Natacha Danon | The New Arab | Tercüme: Mepa News
6 Mart’ta, İran’a karşı savaşı başlatmasından birkaç gün sonra ABD Başkanı Donald Trump, İranlı Kürtlerin İran rejimine karşı askeri harekata girişmesini destekleyeceğini söyledi.
Trump, Reuters haber ajansına verdiği röportajda, “Bunu yapmak istemelerinin harika olduğunu düşünüyorum, tamamen desteklerdim” dedi. Washington, Tahran’a karşı muhalefeti harekete geçirmeye çalışırken, İranlı Kürt gruplarla görüşmeler yaptığı da bildirildi.
Ancak ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının zirveye ulaştığı dönemde, Kürt gruplar -Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) dahil- sonuçta çatışmanın dışında kaldı. PJAK, uzun yıllar boyunca bir Kürt devleti kurulması için savaşan milis bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bir uzantısıdır.
Orta Doğu’da görev yapmış eski Türk büyükelçisi Erdem Ozan, The New Arab’a yaptığı açıklamada, “Eğer PJAK savaşa girmiş olsaydı, İran onların fiilen yaşayıp faaliyet gösterdiği bölgelere çok sert saldırırdı ve bu onlar için varoluşsal bir risk olurdu. PKK açısından ise çatışmanın dışında kalmak, Türkiye’de, Irak’ta ve Suriye’de ellerinde kalan dar alanda zaten zorlanırken yeni bir cephe açmaktan kaçınmak anlamına geliyordu.” dedi.
Suriye’de ise örgüt, Esed rejiminin 2012 yılında kuzeydoğu Suriye’den büyük ölçüde çekilmesiyle birlikte bir dayanak noktası oluşturdu. PKK’nın Suriye kolu olan Halk Savunma Birlikleri (YPG), kuzeydoğu Suriye’deki önemli Kürt şehirlerinin kontrolünü ele geçirdi ve daha sonra 2014’teki Kobani savaşıyla başlayarak IŞİD'e karşı yürütülen mücadelenin öncülüğünü yaptı.
Daha sonra 2015 yılında grup, ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) çatısı altına girdi. SDG, IŞİD’e karşı yürütülen ve örgütün 2019’daki toprak hakimiyetinin sona ermesiyle sonuçlanan art arda savaşlara liderlik etti. Yıllar içinde PKK, toprak kontrolünü pekiştirdi ve Suriye’de önemli bir dayanak noktası kazandı; bu ise komşu diğer ülkelerde başaramadığı bir şeydi.
Ancak Şubat ayının ortalarında, PKK’ya bağlı üst düzey savaşçılar, SDG ile Suriye hükümeti arasında yapılan ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak Suriye’den Irak-İran sınırındaki Kandil Dağları’na çekildi.
Bu anlaşma, Halep ve doğu Suriye’de haftalarca süren çatışmaların ardından geldi. Söz konusu çatışmalar, SDG’nin kuzey Suriye’deki önemli şehir merkezlerine çekilmesiyle sonuçlandı.
SDG ile Şam arasındaki müzakerelerde yer alan bir kaynak The New Arab’a yaptığı açıklamada, “Türkiye tarafından kara listeye alınmış, Suriyeli ve Suriyeli olmayan onlarca PKK üyesi Suriye topraklarından çekildi” dedi.
PKK savaşçılarının Suriye’den çekilmesi, geçen yıl PKK’nin kurucusu ve lideri Abdullah Öcalan’ın örgüte silah bırakma ve kendisini feshetme çağrısı yapmasının ardından, geçen ekim ayında Türkiye’den gerçekleşen benzer bir geri çekilmeyle aynı döneme denk geldi.
Geçen yıl gerçekleşen tek taraflı çekilme, PKK’nin Mart 2025’te koşulsuz ateşkes ilan etmesinin ardından geldi. Bu adım, Türkiye ile uzun süredir durmuş olan barış sürecini yeniden canlandırdı. PKK, 1984’ten bu yana Türk devletine karşı silahlı isyan yürütüyordu.
