Netanyahu'nun baskısı ve Amerikan gücünün sınırları

Said Arikat

Donald Trump, siyasi kimliğinin büyük bölümünü basit bir düşünce üzerine inşa etti: Amerikan başkanları, Amerikan gücünü kullanma konusunda fazla temkinli davrandı. Trump'a göre müttefikler, rakipler ve bürokratlar Washington'ı görmezden gelmeyi öğrendi, çünkü Washington insanları kendisine nasıl boyun eğdireceğini unuttu. Gazze girişiminin bunun tam tersini göstermesi gerekiyordu. Trump bir çerçeve dayatacak, taraflar bunu kabul edecek ve ABD nihayet iddia ettiği vazgeçilmez güç rolünü oynayacaktı.

Binyamin Netanyahu'nun bu çerçeveyi hızla reddetmesi yalnızca bir müzakere taktiği değildi. Bu, girişimi ivme kazanmadan önce zayıflatmak üzere tasarlanmış önleyici bir veto niteliğindeydi. Anlaşmazlığı bir İsrail başbakanı ile ABD başkanı arasındaki sıradan bir görüş ayrılığı olarak sunmak cazip gelebilir ancak bu, meselenin daha büyük önemini gözden kaçırır. Netanyahu'nun Hamas "gerçek anlamda" silahsızlandırılana kadar İsrail'in hiçbir şekilde çekilemeyeceği yönündeki ısrarı, Trump'ın önerisinin doğrudan merkezini hedef alıyor ve Washington'ın onlarca yıldır yüzleşmekten kaçındığı bir soruyu gündeme getiriyor: Bir süper güç, bir müttefikinin kendi diplomasisinin şartlarını belirlemesine izin verdiğinde ne olur?

Trump'ın 15 maddelik çerçevesi karşılıklı adımlara dayanıyor. Hamas, geçiş süreci kapsamında silahlarını teslim edecek, uluslararası bir istikrar mekanizması ile Filistinli bir güvenlik yapılanması şekillenmeye başlayacak, yeni düzen işler hale geldikçe İsrail güçleri de aşamalı olarak geri çekilecekti.

Netanyahu ise bu denklemi fiilen yeniden yazdı. Ona göre Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail anlamlı bir geri çekilme gerçekleştirmeyecek. İlk bakışta bu tavizsiz bir güvenlik şartı gibi görünüyor. Ancak uygulamada sonsuza kadar ertelenebilecek bir koşul oluşturuyor. Tam silahsızlanmanın ne olduğunu kim belirleyecek? Bunu kim doğrulayacak? İsrail silahların hala gizlendiğini veya yeni tehditlerin ortaya çıktığını öne sürerse ne olacak? Her sorunun cevabı İsrail hükümetine bırakılırsa çekilme, yalnızca İsrail'in tanımlayabileceği ve değiştirebileceği bir standarda bağlanmış olur.

Bağımsız biçimde ölçülemeyen ve doğrulanamayan bir koşul güvenlik şartı değil, siyasi bir kaçış kapısıdır. Netanyahu'nun elinde silahsızlanma, müzakere sürecinin unsurlarından biri olmaktan çıkarak sürecin kendisi üzerinde kalıcı bir vetoya dönüşüyor.

Dolayısıyla asıl mesele Hamas'ın silahlarını teslim edip etmemesi değil. Savaş sonrası için ortaya konan her güvenilir öneri, Hamas'ın bağımsız bir silahlı otorite olarak varlığını sürdüremeyeceğini varsayıyor. Gerçek mücadele, adımların sıralamasını ve dolayısıyla geçiş sürecini kimin kontrol edeceği konusunda yaşanıyor.

Trump'ın çerçevesi, İsrail'in kontrolünün bir kısmını uluslararası ve Filistinli bir geçiş yapılanmasına devretmesini gerektiriyor. Netanyahu'nun yaklaşımı ise İsrail'e askeri hakimiyetinin ne zaman sona ereceğini belirleme yetkisi veriyor. Tehdidin ne zaman ortadan kalktığına yalnızca İsrail karar verirse geçişin ne zaman başlayacağına da yalnızca İsrail karar vermiş olur. Bunun sonucu, silahsızlanma söylemiyle örtülmüş, süresiz bir İsrail askeri varlığı olacaktır.

