Reem Aouir | Middle East Eye | Tercüme: Mepa News
Suriye'deki Roj kampında tutulan kadınlar, 2026'nın başından bu yana şiddet, tehdit ve aşağılayıcı muamelenin arttığını söylüyor. Yeni yayımlanan bir rapor, IŞİD bağlantısı olduğu iddia edilen yabancı uyrukluların tutulduğu ülkedeki son büyük alıkoyma tesisinde kalan kadın ve çocukların akıbetine ilişkin endişeleri yeniden gündeme taşıdı.
İsveç merkezli hak örgütü Repatriate the Children (RTC) tarafından geçen ay yayımlanan rapor, Ocak-Mayıs 2026 döneminde kampta tutulan farklı uyruklardan 40'tan fazla kadının tanıklıklarına dayanıyor.
Kadınlar, gece düzenlenen silahlı baskınları, darp olaylarını, kamp içinde açılan ateşi ve çocukların annelerinden ayrılmasını anlattı. Raporda, Ocak 2026'daki gelişmelerin ardından Roj kampındaki tutuklulara yönelik ihlallerin "hem sıklık hem de ağırlık bakımından önemli ölçüde arttığı" belirtildi.
Birleşmiş Milletler uzmanları daha önce Hol ve Roj kamplarındaki koşulların zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele anlamına gelebileceği uyarısında bulunmuştu. Uluslararası Af Örgütü de kadın tutuklulara yönelik cinsiyete dayalı şiddet ve kötü muamele iddialarını belgeledi.
RTC, son gelişmelerden önce de Roj'da tutulan kadın ve çocukların uzun süredir "ağır ve sistematik insan hakları ihlallerine" maruz kaldığını belirtti.
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetinde, Irak sınırı yakınlarında yer alan Roj kampı, Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından kontrol ediliyor ve yönetiliyor.
Eski IŞİD mensubu olduğundan şüphelenilen kişilerle bağlantılı kadın ve çocukların tutulduğu tesis, daha büyük Hol kampının ocak ayında çökmesinin ardından ülkede yabancı ailelerin tutulduğu son büyük kamp haline geldi.
İsveç'teki Repatriate the Children'ın kurucu ortaklarından Beatrice Eriksson, Middle East Eye'a yaptığı açıklamada, "Son birkaç haftada Roj kampında şiddetin, tehditlerin ve gece baskınlarının yeniden arttığına ilişkin raporlarda artış gördük. Kadınların dövüldüğü, insanların kamptan alınarak başka alıkoyma tesislerine götürüldüğü ve çocukların şiddete maruz bırakıldığı düşmanca gece baskınlarından söz ediliyor." dedi.
"Her gece acı verici"
Roj kampındaki birçok kadın için korku yalnızca yaşananlardan değil, bundan sonra olabileceklerden de kaynaklanıyor.
Rapora göre kadınlar, ocak ayından bu yana gardiyanların gece düzenlediği baskınların "sürekli bir bekleyiş ve sıkıntı hali" oluşturduğunu düzenli olarak bildirdi.
Bir kadın, "Her gece aynı. Bize girip girmeyeceklerini bilmiyoruz ve sürekli korkuyoruz. Silahları kadınlara doğrultuyorlar. Çadırlarımıza girmemelerini umuyoruz. Araç gidene kadar duygular kontrol edilemez hale geliyor, kalbimiz çarpıyor, bacaklarımız korkudan titriyor." dedi.
Birçok kadın sürekli tehdit altında yaşadıklarını, güvenlik operasyonları sırasında dışarı çıkmaları halinde öldürülebilecekleri konusunda uyarıldıkları için çadırlarından çıkmaya korktuklarını anlattı.
Bir kadın, "Bugün askerler bize megafondan bağırırlarsa dışarı çıkmamamızı, çadırlardan ayrılmamamızı söylediler. Aksi halde kuledeki keskin nişancının bize ateş edeceğini söylediler." ifadelerini kullandı.
Tanıklıklar, son gelişmelerin özellikle ailelere yönelik doğrudan ölüm tehditleri nedeniyle tutuklular üzerindeki psikolojik etkiyi daha da artırdığını gösteriyor.
Kadınlar, tutukluların soğuk kış koşullarında daha fazla üşümeleri için üzerlerine soğuk su dökülmesi ve kamp personeli tarafından sözlü hakarete maruz bırakılması dahil başka kötü muamele biçimlerini de bildirdi.
