Rabia Katliamı'nın 13'üncü yılında Mısır'ın durumu kötüye gidiyor

Şerif Eymen

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:

"Şüphesiz Allah müsfidlerin amelini ıslah etmez."

Bu ifade, Yunus Suresi'nde Hz. Musa'nın Firavun'un sihirbazlarına hitabı bağlamında geçmektedir. Kur'an metninde, mü'minler açısından, sebebin hususiliğine değil lafzın umumiliğine itibar edilir. Dolayısıyla metnin amacı yalnızca zikredilen olayın veya ayetin inişine sebep olan hadisenin sınırlarıyla sınırlı değildir. Bunların ötesine geçer ve benzer durum ve hadiseler de hükmün veya metnin kapsamına girer. Bu meselenin burada ele alınması uygun olmayan ayrıntıları vardır.

Fesat, bir şeyin dengeli ve olması gereken halinden, az veya çok, çıkmasıdır. Fesadın zıddı ise salah, yani düzgünlüktür. İfsat ise bir şeyi bozuk hale getirmek, olması gereken durumdan ve fayda sağlama özelliğinden çıkarmaktır. Gerçekte bu, doğru bir amaç olmaksızın bir şeyi övgüye değer bir halden çıkarmaktır.

Bu konuyu gündeme getiren şey, Mısır'da 2013 yılında yaşanan Rabia el Adeviyye katliamının yıl dönümüdür. Bu olay, modern Mısır tarihinde yaşananların en çirkin ve en kötüsüdür ve Mısır'ın mevcut yöneticisinin öncülük ettiği askeri darbenin sonucunda meydana gelmiştir. O günden bu yana Mısır, Allah'ın "Şüphesiz Allah müsfidlerin amelini ıslah etmez" sözünü doğrularcasına umut edilecek bir hayır görmemiştir. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmekten daha büyük bir ifsat da yoktur. Allah insan canının değerini yüceltmiş ve ona zarar vermeyi veya onu yok etmeyi kullar arasında hüküm verilecek günün ilk hesabı haline getirmiştir. Nitekim bir hadiste, "Kıyamet günü insanlar arasında ilk hükme bağlanacak mesele kan davalarıdır" buyrulur.

Mısır'daki bozulma ekonomik, siyasi, toplumsal ve hatta dini alanları kapsadı. Ekonomik gerçeklik, Mısırlıların çoğunun kötüleşen ekonomik şartları doğrudan hissetmesi nedeniyle en görünür olanı. Ancak mevcut rejim, uzun vadeli bir felaket pahasına bütçelerde görünen rakamları kağıt üzerinde iyileştirmeye başvuruyor. Toprakları, sağlık, eğitim, sanayi ve tarım sektörlerinin bazı bölümlerini Mısırlı olmayanlara tahsis ediyor. Devletin varlıklarını, bugününü ve geleceğini hem maddi açıdan çok düşük bir bedelle hem de manevi açıdan değersiz bir karşılıkla, yani iktidarda kalması uğruna satıyor.

Bu politikanın sonucunda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), büyüleyici doğası ve sularıyla öne çıkan kuzey sahilindeki bazı bölgeleri kontrol etmeye başladı. Bir BAE şirketine ayrıca kuzey sahilindeki Cefire arazisinden 2700 dönüm teslim edilecek. Bu alan Sisi tarafından 2023 yılında Ulusal Yatırım Bankasına tahsis edilmişti. Banka, "ekonomik ve sosyal kalkınma planına dahil edilen bütün projeleri, bu projelerin sermayelerine katılarak, kredi sağlayarak veya diğer yollarla finanse etmek" amacıyla faaliyet gösteriyor. Mısır'ın borç batağına sürüklenmesi sonucunda Sisi, vatandaşın hayatında herhangi bir iyileşme hissedilmeden yalnızca genel bütçelerdeki rakamları hafifletmek amacıyla arazileri satmayı veya gelecek nesillerin haklarını heba eden sözleşmeler imzalamayı tercih ediyor.

Bu uğursuz darbenin bir başka sonucu da Sisi'nin İslami siyasi hareketlerle, onların söylemine karşı bir dini söylem geliştirerek mücadele etme ihtiyacı duyması oldu. Bu süreçte şeriatla ilişkili bazı isimleri devreye soktu ve Ali Cuma, Usame el Ezheri, Halid el Cündi ve diğerleri üzerinden dini alan üzerindeki hakimiyetini genişletmeye çalıştı. Bu isimler Sisi'yi övme, talimatlarına uyma ve dini kurumları küçük düşürme konusunda şaşırtıcı örnekler sergiledi. Bunun son örneği, vakıflara bağlı vaizlerin askeri bir kurumda onun karşısındaki görüntüsü oldu.

Toplumsal açıdan Mısır'da boşanma oranları dikkat çekici biçimde artıyor. Mısır'daki suç oranlarının düştüğünü öne süren tahminlere rağmen suçların niteliği ciddi bir bozulmaya işaret ediyor. Baş kesip kesik başla dolaşmak, aile üyelerini öldürmek veya çocukların para yüzünden babalarını ya da dedelerini öldürmeleri buna örnek. Bu tür suçlar Mısır toplumunda daha önce bu kadar yaygın değildi. Hükümetin açıkladığı veriler de sürekli kuşkuyla karşılanıyor.

