Netanyahu BM kürsüsünde hangi yalanları söyledi?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, BM konuşmasında sahadaki gerçeklerle çelişen birçok açıklamada bulundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, perşembe günü onlarca delegasyonun protesto amacıyla salonu terk etmesinin ardından yarısı boş olan bir Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitap etti.

Yaklaşık 40 dakika süren konuşmada Netanyahu, İsrail'in Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria'daki uygulamalarını savundu, Hamas'a yönelik suçlamalarını yineledi ve hükümetine yönelik eleştirilere karşı çıktı.

Ancak Netanyahu'nun iddiaları sahadaki gerçeklerle çelişiyor.

Batı Şeria'da Yahudi şiddeti

Netanyahu, işgal altındaki Batı Şeria'daki Yahudi şiddetini küçümsemeye çalışarak olayları, taş atan, zeytin ağaçlarını kesen ve zaman zaman yangın çıkaran yaklaşık 150 kişinin karıştığı görece az sayıdaki vakalar olarak tanımladı.

Olaylarda "belki iki ya da üç kişinin öldürüldüğünü" öne sürdü.

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) verileri ise çok daha geniş çaplı bir soruna işaret ediyor.

20 Temmuz 2026 itibarıyla yerleşimci saldırılarıyla bağlantılı olaylarda 18 Filistinli hayatını kaybetti. Bu sayı, 2025'in tamamında kaydedilen 17 ölümü aşmış durumda. 2026'da ölenlerin 12'si yerleşimciler, üçü İsrail güçleri tarafından öldürüldü. Üç vakada ise sorumluluğun kimde olduğu tartışmalı kaldı.

Kayda geçen yerleşimci saldırılarının sayısı 2025'te 1835'e ulaştı. 2026'nın ilk dört ayında aylık ortalama yaklaşık 190'a yükseldi ve bu, OCHA'nın kaydettiği en yüksek günlük saldırı oranı.

Sonuçlar yalnızca ölüm ve yaralanmalarla sınırlı değil.

Ocak 2023 ile Temmuz 2026 arasında yerleşimci saldırıları ve bunlarla bağlantılı kısıtlamalar, 123 Filistinli topluluğun tamamen ya da kısmen yerinden edilmesine yol açtı.

Netanyahu'nun konuşması ayrıca yerleşimci hareketinin siyasi etkisini ve bu hareketin önde gelen isimlerinin hükümetinde bakanlık görevlerinde bulunmasını da dışarıda bıraktı.

Hamas'ın insani yardımları çaldığı iddiası

Netanyahu, İsrail hükümetinin Hamas'ın Gazze'ye giren insani yardımların çoğunu çaldığı yönündeki iddiasını yineledi.

İsrail, yardımların yaygın biçimde başka yöne yönlendirildiği iddialarını teslimatlara yönelik kısıtlamaları ve ABD ile İsrail destekli yardım dağıtım operasyonu Gaza Humanitarian Foundation'a verdiği desteği gerekçelendirmek için kullandı.

Ancak ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'nın (USAID) kurum içi incelemesi, Hamas'ın ABD tarafından finanse edilen insani yardımları sistematik biçimde çaldığına ilişkin herhangi bir kanıt bulamadı.

İnceleme, Ekim 2023 ile Mayıs 2025 arasında bildirilen 156 hırsızlık veya kayıp vakasını ele aldı.

İnceleme, bu vakalarda yer alan malzemelerden Hamas'ın fayda sağladığına dair hiçbir belirti tespit etmedi.

İncelemenin kapsadığı ABD finansmanlı yardımların yüzde 1'inden daha azı kayıp, hırsızlık, başka yöne yönlendirme, dolandırıcılık veya israftan etkilendi.

Reuters da İsrailli askeri yetkililerin BM'nin yardım dağıtım noktalarından Hamas tarafından sistematik hırsızlık yapıldığına dair kanıt bulamadığını ve BM'nin dağıtım faaliyetlerini genel olarak etkili gördüğünü bildirdi.

USAID'in bulguları hiçbir yardımın hiçbir zaman başka yöne yönlendirilmediğini kanıtlamıyor. Ancak Hamas'ın yardımların çoğunu çaldığı iddiasını da desteklemiyor.

Gazze'ye iki milyon ton gıda girdiği iddiası

Netanyahu, "İsrail'in Gazze'ye gıda ve aşı girişine izin verdiği için soykırım yapıyor olamayacağını" savundu.

İsrail'in bölgeye, kişi başına bir tona denk gelecek şekilde iki milyon ton gıda soktuğunu iddia etti.

Gıda yardımı rakamı İsrailli yetkililerden geliyor ve bağımsız olarak doğrulanmış değil.

Bu rakam ayrıca ne kadar gıdanın sivillere ulaştığını ya da tedarikin açlığı önlemek için yeterli olup olmadığını göstermiyor.

BM destekli Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), 22 Ağustos 2025'te Gazze kentini de içine alan Gazze vilayetinde kıtlık yaşandığını doğruladı.

