Söz söylemek, hele ki derdini, şikayetlerini söz ile anlatmak başlı başına bir sanattır.
Bazen insan uzun uzadıya yazar, defterler, kitaplar doldurarak dışa vurur derdini. Bazense ta yüreğin orta yerinden çıkıveren birkaç cümle, birkaç kelime yeterli gelir.
Halk şiirinde, bu yürekten şikayetlerin güzel örneklerine rastlamak mümkün. Bunların en hoşuma gidenlerinden biri de Şarkışlalı Aşık Serdarî tarafından yazılan şiirdir. "Nesini söyleyim canım efendim?" nidasıyla başlayan şiir aslında bu başlangıçla söylemek istediği her şeyi bir çırpıda ortaya koyuveriyor.
Serdarî bu şiirde kıtlığı, açlığı, terk edilmişliği, yöneticilerin halktan yüz çevirmesini, siyasi ve iktisadi ifsadı veciz bir şekilde ifade ediyor.
Uzatmamak adına şiirin sadece bazı kısımlarını aktarmak istiyorum:
"Nesini söyleyim canım efendim
Gayri düzen tutmaz telimiz bizim
Arzuhal eylesem deftere sığmaz
Omuzdan kesilmiş kolumuz bizim
Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara halini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim
Zenginin sözüne beli diyorlar
Fukara söylese deli diyorlar
Zamane şeyhine veli diyorlar
Gittikçe çoğalır delimiz bizim
Serdarî halimiz böyle n'olacak
Kısa çöp uzundan hakkın alacak
Mamurlar yakılıp viran olacak
Akıbet dağılır ilimiz bizim."
***
Kıymetli okur kardeşim...
Arzuhal eylesem deftere sığmayacağı için, ben de içimde biriken derdi veciz bir şekilde ortaya koymak istedim.
Tuhaf zamanlar yaşıyor, başımıza gelenlere "ahir zamandır" diyerek geçiyoruz. Hayasızlıktan sokaklarda yürüyemiyor, gelir adaletsizliği ve faiz sebebiyle üç kuruşu hesap ederek yaşıyor, ahlakın ve eğitimin berbat halde olduğu, hukuktan haber alınamadığı zamanları tecrübe ediyoruz.
Bozuk yollar uluslararası misafirler için onarılıyor, yine onların rahat etmesi için bazı sesler kısılıyor, bazıları açılıyor. Baskınlar, gözaltılar yapılıyor.
İslami kavramlar medya eliyle kriminalize ediliyor. Zekat, infak, davet, tebliğ, mescid gibi kavramları yeniden dava dosyalarında görüyoruz. Bu sabah, ajanslarda okuduğum bir haberde, gözaltına alınan kişilerin "devletin İslami hükümlere göre yönetilmediğini, Allah'ın hükümlerinin uygulanmadığını söyledikleri" belirtiliyordu. Bugün "başkaları" yarın "öbürleri" ertesi gün "birileri"... Mesele aslında "kim" meselesi değil. Mesele söylem ve odak meselesi.
Aklıma hemen merhum Timurtaş Uçar Hoca'nın bir sohbeti geldi. "Şekeri çaya, tuzu çorbaya karıştırmadığınız zaman nasıl şekersiz çay, tuzsuz çorba oluyorsa, dini de devlete karıştırmadığınızda dinsiz devlet olur" diyordu. Merhum Timurtaş Hoca hayatını gözaltılarla, işkence ve kötü muamelelerle, zorluk ve sıkıntı içerisinde geçirerek nihayetinde rahmet-i Rahman'a kavuştu. Allah azze ve celle kendisine mağfiret eylesin.
Kıymetli okur kardeşim, nesini söyleyim? Benim bu gidişe aklım ermiyor. İnşallah senin de ermiyordur.
Zamane şeyhleri, veliler, deliler ve ne dese "belî" denilenler arasında doğru yeri tercih etmemiz temennisiyle...
Bu değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.