Kureyş'in yüce maslahatları

Mahmut Cemil İnce

Bir süredir yanı başımızda yaşanan başörtüsü yasağı ve bazı kesimlerin bu yasağı savunurken kullandığı söylemler, "maslahat" adı altında ileri sürülen işlerin ne kadar gayrimeşru olduğunu bir kez daha aklıma getirdi. Esasen "maslahat" diye sunulan bu işler, bizzat isyan ve inkardan ibaretti.

Allah azze ve celle'ye ve Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'e, yani İslam hakikatine karşı isyan ve inkar, nadiren bireysel bir tepki olarak ortaya çıkar. Böylesi bir tuğyan, her ne kadar kişi inkar isteğinin tamamen kendisine ait olduğunu zannetse de, çoğunlukla sosyal, siyasi, şehevi temellere sahiptir.

Bugün inkarcılar "özgür iradeleriyle" karar aldıklarını iddia ediyor olsalar da durumun böyle olmadığı kolayca görülebilir. 5 yaşından itibaren küresel sistemin müktesebatı ve bilgi anlayışıyla eğitim gören, sürekli olarak piyasaya köle olması için reklamlara maruz bırakılan, beğenileri ve zevkleri bile reklamlar, afişler, şarkılar ve sermaye odakları tarafından şekillendirilen, nasıl inanması gerektiği devlet tarafından şekillendirilen, film ve kitaplarda anlatılan hayal ürünü meselelerin haricinde hayal dahi kuramayan bir insandan söz ediyoruz.

Metropolde yaşama mahkum edilen, gökyüzünü bile düzgünce göremeyen, hayatında hiçbir defa bir doğuma ve ölüme tanık olmamış, adeta bir köle gibi kapana kısılmış olarak yaşayan bir insan... Bu insanın "özgür irade" iddiası bir kölenin "hürriyet" iddiası kadar gerçek olabilir. Bilakis bu insan, özgür iradesiyle karar aldığını zannederken iradesi sürekli olarak şekillendirilmektedir.

İnsanı küfür, fısk, isyan, inkar, tuğyan üzere kılan şey çoğunlukla uydukları önderlerdir. Fikirlerini şekillendiren ve onun belirli bir şekilde düşünmesinden fayda sağlayan güçlerdir. İnsanların çoğunu cehenneme sürükleyecek olan şey de bundan başkası değildir.

Allah azze ve celle şöyle buyurur:

"Öyle insanlar vardır ki Allah'tan başkasını Allah'a denk hale getirir, tıpkı Allah'ı sever gibi onları severler. İman edenlerin Allah'a sevgisi ise daha kuvvetlidir. (Allah'a şirk koşarak kendilerine) zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'ta bulunduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çetin olduğunu keşke bilselerdi.

Nitekim kendilerine uyulan kimseler, o gün azabı gördükleri vakit kendilerine uyanlardan hızla uzaklaşacaklar ve aralarındaki bağlar kopacaktır. Onlara uyanlar da 'Ah, keşke biz dünyaya bir kere daha dönseydik de bugün onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzak dursaydık' derler. İşte Allah onlara bütün yaptıklarını pişmanlık ve üzüntü içinde gösterecektir. Onlar cehennemden çıkacak da değillerdir." (Bakara Suresi, 165-167)

Cihadın kıyamete dek farz kılınmış olması da burada anlam bulur. İslam, insanları küfür üzere tutmak isteyen ve bundan çıkar sağlayan otoriteleri cihad yoluyla bertaraf eder ve insanlara gerçek bir hürriyet ortamı sağlar. Bu ortam içerisinde yine dileyen iman eder, dileyen inkar eder.

Merhum Seyyid Kutub, Fi Zilali'l Kur'an'da şöyle belirtir:

"İslam'ın uzun tarihi boyunca kılıcını çekerek vuruştuğu, cihad ettiği dönemler olmuştur. Fakat bu kılıçlar hiç kimseyi zorla Müslüman yapmak için değil, cihadı gerektiren birtakım amaçları gerçekleştirmek, hedeflere ulaşmak için çekilmiştir.

(...)

