Muhacirler: Yeni Suriye'de yabancı savaşçılarla kurulan hassas denge

Geçtiğimiz günlerde Özbek bir savaşçının gözaltına alınması Suriye yönetimiyle yabancı savaşçılar arasındaki dengeyi yeniden gündeme getirdi.

Cian Ward | The New Arab | Tercüme: Mepa News

Geçtiğimiz hafta İdlib’de Özbek bir yabancı savaşçının Suriye hükümeti tarafından gözaltına alınması ve ardından yaşanan gerilim, Şam yönetiminin ülkenin en hassas meselelerinden biri olan “yabancı savaşçılar dosyasına” yönelik yaklaşımını yeniden ortaya koydu.

Söz konusu savaşçının, İdlib kentinde silahını ateşlediği iddiasıyla gözaltına alınmasının ardından yüzlerce Özbek savaşçı kentteki güvenlik yerleşkesi önünde protesto gösterileri düzenleyerek söz konusu kişinin serbest bırakılmasını talep etti.

Yerel medyaya göre Ahmed Şara gerilimin büyümesini önlemek amacıyla doğrudan devreye girdi ve üst düzey bir askeri komutanı Özbek topluluğunun ileri gelenleriyle görüşmek üzere bölgeye gönderdi.

Olayın ardından geçen günlerde Suriye güvenlik güçleri, İdlib'e bağlı Fua ve Keferya kasabalarında yürütülen operasyonlarda 16 Özbek’i daha gözaltına aldı. Bu tür gerilimler, İdlib’deki yabancı savaşçılar ile Suriye hükümeti arasında ilk kez yaşanmıyor.

Ekim 2025’te, bir kız çocuğunun kaçırıldığı iddiasının ardından hükümet güçleri ile çoğunluğu Fransız savaşçılardan oluşan Fırkatu'l Guraba arasında İdlib’in Harem kampında çatışmalar çıkmıştı. Bu grup, Fransız yabancı savaşçı Omar Omsen tarafından yönetiliyor.

Tüm bu gelişmeler, Suriye devleti ile ülkedeki yabancı savaşçı toplulukları arasındaki ilişkinin ne kadar hassas olduğunu gösteriyor. İki taraf arasında hem örtük gerilimler hem de karşılıklı güvensizlik bulunuyor.

Suriye’deki yabancı savaşçılar

Suriye devriminin uzun ve sert bir iç savaşa dönüşmesiyle birlikte, Arapçada “muhacirin” (muhacirler) olarak adlandırılan on binlerce yabancı savaşçı dünyanın farklı bölgelerinden Suriye’ye gelerek Esed rejimine karşı silahlı mücadeleye katıldı.

Bu savaşçılar, IŞİD dahil olmak üzere birçok gruba katıldı. Bazı gruplar ise bugün Ahmed Şara liderliğindeki hükümetin temelini oluşturan Tahriru'şa Şam Heyeti (HTŞ) ile ittifak kurdu.

Bugün Suriye’de kalan en büyük yabancı savaşçı topluluğu, yaklaşık 3 bin 500 kişilik Uygur çoğunluklu Türkistan İslam Partisi (TİP). HTŞ’nin önemli müttefiklerinden biri olan bu yapı büyük ölçüde Suriye ordusunun 84. Tümeni’ne entegre edilmiş durumda.

Ancak Omar Omsen’e bağlı gruplar gibi bazı yapılar güvenlik mimarisine tam entegrasyona direniyor. Omsen’in grubu, Harem kampında kendi polis ve mahkeme sistemini işletmeye devam ediyor.

Özbekler ise kuzeybatı Suriye’deki ikinci büyük yabancı savaşçı topluluğunu oluşturuyor.
Ancak Uygurların aksine belirli bir yapı etrafında örgütlenmiş değiller. Farklı silahlı grupların içinde yer alıyorlar. Bunların bir kısmı HTŞ’ye yakınken, bazıları hükümetle arasına mesafe koymayı tercih ediyor.

Muhacirlerin rahatsızlığı

Muhacir gruplar, yeni hükümetin en sert ve savaş tecrübesi en yüksek unsurları arasında görülüyor.

