İsrail'in genişleyen işgali Suriye'yi nasıl bir çıkmaza sürüklüyor?

Şam yönetimi İsrail'le askeri çatışmadan kaçınırken, Güney Suriye'de artan baskınlar, gözaltılar ve yerinden edilmeler halkın tepkisini büyütüyor.

Cian Ward | The New Arab | Tercüme: Mepa News

İsrail ordusu kısa bir süre önce engelli Suriyeli bir erkeği vurarak öldürdü. Olay, İsrail'in Dera, Kuneytra ve Golan Tepeleri'nin bazı bölgelerindeki devam eden işgaline karşı ülke genelinde protesto dalgasını tetikledi.

İsrail tarafından alıkonularak hukuka aykırı biçimde İsrail'e götürülen kişilerin aileleri, Muaz el-Bair'in öldürülmesini protesto etmek amacıyla cuma günü Şam'daki Birleşmiş Milletler (BM) merkezi önünde toplandı. İdlib, Humus, Haseke ve Kuneytra'da da yüzlerce kişi protestolara katıldı.

İsrail'in güneydeki işgalini derinleştirmesiyle Suriye'de öfke giderek büyüyor. İsrail, 1967'deki Altı Gün Savaşı sırasında Suriye'de işgal ettiği Golan Tepeleri'ni o tarihten bu yana işgal altında tutuyor. Tel Aviv yönetimi, 1981 yılında bölgeyi tek taraflı olarak ilhak etmişti.

Ancak 2024'te Esed rejiminin devrilmesinin ardından İsrail işgal bölgesini genişleterek komşu Kuneytra ve Dera bölgelerine asker konuşlandırdı. İsrail ordusunun çok sayıda gece baskını düzenlediği bu bölgelerde pek çok genç erkek ortadan kayboluyor.

Ancak bu kaybolma vakaları rejimin devrilmesiyle başlamadı.

2024 yılında, bugün Devlet Başkanı olan Ahmed Şara'nın Şam'a girmesinden sekiz ay önce, 16 yaşındaki Saddam Hasan Ahmed Kuneytra'da İsrail güçleri tarafından gözaltına alındı. Ahmed halen 38 Suriyeli erkekle birlikte İsrail hapishanesinde tutuluyor.

Cuma günü babası Ebu Saddam, kaçırılan kişilerin diğer aileleriyle birlikte BM merkezinin tam karşısında bulunan bir apartman kompleksinin gölgesinde toplandı. Protestonun başlamasını bekliyorlardı; çünkü kendilerine verilen izin yalnızca saat 14.00'ten itibaren geçerliydi.

Kaçırılan kişilerin aileleri adına gayriresmi sözcülük yapan Ebu Saddam, protesto kararının ortaklaşa alındığını vurguladı.

The New Arab'a konuşan Ebu Saddam, “Birbirimize ve oğullarımıza destek olmak, onlar serbest bırakılana kadar yanlarında olduğumuzu göstermek için burada bir araya geldik” dedi.

“İşgal devletine baskı yapmaları için BM güçlerine çağrıda bulunuyoruz” diyen Ebu Saddam, “İsrail hapishanelerinde tutulan kişilerin serbest bırakılmasını sağlamak için nüfuzlarını kullanmalarını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

İzin verilen saatte az sayıda kişiden oluşan küçük bir kalabalık toplandı. Göstericiler Suriye bayrakları sallayarak birlik ve dayanışma mesajları içeren devrimci sloganlar attı.

Gösteriyi yukarıdan izleyen lüks apartman bloklarında yaşayanlar balkonlarına çıktı. Oğlunun fotoğrafının bulunduğu bir pankart taşıyan kadın, yukarıdaki kişilere işaret ederek, “Neden aşağı inip bize katılmıyorlar?” diye bağırdı ve ekledi: “Burası onların da ülkesi.”

Şam'daki katılım görece sınırlı kalırken İsrail'in devam eden işgalini protesto etmek için başka kentlerde büyük kalabalıklar toplandı.