Netanyahu ayrıca çocuk felci aşılama kampanyasına değinirken uluslararası sağlık kuruluşlarının öncü rolünden söz etmedi.

Kampanya, Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF, UNRWA ve diğer ortaklarla işbirliği içinde düzenlendi. İsrail ise aşılamaların yapılabilmesi için insani aralara izin verdi.

Netanyahu, soykırım suçlamalarını "en büyük yalan" olarak nitelendirdi.

Ancak BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, Eylül 2025'te İsrailli yetkililer ve güvenlik güçlerinin 1948 Soykırım Sözleşmesi'nde tanımlanan beş fiilden dördünü işlediği sonucuna vardı.

Komisyon ayrıca Netanyahu dahil üst düzey İsrailli yetkililerin soykırım fiillerinin işlenmesini teşvik ettiği sonucuna ulaştı.

İsrail, soykırım yaptığı yönündeki suçlamaları reddediyor.

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ise Netanyahu'nun konuşmasına, Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hakkında çıkarılan tutuklama emrini hatırlatarak yanıt verdi.

Mamdani yaptığı açıklamada Netanyahu'nun BM kürsüsünü bir kez daha İsrail'in Filistinlilere yönelik eylemlerinin imajını düzeltmeyi amaçlayan temelsiz iddiaları tekrarlamak için kullandığını söyledi.

Hiçbir iddianın, Netanyahu'nun savaş suçları ve insanlığa karşı suç iddiaları nedeniyle UCM tutuklama emrine tabi olduğu gerçeğini değiştiremeyeceğini ekledi.

Beytüllahim'deki Hristiyanlar

Netanyahu, Beytüllahim'in İsrail kontrolündeyken ezici çoğunlukla Hristiyan olduğunu ancak Filistin Yönetimi'ne devredildikten sonra ezici çoğunlukla Müslüman hale geldiğini iddia etti.

Hristiyanların bölgeden sürüldüğünü ima etti.

Ancak İsrailli yetkililerin Beytüllahim'in 1967'de işgal edilmesinin ardından gerçekleştirdiği nüfus sayımındaki rakamlar, kentin önceki dini yapısına ilişkin bu iddiayla çelişiyor.

Nüfus sayımında kentte 14 bin 439 kişi kaydedildi. Hristiyanlar nüfusun yüzde 46.1'ini, Müslümanlar ise yüzde 53.9'unu oluşturuyordu. Belediye sınırları içindeki mülteci kampı da hesaba katıldığında Müslümanların oranı yaklaşık yüzde 58'e yükseliyordu.

Bu rakamlar, Netanyahu'nun konuşma metnini de yayımlayan Jewish Virtual Library'de yer alıyor.

Kentin dini yapısı onlarca yıl içinde değişti ancak 1967 verileri Beytüllahim'in İsrail yönetimi sırasında ezici çoğunlukla Hristiyan olduğu iddiasını desteklemiyor.

Netanyahu'nun anlatımı ayrıca birçok Filistinli Hristiyanın göç gerekçesi olarak gösterdiği nedenleri de dışarıda bıraktı.

Bunlar arasında topraklara el konulması, İsrail'in ayrım duvarının inşası, askeri kontrol noktaları ve işgal altındaki Doğu Kudüs'e erişim kısıtlamaları bulunuyor.

Bu nedenle Beytüllahim'deki demografik değişimi esas olarak Müslüman-Hristiyan gerilimlerinin sonucu olarak sunmak, İsrail işgalinin etkilerini göz ardı ediyor.

7 Ekim'de öldürülen çocuklara ilişkin iddialar

Netanyahu, Hamas öncülüğündeki grupların 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırılarda çocukların diri diri yakıldığı yönündeki anlatımları bir kez daha gündeme getirdi.

Bebeklerin başlarının kesildiği iddiaları dahil olmak üzere, bebeklere yönelik vahşet konusunda geniş biçimde dolaşıma sokulan bazı anlatılar daha sonraki soruşturmalarla sorgulandı.

Haaretz, İsrailli Zaka örgütünün acil müdahale ekipleri ve gönüllüleri tarafından yayılan bazı iddiaların mevcut kanıtlarla desteklenmediğini bildirdi.

Gazete, diğer kaynakların yanı sıra İsrail Ulusal Sigorta Enstitüsü, kibbutz yöneticileri ve polis tarafından sağlanan bilgileri inceledi.

Habere göre 10 aylık Mila Cohen adlı bir bebek, Kibbutz Be'eri'de ailenin güvenli odasının kapısına isabet eden silah ateşi sonucu öldürüldü.

Bebeklerin başlarının kesildiğine ilişkin yaygın biçimde dolaşan iddialar ise daha sonra İsrail ve uluslararası medya tarafından bildirilen kanıtlarla doğrulanmadı.

Ramallah yakınlarında bir yerleşimcinin öldürülmesi

Netanyahu, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u eleştirirken Fransız vatandaşlığı da bulunan altı çocuk babası Nathaniel Shukron'un öldürülmesine değindi.