İslam, inanç özgürlülüğünü gerçekleştirdikten sonra inanç sistemini tanıtma ve duyurma özgürlüğünü de sağlamak amacı ile cihad etmiş, savaş vermiştir. Sebebine gelince İslâm, evrene ve hayata ilişkin en mükemmel düşünce sistemini, sosyal hayatı geliştirecek en ileri düzeni getirdi. Bu nimeti, insanlığın tümüne iletmek, gene bu nimeti onların kulaklarına ve kalplerine duyurmak için getirdi. Bu açıklama, anlatma ve ilandan sonra isteyen mümin, isteyen de kâfir olsun dinde zorlama yoktur. Evet, ama önce bu nimeti, yüce Allah'ın katından tüm insanlar için gelmiş olan bu nimeti, insanlığın bütününe ulaştırmanın yolu üzerindeki engeller kaldırılmalıdır, insanların bu ilâhi mesajı işitmelerini ve doğruluğuna inandıktan sonra, eğer isterlerse, hidayet kervanına, katılmalarını önleyen engeller yok edilmelidir.

Bu engellerden biri, toplumların ve milletlerin başında insanların bu ilahi mesajı işitmelerine izin vermeyen, bunun yanında İslam'a girenlere baskı uygulayan zorba rejimlerin bulunmasıdır. İslam, bu tağuti, bu zorba rejimleri yıkarak yerlerine adalete bağlı rejimler kurmayı ve bu rejimler aracılığı ile her yerde hakkı tanıtma özgürlüğünü, hakkı tanıtmak için didinenlerin güvenliğini sağlamayı amaçlamıştır. Bu amaç bugün için de geçerlidir.

(...)

İslam, tüm yeryüzünde bütün insanları kula kulluktan kurtarmayı hedefleyen evrensel özgürlük bildirisidir. Bu yüzden her zaman için, kulları kullara kul eden tağutlarla karşı karşıya kalmıştır. Sürekli, kulun kula kulluğu esasına dayanan düzenlerin karşısına dikilmiştir. Bu düzenler, devlet güçleri ya da herhangi bir kurumsal güç tarafından korunmakta ve etkinlik alanlarının içinde insanların İslam çağrısına kulak vermelerine engel oluşturmaktadır. Nitekim bu düzenler, dileyenin dilediği inancı benimsemesine de engel olurlar. Ya da çeşitli yöntemlere başvurarak insanları inançlarından vazgeçirmeye çalışırlar. En iğrenç şekilleriyle inanç özgürlüğünün ortadan kaldırılması, bu düzenlerin varlığında somutlaşmaktadır. İşte bundan dolayı İslam, bu düzenleri yerle bir etmek ve bu düzenleri koruyan güçleri ortadan kaldırmak için kılıca sarılır."

İşte Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem ve beraberindeki ashabı bu amaç için cihad etmiştir.

Kureyş'in yüce maslahatları

Kıymetli okur kardeşim...

Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem İslam'ı tebliğ etmeye başladığında, Kureyş'in batıla çağıran önderleri karşısına dikilmiştir. Dönemin tağuti otoritesi olan bu liderler, Allah Rasulü'ne her türlü eziyeti, işkenceyi, eza ve cefayı reva görmüştür.

İslam'a ve Müslümanlara karşı yapılmadık saldırı bırakmayan bu kişilerin saldırıları yalnızca fiziki sahayla sınırlı kalmamıştır. Kureyş, insanları Allah'ın yolundan alıkoymak için türlü planlar ve propagandalar yürütmüştür.

Bu propagandaların en etkililerinden biri de Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'i, ashabını ve İslam inancını karalamaya yöneliktir. Özellikle tarafsız bulunan ve toplumun maslahatını ön plana alan kişileri hedef alan bu propaganda birçoklarının kafasını karıştırmış, onları küfür üzere kalmaya ikna etmiştir. Ömer radiyallahu anh gibi birçok sahabenin de henüz iman etmedikleri dönemde "Kureyş'in birliğinin bozulabileceği" endişesiyle İslam'ın yayılmasından endişe duyduğu bilinmektedir. Ancak bu değerli şahsiyetler, bu batıl düşünceyi kısa süre içerisinde terk ederek İslam'a girmişlerdir.