Bölge halen belirsizlik ve değişim içinde bulunurken, PKK’nin Suriye ve İran’daki konumlanışı, hem örgütün geleceği hem de daha geniş anlamda Kürt meselesinin geleceği hakkında önemli soruları gündeme getiriyor.
Suriye üzerindeki etkiler
The New Arab’a konuşan Avrupa Üniversite Enstitüsü’nde araştırma görevlisi ve Kürt meseleleri uzmanı Thomas McGee, “PKK ve onun Suriye içindeki bağlantılı yapıları, kontrolleri altındaki toprakların ve önemli altyapının büyük ölçüde azalmasıyla birlikte sahadaki etkilerinin önemli bir kısmını açık şekilde kaybetti” ifadelerini kullandı.
Mcgee şöyle devam etti: “Bu durum, hem diğer Suriyeli aktörler karşısında hem de uluslararası düzeyde büyük bir nüfuz ve etki kaybını da beraberinde getiriyor.”
Geçtiğimiz yıl boyunca SDG, adem-i merkeziyetçilik ve federalizm yönünde defalarca çağrıda bulunmuş ancak bu talepler büyük ölçüde Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara tarafından reddedilmişti. Ocak ayında Şara, Kürtlerin dilsel ve kültürel haklarını güvence altına alan tarihi bir kararname yayımladı. Bu kararname ayrıca vatansız durumdaki binlerce Suriyeli Kürt için vatandaşlığa giden bir yol sundu. Ancak kararname, Kürt özerkliği konusunda siyasi tavizler vermekten uzak kaldı.
Ozan ise şöyle diyor: “Suriye’deki Kürtler açısından, toprak kontrolü ve uluslararası destek zayıfladıkça pazarlık gücü de keskin şekilde azalıyor. Şam artık sınırlı bir adem-i merkeziyetçilik teklif ederek, gerçek bir özerklik yerine güç pozisyonundan müzakere yürütebiliyor.”
18 Ocak anlaşması kapsamında -daha sonra 30 Ocak’ta yapılan ek anlaşmayla yeniden teyit edilen şekilde- SDG, Haseke vilayetindeki tüm sivil ve askeri kurumları devlet kurumlarına entegre etmeyi kabul etti. Bu durum, fiilen onun yönetim projesi olan “Özerk Yönetim”in sona ermesi anlamına geliyordu. Ancak son aylarda müzakereler duraksadı ve tam entegrasyonun gerçekleşmesini sağlayamadı.
Ocak ayında ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, “SDG’nin sahadaki temel IŞİD karşıtı güç olma yönündeki asli amacı büyük ölçüde sona erdi” dedi ve böylece Washington, uzun yıllardır desteklediği müttefikine verdiği desteği fiilen geri çekmiş oldu.
Türkiye açısından yansımalar
PKK’nin Suriye’deki kayıplarının etkileri Türkiye sınırının öte yanında da hissedilecek. Xavier Üniversitesi’nde profesör ve Kürt meseleleri uzmanı olan Nazan Bedirhanoğlu, “Türkiye’nin Suriye’de Kürt karşıtı bir güç olarak yer alması, Türkiye içindeki ilişkileri de bozuyor” dedi.
Ocak ayında Türk hükümeti, Suriye ordusunun SDG’ye karşı ilerleyişini protesto eden Kürt vatandaşların gösterilerine sert müdahalede bulundu.
Şubat ayında ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki bir Komisyon, PKK savaşçılarının silahsızlandırılmasını ve Türk toplumuna yeniden entegre edilmesini içeren demokratik reform yol haritasını büyük çoğunlukla kabul etti. Ancak Bedirhanoğlu, The New Arab’a yaptığı açıklamada, “yüksek beklentilere rağmen [Türk] hükümeti siyasi tutukluların serbest bırakılması gibi somut adımlar atmadı. Türk devleti bunu bir demokratikleşme süreci olarak değil, mevcut cumhurbaşkanına gelecek seçimlerde yardımcı olabilecek bir silahsızlanma süreci olarak görüyor.” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, anayasal değişiklikler için Kürtlerin oy desteğini almak ve iktidarda kalmak amacıyla Kürtleri yatıştırmaya çalışabilir. Ancak PKK yetkilileri, örgütün tek taraflı güven artırıcı adımlarına rağmen Ankara’nın hareketsizliğini son dönemde eleştirdi.