RTC tarafından toplanan tanıklıklara göre tutuklulara, "İnsan hakları yok" ve "Bakalım Allahınız şimdi sizi kurtarabilecek mi?" denildi.
Bir kadın, koşullardaki kötüleşmeyi, SDG'nin bu yılın başında yaşadığı toprak kayıplarının ardından ortaya çıkan daha geniş istikrarsızlıkla ilişkilendirdi. Söz konusu süreçte Devlet Başkanı Ahmed Şara yönetimindeki Şam'daki yeni hükümet, Suriye iç savaşının büyük bölümünde Kürt makamları tarafından yönetilen bölgelerde yeniden kontrol sağlamaya başlamıştı.
Kadın, "Sanki bütün öfkelerini bizden çıkarıyorlar." dedi ve "Kendimizi korumak için hiçbir şey yapamıyoruz." ifadelerini kullandı.
MEE, yorum talebiyle Suriye hükümeti ve Kürt yetkililerle temasa geçti.
Kadınlar ayrıca güvenlik baskınlarının çoğu zaman alıkoyma ve fiziksel şiddetin ötesine geçtiğini, aramalar sırasında para, telefon ve diğer kişisel eşyaların düzenli olarak el konulduğunu veya çalındığını anlattı.
Birçok kadın, çadırlarının ve yaşadıkları alanların talan edildiğini, eşyalarının tahrip edildiğini ve tehdit eylemlerinin yaygın olduğunu belirterek tutukluların korku ve endişe içinde bırakıldığını söyledi.
Bir kadın, "Önceki gece araç çadırımın önüne geldi. Komşumun çadırına girdiler, onu eve götürüp dövdüler." dedi.
Kadın, "Biz sadece sessiz kaldık, aracın gitmesini bekledik. Korkunç bir geceydi. Kadın geri döndüğünde onu duydum, çok yüksek sesle ağlıyordu. Ertesi sabah çadırını gördüm ve şok oldum. Her şeyi tahrip etmişlerdi. Parasını ve telefonunu almışlardı." ifadelerini kullandı.
Aynı kadın, "Dün gece yine çadırları soydular, her şeyi çıkardılar, halıları, battaniyeleri, dolapları, hatta yiyecekleri aldılar." dedi ve bazı kişilerin yeniden dövüldüğünü, telefon talep edildiğini aktardı.
Bu tür olaylar kampta büyüyen bir güvensizlik hissine yol açarken, birçok kişi sıranın kendilerine gelebileceğinden korkuyor.
Bir kadın, "Bir sonraki kurbanlarının siz olup olmayacağını bilmiyorsunuz. Açıkçası daha önce hiç böyle bir korku yaşamadım." dedi.
Başka bir kadın, kamp içinde küçük bir dükkan işleten komşusuna düzenlendiğini söylediği baskını anlattı.
Kadın, "Küçük bir dükkanı olan komşunun içine girdiler. Çocuklarını duvara dizdiler, kadının başına silah dayadılar ve telefonunu vermesini istediler." dedi ve "Kadın sakin kaldı." ifadelerini kullandı.
Güvenlik kaygılarının yanı sıra kadınlar, yaşam koşullarının ve temel hizmetlere erişimin de kötüleştiğini bildirdi. Tanıklıklarda elektrik kesintilerinin arttığı, sağlık hizmetlerinin yetersiz kaldığı ve kampın sakinlerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesine ilişkin endişelerin büyüdüğü anlatıldı.
Bir kadın, "Herkes çadırlarda oturuyor. Elektrik yok. Elektrik sağlayan jeneratör götürüldü." dedi. "Bütün kamp bu jeneratör için para toplamıştı ama çalındı."
Kadınlar, kötüleşen koşulların fiziksel ve ruhsal sağlıklarını giderek daha fazla etkilediğini söyledi.
Bir kadın, "Bu yüzden sağlığımız kötüleşiyor. Bazen sabah kalkamıyorum." dedi.
Bir başka kadın ise "Ruh sağlığımızı yok ediyorlar. Buradaki kadınların çoğunun psikolojik bakıma ihtiyacı var. Bu aşağılama, küçümseme ve alay bizi ruhsal olarak etkiledi." ifadelerini kullandı.
Bir kadın, kampta tutulan Fransız bir kadının nisan ayında tıbbi tedavi sağlanmadığı için öldüğünü öne sürdü.
Kadın, "Şiddetli baş ağrısı ve ağrıdan şikayet ediyordu. Ona çadırına geri dönmesini söylediler. Öğleden sonra kalp krizi geçirdi ve öldü." dedi.