Kureyş'in önde gelen müşrik önderlerinin ileri sürdüğü bazı "yüce maslahat" ifadeleri oldukça tanıdıktır:

- Müşrikler, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'e "Eğer seninle beraber doğru yola uyarsak yerimizden koparılıp atılırız" demiştir. İman ettikleri takdirde diğer inkarcıların kendilerine saldıracağını, zor durumda kalacaklarını belirtmiş, adeta "tüm dünyayı karşımıza mı alalım?" şeklinde bir çıkış yapmışlardır. Allah azze ve celle bu konuya dair şöyle buyurur:

"'Eğer seninle beraber doğru yola uyarsak yerimizden koparılıp atılırız' derler. Biz, tarafımızdan onları bir rızık olarak her şeyin mahsullerinin oraya toplandığı emniyetli bir haremde yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler." (Kasas Suresi, 57'nci ayet)

- Müşrik önderler, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'i -haşa- bölücülük yapmakla da suçlamıştır. Bunlardan Utbe bin Rebia, O'na "kavminin başına büyük bir iş getirdin, onların birliklerini dağıttın" şeklinde bir ithamda bulunmuştur.

- Yine bu müşrik önderler Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem'i "aileleri parçalamak, baba ile oğulun arasını ayırmak" ile itham etmiştir. Bunlardan Velid bin Muğire O'nun "insanları babasından, kardeşinden, eşinden ve aşiretinden ayırdığını" iddia etmiştir.

Bu gibi iddialarla Kureyş'in ileri gelen müşrikleri, İslam davetinin toplumu parçalayacağı, kaosa yol açacağı, Kureyş'in üstünlüğünü bitireceği, Kureyş'i diğer Araplara yem edeceği gibi iddialar ileri sürmüştür. Fakat İslam zafer kazanıp Kureyş'i alt ettiğinde bu korku veren propagandanın gerçeği yansıtmadığı aşikar hale gelmiş, iddiaların hiçbiri yerini bulmamıştır.

Günümüzün tağuti idarecileri de, ulus devletlerinin çeşitli çıkarlarını bahane göstererek "İslam'ın uygulanamaz olduğunu, İslam'ın gereklerini yerine getirmeleri halinde başlarına çeşitli sıkıntılar geleceğini" iddia ediyorlar.

Devletlerinin "yüce maslahatlarını" öne sürerek İslam'dan, Müslümanlara destek olmaktan, Allah'ın şeriatını tatbik etmekten kaçınıyorlar. "Şeriatı uygularsak tüm dünya karşımıza dikilir" diyorlar, "ekonomik ablukaya maruz kalırız" diyorlar. İsrail ile ticaret başta olmak üzere ilişkilerini sürdürmelerinin şart olduğunu, ABD ve küresel sisteme biat etmeden yol alınamayacağını savunuyorlar. Mısır yanı başındaki Gazze için kılını kıpırdatmazken, Suudi Arabistan Yemen'i kuşatıp boğarken, Pakistan Afganistan'da mazlumların kanını akıtırken hep aynı bahanelere sığınıyor. Diğer ulus devlet rejimleri de bunlar gibi.

Bu yalan propagandalar maalesef Müslümanlardan da çok sayıda insanın gözlerini boyuyor. Bu kimseler yazık ki "reelpolitik" adı altında, "şartlar" adı altında, "maslahatlar" adı altında işlenen sayısız fıskı, küfrü, ihaneti, kepazeliği meşru görme yanılgısına düşüyor.

Oysaki biz Müslümanlara düşen, aleyhimizdeki şartlar ne olursa olsun iman üzere sebat etmek, Allah yolunda canlarımızı ve mallarımızı ortaya koymak, kınayıcıların kınamasına, kafirlerin hile ve tuzaklarına aldırış etmeden mücadelemize devam etmektir.

Allah bizlere basiret ve hikmet nasip etsin. "Yüce çıkarlar" adı altında bizlere dayatılan ve batıl sistemlerin hayatiyetini sağlayan propagandalara karşı bize şuur versin.


Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.