Diğer taraftan Sisi, askeri kurum ile Mısır toplumu arasında derin bir çatlak oluşturmayı başardı. Ordu artık bütün ekonomik sektörlerde ya doğrudan taraf haline geldi ya da sivil kurumların başına eski subaylardan biri getirildi. Çoğu kamu kurumunun idari yetkileri, askeri kurum lehine ellerinden alındı. Buna, aslında yerel yönetimlerin görevi olan bazı sivil bina ruhsatlarıyla ilgili işlemler için askeri bir idarenin onayının şart koşulması da dahil. Ordu bugün bu sorumluluğu yerel yönetimlerle paylaşıyor. Ayrıca taş ocakları idaresinin orduya bağlanması gibi uygulamalarla valiliklerin bünyesindeki bazı birimlerin bütün yetkileri de ellerinden alındı.

Bu idari ayrıntılar basit görünebilir ancak daha önce devletin idari teşkilatındaki çalışanlara giden mali ödenek ve gelirlerin ellerinden alınması, bu sektörlerde çalışanların tepkisine yol açtı. Bunun yanında paranın askeri kuruma akması kurumun niteliğini değiştiriyor. Askeriyeyi tek kaygısı devleti korumak olan bir yapıdan, ülkedeki hiçbir başka sektörün sahip olmadığı ayrıcalık ve kolaylıklardan yararlanarak kârını büyütmeyi amaçlayan bir yapıya dönüştürüyor. Bu ayrıcalıkların elinden alınması da gelecekte Mısır devletinin gidişatını düzeltmek isteyen herhangi bir milli yöneticiye karşı darbe yapmasının gerekçesi haline gelebilir.

Toplumsal açıdan Sisi ayrıca Mısır'daki mezhepsel eğilimleri açık biçimde derinleştirmeye yöneldi. İslami siyasi örgütleri Hristiyanlara düşman, onların hayatlarını, geçim kaynaklarını ve dini ibadetlerini tehdit eden yapılar olarak gösterdi. Elbette söylemleri bu mesajın verilmesine katkıda bulunan bazı aşırılık yanlısı kişilerden de yararlandı. Bunun sonucunda Mısır'daki Hristiyan seçmen kitlesinin büyük bölümü Sisi'nin ilk günlerinde attığı adımlardan yana tavır aldı ve parlamento, cumhurbaşkanlığı veya anayasa oylamaları dahil çoğu seçim sürecinde onu destekleyen örgütlü bir seçmen kitlesi oluşturdu. Bu durum, Sisi ve kurumlarının uygulamalarına bugüne kadar baskı, öldürme ve cezaevlerinde tutma eylemlerinin eşlik etmesine rağmen sürdü.

Bunun sonucunda bu hareketlerin bazı veya birçok mensubu Hristiyan toplumuyla gerçek bir çatışma içine girdi. Hristiyanlar arasında bu akımlara yönelik kaygı hala devam ederken Hristiyanların siyasi tutumuna yönelik karşıt hoşnutsuzluk da varlığını sürdürüyor.

Bu hassas ve hakkında konuşulmayan mesele gündeme gelmişken, bugün Mısırlı Hristiyanların Sisi'ye yönelik halk desteğinin en düşük seviyelerinden birinde olduğuna da dikkat çekmek gerekir. Mısırlılar, aralarında ayrım olmaksızın ağır ekonomik koşullardan etkileniyor. Ancak Sisi lehindeki belirleyici unsur hala siyasi alanda bulunuyor. Çünkü Sisi Müslüman Kardeşler'i Hristiyanlara karşı bir korku unsuru olarak kullanıyor. Hristiyanlar, İslami siyasi akımla bağlantılı olmayan milli bir alternatif bulmaları halinde geniş kesimler, benzeri görülmemiş ekonomik kötüleşmeyi sona erdirmek amacıyla bu alternatife oy verecektir.

Mısır'ın bugün ulaştığı bu durum, 3 Temmuz 2013 tarihli darbe konuşmasıyla başladı ancak izlenen yol 14 Ağustos'ta kesinleşti. Kan dökülmesi, artık geriye dönüş olmadığı ve başlatılan sürecin bedeli ne olursa olsun tamamlanması gerektiği anlamına gelir. Başka kanlar dökülse, benzeri görülmemiş bir baskı uygulansa ve iktidarda kalmak uğruna her şeyden vazgeçilse bile...

Bu fesadı durdurmanın yolu ise fesadın ilk sebebine dönmekten, yani Mısır'ı bu hale getirenleri iktidardan uzaklaştırmaktan geçmektedir.


Arabi21'de yayınlanan bu değerlendirme Mepa News okurları için Türkçeleştirilmiştir. Değerlendirmede yer alan ifadeler yazarın kendi görüşleridir ve Mepa News'in editöryel politikasını yansıtmayabilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Mepa News, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Her bir yorum 600 karakterle (boşluklu) sınırlıdır.