İsrail'in Gazze'deki nihai amacı ne?

Hugh Lovatt

Filistinli ve İsrailli siviller kendilerini yine bir ölüm ve yıkım döngüsünün ortasında buldu. Bu mesele, Gazze'nin son olaylardan önceki idame ettirilmesi imkânsız statükoya yeniden döndürülmesi ile çözülemez. 

Eski düzene dönülmemelidir ve artık zaten dönülemez. Mahmut Abbas ve liderliğini yaptığı Filistin Yönetimi de iktidarda daha fazla kalamaz.

İsrail hükümeti, Hamas'ın gerçekleştirdiği kanlı saldırı sonrasında bu grubu yok etmeye yemin etti ancak şu ana kadar yok edilen tek şey Gazze'nin yıkılan mahalleleri ile hayatını kaybeden Gazzeliler oldu.

11 gündür aralıksız devam eden İsrail hava saldırıları neticesinde 2600 Filistinli ölürken 1 milyon insan da yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı. [19 Ekim itibarıyla can kaynı 3 bin 500'e yükseldi-editör] İsrail ordusu bir sonraki safha olan kara operasyonu için bölgeye asker sevk etmeye devam ediyor. Kanlı geçeceği kesin olan bu harekâtın sonucunu kestirmek ise imkânsız.

İsrail silahlı kuvvetleri, teknolojik açıdan dünyanın en ileri gelen ordularından birisi olmasına rağmen yoğun sivil nüfusun yaşadığı şehirleri kendi avantajı için kullanacak olan iyi hazırlanmış ve kararlı bir savunma karşısında zorlanacaktır.

Yüzlerce ve belki de binlerce Filistinli sivil ölecek. Gazze'nin sivil altyapısı tuzla buz edilecek. Şu ana kadar İsrail'deki yerleşim yerlerine gerçekleştirdiği saldırılarda 1400 İsrailliyi öldüren Hamas'a karşı girişilecek uzun soluklu çatışmalarda çok sayıda İsrail askeri de ölecek.

İsrail'in stratejik zafer kazanması imkansız

İsrail ordusu Hamas'ı Gazze'den söküp atsa dahi bu taktik zafer ile nihayetinde stratejik bir zafer kazanması imkânsızdır. Batı Şeria ve Lübnan'daki hatırı sayılır düzeydeki varlığı sayesinde Hamas sağlam bir siyasi ve askeri güç olmaya ve diğer silahlı gruplar ile işbirliği içinde saldırılar düzenlemeye devam edecektir.

Bu süreç sonunda İsrail'in eline geçecek tek şey mahvolmuş, yıkılmış ve eskisinden daha da ağır bir aşırıcı akım doğurması için tüm şartları sağlayacak türden derin bir insani krizle boğuşan bir Gazze Şeridi olacak ve İsrail'in buradan çıkmak için uygulayabileceği açık bir stratejisi olmayacak.

İsrail, geçmişte tıpkı Batı Şeria'da yaptığı gibi Gazze'deki işgalinin mali faturasını uluslararası topluma ödetip Gazze'nin yeniden inşası için kendi cebinden tek kuruş harcamayacak.

İsrail, 1993 Oslo Anlaşmaları öncesinde olduğu gibi Gazze halkını kendi idare etmek zorunda kalmamak için büyük ihtimalle Mahmut Abbas ve FKÖ'yü öne sürecek. Ancak İsrail'in kendi yaptıkları yüzünden Filistin Yönetimi de kendini zor bir pozisyonda buldu ve bu işin içinden çıkıp çıkamayacağı belli değil.

Yıllardır birbiri ardına gelen her İsrail hükümeti dur durak bilmeden FKÖ'nün altına dinamit döşemeye devam etti. Genişletilen her Yahudi yerleşkesi, iki devletli çözüm için atılan siyasi adımları kesmek için yapılan her karşı hamle, Filistinlilerin kontrolündeki şehirlerin kalbine düzenlenen her baskın, normalde FKÖ tarafından toplanması gereken ama İsrail tarafından gasp edilen her vergi kaynağı, FKÖ'ye bağlanan bir dinamitti.

İsrail yönetimi yıllarca Gazze ile Batı Şeria arasındaki sosyoekonomik ve siyasi farklılıkları derinleştirip Filistin milli hareketini bölmek ve kendi ayakları üzerinde durması mümkün bir Filistin Devleti kurulmasını engellemek amacıyla yıllarca mesai harcadı.

Filistinli liderler de suçsuz değil. Hamas ile El Fetih hareketleri uzun yıllardır birbirinin boğazından ellerini çekmedi. El Fetih kontrolündeki FKÖ güvenlik kuvvetlerinin 2007 yılında Gazze'den kovulmasının ardından hiç dinmeyen tartışmalar uzlaşmak için birçok kez başlatılan görüşmelerin hep yarıda kesilmesine neden oldu.

2006'dan bu yana ilk kez düzenlenmesi planlanan genel seçimleri 2021 yılında iptal eden Abbas, Hamas'ı daha ılımlı bir siyasi yola sokup FKÖ'nün Filistinlilerin gözünde eriyip giden meşruiyetini yeniden canlandırma fırsatını kendi eliyle geri çevirdi.

FKÖ bir süredir Batı Şeria'daki mülteci kamplarında artık kontrolü elinde tutamadığı gibi birçoğu kendi grubu El Fetih'e bağlı olmak üzere çeşitli silahlı grupların bu kamplarda palazlanmasını da engelleyemedi. Gelinen noktada FKÖ'yü milli kurtuluş hareketinin sırtına binmiş bir yük olarak gören Filistin halkı, direniş hareketlerinin İsrail ile güvenlik iş birliği yaparak bizzat FKÖ tarafından baskı altına alınmasını artık kendine yediremez hale geldi.