Ozan, “Ankara, PKK’nın [Suriye’deki] kayıplarını kendi uzun vadeli baskı stratejisinin doğrulanması olarak okuyacaktır ki bu da güvenlik merkezli yaklaşımı daha da güçlendirecektir” diyor.
Suriye’deki meslektaşı gibi Erdoğan da Kürtlerin adem-i merkeziyetçilik ve federalizm çağrılarını kınadı ve bunları “ham bir hayalden başka bir şey değil” şeklinde niteledi. Türkiye’de ise Kürtlerin tanınma taleplerini tek taraflı olarak reddederek “Kürt sorunu diye bir şey yok” dedi.
Türkiye, özellikle SDG ile Şam arasındaki entegrasyon sürecinde ilerleme durursa, bozucu bir aktör olarak hareket edip Kürt güçlerine karşı askeri adım atabilir. Hafta sonu boyunca SDG’ye bağlı dört tugay orduya entegre edilerek Kobani, Haseke, Kamışlı ve Derik’e konuşlandırıldı. Ancak Doğu Bölgesi Savunma Bakan Yardımcısı ve SDG liderlerinden Sipan Hamo, “uyum meselesinin halen sürdüğünü ve henüz tam anlamıyla birleşik bir askeri yapıya ulaşılmadığını” söyledi.
Ozan’a göre Ankara’nın “PKK zayıflamışken askeri operasyonları sürdürmek ya da genişletmek için güçlü teşvikleri var. Güvenlik mantığı, iç politika ve bölgesel mesaj verme ihtiyacı bu yönde işaret ediyor.” Erdoğan daha önce, SDG’nin kendisini feshetmemesi halinde askeri harekât tehdidinde bulunmuştu.
Uzun vadeli sonuçlar
Ozan, “PKK dayanıklı bir yapı, ancak Suriye’deki dayanak noktasını kaybetmesi onu stratejik bir daralmaya zorluyor. Örgüt yayılmacı bir pozisyondan savunmacı bir pozisyona geçecek ve önceliğini hayatta kalmaya verecek. Silahlı hareketler köşeye sıkıştığında, tırmanışa gitme veya parçalanma yönünde teşviklerle karşı karşıya kalırlar. PKK önemini koruduğunu göstermek için daha yüksek etkili saldırılara yönelebilir; ayrışan unsurlar ise öngörülemez biçimde hareket edebilir. Bu durum genellikle siviller açısından en istikrarsızlaştırıcı aşamadır” diyor.
McGee ise Afrin’de PKK bağlantılı grupların önceki saldırılarına dikkat çekerek, “Eğer yeniden entegrasyon anlaşmasına uyulmazsa, PKK ile bağlantılı grupların yeraltına itildiğini ve işgalci olarak gördükleri güçlere karşı düzensiz savaş yürüttüklerini görebiliriz” dedi.
2018 yılında Ankara’nın Fırat Kalkanı Operasyonu'nu başlatmasının ardından, Kürt çoğunluklu şehir ve çevresi Türkiye destekli muhalif grupların kontrolü altına girdi.
Ozan ayrıca, “Resmi anlamda tamamen dağılması pek muhtemel değil; PKK gibi hareketler genellikle ortadan kaybolmak yerine dönüşüm geçirirler daha olası olan şey, diğer Kürt aktörlerin ağırlık kazanmasıyla birlikte örgütün merkezi konumunu kademeli olarak kaybetmesidir. Bu an, Kürt hedeflerinin sonunu değil; yalnızca bir yolun sonunu işaret ediyor” diyor.
Bedirhanoğlu ise, “Kürt hareketi geçmişte de başka geri itilmelerle karşılaştı ancak uzun vadeli bir vizyona sahip olduğu için varlığını sürdürdü. Onlar her zaman yenilgicilik yerine çok yönlü direniş biçimlerini sürdürme perspektifini benimsediler.” diyor.
Kaynak: Mepa News