Shukron'un oğluyla bir su kaynağını ziyaret ettiği sırada Hamas mensubu bir saldırgan tarafından yakın mesafeden vurulduğunu söyledi.

Ancak hiçbir silahlı örgüt saldırının sorumluluğunu açıkça üstlenmedi ve hiçbir resmi açıklamada saldırganın Hamas mensubu olduğu belirtilmedi.

Hamas saldırıyı övdü ancak gerçekleştirdiğini söylemedi.

Netanyahu ayrıca su kaynağını sıradan bir dinlenme alanı olarak sundu.

Halamish ya da Neve Tzuf adıyla da bilinen İsrail yerleşiminin yakınındaki Wadi Raya su kaynağı, yaklaşık bir yıl önce yerleşimciler tarafından ele geçirilmişti.

Filistinli arazi sahiplerinin bölgeye erişimi engellenmiş, yerleşimciler ise ziyaretçi çekmek amacıyla burada bir yerleşim karakolu kurmuştu.

Arazi için İsrail tarafından resmi bir el koyma emri çıkarılmamıştı.

Bu arka plan Netanyahu'nun anlatımında yer almadı.

7 Ekim öncesinde Gazze

Netanyahu, 7 Ekim 2023'te Gazze'de ne sivil ne de asker hiçbir İsraillinin bulunmadığını söyledi.

Bu ifade, İsrail'in 2005'te bölgedeki kalıcı kara kuvvetlerini ve yerleşimlerini çekmiş olması bakımından dar anlamda doğru.

Ancak İsrail'in Gazze üzerinde sürdürdüğü daha geniş kontrol sistemini göz ardı ediyor.

Bölge 2007'den bu yana kara, deniz ve hava yoluyla hareketi kısıtlayan İsrail ablukası altında.

İsrail, başlıca sınır geçişleri, nüfus kayıtları ile insanların ve malların hareketi üzerinde kontrolü sürdürdü.

Uluslararası Adalet Divanı, Temmuz 2024 tarihli danışma görüşünde İsrail'in 2005'teki çekilmesinin işgal hukuku kapsamındaki yükümlülüklerini tamamen sona erdirmediğini belirtti.

Mahkeme, İsrail'in kara, deniz ve hava sınırları, hareket kısıtlamaları, ithalat ve ihracat vergileri ile tampon bölge dahil olmak üzere Gazze üzerinde önemli yetki unsurlarını kullanmaya devam ettiği sonucuna vardı.

İsrail'in yükümlülüklerinin, uyguladığı fiili kontrolün derecesiyle orantılı biçimde devam ettiğini belirtti.

Netanyahu'nun anlatımı ayrıca İsrail'in geçmişte Gazze'ye giren gıdaya yönelik kısıtlamalarından da söz etmedi.

İsrail hükümetine ait belgeler, yetkililerin izin verilecek gıda miktarını belirlerken Gazze'nin gıda ihtiyacını kalori üzerinden hesapladığını göstermişti.

Katar ve değişen uluslararası kamuoyu

Netanyahu, Katar'ı Amerikan üniversitelerine ve Al Jazeera dahil medya kuruluşlarına finansman sağlayarak İsrail hakkında yanlış bilgi yaymak için büyük miktarlarda para harcamakla suçladı.

Bu faaliyetlerin gençlerin görüşlerini etkilemeyi amaçladığını öne sürdü.

Katar suçlamayı reddetti.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, Netanyahu'nun işgal altındaki Filistin topraklarında İsrail hükümetinin eylemlerinden dikkati başka yöne çekmeye çalıştığını söyledi.

Özellikle gençler arasında değişen uluslararası kamuoyunu etki kampanyalarına bağlamanın, bir neslin tanık olduğu olaylara dayanarak kendi görüşünü oluşturma yeteneğini küçümsediğini savundu.

Kamuoyu araştırmaları, Amerikalıların İsrail ve Filistinlilere yönelik tutumlarında önemli bir değişim olduğunu gösteriyor.

Şubat 2026'da yayımlanan Gallup araştırmasına göre 18-34 yaş arasındaki Amerikalıların yüzde 53'ü Filistinlilere daha fazla sempati duyduğunu söylerken, İsraillilere daha fazla sempati duyduğunu belirtenlerin oranı yüzde 23 oldu.

Bu, söz konusu yaş grubunda katılımcıların çoğunluğunun ilk kez Filistinlilere daha fazla sempati duyduğunu ifade ettiği araştırma oldu.

İsraillilere daha fazla sempati duyduğunu söyleyenlerin oranı da bu yaş grubu için şimdiye kadar kaydedilen en düşük seviyeye indi.

Değişim yalnızca genç yetişkinlerle sınırlı değildi.

35-54 yaş arasındaki Amerikalıların yüzde 46'sı Filistinlilere, yüzde 28'i ise İsraillilere daha fazla sempati duyduğunu belirtti.

Bir yıl önce aynı oranlar Filistinliler için yüzde 33, İsrailliler için yüzde 45'ti.

Kaynak: Mepa News, New Arab

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.

Haberler Haberleri