Abbas'ın bu zor ahval ve şerait altında herkesin gözüne soka soka İsrail'in valisi rolünü oynamaya hazır olup olmadığı belirsiz. Abbas'ın bu görevi kabul etmesi halinde FKÖ, halkın gözünden artık düşer ve buna ilaveten İsraillilerin yaptıkları yüzünden baş gösteren ağır sosyoekonomik zorluklar altında ezilir.

Yabancı yardım ve uluslararası kurumlardan daha fazla para aktarılması vaadi belki bir ihtimal Abbas'ı ikna edebilir. Ancak, İsrail tanklarının paletlerinin açtığı yoldan Gazze'de iktidara gelse bile Abbas'ın devamlı bir İsrail askeri varlığı olmaksızın burada güvenliği sağlaması imkânsız olacaktır.

FKÖ tüm bunlara ilaveten, Hamas'ın yeniden silahlanmasını ne pahasına olursa olsun engellemek ve Batı Şeria ile Gazze arasındaki sosyoekonomik ayrılıkları canlı tutmak isteyen İsrail'in Gazze'ye yönelik ablukanın sıkılaştırılması talebini de kabul etmek zorunda kalacaktır.

İsrail pekâlâ Batı Şeria modelini yani FKÖ tarafından yönetilen Filistin halkının ucu açık bir şekilde İsrail'in askeri kontrole sahip olduğu şekilde kıskıca alınmasını denemek de isteyebilir. Fakat Gazze'nin İsrail işgaline yönelik gösterdiği direnişin tarihine bakıldığında böyle bir hamlenin daha ağır siyasi istikrarsızlık ve güvensizlik ortamı yaratacağı kesindir.

İsrail'in Gazze hamlesi

İsrail'in Gazze'ye dönmesi hem İsraillilerin hem de Filistinlileri daha da derinleşen bir tek devlet, apartheid yönetim ve hiç dinmeyen çatışmalar gerçeği içine daha da hapsedecektir.

Bu vahim durum, yerleşimci hareketi ve bu hareketin nihai gayesi olan Filistin topraklarının tümünü ilhak etmiş bir Büyük İsrail vizyonuna hız katar. İsrail 2005 yılında tek taraflı olarak Gazze'den çekilirken buradaki Yahudi yerleşkelerini kaldırmış ve bu karar yerleşimci Yahudilerin büyük tepkisini toplamıştı.

Hiç şüphesiz, olası bir kara işgalini Gazze'deki nüfusun önemli bir kısmını yok etmek için ele geçmesi zor bir fırsat olarak gören iktidardaki koalisyonun aşırı sağcı ortakları da sabırsızlanmaktadır.

Bölgeden gelen haberlere göre ABD, son günlerde başlattığı diplomasi trafiği ile Mısır'ın borçlarının bir kısmının silinmesi karşılığında Kahire yönetiminin Filistinli mülteci akınını kendi sınırları içinde ağırlamasını kabul etmesi için Arap devletlerinin de baskı yapmasını talep ediyor. Fakat Gazzelilerin çoğu sınırın diğer tarafına sadece başka bir yerde tekrar mülteci olarak yaşamak için geçmeye razı değil.

1948 yılında İsrail devletinin emirlerine itaat ederek yaşadıkları yerlerden ayrılan ancak bir daha geri dönmelerine izin verilmeyen aileler bugün hala mülteciler olarak yaşamlarını sürdürüyor. Tarihin tekerrür etmesinden korkan Gazzeliler, kendi rızaları ile asla Mısır'a gitmeyi kabul etmez.

Yüz binlerce Filistinlinin Mısır kontrolündeki Sina'ya sürülmesi yeni ve görece daha ağır insani bir kriz ile birçok güvenlik riskini de beraberinde getirir. Mısır'ın bu denli büyük bir insan topluluğuna uzun vadeli bir şekilde ev sahiplik yapacak yerel altyapısı bulunmamaktadır.

Kara ve umutsuz bir gelecek ile baş başa kalan birçok Filistinli ister istemez Avrupa'ya gidebilmek için son derece tehlikeli bir deniz yolculuğuna mecbur kalacaktır. Geride kalanlar ise İsrail kontrolü altındaki Gazze'de bulunan hedeflere ve İsrail'in Mısır ile 200 kilometrelik sınır hattına saldırabilmek için çeşitli silahlı gruplara katılacaktır.

Gazze'de askeri güç kullanarak herhangi bir uzun vadeli çözüm üretilmesinin imkânsız olduğu artık herkesin malumudur. Gazze'nin devamlı ve şerefli bir geleceğe sahip olması için İsrail'in uyguladığı ablukanın saldırılması ve Gazze ile Batı Şeria'nın siyasi olarak tekrar aynı çatı altında birleşmesi gereklidir.

Fakat İsrail'in tavrında bir değişim olmayacağı gibi Filistin milli hareketinin kökü derinlerdeki karakteri de sabit kalacağından bu meselenin siyasi olarak hızlı ve kolay bir şekilde yoluna girmesi mümkün değildir.

Nihai olarak, her iki tarafın da faydasına olan uzun vadeli bir barış ve güven ortamının hayata geçirilebilmesinin tek yolu İsrail'in işgalinin sona erdirilerek Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme hakkının iade edilmesidir.

Uluslararası toplum, her geçen gün daha da büyüyen bu son trajedinin beraberinde getirdiği fırsatı kaçırmadan bu başlıklarda ilerlemeye kaydetmeye ve on yıllardır devam eden kanı durdurmaya muktedir ciddi bir diplomatik süreç başlatmalıdır.


Hugh Lovatt tarafından kaleme alınan ve New Arab'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için tercüme edilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.