İki lider arasındaki siyasi farklılık bu çatışmayı daha da keskin hale getiriyor. Trump'ın Gazze savaşını sona erdirmeye ihtiyacı var. Kendi adıyla anılacak bir diplomatik başarı, ABD gücünün geleneksel diplomasinin başarısız olduğu yerde sonuç alabildiğinin kanıtını istiyor. Netanyahu ise temelden farklı bir hesap yapıyor. Ona göre savaş, İsrail'in zaferinin nasıl tanımlanacağından ayrı düşünülemez. Hamas'ın bazı kapasitelerini koruduğu veya anlamlı yetkilerin Filistinlilere ve uluslararası aktörlere devredildiği bir düzenlemeyle çatışmaların sona ermesi, sağcı müttefikleri tarafından savaşın temel hedeflerinden vazgeçilmesi olarak sunulabilir.

Trump başarıyı işlemsel olarak tanımlarken Netanyahu azami hedefler üzerinden tanımlıyor. İki isim müttefik ancak aynı nihai hedefi paylaşmıyor. Böylece sonuç almaya çalışan bir başkan ile siyasi geleceği bu sonucun gerçekleşmesini engellemeye bağlı olan bir başbakan karşı karşıya geliyor.

İsrail iç siyaseti ile ABD'nin stratejik çıkarları tam da bu noktada çatışıyor. Netanyahu, Filistin kurumlarını güçlendirecek her türlü düzenlemeye karşı olan güçlerin desteğiyle iktidarda. Washington açısından savunulabilir bir uzlaşma Netanyahu açısından siyasi olarak tehlikeli. Netanyahu ayrıca birbirini izleyen İsrail hükümetlerinin öğrendiği bir şeyi biliyor: İsrail yeterince sert karşı çıktığında ABD'nin kırmızı çizgileri çoğu zaman müzakere edilebilir hale geliyor. Alışıldık yöntem basit: Oyalamak, itiraz etmek, güvenliği gerekçe göstermek, siyasi baskıyı harekete geçirmek ve ABD başkanının geri adım atmasını beklemek.

Geçmişte yaşananları görmezden gelmek zor. Washington, İsrail'e olağanüstü düzeyde askeri, diplomatik ve ekonomik destek sağlıyor. Buna rağmen birbirini izleyen ABD yönetimleri defalarca çağrılar yaptı, uyarılar yayımladı ve özel görüşmelerde şikayetlerini dile getirdi, ancak çatışmanın siyasi maliyeti arttığında İsrail hükümetlerine uyum sağladı. Sonuçta ortaya bir çarpıklık çıktı: ABD, kendi politikalarına düzenli olarak meydan okuyan bir müttefiki finanse ederken anlamlı baskının yerine özel çağrıları koyuyor. Netanyahu bu düzenin devam edeceğine güveniyor.

Trump, tam da bu tür siyasi ataleti kırma sözü vermişti. Siyasi iddiası, Amerikan gücünün anlamlı olmasının nedeninin kendisinin bu gücü kullanmaya istekli olması olduğu fikrine dayanıyor. Ancak Gazze, sert söylemler ile gerçek nüfuz arasındaki boşluğu ortaya çıkarıyor. Bir rakiple karşı karşıya gelmek başka, İsrail ile karşı karşıya gelmek başka. Bunun için yalnızca Netanyahu'ya değil, İsrail hükümetleri üzerinde sürekli baskı kurulmasını tarihsel olarak son derece zorlaştıran Amerikan iç siyasi yapılanmasına da meydan okumak gerekiyor.

Yönetimin sözlerini sonuçlarla desteklememesi, Netanyahu'ya Washington'ın ilan ettiği hedeflere meydan okumanın gerçek bir bedeli olmadığı mesajını veriyor. ABD'nin pasifliği tarafsızlık değildir, uzlaşmazlığın sürdürülmesine davetiyedir.