Birçok kadın için son ayların psikolojik etkisi fiziksel zorluklar kadar ağır oldu. Tutuklular, günlük hayatlarının korku, güvensizlik ve belirsizlik içinde geçtiğini anlattı.
Bir kadın, "Bu bir korku filmi. Canlı bir korku filmi. Bunu yaşıyoruz." dedi.
Bir başka kadın ise "Korku ve endişe içinde yaşamaktan çok yoruldum. Her gece acı verici." ifadelerini kullandı.
Çitlerin arkasında bir çocukluk
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre Aralık 2025 itibarıyla Roj kampında tutulan 2 bin 324 kişinin yüzde 63'ünü çocuklar oluşturuyordu.
Ocak ayındaki tırmanış sırasında yaşanan çatışmalar ve istikrarsızlık, yıllardır şiddet, belirsizlik ve kapatılmışlıkla mücadele eden çocuklar üzerinde derin etki bıraktı.
Bir anne, ailelerin ölüm ya da ayrılık ihtimaline karşı ne kadar ileri tedbirler aldığını anlattı. Saldırı sırasında çocuklarının alınmasından veya kaybolmasından korkan kadın, aile ayrılırsa çocuklarının kimliklerinin tespit edilebilmesi için menşe ülkelerindeki akrabalarının iletişim bilgilerini çocuklarının kollarına yazdı.
Birçok çocuk için şiddet yalnızca çevrelerinde yaşanan bir şey değildi. Bir tanık, 12 yaşındaki bir erkek çocuğun dövülme izleri ve vurulacağı yönündeki tehditlerin ardından ailesine geri gönderildiğini anlattı.
Başka bir vakada, personelin gece baskını sırasında bir ailenin çadırına girdiği ve bir anne ile 16, 13 ve 9 yaşlarındaki üç kızını dövdüğü iddia edildi.
Bir kadın, "Kadının büyük iki çocuğu ağır şekilde dövüldü. Annenin kendisi de ağır şekilde dövüldü. Demir sopalarla. Bütün çocukları yanlarında götürdüler." dedi.
Çok sayıda kadın, aile üyelerinden herhangi bir açıklama yapılmadan ayrıldıklarını anlattı. İddiaya göre anneler alıkoyma tesislerine götürülüp günler veya haftalar sonra geri getirildi. Bazı kadınlar benzer olayların çocukları da kapsadığını bildirdi.
Bazıları, aile üyelerinin fiziksel şiddet izleriyle geri döndüğünü söyledi.
Bir kadın, "Askerler onu götürdü. Yaklaşık 12 yaşındaydı. İki-üç gün kadar tutuldu. Çocuk stres içinde. Vücudunda dayak izleri var. Ona kendisini vuracaklarını söylemişler." dedi.
Bazı kadınlar ise annelerinden alınan çocukların bazı durumlarda ancak para talep edildikten sonra geri verildiğini söyledi.
Alınan çocuklar hakkında bilgi almaya çalışan aileler tehditlerle karşılaştı. Bir kadın, böyle bir olayı anlatırken, "Toplandık ve karargahlarına gittik ama üzerimize saldırdılar. 'Gitmezseniz çocukları 10 gün daha tutarız' dediler." ifadelerini kullandı.
Eriksson, "Çocuklar hiçbir çocuğun yaşamak zorunda kalmaması gereken deneyimlere maruz bırakılıyor. Geçici bir acil durumdan söz etmiyoruz. Yıllardır çitlerin arkasında büyüyen çocuklardan söz ediyoruz. Görünen o ki dünya buna yavaş yavaş alıştı ve bu durumu kabul etti." dedi.
Eriksson, "Bu çocukların çoğu için tablo çok karanlık, çünkü çok küçükler." ifadelerini kullandı.
"Bu siyasi irade eksikliği"
Batılı hükümetler yıllardır, vatandaşlarının Roj gibi kamplardaki varlığını çözmenin zor olduğunu, çünkü tesislerin Suriye'nin kuzeydoğusunda devlet dışı aktörler tarafından yönetildiğini savunuyordu.
Rapora göre bu argüman artık geçerli değil.
Esed rejiminin düşüşü ve Şam ile SDG arasında ocak ayında varılan anlaşmadan bu yana yaşanan gelişmeler, bu tabloyu değiştirerek geri dönüşler için yeni imkanlar oluşturdu.
