Halid Abdurrahman | Mepa News
Suriye'nin Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na katılma ihtimali, bölgesel güvenlik dengeleri açısından yeni bir tartışma başlattı.
Askeri kapasitesi şu an için oldukça kısıtlı olan Şam yönetiminin böyle bir ittifaka ne sağlayabileceği sorgulanırken, Suriye'nin katkısının yalnızca konvansiyonel askeri güç üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği belirtiliyor.
Yeni yönetimin savaş tecrübesi, coğrafi konumu, güvenlik iş birliği imkanları ve Suudi Arabistan'la gelişen ilişkileri, olası üyeliğin temel gerekçeleri arasında bulunuyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, 31 Ekim'de Bahreyn'de düzenlenen Manama Diyaloğu'nda yaptığı açıklamada, ülkesinin Mekke İttifakı'na katılımının değerlendirildiğini söyledi. Şeybani, Şam'ın bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek ortak caydırıcılık ve savunma sistemlerinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Şam yönetimi, Yemen'de Husilere karşı Suudi Arabistan tarafından desteklenen hükümetin ülke genelinde egemenliğini yeniden tesis etme çabalarına da destek verdiğini açıkladı.
Bu açıklamalar, Suriye'nin yalnızca ittifaka katılma ihtimalini değil, Körfez güvenliğinde daha etkin bir rol üstlenmeye yönelik arayışını da gündeme taşıdı.
Mekke İttifakı nasıl bir yapı?
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, 7 Ağustos 2026'da Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan tarafından imzalandı. Anlaşmanın temel ilkelerinden biri, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının diğerlerine yapılmış bir saldırı olarak değerlendirilmesi.
Bu yönüyle NATO'nun kolektif savunma anlayışına benzetilen anlaşma, aynı zamanda istihbarat paylaşımı, ortak askeri faaliyetler, savunma sanayii iş birliği, teknoloji geliştirme ve silahlı kuvvetler arasında uyumun artırılmasını öngörüyor.
Üç ülkenin 31 Ağustos'ta İstanbul'da gerçekleştirdiği ilk ortak toplantıda anlaşmanın kurumsallaştırılması, Suudi Arabistan'da bir sekretarya kurulması ve savunma sanayii alanında ortak projelerin geliştirilmesi konusunda mutabakata varıldı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi de 5 Kasım'da anlaşmanın onaylanmasına ilişkin düzenlemeyi kabul etti. Böylece Ankara'nın anlaşmaya katılım sürecinde önemli bir aşama tamamlandı.
Mekke Anlaşması'nın ortaya çıkışında Suudi Arabistan'ın son dönemde karşı karşıya kaldığı güvenlik tehditleri ve bölgesel güvenlik ilişkilerini çeşitlendirme arayışı etkili oldu. Özellikle Yemen'deki Husilerin füze ve insansız hava aracı saldırıları, Riyad'ın savunma iş birliğini genişletme çabalarını hızlandırdı.
Suriye neden ittifaka katılmak istiyor?
Suriye açısından Mekke İttifakı'na katılım, öncelikle iç savaş sonrasında yeniden şekillenen dış politika ve güvenlik stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.
Beşar Esed'in Aralık 2024'te devrilmesinin ardından Ahmed Şara yönetimindeki Şam, uzun yıllar boyunca İran ve Rusya merkezli yürüyen dış ilişkilerini yeniden düzenlemeye başladı. Suudi Arabistan ve Türkiye ile yakınlaşma, bu yeni dönemin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
1. Bölgesel güvenlik sisteminin parçası olmak
Suriye yönetimi, yıllarca süren iç savaşın ardından ülkenin yeniden uluslararası sistemle bütünleşmesini ve bölgesel karar alma mekanizmalarında yer edinmesini istiyor.
Mekke İttifakı'na katılım, Şam'a yalnızca askeri iş birliği imkanı sağlamayacak, aynı zamanda ülkenin bölgesel güvenlik politikalarının oluşturulmasında söz sahibi olabileceği bir platform sunacak.
Şeybani'nin “Suriye bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır” açıklaması da bu yaklaşımın siyasi boyutunu ortaya koyuyor.
Şam, uzun yıllar çatışmaların ve dış müdahalelerin merkezinde bulunan bir ülke olmaktan çıkarak bölgesel güvenlik düzeninin aktörlerinden biri haline gelmek istiyor.
