Türkçede oldukça veciz atasözlerinin bulunması, insan yaşantısının detaylarını idrak etme hususunda güzel bir yardımcı.
Bu atasözlerinden biri de "karınca zevali gelince kanatlanır" sözü.
İskender Pala, bir eserinde bu atasözünü şu şekilde açıklamış:
"Her yükseliş bir düşüşle sona erer. Her olgunluğun bir bozulması söz konusudur. Doruğun sona erdiği bir nokta mutlaka vardır. Her imparatorluk sonunda parçalanır. Bütün bunlar yanında bir kişi eğer fazla layık olmadığı bir gelişme gösterir veya bulunduğu durumun ötesinde hareketlerle taşkınlıkta bulunursa artık düşüş yakın sayılır, son gelmiş demektir. Karıncaya da yürümek takdir edilmişken uçmaya kalkması sonunun pek yakın olduğunu gösterir."
Başka bir şekilde daha ifade etmek gerekirse, kişinin kendi haline yaraşmayan değişim ve büyümeler içerisine girmesi sonunun alametidir, denilebilir.
Bu söz birçok açıdan halimizi ifade ediyor.
Kıymetli okur kardeşim...
"Kanatlı karınca" ifadesi serbest çağrışım yoluyla zihnime "kravatlı karınca" ifadesini getirdi. Gerçekten de son yıllarda tıpkı kanatlanan karıncalar gibi hızla sayısı artan kravatlanan kimselere üzülerek şahitlik ettik.
Bununla neyi kastediyorum? Bu ifadeyle kastım aslında salt olarak kravat takmak değil, bir hayat tarzından farklı bir hayat tarzına geçmek.
İslam'ın hakimiyeti için mücadele şuuruna sahip olan kimselerin, bu şuuru bir kenara bırakıp dünyaya dalması, hatta bunun da ötesine geçip düzene hizmet eden kurumların bir parçası haline gelmesi.
Bu şüphesiz, işin vahametinin farkında olan bir kimsenin kahrolacağı bir durumdur.
Maalesef, tıpkı kanatlanan karıncalar gibi birer birer kravatlanan, böylece tanıdık simalar arasından birer birer silinip giden kimselere şahitlik ediyoruz. Bu kişilerin arasından halen içerisinde bir mücadele azmi ve vicdan taşıyan kimseler de var, ancak vaktinin en değerli kısımlarını sistemin hayatiyetini sağlamaya, en değersiz kısımlarını ise Allah rızası için denilen birkaç işe harcamanın kıymeti ne derecedir, bilinmez.
İsmet Özel, 1978 yılında kaleme aldığı "Müsait zamanlar mücahitliği" yazısında şu ifadelere yer vermiş:
"Günün en verimli, üretken saatlerini düzenin değerlerine bağlı kurumlarda harcayıp paydos saatinden sonra 'cihad'a çıkan mücahitlere mi teslim edeceğiz mücadelenin sorumluluğunu? Yoksa, derslerinden arta kalan zamanı İslâmi kuruluşların işleyişine, o gün esen siyasi rüzgarın gerektirdiği işlere hasreden öğrencilere mi?"
Evet, mücadelemiz boş zamanlarda yürütülecek bir mücadele değil. Bir zamanlar, merhum bir ağabeyimizin, "boş vaktimizde geliriz" diyenlere "eğer bu çalışmalara boş vaktinde gelen varsa hiç gelmesin" demesi de bu cinsten.
Bir insanı bu şekilde mecrasını değiştirdikten sonra görmek, bende her zaman helak olan bir beldenin bugüne ulaşan kalıntılarını görmek gibi ürpertici bir his uyandırmıştır.
Dertleşme cinsinden kabul etmenizi istediğim bu yazıyı iki satır şiirle hitama erdirelim:
"ne desem derman olmaz yürekteki bu hınca,
uçup gitti kubbemden kravatlı karınca."
Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.