Çatışmaları takip eden ACLED adlı kuruluşun Orta Doğu Araştırmaları Müdürü Muaz Abdullah, The New Arab'a yaptığı açıklamada, “Suriye'nin sekiz farklı vilayetinde protestolar kaydedildi. Bu durum, İsrail'in faaliyetlerinin ulusal bir mesele haline geldiğini gösteriyor” dedi.

Abdullah, “Bu, farklı bölgelerdeki Suriyelileri bir araya getiren az sayıdaki meseleden biri. Muaz el-Bair'in öldürülmesi sebep değil, kıvılcımdı” diye konuştu.

Kökleşen işgal

İsrail'in Güney Suriye'deki işgali büyük ölçüde gözlerden uzak şekilde sürüyor. Sahada İsrail askerlerini görmek bile oldukça nadir. Ancak korkunun bu gölgesi Kuneytra'daki ailelerin üzerinde ağır biçimde hissediliyor.

İsrail ordusu, bölgenin stratejik tepe noktalarının birçoğunda ileri karakollar kurdu. Bu noktalardan yerel halk üzerinde baskı oluşturuyor. Ebu Saddam, “İşler giderek zorlaşıyor” diyor.

“İsraillilerin söylemleri daha sert hale geldi ve özellikle seçimler yaklaşırken saldırılar artıyor.”

Abdullah'a göre İsrail'in bölgedeki varlığı, “sivillerin topraklarını nasıl kullandığını ve köyler arasında nasıl hareket ettiğini giderek daha fazla etkiliyor”.

İsrail ordusu, güvenlik bölgesi oluşturma gerekçesiyle tarım arazilerine zarar veriyor, hayvanlara el koyuyor, üslerinin yakınındaki ormanlık alanları ve evleri yıkıyor. Ayrıca Kuneytra ile işgal altındaki Golan Tepeleri arasındaki sınırda, tahkim edilmiş bir askeri yol ve müstahkem mevziler ağından oluşan Sufa 53 projesinin inşasını sürdürüyor.

Analistler, Güney Suriye'deki işgalin kendine özgü koşullarla şekillendiğini kabul etmekle birlikte, bu uygulamaların Güney Lübnan ve Batı Şeria'daki devam eden işgalleri açıklamak için kullanılan güvenlik doktriniyle belirgin benzerlikler taşıdığı görüşünde.

İsrail ayrıca bölgede yaşayan genç erkekleri hukuka aykırı biçimde gözaltına almak amacıyla sık sık geçici kontrol noktaları kuruyor ve gece baskınları düzenliyor. Bu kişilerin çoğu İsrail'e götürülüyor ve henüz geri dönmüş değiller.

Siyasi danışmanlık şirketi COAR Global'in Araştırma Müdürü Mohanad er-Riş'e göre bu uygulama, Cenevre Sözleşmesi'nin ihlal edildiğine ilişkin “ciddi endişeler” doğuruyor. Er-Riş, sözleşmede “koruma altındaki kişilerin işgal altındaki topraklardan işgalci gücün topraklarına zorla nakledilmesinin yasaklandığını” belirtiyor.

Sözleşme, suç işlemekle itham edilen kişilerin işgal altındaki topraklarda gözaltında tutulmasını öngörüyor.

Er-Riş, hukuki sonuçların yanı sıra bölgede yaşayan siviller açısından da “önemli sonuçlar” doğduğunu kabul ediyor. Bölge halkı her gün güvensizlik duygusuyla karşı karşıya kalırken Suriye hükümetinin kendilerini koruma kapasitesine duydukları güven de azalıyor.

Hükümetin tutumu

Er-Riş, “Suriye hükümetinin etkili olabilecek çok fazla seçeneği bulunduğunu düşünmüyorum” diyor. Suriye'nin kırılgan güvenlik ortamı ve devlet kapasitesinin zayıflığı nedeniyle İsrail'le “doğrudan bir çatışmanın önemli riskler taşıyacağını” savunuyor.