2. Suudi Arabistan'la ilişkileri derinleştirmek
Suudi Arabistan, Esed rejiminin devrilmesinden sonra Suriye'nin yeniden inşası ve ekonomik toparlanması konusunda destek veren ülkeler arasında bulunuyor.
İki ülke arasındaki yakınlaşma, askeri alana da taşınmış durumda. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara'nın 4 Kasım'da Riyad'a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında iki ülke arasında savunma iş birliği anlaşması imzalandı.
Anlaşma, askeri danışmanlık, eğitim ve uzmanlık paylaşımını kapsıyor. Taraflar anlaşmanın ayrıntılarını kamuoyuyla paylaşmasa da bu adım, Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin güvenlik boyutunda yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.
Şam açısından Suudi Arabistan'la yakınlaşma, ekonomik ve diplomatik desteğin yanı sıra ordunun yeniden yapılandırılması ve modernizasyonu için de önemli fırsatlar sunabilir.
3. İran etkisinin azalması ve yeni güvenlik ilişkileri
Esed rejimi döneminde Suriye, İran'ın bölgesel nüfuzunun önemli merkezlerinden biriydi. Devrim Muhafızları ve İran destekli silahlı gruplar, ülkedeki askeri ve siyasi dengelerde belirleyici rol oynuyordu.
Yeni yönetim, bu yapının ardından farklı güvenlik ortaklıkları geliştirmeye çalışıyor. Mekke İttifakı'na olası katılım, Suriye'nin İran merkezli güvenlik ilişkilerinden uzaklaşarak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'la daha kurumsal bağlar kurmasına yardımcı olabilir.
Bu durum, Şam'ın yalnızca İran'la ilişkilerinin değil, bölgesel güç dengelerindeki konumunun da yeniden şekillenmesi anlamına gelebilir.
4. Suriye'nin güvenliğini bölgesel güvenlikle ilişkilendirmek
Şam yönetimi, ülkenin güvenliğinin yalnızca kendi sınırları içerisindeki gelişmelerden ibaret olmadığını savunuyor. Suriye'nin bulunduğu coğrafya; Irak, Ürdün, Lübnan, Türkiye ve İsrail'le doğrudan bağlantılı çok sayıda güvenlik sorununu barındırıyor.
IŞİD gibi silahlı gruplar, sınır güvenliği, kaçakçılık ve İsrail'in Suriye topraklarındaki askeri faaliyetleri, yeni yönetimin karşı karşıya olduğu başlıca sorunlar arasında.
Bu nedenle bölgesel bir savunma mekanizmasının parçası olmak, Şam'a diplomatik destek ve güvenlik alanında iş birliği sağlayabilecek bir çerçeve sunabilir.
Suriye'nin ittifaka askeri katkısı ne olabilir?
Suriye'nin Mekke İttifakı'na katılımına yönelik tartışmalarda en fazla öne çıkan soru, ülkenin askeri kapasitesinin böyle bir yapıya ne ölçüde katkı sağlayabileceği.
Suriye'deki mevcut yönetim aslında halen yeni bir ordu kurmaya çalışıyor. Suriye ordusunun personel, teçhizat, lojistik ve komuta-kontrol kapasitesi baştan aşağı yeniden dizayn ediliyor. Özellikle hava kuvvetleri, hava savunma sistemleri ve savunma sanayii altyapısı neredeyse yok hükmünde.
Bu nedenle Suriye'nin Türkiye ve Pakistan gibi ülkelerle aynı ölçekte konvansiyonel askeri güç sunması kısa vadede mümkün görünmüyor. Ancak Şam'ın ittifaka sağlayabileceği katkılar farklı alanlarda ortaya çıkabilir.
1. Kara savaşı ve asimetrik çatışma tecrübesi
Suriye'deki savaş, ülkenin askeri personeline uzun yıllar boyunca farklı silahlı gruplarla mücadele, şehir savaşları, arazi kontrolü, savunma hatları oluşturma ve düzensiz savaş yöntemleri konusunda geniş bir tecrübe kazandırdı.
Suriye ordusu ve yeni güvenlik yapılanması, bu süreçte farklı askeri aktörlerle ve değişen savaş koşullarıyla karşı karşıya kaldı.