Suriye merkezli araştırma grubu ETANA’nın askeri araştırmacısı İsam el Reis'e göre bu savaşçılar, HTŞ’nin uzun yıllar boyunca uluslararası izolasyona rağmen Esed rejimine karşı ayakta kalabilmesinde kritik rol oynadı. Bugün de hükümetin ülke üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmasında “hayati bir destek unsuru” olarak görülüyorlar.

Ancak bu çevrelerde yeni hükümetin yönelimine dair belirgin bir huzursuzluk da bulunuyor.
Bağımsız analist ve araştırmacı Eymen el Temimi'ye göre bazı yabancı savaşçılar ile yeni hükümet arasında Suriye’nin geleceğine ilişkin farklı vizyonlar nedeniyle bir kopukluk oluşmuş durumda.

Temimi, HTŞ’nin son yıllarda giderek daha milliyetçi bir çizgiye yöneldiğini, buna karşılık yabancı savaşçıların çoğunun ulusalcı bir proje yerine İslami hukuk düzenini öncelediğini söylüyor. Bu durum da taraflar arasında sürtüşmelere yol açıyor.

Amerikalı Bilal Abdulkerim ve Özbek kökenli Ebu Dücane Türkistani gibi bazı tanınmış yabancı isimler, mevcut hükümeti ve HTŞ’nin dönüşümünü açık biçimde eleştirdi.

Temimi’ye göre hükümet bu eleştirilere karşı sert bir tavır aldı. Hem Bilal Abdulkerim hem de Ebu Dücane Türkistani’nin 2025 yılında herhangi bir resmi açıklama yapılmadan gözaltına alınması buna örnek gösteriliyor.

Bazı çevrelerde Şam yönetiminin iç ve dış baskılar nedeniyle yabancı unsurları zamanla tasfiye etmeye çalışacağı yönünde endişeler bulunuyor. Son gerilimlerin de bu korkularla bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor.

Temimi’ye göre muhacir toplulukları arasında güçlü bir dayanışma duygusu mevcut.
Çünkü Suriyelilerin iç savaş boyunca geliştirdiği sosyal ve siyasi ağlara sahip olmadıkları için birbirlerini korumak zorunda hissediyorlar.

Ekim ayında hükümet ile Omar Omsen’in grubunun çatıştığı dönemde bazı Özbek savaşçıların Fransızlardan oluşan grubu desteklemek için harekete geçtiği, ateşkesin de kısmen üst düzey Özbek komutanların arabuluculuğuyla sağlandığı belirtiliyor.

Bununla birlikte Temimi, birçok yabancı savaşçının Ahmed Şara’ya sadık kalmaya devam ettiğini söylüyor. Bu kesimlerin, Şara’nın kendi dönüşümüne benzer şekilde küresel cihat anlayışından uzaklaşıp daha yerel bir siyasi çizgiye yöneldiği değerlendiriliyor.

Siyasi hassasiyetler

Yabancı savaşçılar dosyası Suriye hükümeti açısından hem içerde hem dışarda son derece hassas bir mesele.

Birçok yabancı devlet, vatandaşlarının geleceği konusunda Şam’a baskı yapıyor. Çünkü bu kişilerin önemli bölümü kendi ülkelerinde terör suçlamalarıyla aranıyor. Özellikle büyük Uygur nüfusunun varlığı, Şam ile Çin arasındaki ilişkileri karmaşık hale getiriyor.

Çin’in BM temsilcisi, Şam yönetimini “terörist güçlerin” Suriye topraklarını başka ülkelere saldırı için kullanmasını engellemesi gerektiği konusunda uyarmıştı. Bu açıklama, Türkistan İslam Partisi’nin Çin’den bağımsızlık hedeflerine dolaylı bir gönderme olarak yorumlandı.

Öte yandan Nisan ayında kapatılan ve IŞİD bağlantılı ailelerin tutulduğu meşhur Hol kampından binlerce kişinin serbest bırakılması da yabancı başkentlerde yeni güvenlik kaygılarını artırdı.

Suriye içinde ise özellikle etnik ve dini azınlıklar, yabancı savaşçıların varlığından rahatsızlık duyuyor.

Bu kesimler onları yeni rejimin en radikal İslamcı unsurlarının öncü gücü olarak görüyor ve Suriye devriminin “İslamileştirilmesinden” sorumlu tutuyor.

Ahmed Şara’nın bu hassasiyetlerin farkında olduğu belirtiliyor.

