Macron’un zaferi sadece başlangıç

Judy Dempsey

Bu bir açıdan alışılmadık çünkü otuz dokuz yaşındaki Macron, Napoleon Bonaparte’dan beri Fransa’ya liderlik eden en genç kişi olacak. Macron’un seçmenleri (ve aşırı sağcı Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen’i destekleyenler) solun ve sağın ana akım partilerini reddettiler. Fransa’nın geleneksel parti sisteminin liderleri kapı dışarı edildi çünkü Fransa’yı çıkmaz sokağa sürüklüyorlardı. Hiçbiri Fransa’ya büyüme, istihdam, reformlar getiremedi ya da ülkenin Avrupa’daki yerini sağlamlaştıracak adımlar atamadı.

Macron’un zaferinin (yüzde 34’e karşı yüzde 66) alışılmadık bir başka yönü ise kendisinin Avrupa’ya inanarak ve Avrupa için seçim kampanyasını yürütmesi. Avrupa’dan başka bir politik liderin, Macron’un yaptığı gibi kararlı bir seçim politikası yürüteceğini düşünmek güç. Hollanda’da Başbakan Mark Rutte, Avrupa’yı savunmak yerine popülizm kartını oynayarak 15 Mart’ta tekrar seçildi. Rutte,inandıklarına rağmen çok ileri gitti. Macron ise kendi inancından sapmadı.

Öte yandan, Macron’un karşı karşıya olduğu zorluklar çok büyük. Yalnızca, Haziran’da seçilecek yeni Ulusal Meclis’teki nüfuzunu, yapacağı reformlar için, sağlamlaştıracak şekilde.

Bir yıllık En Marche! (İleri Yürü!) Hareketi’ne maksimum desteği sağlamak zorunda olmakla kalmayıp, aynı zamanda AB’ye bağlı kalan ve daha açık, rekabetçi bir Fransa’yı benimseyenler ile küreselleşmeyi ve şu an AB’nin temsil ettiklerini reddeden Le Pen destekçileri arasındaki kalıcı bir ayrışmayı engellemek zorunda.

Ulusal Cephe’ye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda verilen destek, Le Pen’in babası Jean-Marie’nin parti lideri olduğu 2002 seçimlerine kıyasla iki kat arttı.

Macron ayrıca, oyları geçersiz olan yüzde 11’lik dilimin–yahut 4 milyona yakın diyelim- oylarını da kazanmak zorunda. Bu seçmen grubu, iki adayı da desteklemedi. Bu yüzden Macron’un zafer konuşması önemliydi. Le Pen’in destekçilerine ve kendi hedefleri konusunda şüpheci olanlara ulaşan bir konuşma yaptı. “Ülkemizdeki ayrışmaların, bazılarını uçlara sürüklediğini biliyorum. Onlara saygı duyuyorum. Birçoklarının dışavurduğu öfkenin, kaygıların ve şüphelerin farkındayım.” dedi. Toplumun “en kırılgan” kesimleri ile alâkadar olmaya ant içti.

Macron’un konuşması, Fransa’nın ekonomik ve politik dertlerini birçok diğer AB ülkesinin de paylaşması açısından ayrıca önemliydi. Fakat Fransa aslenbüyüklüğü, potansiyeli ve geçmişte AB’ninçizgisini şekillendirmiş olması sebebiyle özel bir öneme sahip.

Avrupa, korumacılığa giden bir yolda ve Avrupa’daki küreselleşme karşıtı hareketler için cazibe merkezi olan ABD yönetimiyle anlaşmaya çabalarken bu sayılanlar daha da önemli olacak. Bu bakımdan, ABD Başkanı Donald Trump’ın ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Le Pen’in kazanmasını istemesi sürpriz değildi.

Macron’un zaferi, bu popülist veya milliyetçi eğilimleri ne Fransa’da ne de Avrupa’nın geri kalanında mağlup etti. Tersine, bu zafer neden liderlerin toplumun belli kesimlerinin derinlemesine yabancılaşmaması veya hayal kırıklığına uğramaması için ayrışmanın öbür tarafına ulaşmak zorunda olduğunu gösteriyor. Zira Le Pen tam da geride bırakılmış olma veya statüko tarafından umursanmama hissine dokunabildi. 

Ne var ki Le Pen’in çözümleri Fransa’nın sıkıntılı ekonomisine çare olmaz. Ülkeler sınırlarını kapatıp kepenkleri indiremez. Bunu hiçbir zaman, komünizm devrinde dahi yapamadılar. Liderler değişiğimi kafese kapatamazlar. 

Ve şu, Macron’un en büyük mücadelesi olacak: Fransa’yı ve, Almanya’nın desteğiyle, Avrupa’yı nasıl değiştirebiliriz? Eğer Macron ve Alman Şansölyesi Angela Merkel, Avrupa’yı ileri taşıyan geleneksel Fransız-Alman motorunun yeniden ve hızlı bir şekilde çalıştırılması gerektiğine kanaat getirmezlerse AB devre dışı kalmanın eşiğinde. Macron, genç insanların istihdam piyasasına girişini kolaylaştıran, ağır yüksek bürokrasiyi azaltan ve Fransa’nın ekonomisini tüm AB ülkelerinin karşı karşıya olduğu en büyük zorluğa, yani dijitalleşmeye açan reformları yapmazsa başarıya ulaşamaz.

Bir diğer zorluk da Brexit müzakerelerini hızlıca sona erdirmek. Londra, AB’yi esir almamalı ve AB de İngiltere’nin Birlik’ten pek yakın ayrılışını işleri zor bela ilerletmek için bir bahane olarak kullanmamalı. Açıkçası, Fransa geçtiğimiz yirmi yıldır, dünyada olmasa bile Avrupa’daki statüsünün aleyhine bir şekildeotomatik pilotta. Macron’un zaferi ise düşe kaka iş yapmanın artık bir seçenek olmadığını gösteriyor. 

Kaynak: carnegieeurope.eu

Dünya Bülteni için tercüme eden: Deniz Baran

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.