Bu tecrübe, özellikle Husiler gibi düzenli ordu yapısının dışında faaliyet gösteren, füze ve insansız hava araçlarının yanı sıra gerilla savaşı yöntemlerini de kullanan silahlı gruplarla mücadelede eğitim ve danışmanlık açısından değerlendirilebilir.
Burada Suriye'nin katkısı, gelişmiş silah sistemlerinden ziyade sahada edinilmiş tecrübenin paylaşılması olabilir.
2. Askeri eğitim ve personel yetiştirme
Suriye'nin Suudi Arabistan'a yönelik mevcut desteğinde de bu başlık öne çıkıyor.
Reuters'ın 6 Kasım tarihli haberine göre, iki Suriyeli askeri kaynak ve üst düzey bir ABD'li yetkili, son haftalarda onlarca Suriyeli askeri personelin danışmanlık ve eğitim faaliyetleri için Suudi Arabistan'a gittiğini bildirdi.
Habere göre Suriyeli ekipler, Suudi Arabistan ve Yemenli birliklerin muharebe kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla Suudi Arabistan'da eğitim faaliyetlerine destek veriyor.
Suudi yetkililer de Suriye ile askeri iş birliğinin bir bölümünün Suriye ordusunun yeniden yapılandırılması ve uzmanlık paylaşımına dayandığını belirtiyor.
Ancak Şam yönetiminden bir diplomat, askeri personelin Yemen'de veya doğrudan çatışma sahasında görevlendirilmesine ilişkin değerlendirmelerin erken olduğunu söyledi.
Dolayısıyla mevcut iş birliği, Suriye'nin Yemen savaşına doğrudan katıldığı şeklinde yorumlanmamalı.
3. İstihbarat ve saha tecrübesinin paylaşılması
Suriye, iç savaş boyunca çok sayıda silahlı grubun faaliyet gösterdiği, farklı ülkelerin askeri ve istihbarat yapılarının sahada bulunduğu bir coğrafya oldu.
Bu süreçte oluşan saha bilgisi ve silahlı grupların çalışma yöntemlerine ilişkin tecrübe, bölgesel güvenlik iş birliğinde kullanılabilecek unsurlar arasında yer alıyor.
Özellikle düzensiz silahlı grupların yapılanması, lojistik ağları, sınır geçişleri ve saha hareketliliği konularında bilgi paylaşımı, Suriye'nin sağlayabileceği katkılardan biri olabilir.
Bununla birlikte Suriye'nin bu alanda ittifak üyelerine hangi somut istihbarat kapasitesini sunabileceği henüz açıklanmış değil.
4. Coğrafi konum ve bölgesel güvenlik bağlantısı
Suriye'nin ittifaka katkısı yalnızca askeri personel veya silah sistemleriyle sınırlı olmayabilir.
Ülkenin Türkiye, Irak, Ürdün ve Lübnan'la olan sınırları, Şam bölgesindeki güvenlik gelişmeleri bakımından önemli bir konum sağlıyor. Şam'ın bu ülkelerle güvenlik koordinasyonunu geliştirmesi, ittifakın bölgesel bilgi paylaşımı ve sınır güvenliği alanındaki kapasitesini destekleyebilir.
Bu katkı, Husilere karşı doğrudan askeri harekat yürütmekten ziyade daha geniş bir bölgesel güvenlik ağının oluşturulması bakımından anlam taşıyor.
Husilere karşı Suudi Arabistan'a verilen destek ne anlama geliyor?
Suriye'nin Mekke İttifakı'na katılımı tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde Suudi Arabistan'a askeri danışmanlık ve eğitim desteği sağlaması dikkat çekiyor.
Reuters'ın haberine göre, Suriye'den sınırlı sayıda askeri personel Suudi Arabistan'a gönderildi. Bu ekiplerin Suudi ve Yemenli birliklere eğitim ve danışmanlık desteği verdiği bildirildi.
Bu gelişme, Suriye'nin Suudi Arabistan'la güvenlik iş birliğinin artık yalnızca siyasi açıklamalardan ibaret olmadığını gösteriyor.