Eriksson, MEE'ye yaptığı açıklamada, "Bazı devletlerin hala sorumluluk almaya isteksiz olmasının nedeni siyasi irade eksikliği. Oysa bu kişiler fiilen uluslararası hukuk uyarınca ülkelerine dönme hakkına sahip." dedi.
Eriksson, "Şu anda üçüncü ülke vatandaşlarının geri dönüşü için şartların her zamankinden daha olumlu yönde geliştiğini görüyoruz." ifadelerini kullandı.
Eriksson, uluslararası toplum tarafından tanınan Suriye hükümetinin kuzeydoğuda artan rolünün, ülkelerin bu konuda diplomatik temas kurmasını kolaylaştırması gerektiğini söyledi.
"Şimdi Suriye hükümetinin bu meselenin çözümüne aktif biçimde katılmasına da umut bağlıyoruz." diyen Eriksson, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu aileleri artık devlet dışı bir silahlı grup tutmuyor. Onları, dünyadaki çoğu ülkeyle diplomatik ilişkileri bulunan ve uluslararası alanda tanınan bir yapı olan Suriye hükümeti tutuyor. Çözüm masada. Sadece uygulanması gerekiyor."
Eriksson, Avrupa hükümetlerinin Suriye'ye yaklaşımında bir tutarsızlık olduğunu da belirtti.
Eriksson'a göre birçok Avrupa ülkesi, Avrupa'dan sınır dışı etmek istedikleri Suriyelileri kabul etmesini Şam'dan beklerken, Suriye'nin kuzeydoğusundaki kamplarda tutulan kendi vatandaşlarını geri almayı reddediyor.
Eriksson, "Burada büyük bir ikiyüzlülük var." dedi.
Eriksson'a göre geri dönüş için gerekçeler, kampların kurulduğu günden bu yana hiç olmadığı kadar güçlü.
"Hükümetler sadece kendi vatandaşları için sorumluluk almalı. Herhangi biri bir suçtan şüpheleniliyorsa soruşturulsun. Yargılanabiliyorsa yargılansın. Ancak hükümetler siyasi açıdan zor bir meseleyle uğraşmak istemiyor diye çocuklar bütün çocukluklarını alıkonularak geçirmemeli."
RTC raporu, geri dönüşlerin sağlanmamasının "zararı ve kuşaklar arası travmayı sürdürdüğünü" belirtiyor. Rapora göre bu durum insanları "düzenli şiddet, yoksunluk, eğitim ve sağlık hizmetlerinden mahrumiyet, sömürü, insan kaçakçılığı ve devlet dışı silahlı gruplarca devşirilme risklerinin artmasıyla" karşı karşıya bırakıyor.
Raporda, "Terörle mücadele açısından bakıldığında, kişileri felaket koşullarda hukuka aykırı biçimde alıkoymak risk azaltmak değildir." denildi ve bunun "risk üretmek" olduğu vurgulandı.
Eriksson, bu ihmalin kendi tehlikesini de beraberinde getirdiği uyarısında bulundu. Yardımların yetersiz kaldığını ve bazı ailelerin en temel sağlık hizmetlerini bile karşılayamadığını belirten Eriksson, tedavisi ailesine ödeyemeyecekleri 1000 dolarlık bir fatura çıkaran bir çocuğu örnek gösterdi. Yurt dışında kendilerine para gönderecek kimsesi olmayan annelerin savunmasız kaldığını söyledi.
Eriksson'a göre "devletlerin sorumluluk almadığı" durumlarda bu kadınların IŞİD ve kamptaki nüfusla ilgisini sürdüren diğer silahlı gruplar dahil "başka aktörlerden yardım arama" riski bulunuyor.
Eriksson, "Bu şiddet döngüsünü kırmamız gerekiyor." dedi.
Roj kampında şu anda 769 hane halinde 2 bin 373 kişi bulunuyor. Kampta 54 farklı uyruktan kişi yer alıyor ve bunların büyük çoğunluğunu Suriyeli ya da Iraklı olmayan üçüncü ülke vatandaşları oluşturuyor.
BM verilerine göre kamp nüfusunun yüzde 63'ünü çocuklar, yüzde 35'ini kadınlar ve yalnızca yüzde 2'sini erkekler oluşturuyor.
Kamptaki sakinlerin çeşitliliğine ve sayısına rağmen ocak ayından bu yana yalnızca iki geri dönüş gerçekleşti. Her iki geri dönüş de Avustralya'ya yapıldı, biri nisan ayında, diğeri ise mayıs ayında gerçekleşti.