İsrail, Suriye hükümetinin merkezini hedef almaya istekli olduğunu açıkça gösterdi. 2025 yılında Suriye'deki Dürzilerle yaşanan çatışmalar sırasında İsrail, Suriye Savunma Bakanlığı binasını ve Devlet Başkanlığı Sarayı'nın bulunduğu alanı bombaladı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ağustos ayında işgal altındaki Hermon Dağı'nın zirvesinde durarak Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'ya bir “mesaj” gönderdi. Katz, “Şam'daki sarayınızda uyandığınızda yukarıya, Hermon Dağı'na bakın; İsrail ordusunu göreceksiniz” dedi.

Bu nedenle Şam yönetimi, askeri gerilim arayışında olmadığını ve diplomatik sürece bağlı kaldığını açıklamayı sürdürüyor. Ancak bu süreç durmuş gibi görünüyor.

Ağustos ayında Mossad Başkanı Roman Gofman ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani arasında gerçekleştirilen bilinen son görüşme, somut açıdan çok az ilerleme sağlandığı izlenimini verdi.

Abdullah'a göre ACLED, görüşmelerin yapıldığı hafta 24 İsrail baskını kaydetti. Bir önceki hafta bu sayı 15'ti. Bu durum, Tel Aviv'in görüşmenin ardından gerilimi azaltmaya yönelik bir adım atmadığına işaret ediyor.

Suriye'nin uluslararası arabulucular üzerinden diplomatik baskı uygulamayı sürdürmekle sınırlı kaldığını belirten Er-Riş, müzakereleri çevreleyen “siyasi ortamın değiştiğini” ve bu nedenle “özellikle ülke içindeki hoşnutsuzluğun büyümesi karşısında aynı yaklaşımı sürdürmenin giderek zorlaştığını” düşünüyor.

Er-Riş, Suriye'nin zayıf güvenlik altyapısı dikkate alındığında biriken rahatsızlığın “kontrol altına alınmasının giderek daha zor hale gelebileceğini” kabul ediyor.

Büyüyen öfke

Ebu Saddam ve kayıp yakınlarının aileleri, öfkelerinin hükümete veya BM'ye yönelik olmadığını açıkça ifade etse de son protesto dalgası, Güney Suriye'deki mevcut duruma yönelik hoşnutsuzluğun büyüdüğünü gösteriyor.

Şam yönetimi İsrail'le çatışmadan kaçınma niyetini açıkça ortaya koysa da Er-Riş'e göre şikâyetlerin “özellikle İran destekli ağlar olmak üzere üçüncü taraflarca istismar edilmesi” tehlikesi bulunuyor.

Halkın hükümetten umudunu kesmesi halinde intikam arayışını başka kanallara yöneltmesi mümkün.

Güney Suriye'de silahlı grupların faaliyet gösterdiği anlaşılıyor. Suriye makamları, son olarak 29 Eylül'de Dera vilayetinde üç kişiyi gözaltına alarak bazı planları engelledi.

Yetkililer, bu kişilerin “bölgeyi istikrarsızlaştırmak” amacıyla roket platformları kurmaya çalıştıklarını öne sürdü.

Şam yönetiminin bu tür bir planı engelleyememesi ve bunun İsrail'in sert misillemesine, dolayısıyla daha büyük bir tırmanışa kapı aralaması riski bulunuyor.

Abdullah'a göre bu durum “[zaten] yaşandı”. ACLED, rejimin devrilmesinden bu yana Suriye'deki silahlı gruplarla İsrail ordusu arasında dört silahlı çatışma kaydetti. Abdullah, “Her seferinde İsrail'in karşılığı sert oldu” diyor.

Şimdilik Şam yönetiminin İsrail'in ihlallerini daha sert biçimde kınamaktan başka yapabileceği pek bir şey görünmüyor. Ancak kayıp yakınlarının aileleri için bu açıklamalar teselli olmaktan uzak. Onların tek istediği, oğullarının evlerine dönmesi.

Kaynak: Mepa News

Yorum Yap
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Analiz Haberleri