu savunuyor. Ona göre mahkemenin yabancı ülkelerle ilişkiler konusunda dile getirdiği kaygı, açıklanmayan bilgilerin hassasiyetine işaret ediyor.
Mahkeme kayıtları ne gösteriyor?
Mack ve Auron, İsrail askeri teçhizatının ya da yardımının savaş sırasında Bosnalı Sırp güçlere ulaştığına dair yıllardır dile getirilen iddiaların ardından İsrail'in bilgi edinme yasası kapsamında başvuruda bulundu. Bu iddialar, BM Güvenlik Konseyi'nin Eylül 1991'den 1995 sonlarına kadar eski Yugoslavya'ya yönelik resmi silah ambargosu uygulamış olması nedeniyle özellikle dikkat çekiciydi.
Başvuruyu yapanlar, Bosna'da bulunmuş gazeteciler ve insani yardım çalışanlarının ifadelerinin yanı sıra İsrail yardımını belgelediğini belirttikleri kamuya açık haberleri ve tarihi materyalleri mahkemeye sundu.
Sunulan belgeler arasında, 2002'de Hollanda hükümeti tarafından hazırlatılan bir rapor da vardı. Raporda, 1992'de Saraybosna'daki Yahudi toplumunun üyelerinin kuşatma altındaki şehirden ayrılmasına Bosnalı Sırp güçlerin izin vermesi karşılığında İsrail silahlarının sağlandığı yönündeki iddialara değiniliyordu.
Aynı raporda, 1994 sonlarında Saraybosna Havalimanı'nda bulunan ve üzerinde İbranice harfler olduğu bildirilen bir havan mermisi kalıntısına ilişkin soruşturmadan ve 1995'te İsrail televizyonunda yayımlanan, özel İsrailli silah tüccarlarının Bosna Sırp Ordusu'na (VRS) silah sağladığına ilişkin bir haberden de söz ediliyordu.
Mack, "Vahşete rağmen İsrail, Bosnalı Sırp güçlere mühimmat, havan mermileri, tüfekler ve roketler de dahil olmak üzere silah sevkiyatı yapmayı tercih etti" dedi.
Başvuruda ayrıca Mladić'in günlüklerindeki bazı ifadelere de atıfta bulunuldu. Bu günlükların bazı bölümleri, eski Yugoslav ordu komutanı Momčilo Perišić'in davasında Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin verdiği kararda yer almıştı.
Söz konusu mahkeme kararında atıf yapılan materyale göre Mladić, "aşırı İslam"a karşı görünürde bir İsrail iş birliği teklifinden söz ediyordu. Eski Bosnalı Sırp Savunma Bakanı Dusan Kovacevic de Mart 1995 civarında İsrail istihbarat servisi Mossad'ın kendisiyle temas kurduğunu, bu temasın Yunanistan'da eğitim ve bir grup savaşçıya silah sağlanması önerileriyle ilgili olduğunu ifade etmişti.
Mahkeme kararına göre Mladić günlüğüne şunları yazdı:
"İsrail'den, aşırı İslam'a karşı ortak mücadele teklif ediyorlar. Adamlarımızın Yunanistan'da, masrafları kendilerine ait olmak üzere eğitilmesini teklif ediyorlar. 500 adam için özel silahlar teklif ediyorlar. Keskin nişancı silahları ücretsiz. Bihac'a ulaştığını söylediler, Sırbistan'a verildi mi bilmiyorum."
Mack, mahkemenin günlükte yer alan teklifin gerçekten uygulanıp uygulanmadığının bilinmediğini ileri sürerek bu kanıtı dikkate almadığını söyledi.
Daha geniş bir gizlilik örüntüsü
Mack'e göre İsrail'in Bosna Savaşı'na ilişkin mühürlü dosyalarının doğurduğu sorular, İsrail mahkemeleri ile devlet kurumlarının ağır ihlallerle suçlanan hükümetlere yönelik savunma ihracatının kamu denetimine açılmasına karşı koyduğu daha geniş bir örüntünün parçası.
Mack, Auron'la birlikte 1994'te Tutsilere yönelik soykırım sırasında İsrail'in Ruanda'ya yaptığı iddia edilen silah ihracatına ilişkin belgeleri elde etmek için daha önce yürüttüğü hukuki girişime de dikkat çekti. İsrail Yüksek Mahkemesi bu davada da bilgilerin açıklanmasını reddetmiş, bunların kamuoyuyla paylaşılmasındaki kamusal yararın ulusal güvenlik ve dış ilişkiler açısından doğabilecek olası zararın önüne geçmediğine hükmetmişti.