Bu nedenle Esed’in devrilmesinin hemen ardından, şehirlerde oldukça görünür hale gelen yabancı savaşçı birliklerine İdlib ve kuzey Halep’teki üslerine dönmeleri talimatı verdiği aktarılıyor.

İsam el Reis’e göre bu karar yabancı savaşçılar açısından aşağılayıcı bir his yarattı.

El Reis, “Rejimi devirmek için savaştılar ama şimdi hükümetin konuşmak istemediği bir mesele haline geldiklerini düşünüyorlar” diyor.

El Reis’e göre bu savaşçıların temel kaygısı vatandaşlıklarının olmaması ve hukuki açıdan kırılgan durumda bulunmaları. Birçoğu on yılı aşkın süredir Suriye’de yaşadığı için vatandaşlık verilmesini hak ettiklerine inanıyor. Bu nedenle İdlib’de yaşanan son olaylar gibi gelişmeler, hükümetin yabancı savaşçılar konusunu görünmezleştirme stratejisini zorlaştırıyor.

Entegrasyon süreci

Şam yönetimi bir yandan muhacir grupların güvenlik mimarisine entegre ederek meşrulaştırmaya çalışıyor diğer yandan vatandaşlık vererek hukuki statülerini düzenlemeyi değerlendiriyor.

Washington Yakın Doğu Politikası Enstitüsü’nde araştırmacı olan Aaron Zelin’e göre hükümet bu savaşçıları resmi olarak Savunma Bakanlığı bünyesine dahil etmek istiyor.
Bu sayede üzerlerinde daha kurumsal bir komuta-kontrol mekanizması kurulabileceği düşünülüyor.

Savunma Bakanlığı bünyesindeki 84. Tümen, yabancı savaşçılar için ayrılmış ana birlik haline gelmiş durumda. Bazı muhacir komutanlarına orduda üst düzey görevler de verildi.

Bunlardan biri, Çin’in tepkisini çeken Uygur kökenli Abdulaziz Davud Hüdaverdi oldu.
Çin’den bağımsız Doğu Türkistan hedefini savunan Türkistan İslam Partisi’nin üst düzey isimlerinden olan Hüdaverdi, 2025’te tuğgeneral rütbesine getirildi. Bu rütbe, genelkurmay başkanlığının yalnızca bir kademe altında bulunuyor.

Bazı çekincelere rağmen Washington’un da yabancı savaşçıların Suriye ordusuna entegrasyonuna yeşil ışık yaktığı bildiriliyor. ABD’nin değerlendirmesine göre bu unsurların sistem içine alınması, dışlanmalarından daha güvenli görülüyor.

Zelin’e göre bazı yabancı savaşçılar ideolojik nedenlerle entegrasyona direniyor; ancak bu grubun sayısı sınırlı ve doğrudan hükümeti tehdit edecek güçte değiller. Şam yönetiminin gelecekte yabancı savaşçıların hukuki statüsünü normalleştirmeye çalışabileceği de konuşuluyor.

El Reis’e göre Ahmed Şara, Esed rejiminin devrilmesindeki rolleri nedeniyle bu savaşçılara kişisel bir minnet hissediyor olabilir. Ancak vatandaşlık verilmesi konusunda son 18 ayda somut bir ilerleme yaşanmadığı belirtiliyor.

Bazı yabancı savaşçıların, son dönemde daha önce vatansız durumda olan Kürt nüfusa hızlı biçimde vatandaşlık verilmesini örnek göstererek neden kendilerine halen aynı hakkın tanınmadığını sorguladığı ifade ediliyor.

Ödüllü gazeteci Tam Hussein ise yabancı savaşçıların kuzeybatı Suriye için artık yeni bir olgu olmadığını vurguluyor. Hussein’e göre bu gruplar birçok açıdan bölgeye entegre olmuş durumda: “İşletmeleri var, toplum tarafından tanınıyorlar ve bu bölgenin ayrılmaz bir parçası haline geldiler.”

Ayrıca Suriye tarihinin farklı göç dalgalarıyla şekillendiğini belirten Hussein, mevcut süreci de bu tarihsel akışın bir parçası olarak görüyor.

Bu nedenle yaşanan gerilimlerin uzun vadede bu toplumsal yapıyı kökten sarsmayacağını düşünüyor.

Kaynak: Mepa News

Yorum Yap
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Analiz Haberleri