Trump şimdi bir tercih yapmak zorunda. Netanyahu kabul edene kadar çerçevesini değiştirebilir ve Netanyahu'nun Washington'ın sınırlarını belirlemesine izin verirken diplomatik ilerleme görüntüsünü koruyabilir. Plan hala Trump'ın adını taşıyacaktır ancak temel mekanizması ortadan kaldırılmış olacaktır.

Diğer seçenek ise çok daha önemli sonuçlar doğurabilir. Trump, önerisinin merkezindeki çekilme mekanizmasında ısrar ederse yönetiminin şimdiye kadar kaçındığı soruyla nihayet yüzleşmesi gerekecek: İsrail reddederse Washington ne yapmaya hazır?

Ciddi bir cevap, ABD'nin zaten sahip olduğu nüfuzu kullanmasını gerektirir: Askeri yardıma şartlar bağlamak, silah sevkiyatlarını yavaşlatmak veya İsrail politikası ilan edilmiş bir ABD hedefini doğrudan engellediğinde desteğin otomatik olmayacağını açıkça belirtmek. Siyasi bedeli göze almaya yönelik bir irade olmadan ABD liderliği söylemi tiyatrodan öteye geçmez.

Bu önemli, çünkü sıkça tekrarlanan "İsrail'in kendini savunma hakkı vardır" ifadesi, savaş sonrasında Gazze'nin ne olması gerektiği konusunda neredeyse hiçbir şey söylemiyor. Hamas'ı yok etmek askeri bir hedeftir. Yeni bir savaşı önleyebilecek siyasi bir düzen kurmak ise meşruiyet, yönetim ve Filistinlilere inandırıcı bir pay verilmesini gerektirir. Netanyahu'nun yaklaşımı buna ikna edici bir cevap sunmuyor. Gazze süresiz İsrail askeri kontrolü altında kalırken Filistin kurumları zayıflatılır veya dışlanırsa silahlı direnişi doğuran koşullar ortadan kalkmaz, yalnızca biçim değiştirir.

Adımların sıralaması konusundaki anlaşmazlık bu nedenle bu kadar önemli. Washington, savaşın yeni bir güvenlik ve yönetim düzenine geçiş yoluyla sona ermesi gerektiğini söylüyor. Netanyahu ise İsrail tehdidin ortadan kalktığına kanaat getirene kadar bu geçişin başlayamayacağını savunuyor. Bu formül, geçişin ne zaman başlayacağına İsrail'in kendisinin karar vermesi anlamına geliyor. Bu gerçek bir geçiş değil, destekçileri planı reddetmediklerini iddia ederken diplomatik süreci öldürebilecek kalıcı bir erteleme stratejisidir.

Trump'ın siyasi iddiası, başkanlık gücünün sonuç ürettiği zaman anlamlı olduğu düşüncesine dayanıyor. Gazze, ABD başkanlarının tarihsel olarak bunu göstermeye en isteksiz olduğu ilişkide bu iddiayı sınayacak.

Mesele artık Trump'ın Hamas'tan taviz koparıp koparamayacağı değil. Daha zor soru, olağanüstü derecede önemli bir müttefik olsa bile bir İsrail başbakanına ABD politikasının yabancı bir hükümet tarafından veto edilemeyeceğini söylemeye hazır olup olmadığı.

Bunu yapamazsa çıkarılacak ders şu olacaktır: Bir İsrail lideri ciddi sonuçlarla karşılaşma korkusu olmadan ABD diplomasisini engelleyebilir ve ABD gücünü yeniden tesis etme sözü veren bir başkanın önündeki en büyük engel nüfuz eksikliği değil, bu nüfuzu kullanacak siyasi iradenin yokluğu olabilir. Kullanma iradesi olmayan güç yalnızca bir gösteriden ibarettir. Gazze'de bu gösterinin iç dünyası giderek daha fazla açığa çıkıyor.


Al Jazeera'da yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.