Mahmud Abbas yönetiminin vakti doluyor

Avni el Meşni

Başlangıç olarak, kullandığımız terminolojinin net tanımlarını yapalım, çünkü İsrail-Filistin çatışması aynı zamanda dille de ilgilidir.

Filistin Yönetimi'nin rolü -Filistin halkının beklediği ve umduğu şekliyle- Filistinlileri korumak, mücadelelerinin hayatta kalmasına yardımcı olmak ve özerk bir idari otoriteden 1967 sınırlarına dayalı, başkenti Kudüs olan tam bağımsız ve egemen bir devlet haline dönüşmektir.

En azından Oslo Anlaşmalarının savunucuları tarafından kullanılan söylem budur ve bu nedenle Filistinlilerin çoğu Filistin Yönetimi'nin amacını bu terimlerle anlamaktadır.

Ancak bu yönetimin pratikteki rolü, Filistin Yönetimi'nin kontrolü altındaki bölgelerde güvenliği sağlamak, İsraillilere karşı "Filistin şiddetini" önlemek ve Filistin nüfusunun sivil işlerini yönetmektir.

Bu hem pratikte hem de Oslo Anlaşmalarının metninde açıkça görülmektedir. İşte burada Filistin Yönetimi'nin birbirine tamamen zıt iki işlevi arasında göze batan bir çelişki ortaya çıkmaktadır: Bir yandan işgalden kurtulmaya çalışırken diğer yandan işgali korumak nasıl mümkün olabilir?

Filistin'in merhum eski başkanı Yaser Arafat için bu garip ve anlaşılmaz bulmacayı çözmek mümkündü, en azından bir süreliğine. Bu iki işlev arasında hassas bir denge kuracak bir formül bulmuştu.

Arafat, Filistin'in bağımsızlık ve egemenlik arayışını ilerletirken ikinci rolü -İsrailliler için güvenliği sağlamayı- kolaylaştırmaya çalışıyordu. Hamas üyelerini tutuklarken bir yandan da grupla koordinasyonu sağlıyordu. İsrail'e karşı direnişi teşvik ederken bu tür eylemlere karışanları hapse atıyordu.

Genişleyen uçurum

Başlangıçta ne Filistinliler ne de İsrailliler onu tam olarak anladı. Ancak 2000 yılına gelindiğinde, Camp David Zirvesi yedi yıl önce imzalanan Oslo Anlaşmalarının üzerine bir şey inşa edemeyince, Arafat artık bu karmaşık politikayı sürdüremez hale geldi.

Diplomatik çıkmaz onu bir yol ayrımına getirdi ve Filistin Yönetimi'nin ulusal rolü ile pratik rolü arasında bir seçim yapmaya zorladı. Bu zor anda ulusal mücadeleden yana tavır alarak İkinci İntifada'nın patlak vermesine yol açtı.

Arafat bu kararı verirken zamanının dolduğunu biliyordu. "İsrailliler beni esir, kaçak ya da ölü olarak istiyorlar" demişti 2002'de, İkinci İntifada'nın zirvesinde Ramallah'taki karargahı İsrail güçleri tarafından kuşatılırken. "Ama onlara şehit olmak istediğimi söyledim."

Gerçekten de, Arafat benzersiz bir halk desteği kazandıktan sonra, her yerinde İsrail'in parmak izleri olan bir suikast sonucu öldürüldü.

Arafat sonrası dönem de aynı politika ile şekillendi, ancak temel bir farkla: Bugün Filistin Yönetimi'nin ulusal rolü, Filistin halkının özgürlük ve bağımsızlık özlemlerinde bir U dönüşü yaparak, İsrail'i korumak gibi bir pratik role boyun eğdirildi. Böylece Filistin Yönetimi ile Filistin halkı arasındaki uçurum daha da büyüdü.

Daha da kötüsü, Filistin Yönetimi üstlenmeyi hedeflediği siyasi, ulusal ve hatta pratik rollerin hiçbirini başaramadı.

Bozulan denge

Filistinlilerin çoğu Filistin Yönetimi'nin ortaya çıktığı zorlu koşulları ve dolayısıyla tamamen devrimci bir strateji izlemedeki sınırlılıklarını anlıyor. Ancak dengeli bir pragmatik politika bile -kurtuluşa dayalı ulusal bir stratejiye biraz yer bırakan bir politika- artık kayboldu.

Hassas denge bozuldu çünkü Siyonist proje, çatışmayı kesin olarak sona erdirmeye çalışma aşamasına geldi.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, yerleşimler arttıkça, Yahudileştirme hızlandıkça ve buna ek olarak Filistin halkına yönelik baskılar yoğunlaştıkça "kararlı planını" yavaş yavaş uygulamaya başladı.

Doğal bir tepki olarak Filistin ulusal mücadelesi büyüdü ve bu da Filistin Yönetimi'ni iki arada bir derede bıraktı, seçeneklerini sınırladı ve denge oyununu baltaladı.

İsrailliler, Filistin Yönetimi'ne, Filistin direnişini takip etme ve yok etme konusundaki pratik rolünü oynaması için yoğun baskı yapıyor. Öte yandan Filistin halkı da tam tersi yönde baskı yapıyor ve Filistin Yönetimi'nden ulusal mücadelelerinin yanında yer alması için net bir seçim yapmasını talep ediyor.

Ortada kalmak artık ne İsrail ne de Filistinliler için kabul edilebilir. Filistin Yönetimi için bu ikilem karmaşık, zira her iki yöne de meyletmesi onun çöküşüne yol açabilir.  

İsrail, yönetimin ulusal kurtuluş projesinin yanında yer almasına izin vermeyecektir. Ve eğer İsrail'i koruma rolünü sürdürmekten yana tavır alırsa, Filistin Yönetimi, kendisini yıkmayı hedefleyecek olan kendi halkıyla çatışacaktır.

İşte gerçek kriz budur.


Avni el Meşni tarafından kaleme alınan ve Middle East Eye'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için tercüme edilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yorum Yap
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.