Ancak burada iki ayrı süreci birbirinden ayırmak gerekiyor: Suriye'nin Suudi Arabistan'daki birliklere eğitim ve danışmanlık sağlaması ile Yemen'de Husilere karşı doğrudan askeri operasyonlara katılması aynı şey değil. Şu ana kadar Suriye birliklerinin Yemen'de Husilere karşı savaştığını gösteren doğrulanmış bir bilgi bulunmuyor.
Ayrıca ABD'li yetkililerin Şam'a Yemen'deki çatışmaya doğrudan müdahil olmanın Suriye'yi daha geniş bir bölgesel savaşın içine çekebileceği yönünde uyarıda bulunduğunu da unutmaka gerekli.
Bu uyarı, Suriye'nin öncelikleri açısından da önemli. Ülke halen ordusunu yeniden yapılandırmaya, güvenlik kurumlarını birleştirmeye ve savaşın yıkıma uğrattığı altyapısını onarmaya çalışıyor. Yeni bir dış cephede askeri varlık göstermek, bu süreci ciddi anlamda zorlaştırabilir.
İttifaka katılım Suriye için riskler de taşıyor
Mekke Anlaşması'na katılım, Şam'a diplomatik ve askeri iş birliği imkanları sunarken önemli güvenlik yükümlülüklerini de beraberinde getirebilir.
Anlaşmanın temelinde kolektif savunma ilkesi bulunuyor. Dolayısıyla üyelik, Suriye'nin yalnızca eğitim ve istihbarat paylaşımı gibi alanlarda iş birliği yapması değil, diğer üyelerden birine yönelik silahlı saldırı durumunda nasıl hareket edeceği sorusunu da gündeme getirecek.
Bu durum, özellikle Yemen'deki savaş ve İran'la yaşanan gerilimler bakımından kendisi de savaş yorgunu olan Şam'ı zor kararlarla karşı karşıya bırakabilir.
Suriye'nin askeri kapasitesinin henüz yeniden inşa aşamasında olması, böyle bir yükümlülüğün uygulanabilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor. Üstelik İsrail'in Suriye'deki askeri faaliyetleri de Şam'ın güvenlik gündemini doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle Suriye'nin olası üyeliğinde anlaşmanın yükümlülüklerinin nasıl uygulanacağı, askeri katkının hangi alanlarla sınırlı tutulacağı ve tarafların ortak savunma anlayışını nasıl yorumlayacağı belirleyici olacak.
Suriye'nin katılımı ittifakın siyasi ağırlığını artırabilir
Suriye'nin Mekke İttifakı'na olası katılımı, kısa vadede ittifakın askeri kapasitesini köklü biçimde değiştirmeyebilir. Şam'ın mevcut askeri imkanları, Türkiye ve Pakistan'ın teknolojik ve konvansiyonel kapasitesiyle karşılaştırılabilecek düzeyde değil.
Buna karşın Suriye'nin katılımı, ittifakın coğrafi ve siyasi kapsamını genişletebilir. Türkiye'nin kuzeyden, Suriye'nin Şam bölgesi üzerinden, Suudi Arabistan'ın Körfez ve Arap Yarımadası'ndan, Pakistan'ın ise Güney Asya'dan sağlayacağı bağlantılar, daha geniş bir bölgesel güvenlik iş birliği ağı oluşturabilir.
Tabi tüm bunlar ittifakın gelecek dönemdeki hamlelerine ve olası risklere karşı ne kadar ciddi reaksiyon alabileceğiyle bağlantılı.
Suriye açısından ise bu üyelik, savaş sonrasında yeniden kurmaya çalıştığı devlet ve ordu yapısını bölgesel ortaklıklar üzerinden güçlendirme fırsatı sunabilir.
Sonuç olarak Şam'ın Mekke İttifakı'na katılımının önemi, ittifaka kaç asker veya ne kadar silah sağlayacağından çok, yeni Suriye yönetiminin hangi bölgesel güvenlik düzeninin parçası olmayı tercih ettiğinde yatıyor.
Suriye'nin askeri kapasitesi sınırlı olsa da coğrafi konumu, savaş tecrübesi ve Suudi Arabistan'la gelişen güvenlik ilişkileri, onu ittifak açısından dikkate değer bir ortak haline getirebilir.
Ancak bu ortaklığın gerçek kapsamı, üyelik müzakerelerinin sonucuna ve Şam'ın üstlenmeye hazır olduğu yükümlülüklere bağlı olacak.
Kaynak: Mepa News