Mack, The New Arab'a, "Bunu başka yerlerde de görebilirsiniz. Ruanda'daki soykırımla ilgili bir davam vardı. Ruanda hükümeti kendi arşivlerini açmak istemedi ve baskı ile vahşet olaylarına dahil olmaya devam eden İsrail'in de bu arşivleri açmakta çıkarı yok" dedi.
Mack'e göre bu durum, uluslararası hesap verebilirlik mekanizmalarındaki daha geniş bir zayıflığı yansıtıyor: Soruşturmalar çoğu zaman doğrudan faillere odaklanırken yabancı hükümetlerin, silah tedarikçilerinin ve aracıların rolü yeterince incelenmeden kalıyor. "Uluslararası adaletten söz ederken bu yapısal bir sorun. Çatışmadaki silah tedarikçilerini ve yabancı aktörleri de konuşmalıyız, yalnızca suçlara doğrudan karışanları değil" dedi.
Mack, Çad'ı da başka bir örnek olarak gösterdi. İsrail ve Çad 2019'da diplomatik ilişkilerini yeniden kurduktan sonra iki ülke güvenlik de dahil olmak üzere çeşitli alanlarda iş birliği yapacaklarını açıkladı. Ardından İsrailli ve uluslararası insan hakları grupları, Devlet Başkanı Idriss Déby'nin otoriter hükümetine sağlanabilecek muhtemel askeri ya da güvenlik yardımına ilişkin şeffaflık eksikliğinden duydukları kaygıyı dile getirdi. Bu yardımların siyasi muhaliflere, aktivistlere ve diğer eleştirmenlere karşı kullanılabileceği uyarısında bulunuldu.
Mack'e göre Bosna konusundaki süren gizlilik yalnızca tarihi bir mesele olarak görülemez. Davada sunulan kanıtların, artan uluslararası tepkiye rağmen İsrail'in askeri ilişkilerinin sürdüğüne işaret ettiğini söyledi.
Mack, "Soykırım gerçekleştikten sonra da sevkiyatların sürdüğüne dair kanıtlar vardı. Bu nedenle vardığımız sonuç, İsrail'in savaş yıllarında, Srebrenitsa'da soykırım olarak tanınan katliamdan önce de sonra da işlerini her zamanki gibi sürdürdüğü yönündeydi" dedi.
Mladić, 1995'te Srebrenitsa'da Bosnalı Sırp güçlerin BM tarafından güvenli bölge ilan edilen alanın düşmesinin ardından 8 binden fazla Boşnak erkek ve çocuğu öldürmesi nedeniyle soykırımdan hüküm giymişti. Ayrıca Saraybosna kuşatması sırasında sivillere yönelik terör ve hukuka aykırı saldırılar da dahil olmak üzere insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından da mahkum edilmişti.
Mack, hukuki girişimin başarısızlığa uğramasının İsrail'in Bosna Savaşı sırasındaki rolüne ilişkin kamuoyu tartışmalarını sona erdirmediğini vurguladı. "Hukuki dava başarısız olmuş olsa da bence olumlu olan şey, hem İsrail'de hem de İsrail dışında İsrail'in savaşa dahil olduğuna ilişkin bilginin artık daha yaygın hale gelmiş olması. İsrail hükümeti arşivlerdeki bilgileri saklamaya çalışsa bile kamuoyunu susturamaz" dedi.
Mack, farklı ülkelerde İsrail'in silah ihracatı ve güvenlik ilişkilerine karşı yürüttüğü çalışmalarla, kendi ifadesiyle birbirinden bağımsız olaylardan ziyade süreklilik gösteren bir devlet uygulamasını ortaya koymayı amaçladığını söyledi. "Yapmaya çalıştığım şey, İsrail kamuoyunun bunların benzersiz koşullar ya da tekil olaylar olmadığını, tüm İsrail hükümetlerinde görülen bir davranış örüntüsü olduğunu görebilmesi için İsrail'in dünya genelindeki müdahil olduğu mümkün olduğunca çok vakayı gündeme getirmek" dedi.
Mack bu değerlendirmeyi, İsrail'in Gazze'deki soykırımı konusunda hesap verebilirliğin bulunmamasıyla da ilişkilendirdi:
"Yaşananlar konusunda sıfır hesap verebilirlik var. Ancak İsrail'in ve İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere yaptıkları konusunda adalet ve hesap verebilirlik hiç olmadığı düşünüldüğünde bunun öngörülebilir olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla İsraillilerin başka ülkelerde yaptıkları konusunda da hesap verebilirlik görmememizin mantıklı olduğunu düşünüyorum."